31 Mayıs 2014 Cumartesi

BÖLÜM ÖZETİ VE YORUMLAR



Sevildi diyorsam Kafa'dan atmıyorum ya...
Apartman her bölümde sizi sürprizlerle şok etmeyi başaracak gibi! Örneğin bu tip gerçekleri final bölümlerinde açıklayan çoğu öykünün aksine, daha sadece üçüncü bölüm olmasına rağmen, katilin kim olduğu açığa çıkıyor ve apartmanda korkunç bir olay yaşanıyor! Baştan uyarayım: Bu komşular hiç de tekin değil.

Sevgi boşanmak üzere olduğu kocasından çok şiddetli bir dayak yiyince apartmandan taşınıp izini kaybettirmeye çalışır. Geride kalan komşularsa bunu, onun katil olduğu şeklinde yorumlar. Zehra komşularından birinin katil olduğundan neredeyse emindir ve onu kendi yöntemleriyle bulmaya çalışır. Bu sırada senaryo yazarı olan Kenan'ın zekasına ihtiyaç duyar ve karşılığında da çekeceği filmde onun yapımcısı olmayı kabul eder. Katili değil ama, cesedin kimliğini teşhis ederler. Ceset, Kenan'ın taşındığı dairenin bir önceki sahibi olan adamındır. Melis aniden apartmandan taşınmaya karar verir ve bu durum kapı komşusu Çiğdem'in dikkatini çeker. Çiğdem katilin o olduğundan şüphe etmektedir, fakat çok yanılmaktadır, katil tahmin ettiğinden de daha yakınındadır. Çiğdem'in adamı öldüren kişiyi öğrenmesi korkunç şeyleri tetikler. Altın Bilezik apartmanında artık kimse rahat uyuyamayacaktır.

Soru: Sizce katil kim?

Cevap: Sadece bir akşam sonra.

28 Mayıs 2014 Çarşamba

APARTMAN - BÖLÜM 2

 
Bölüm 1
Pilot bölüm

CİNAYET VE KURABİYE

Özet: Ben Zehra… Reyting rekorları kıran pembe dizimin ardından biraz dinlenmek için Amerika’da üç yıl geçirdikten sonra ülkeme geri döndüm. Döndüm dönmesine de, ayol ne magazinciler benimle ilgilendi ne komşularım… Bildiğim unutulmuşum! Ben de bari evimle hasret gidereyim dedim, Cihangir’deki Altın Bilezik apartmanımdaki bir numaralı daireme adımımı atıp, ilk önce odama koştum. Ayağımın dibinde bir de ne göreyim, çürümüş bir ceset! Al buyur! Dönüşüm muhteşem oldu! Eve değil olay yerine döndüm resmen! Bakın sonra neler olacaktı...

Apartmandaki komşularım, ben polis aracına bindirilirken peşimden bakakalmışlardı. Yüzlerinde yakalanmanın verdiği bir telaş ifadesi aradım, ama sadece şaşkınlık vardı. Yine de ben bu işi onlardan birinin yaptığından, en azından içlerinden birinin bu işte bir parmağı olduğundan emindim.
Benim hemen ardımdan polis onları da karakola getirip ifadelerini aldı.

"Bir katile benziyor muyum sizce?" dedi Aslı.

"Hem bunu yapmak için bir nedenim yok," dedi Nur.
"Ben öldürmüş olsam bile bu işi onun evinde yapmamın tek açıklaması birbirimizden hazzetmememiz olamaz," dedi Sevgi.
"Hem evine nasıl gireceğim ki?" dedi Çiğdem.
"İnanın ben de şok oldum," dedi Melis.
"Yüreğim böyle bir olayı kaldırmaz," dedi Keriman. "Hatta geçen gün komşunun evine gittim, yeni bir koltuk almış, ama koltuk bildiğin kan kırmızı, oracığa yığılıverdim. Demek istediğim..."
"Yani hiçbir fikrim yok," dedi Okan.
"Apartmana iki gün önce taşındım," dedi Kenan.
"Dikkatimi çeken hiçbir durum olmadı," dedi apartmanın kapıcısı Ali Efendi.
Sevgi’nin kocası, Aslı’nın kocası ve Çiğdem’in kocası da aynı şeyleri söylediler. Sorgulanacak başka birisi kalmamıştı.
Ceset üstünde yapılan birkaç günlük incelemenin ardından, polisin kararı şu oldu: "Cesedin durumuna bakılırsa, muhtemelen siz Amerika'ya gider gitmez birisi onu öldürmüş olmalı. Yani ceset ancak üç yılın ardından bu kadar çürümüş olabilir. Anlayamadığımız tek şey kokunun nasıl olup da dışarıya sızmadığı. Bunu da yatak odanızın, evin kapısına en uzak yerde olmasıyla yorumladık. Ve patolog bir kurşun deliği bulamadı. Evinizde de hiçbir parmak izine rastlamakdık. Bu bir cinayet değil Zehra Hanım, çok büyük ihtimalle bir intihar. Ceset öyle çürümüş ki, kimliğini bile teşhis edemeyecek durumdayız. Bu durumda sadece evinizden çıkan bir cesede bakarak kimseyi tutuklayamayız. Belki de evinize bir hırsız girdi, bir şekilde yere yığıldı ve oracıkta öldü. En azından biz cesetle ilgili bunu düşünüyoruz."
"Memur bey, cümlelerinizden tek duyduğum bla bla ceset bla bla ceset oldu, ama ben bu işi onlardan birinin yaptığından eminim!" dedim.
Ama polis tüm komşuları masum buldu. Sorgu da belirsizlikle son buldu. Fakat ben bu işin peşini bırakmamaya yemin etmiştim.
 
Karnı burnunda hamile olan Çiğdem iki numaralı dairenin kapısını çaldığında, dört numaralı dairede oturan Aslı üç numaralı daire oturan yakışıklı adamın radarına nasıl girebileceğini düşünüyordu. Bu nedenle bolca makyaj yapıp onu kahve içmeye davet etmekte karar kıldı.
Beş numaralı dairede oturan Nur da tam o sırada Melis’ten aldığı taktiklerle makyajını yapmaya devam etmekteydi. Hoş geldin ziyareti adı altında Kenan’a gidecekti.
"Biraz daha ruj?"

"Sanırım bu kadar yeter!" dedi Nur, gülümseyerek. "Alt tarafı ayaküstü bir şey, Bodrum'daki barlarda içki dağıtmayacağım!"

Nur "dağıtmayacağım" deyip sonuna da bir ünlem koyar koymaz, Çiğdem'in çaldığı kapı açıldı.

Sevgi'nin yüzünde de hala yaşananların şoku vardı.
"Şimdi de Cem'i sorguluyorlar," dedi Nur.

"İçeri gelmek ister misin?"

"Hiç de kek ve kurabiye havamda değilim! Bebek doğuracağım ve cezaevi kesinlikle istediğim hastane değil!" Gülüyordu.

"Haklısın, kötü günler geçiriyoruz, ama polis yeterli ipucu bulamayınca işin peşini bıraktı."

"Zehra bırakacak mı sanki..." Çiğdem bir an için durakladı. "Sevgi, bak bunca yıllık komşuyuz. Bana lütfen doğruyu söyle. O cesetle bir ilgin..."

"Hayır tabii ki! Bunu nasıl düşünebilirsin?"

"Yani, Sevgi ile aranızda olanları biliyoruz…"

"Bu yüzden de birini öldürüp evine mi attım?" diye bağırdı Sevgi. "Saçmalamayı kestiğinde, tekrar uğrarsın!" Kapıyı çat diye Çiğdem’in suratına kapattı.

Kapı çat diye Çiğdem’in suratına kapandı.

Çiğdem aynı anda karnındaki bebeğin tekmesini hissetti.


"Hoş geldiniz Nur Hanım," dedi Kenan.

"Taşındığınızı duydum da, size küçük bir ev hediyesi getirdim." Elindeki paketi Kenan'a uzattı. Kenan açtı. İçinden bir çok hoş bir el gırgırı çıktı.

Kenan’ın şaşkınlığı yüzünden okunuyordu. "Ah, ne kadar... hoş."
Nur omuz silkti. "Her ev kadınının ya da bu durumda ev adamının ihtiyacı olan bir şey!"
"Çok kibarsınız, çok teşekkür ederim. Evime uğrayan ilk komşum sizsiniz."
O sırada olup biteni umutsuzca kapı deliğinden izlemekte olan Aslı da kendini daha fazla tutamayarak, kapısını açtı.

"Ah, ben de evime kadar gelen bu gürültünün sebebini merak ediyordum? Meğer senmişsin Nur'cuğum! Apartmanımıza hoş geldiniz, Kenan Bey. O elinizdeki de ne öyle?”
"Nur Hanım’ın ev hediyesi."

"Çok zevklidir kendisi," dedi Aslı, iğneleme dolu bir sesle. "Eee, ne işle meşgulsünüz?"

"Senaryo yazarı ve yönetmenim. Sektöre daha yakın olabilmek için Cihangir'de bir ev kiralamaya karar verdim. İlk filmimi çekmek için yapımcı arıyorum."

"Aaa, öyle mi!" dedi Aslı. "Eee, ben de bir ara çok önemli bir film dergisine eleştiriler yazıyordum. Eğer senaryonuzu okutmak isterseniz, fikir verebilirim." Yalancı! Böyle sanatsal şeylerle alakası yoktur! Ben tabii o sırada evimde, temizlikçimin başındaydım. Bunak Keriman da bana gelmek üzereydi.


Keriman, komşularının onun hakkında ne düşündüklerini her zaman merak ederdi. Komşuları onu kendilerine yemek tarifi sağlayan bir aşçı olarak mı, eğlenceli bir dedikodu kaynağı olarak mı, yoksa sadece aynı apartmanda yaşayan ve kocası öldükten sonra iyice huysuzlaşan yaşlı bir kadın olarak mı görüyorlardı?
Bir de bu son olanlardan sonra, potansiyel bir katil de olabilirdi.
Açıkçası ben o bunağın böyle bir cinayet işleyebileceğine ihtimal vermiyordum. Yani işlese bile, kan falan görünce dayanamaz o. Yüreği kaldırmaz ayol. Yine de dikkatli olmalıydım.
Olup bitenlerden ötürü her zamanki merakı iyice katlanan Keriman, haber vermeden bana uğramak için bir bahane aramaya başladı. Kısa süreli bir tereddüdün ardından, üç yıl önce
ödünç aldığı tenceremi teslim etmeye karar verdi.

Ben de o sırada evi ve özellikle de cesedin bulunduğu yatak odamı çok güzel temizlemesi için kadınım Güzin'in başındaydım. O parkeleri ovaladıkça, ben de cesedin izlerinden kurtuluyordum. Aksi halde bu evde kalmam mümkün değildi. Ama bakın ne halt yedi Güzin! "Karakterim öldürülünceye dek tam beş sezon boyunca başrolünde oynadığım dizimin posterini yanlışlıkla çöpe mi attın sen?"

"Hayır, bilerek ve isteyerek yaptım, abla. Afişte ne yazıyordu hiç okumadın herhalde?"
Omuz silktim. "Hiç dikkat etmemiştim, ne yazıyormuş?"

"Hiçbir cinayet gizli kalmaz." Bunu ürperten bir ses tonuyla işlemişti.

"Aaa, doğru, son sezonda temamız buydu."
"O cesedi hatırlatabileceğini düşündüğümden çöpe atıverdim onu. Ayrıca cesedin altındaki halıyı, yerdeki pis yastığı ve küvetteki armut sabunluğu da yok ettim.”

"Armut sabunluğum bana cesedi nasıl hatırlatabilirdi ki?"

"Hatırlatamazdı. Sadece çok çirkin diye attım."

Tam ona bağıracaktım ki kapı çaldı. Hayret, yoksa komşularım evime taziyeye mi gelmişlerdi! Gelenin Keriman olması, bana bundan sonra kapı her çaldığında önce delikten bakmam gerektiğini öğretecekti.
"Ah zavallıcığım, tam da yol yorgunuyken başına gelenlere de bak hele!" Keriman, içeri gelmek için hamle yapınca önünü kapattım.
"Temizliğim var, sonra gelsen?"

"E sen bana gel o zaman?"

Savaşmadan pes ettim. Belki de yokluğumda olan dedikoduları öğrenmek kafamı dağıtırdı. Bu arada bana tenceremi verdi.

"Yeni mi getiriyorsun, ayıp vallahi getirme bari!" dedim.

"Ne yapayım, getirecektim de sen yurt dışına gidince bende kaldı." Yalan söylüyordu elbette.
Bunak Keriman yeni temizlenmiş zeminlerde hatur hutur yürürken, Güzin tek kaşını kaldırıp ona baktı. Keriman, hiç izin almadan, salon yerine yatak odama girdi!

"Burada bulmuştun cesedi, değil mi?"

"Evet," dedim, sinirlerime hakim olmaya çalışarak.

Birden dolabımı açarak kıyafetlerimi karıştırmaya başladı. Aman Allah’ım! Yoksa beni ziyaret etme bahanesi altında, polisin bulamadığı cinayet izlerini mi silecekti?

Ona başımın döndüğünü söyleyip kapıya yönlendirdim.

Belki de bu bunak, aslında herkesten daha akıllı bir katildi, ha?
Yok be, nerede Keriman'da o zeka!
Ben de cinayet izlerini sildiğini falan sanmıştım…
Evimden çıkar çıkmaz soluğu Aslı’da aldı, pis dedikoducu.
Meğersem konu…
"Otuz sekiz mi!" diye bağırdı Aslı. "Oysa bana otuz altı beden giydiğini söylerdi!"

“Ya, böyle işte,” dedi Keriman, kahvesini höpürdetirken. "Bizden sakladığı daha başka neler var acaba?"

"Vallahi onu bunu bilmem de, şu ceset benim midemi kaldırdı Keriman Abla... Az önce karşı daireme taşınan Kenan Bey ile konuşuyorduk, laf aramızda çok hoş bir bey kendisi, adamcağız taşındığına taşınacağına pişman olmuş. E haklı yani. Yıllardır apartmanda ölü bir adam varmış ayol!”
"Ya da kadın," diye ekledi Keriman. "Sence o cesedin Zehra'nın evinde ne işi vardı?"

"Bilmiyorum," diye konuyu geçiştirdi Aslı.

İki numaradaki Sevgi çok tuhaf hissediyordu. Kim bilir ne zamandan beri sadece beş metre ötesinde bir cesetle yaşıyordu tabii, kolay mı? Ama bence katil oydu! Yani, o cesedi evime atan... Belki de suçu bana atmak istemişti. Bu da olabilirdi. Ne de olsa aramızda yaşananları tüm apartman, hatta mahalle, hatta Cihangir biliyordu!
O akşam, cinayetten sonra ilk kez, çöpleri kapıya çıkarırken karşılaştık, ama hiç konuşmadık. Kapılarımızı sessizce birbirimizin yüzüne kapattık.

Sonra, bunu yakın zaman içinde asla öğrenemeyecektik, boşanmak üzere olduğu kocası eve gelip bunu dövdüğünde, artık canına tak eden Sevgi ertesi gün apartmandan taşınıp izini kaybettirme kararı almıştı. Geride kalan komşular olaraksa biz bunu, onun katil olduğu şeklinde yorumlayacaktık. Başta da ben elbette. Gerçek katilse asla aklıma gelmeyen ve gelmeyecek olan bir isimdi. Ama olaylar oraya gelene kadar, apartmanda çok büyük bir kıyamet daha kopacaktı. Kıyametten önceki gece, hangi komşumun evimdeki cesetle bir bağlantısı olabileceğini düşünen ben hariç, herkes son rahat uykusunu uyudu.

27 Mayıs 2014 Salı

HER ŞEY SANAT İÇİN!

Beş dakika önce, tamamen masum bir amaçla, online gördüğüm arkadaşlarıma bir soru sordum... Roman yazarken o anda aklıma gelmeyen ya da gelip de emin olamadığım bir ifadenin doğrusunu... Ama iş öyle "yoldan geçen vatandaşa sorulan ana haber öncesi eğlence anketi" halini aldı ki, cevapları yayımlamadan edemedim! Tabii izin alarak ve isimleri anonim tutarak... 

 

25 Mayıs 2014 Pazar

APARTMAN - BÖLÜM 1


Pilot bölüm

OLAY KOMŞU OLAY YERİNE GERİ DÖNÜYOR

Apartmanda öyle sıradan bir gün yaşanmaktaydı ki, kimse bir saat içinde yaşanacak olan gelişmeleri öngöremezdi.

İki numaradaki Sevgi uzun zamandır ihmal ettiği balkonundaki çiçeklerini suluyordu. Üst çaprazındaki üç numaranın sakinlerinden olan Aslı kocasını işe yolladığından beri karşı daireye taşınan adamı kapı deliğinden kolluyordu. Kocasını işe yolladıktan sonra kapı komşusu tarafından dışarı çıkacağı anın beklendiği Kenan, son birkaç koliyi daha boşaltıyordu. Üst katındaki beş numarada oturan Nur, apartmanın müzmin bekar hanımefendisi sıfatını devam ettiriyordu. Kapı komşusu olan Keriman, on yedi dakikadır iki alt sokakta yaşayan eltisiyle telefonda dedikodu yapıyordu. Dördüncü kattaki Okan ve Melis çifti kahvaltıları sırasında sessizce gazetelerini okuyorlardı. Apartmanın çoluklu çocuklu tek kadını olan Çiğdem kocası işe gittikten sonra karnındaki bebeğin tekmesini hissediyordu. İşte tam bu sırada, apartmanın hemen önünde duran bir taksiden bir kadın indi.

O kadın benim! Burada benim sahnem başlıyor!

Şeker pembesi topuklu ayakkabılarının önce birini, sonra diğerini attı taksiden dışarı.

Ama görünürde magazinci yoktu. Taksiden indi. Altın Bilezik apartmanındaki bir numaralı dairesine girmeden önce, bavulunu kaldırım taşlarının arasına takıla takıla çekerek, Füruzağa'ya doğru yürüdü. Madem ki onu havaalanında karşılamaya gelmemişlerdi, o zaman hazırladığı demeci şimdi burada verecekti. Kameralı muhabirleri gördü. Onların etrafında turlar attı, hatta dikkat çekmek için küçük çaplı skandallar bile çıkardı -bavuluyla yaşlı bir kadına çelme takıp onu yere düşürdü ve yere tükürdü- ama onların bile ilgisini çekemedi. Canı fena halde sıkılmış bir şekilde evine doğru yürüdü.

Apartmana girerken, balkondaki çiçeklerini sulamakta olan Sevgi'yle göz göze geldi. Kadın yüzündeki şaşkınlığı gizlemek için başını önüne eğdi ve hızlı adımlarla içeri girdi. Zehra ise kendi kendine "Hoş bulduk!" dedi.

Aman be yoruldum üçüncü tekil kişinin ağzından anlatmaktan, birinciye geçiyorum izninizle.

Bavulumu kapımın önüne bırakıp, geldiğimi duyurmak için başladım geri kalan altı dairenin kapısını çalmaya... Kapı deliğinin arkasında hep bir karaltı oldu ama, zile basanın ben olduğumu görünce kimse kapıyı açmadı. Kurban olun siz bana! Hem güzel hem ünlü bir komşuları var, daha ne arıyorlar ki?

Kimse beni özlememiş mi, diye sinirlendim tabii. Anahtarımı çıkarıp kilide soktum. O sırada dört numaralı dairenin kapısı açıldı, ama beni görmeyince adamcağız kapattı tabii kapısını. Neyse, tam üç yıllık aranın ardından, toz ve kötü bir koku karşıladı beni. Perdeleri kapatmış, koltukların üstüne kılıflar örtmüştüm, ev gündüz olmasına rağmen karanlıktı. Bavulumu kapı girişinde bırakarak, odama doğru yürüdüm. Sokak kapısını kapatmamıştım.

Odama girdiğim anda ayağıma yerdeki bir şey takıldı ve anacım bir de ne göreyim, kokuşmuş çürümüş bir ceset, ne diyor edebiyatçılar, hah, işte ondan yaptım, yani acı dolu bir çığlık attım!

O ana dek beni görmezden gelen komşularım attığım çığlığı duyunca koşturdular evime. Hepsi de dönüşümün bu kadar patırtılı olmasının sebebini merak ediyordu. Kimler gelmemişti ki? Can düşmanım Sevgi, gözü kocasından başka herkesi gören Aslı, evde kalmışlığından kedileriyle yaşlanacak olan Nur, sevgilisini hala evliliğe ikna edememiş olan Melis, ne zaman görsem hamile olan Çiğdem ve... bunak Keriman mı? Kız sen ölmedin mi daha! Bir de yakışıklı bir adam vardı arkalarında, belli ki apartmana ben yokken taşınmıştı. Hepsi de aynı anda bakışlarını benim üstümden ayaklarımın dibindeki çürümüş cesede çevirince, bildiğin ölüm sessizliği çöktü üstlerine. Yüzlerindeki ifadeyi görmeniz lazımdı! Sonra büyük bir telaş kopmasın mı! Herkes endişe dolu sözlerle, ağızlarından tükürükler saça saça, hararetli bir şekilde hep bir ağızdan konuşmaya başladı. Birkaç dakika sonra bir yandan magazinciler bir yandan polis doluştu benim yatak odamın içine. Ayol gelirken haber vereydiniz, mahremim burası kız! Gülesim geldi de gülemiyorum ki... Birdenbire herkes benimle ilgilenmeye başladı. Konu biraz korkunç ama, ne yapalım, reklamın iyisi kötüsü olmaz! Sizin anlayacağınız, ne yalan söyleyeyim, o anki durum çok hoşuma gitti.

Ama sonra flaşların ışığı sönüp polis herkesi odadan çıkarınca, bir korktum ki anlatamam. Durumun vahametini o an anladım. Benim evimde, benim yatak odamda çürümüş ve kokmuş bir ceset... Üstüne bir de polisler odamı o güne dek sadece oynadığım dizilerde gördüğüm sarı bantlarla çevirip, beni de başımı elleriyle ittirerek araçlarına bindirince, dünyam aniden kapkara oldu.

24 Mayıs 2014 Cumartesi

KİM KİMDİR?

 
Yeni seri Apartman'da hayatlarına dahil olacağımız karakterleri daha yakından tanımaya ne dersiniz? Onlar arasında hem incecik iplere bağlı hem de sıkı sıkıya örülmüş ilişkiler var. Apartmana taşınmadan önce, komşuları tanımak şart!

ZEHRA

Kırk iki yaşında, dış görünüşüne önem veren bir kadın. Reyting rekorları kıran pembe dizisinden sonra biraz dinlenmek için Amerika'da üç yıl geçiren yıldız oyuncu Zehra'yı, geri döndüğü ülkesinde hiç kimse tanımaz. Daha da fenası, tanıdığı halde umursamaz! Cihangir'de magazincilerin etrafında attığı turlara, hatta dikkat çekmek için çıkardığı küçük çaplı skandallara rağmen onların bile ilgisini çekmeyi başaramaz. Semtin Altın Bilezik sokağındaki apartmanına girdiğindeyse, onun sonsuza dek Amerika'ya taşındığını düşünen komşuları tarafından hiç hoş karşılanmaz. Dairesine adım attığında karşısına çıkan çürümüş cesetse, her şeyin sadece başlangıcıdır. Peki ama o cansız beden kendi evinde ne aramaktadır? Yoksa bu işte o iki yüzlü komşularının mı bir parmağı vardır? Peki Zehra bu durumu yeniden gündeme gelmek için kullanabilecek bir kadın mıdır?

SEVGİ

1 numaradaki Zehra'nın kapı komşusu, 2 numaranın sahibi. Kocasıyla mutlu bir evliliği varken dedikoduya göre evlerini ayırmışlar, yani adam başka bir yere taşınmış. Apartmanda kimse adama rastlamıyor, belli ki bu dedikodu doğru. Zehra Amerika'ya gittiğinde dairesinde kutlama partileri verecek derecede ondan nefret ediyor. Eh, bunda da pek haksız sayılmaz çünkü okuyunca öğreneceğimiz bir geçmişleri var. Günün birinde Zehra geri dönünce, şoklara giriyor. Peki bir cinayet işleyip cesedi de Zehra'nın evine saklayacak kadar soğukkanlı olabilir mi?


ASLI

3 numaranın güzel sakini. Otuz sekiz yaşında, kocasına çok bağlı biri. Belki de bu erken söylenmiş bir söz. Zira tam karşısındaki 4 numaraya taşınan yakışıklı Kenan her an her şeyi değiştirebilir! Peki Zehra'nın evinde bulacağı cesetle bir alakası var mı?

NUR

5 numaradaki müzmin bekar hanımefendi. Otuz sekiz yaşında ve alt katına taşınan Kenan'a göz koymuş. Ama bu nedenle Aslı'yla papaz olmaları an meselesi!

KENAN

Cihangir'deki sanat çevrelerine girebilmek için tüm parasını harcayıp bu apartmana taşınan Kenan, otuz dokuz yaşında ve hala ilk filmini çekmek için para biriktiren bir yönetmen. Ancak 4 numaraya taşındığına taşınacağına pişman olmuş! Çünkü komşuları Aslı ve Nur'un ilgisinin farkında. Şimdilik apartmanın en masumu o, çünkü cinayetle hiçbir alakası yok. Mu acaba?

KERİMAN

6 numaradaki ayaklı dedikodu kazanı! Altmış beş yaşında, kocasının vefatıyla kendini eğlenmeye vermiş bir kadın. Altın günlerinin vazgeçilmez siması. Zehra apartmana dönüp evinde bir ceset bulunca, ona da konuşacak yeni bir konu çıkıyor, fena mı? Peki cesetle bir alakası olabilir mi bu teyzenin?

OKAN

7 numarada kız arkadaşıyla birlikte yaşayan Okan, Keriman'ın "Ne zaman evleneceksiniz?" baskılarından bunalmış, yirmi sekiz yaşında bir genç.

MELİS

Okan'ın ev arkadaşı ve sevgilisi olan yirmi altı yaşındaki Melis de artık onun kendisini oyaladığını düşünmeye başlamış.

ÇİĞDEM

8 numarada oturan Çiğdem, kırk yaşında bir kadın. Apartmanın çoluklu çocuklu tek kadını. Şimdi de hamile. Cinayetle bir ilgisi olabilir mi?

ALİ EFENDİ

Apartmanımızın kapıcısı.

Apartman, haftada iki kez yayımlanacağından, her an her saniye yeni bölümler gelebilir! Aman siz arada bir Kafa'ya gelmeyi ihmal etmeyin!

DEPREM, BLOG, ÜNLÜLER


Deprem

Yazdığım romanda kurşun Ece'yi vurdu ve aynı anda gerçek hayatta da deprem beni!

Sallantıdan sonra Cihangir'deki Firuzağa'ya gidip Çin böreği partisiyle stres attık!

Blog haberleri

Apartman'a henüz çok fazla yorum gelmese de, tıklanma oranları konuyu ve fragmanları ne kadar sevdiğinizi gösteriyor. Teşekkürler!

Bennu Yıldırımlar röportajı ve anneme yazdığım yazı mayıs sayısının bombaları oldu. Röportajın çok sevileceğini biliyordum, ama o yazının röportajdan da çok okunacağını asla tahmin edemezdim! Öyle ki, en son yazdığım Burgazada'daki ödül töreni yazım en önde olmasına rağmen hala ve ısrarla o iki paylaşımıma tıklanıyor... Bu sevindirici bir haber aslında!

Hangi ünlüyü nerede gördüm?

Ve son olarak son üç günün raporu:

Perşembe günü Karaköy'de... Pelin Batu'yu nargile kafelerden birinde, Onur Baştürk'ü de yeni açılan Colonie'de...

Cuma günü Cihangir'de... Smyrna kafede Hümeyra'yı...

Bugün de yine Karaköy'de... Yoldan geçen bir arabanın ön koltuğunda kafasını camdan çıkarmış bir şekilde gülen Yasemin Allen'i...

Sonunda  hatırı sayılır derecede ünlü görmeye başladım yahu!

23 Mayıs 2014 Cuma

OLAY KOMŞU OLAY YERİNE GERİ DÖNÜYOR!


Reyting rekorları kıran pembe dizisinden sonra biraz dinlenmek için Amerika'da üç yıl geçiren yıldız oyuncu Zehra'yı, geri döndüğü ülkesinde hiç kimse tanımaz. Daha da fenası, tanıdığı halde umursamaz! Cihangir'de magazincilerin etrafında attığı turlara, hatta dikkat çekmek için çıkardığı küçük çaplı skandallara rağmen onların bile ilgisini çekmeyi başaramaz. Semtin Altın Bilezik sokağındaki apartmanına girdiğindeyse, onun sonsuza dek Amerika'ya taşındığını düşünen komşuları tarafından hiç hoş karşılanmaz. Dairesine adım attığında karşısına çıkan çürümüş cesetse, her şeyin sadece başlangıcıdır. Peki ama o cansız beden kendi evinde ne aramaktadır? Yoksa bu işte o iki yüzlü komşularının mı bir parmağı vardır?

Aşk, sır, polisiye, komedi ve dram dolu bu apartmandan içeri girmeye hazır mısınız?

Olay komşu olay yerine geri dönüyor!

Elit semt Cihangir'de hiç de elit olmayan bir mahalle kavgasına hazır olun!

Pilot bölümü okumak ve ilk fragmanı izlemek istiyorsanız tıklayın!

22 Mayıs 2014 Perşembe

MAHALLE KAVGASINA HAZIR OLUN!


Ters Düz ve Hayatını Renklendirmeyi Unutan Adam'dan sonra Kafa Dergi'nin üçüncü hikaye-video serisini de an itibariyle sizlerle buluşturmuş bulunuyorum! Bugün yayımladığım ilk bölümüyle diğer iki serinin ilk bölümlerinden daha fazla "tık" alan Apartman'da bir apartmanda yaşanan komşuluk ilişkilerine aşk, sır ve cinayet perspektifinden konuk olacağız. "Mahalle kavgasına hazır olun!" sloganıyla yola çıkan Apartman'ın kapıları size sonuna kadar açık! Diğer serilerden farklı olarak her hafta perşembe günleri yayımlayacak olduğum serinin bu ilgiyi devam ettirmesi halinde iki sezon sürmesini planlıyorum. Ters Düz'ün ikinci sezonuysa romanını yazmakla meşgul olduğumdan en iyi ihtimalle önümüzdeki sezon başlayacak. Sevgilerimle...

APARTMAN - PİLOT BÖLÜM


O ESNADA YAŞANAN DİĞER ŞEYLER

O gün kar gibi beyaz olan Microsoft Word sayfasının karşısına geçmiş, dergi için kaleme alacağım yazıyı düşünürken epey bir şey oldu.
Üçüncü katta yenen bir öğle yemeğinde bir sosyolog birden bir kadın tanıdı ve ona aşık oldu. Beşinci katta hala uyumakta olan biri yatağından düşerek yeni güne sert bir "merhaba" dedi. Bodrum katındaki apartman görevlisi karanlıkta tuhaf bir şey gördüğünü sandı. Birinci katta yalnız yaşayan kadın geçen yıl ölen kocasının duvardaki siyah beyaz resmini çıkarıp onun yerine bir takvim astı. Yedinci katın sol tarafındaki evde uğursuz bir hayalet dolandı. Sekizinci katın sol tarafındaki evde oturan adam "Yeni kiracılar" diye düşündü. Onuncu kattaki çocuk televizyonun sesini biraz daha açtı. Hemen alt katındaki evde çayını yudumlamakta olan kadın, üst kattan gelen can sıkıcı şarkının cılız sesini duydu. Asansör üçüncü katla dördüncü kat arasındaki boşluğu çıkarken içindeki adam aynadaki solgun suratına baktı ve dünkü bu vakitte orada olmayan kırmızı bir leke gördü. Apartmanın hemen dışında bir taksi şoförü kendisini çağıran müşterinin hangi binadan çıkıp geleceğini sabırsızlıkla beklemeye başladı. Apartmanın diğer tarafında bir kadın kaybolan çocuğunun dönmesini endişeyle bekledi, bu geri dönüş için on üç yıl geçmesi gerekeceğini bilmiyordu. Yandaki terk edilmiş gibi görünen tek katlı eski ev aslında terk edilmemişti ve zorla oraya kapatılan bir kadının gömleği hiç tanımadığı bir adam tarafından çekiştirerek yırtıldı. Semtin biraz ilerisinde, şehrin başka bir köşesinde bir çocuk bakkaldan aldığı gazetenin kuponla ne hediye ettiğini görmek için gözlerini sayfada gezdirdi, az sonra cahil bir adamın sürdüğü kamyonetin altında kalıp ölecekti. Kamyonetin üç araç önündeki otomobili süren kadınsa sevdiği adamdan ayrılmanın verdiği hüzünle ağladı. Ağlayan kadının korna çaldığı dikkatsiz yaya, eve gidince izleyeceği dizinin verdiği sevinç nedeniyle acele etmesinin pişmanlığını yaşadı. Benim bunları yazdığım odadan kilometrelerce uzaktaki başka bir şehirdeyse, kişilik özellikleriyle ilgi alanları benimkine çok benzeyen ve hep tanışmak istediğim ruh ikizim buna benzer bir yazı yazarken "Acaba şu anda kilometrelerce uzaktaki başka bir şehirde, kişilik özellikleriyle ilgi alanları benimkine çok benzeyen ve hep tanışmak istediğim ruh ikizim de buna benzer bir yazı yazıyor mu?" diye düşündü.
Artık yazıma başlamam gerektiğini hatırlatırcasına beyaz ekranda yanıp sönmekte olan sabırsız imleç beni uyarırken, bulunduğum odanın beton duvarlarının ötesindeki sonsuz dünyada yaşanan karmaşayı bilmiyordum elbette. Sadece tahmin edebiliyordum. "Yazar tıkanması" dedikleri bu muydu? Biraz hava almak için dışarı çıkmalı, havayla birlikte bu ayın dergilerini de alıp yazıma başlamak için odama geri dönmeliydim. Ben de aynen öyle yaptım. Önce odamdan, sonra evimden, sonra da apartmanımdan dışarı çıktım. Dergileri almak için terk edilmiş gibi görünen tek katlı evin yanındaki markete gidiyordum. O sırada yanımdan geçen adam ben asansördeyken bir kadın öldürmüştü, ama bana öyle beklemediğim bir anda başıyla eğilerek nazik bir selam verdi ki, ben bu imajı ancak New York uçağına yetişmeye çalışan bir beyefendiye yakıştırdım. Hemen aynı şekilde karşılık verdim. Belki o da beni caddede yeni açılan kafeye giden tipik bir genç olarak görmüştü, ama aslında ben ondan ilham alan yetenekli bir gençtim. Haberi yoktu.
 
Nihayet dergilerimi aldım. Şimdi yeni bölümü yazmaya başlayabilirim. Ama ileride bir kamyonet bir çocuğa çarptı sanırım. Birileri polisi arasa iyi olacak.
 

19 Mayıs 2014 Pazartesi

BURGAZADA'DA EDEBİYATÇILARLA YAĞMURLU BİR MAYIS GÜNÜ

 
 
60. Sait Faik Hikaye Armağanı, Burgazada, Medar-ı Maişet Motoru ve Doğan Hızlan gibi önemli edebiyatçılar varken yağmur vız gelir! Geçen cumartesi günü gerçekleşen ödül törenini ve Burgazada maceramı yazmak için, önce kurumam gerekliydi.
 
Yağmurun bardaktan boşanırcasına yağdığı 10 Mayıs Cumartesi günü, Burgazada'da düzenlenen 60. Sait Faik Hikaye Armağanı ödül törenine, Kabataş'tan kalkan Medar-ı Maişet Motoru’yla gittik...12.30'da kalkması planlanan motor iskeleye biraz geç gelince, iliklerimize dek sırılsıklam olduk, ama içeride bizi çok hoş bir atmosfer karşılayınca, her şeyi unuttuk.
 
 
 
Hoparlörlerden yükselip arka fonumuzu oluşturan Türk Sanat Müziği eserleri... Girişteki masaların üzerine konulan ve Sait Faik’in ilk öyküsünün yayımlandığı 9 Aralık 1929 tarihli Milliyet gazetesi... Tam bir nostalji, tam bir Medar-ı Maişet Motoru yani! Bilmeyenler için söyleyeyim, bu motor, aynı zamanda Faik'in bir romanının adı. O nedenle etkinliğin adının harika olduğunu düşünüyorum ben. Karşı koltuğumda oturan ve ikisinin adı da Özden olan hanımlardan rica ettim, bu değerli gazeteyle fotoğrafımı çektirdim.

 

Motorun içi nasıl kalabalık sormayın! Okurlar, edebiyatçılar (biri Doğan Hızlan), isim olarak bildiğim ama suret olarak hiç tanımadığım editörler... Bir siz eksiksiniz yani! Televizyon kameraları da sürekli bazı edebiyatçıların fotoğrafını/görüntülerini çekip durdu. Hava o kadar yağmurluydu ki, ödül töreni mecburen motorun içinde yapıldı. Yoksa her yıl Sait Faik Müzesi'nde veriliyormuş ödül. Şans işte... Bu hafta sonu ne güzeldi hava... Sıcaktan piştik... Keşke o gün de hava böyle güzel olsaydı... Ödülü kazanan Mahir Ünsal Eriş'i tebrik edelim! Doğan Hızlan da her zamanki takım elbiseli ve renkli papyonlu haliyle yine beyefendiliğinden ödün vermiyordu. Bu arada Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun Sait Faik öldüğünde çıkardığı maskını Mehmet Eyüboğlu’nun eşi Hughette Eyüboğlu da 60 yıl sonra müzeye devretti.
 
 
Yağlı boya çalışmam nasıl olmuş? Şaka elbette, bu, vapur Burgazada iskelesine yanaştığında, motorun "damlalı cam"ından çektiğim çok nefis bir görüntü... Sanki bir ressamın elinden çıkan bir tablo gibi...
 
 
Burgazada'da serbest zaman... Tabii ki önce Sait Faik Müzesi gezilecek!

 
Herkes vapurdan iner inmez müzeye doluştuğu için, ben de önce kısa bir ada turu yapayım dedim. Bu sevgililer de benim gibi düşünmüş olmalı...
 
 
 
Ne yalan söyleyeyim, Burgazada'nın haline üzüldüm... Sokaklar bizim gelmemizle şenlenmiş gibiydi... Yani demek istediğim, in cin top oynuyor! Başıboş kalmış köpek sürüleri peşimize takılıyor, kediler kendi hallerinde köpeklerin yanına sokuluyor... Sadece hayvanlar var... Bizim ekip dışında insan minsan göremedim ben! E biz gidince yine mi hayvanlara kalacak bu güzel ada?
 
 
 
Yaprağın üzerindeki iri yağmur damlaları öylesine güzel ki... Görür görmez, işte kaçırılmayacak bir perspektif diye düşündüm!
 

 
 
Burgazada'da öyle güzel köşkler var ki... İşte iki tanesi!
 
 
Ada turuna devam...
 
 
 
Oldukça iyi bir resim oldu bu bence. Pek çok şey barındırıyor.
 

 
 
 
 
 
 
Hangi birinin fotoğrafını çeksem, bilemedim ki... Telefonda daha bir sürü fotoğraf var, bunlar zorla seçtiklerim.
 
 
 
Şimdi müzeye dönme vakti! Ama kapıda hala kuyruk var... Kapı girişi o kadar dar ki, beklemeye yer yok... Ayrıca içerisi de çok küçük olduğundan bir önceki grup çıkmadan giremiyorsunuz. Bunlar güzelim Sait Faik Müzesi'nin negatif yönleri tabii.
 
 
 
Kameramanlarla köşe kapmaca oynuyoruz küçücük odaların içinde!

 
 
 
Bu köşeyi çok beğendim...
 
 
 
Üst katta, Sait Faik'in muhteşem Burgazada manzarası eşliğinde kitap yazdığı masada, artık okurları ona mektup yazıyor. Zaten gittiğim bu tip yerlerde bir mektup yazmak, geleceğe bir selam çakmak benim için olmazsa olmazdır... Ziyaretçi defterleri daha derli toplu oluyor ama. Burada yazdığımız mektuplar nereye gidiyor? Bazı mektuplar, bahçede sergileniyordu.
 


 
 

Güzel bir müze gezisi yaptıktan sonra, motorun hareket saatinin geldiğini fark ediyorum... Doğru iskeleye!
 

 
 
İskelenin bir tarafında da, Sait Faik Abasıyanık'ın gerçeğinden daha gerçek duran heykeli var! Balmumuna benzemiyor mu sizce de? Ama hayır, taştan bir heykel... Öyle büyüleyici ki, gerçek olmadığına inanasım gelmiyor.



 
 
 
Kışın Marmaris'e gittiğimde çektiğim fotoğrafların neredeyse aynısı... Ne de olsa deniz, tekneler ve bulutlu bir hava her yerde aynı!

 
Motorumuza doğru yönelerek, Burgazada'yı gerçek sahiplerine teslim ediyoruz... Bu da güzel bir fotoğraf oldu.

 



 
 
Bu son pozu da, dönüş yolculuğumda karşımda oturan Ayhan Bey ısrar edince vermek zorunda kaldım... Altmış yaşlarında bir avukat, aynı zamanda da blogger'mış kendisi! Bu gezide çok güzel insanlarla tanıştım. Hareket vakti geldiğinde, bu motor kalkar! Yağmurla başladığımız günümüzü, yağmurla sonlandırıyoruz. Biraz ıslandık, biraz üşüdük... Ama değdi mi? Hem de sonuna kadar!
 
Not düşümü: Daha bu yıl İstanbullu oldum, biliyorsunuz... İlk geldiğimde sınıf arkadaşlarımdan birkaçıyla İstiklal Caddesi'nin kalabalığında rastlaşmıştık ve bu tesadüf bana cidden çok imkansız gelmişti! Burgazada maceramda da, yine okuldan birileriyle rastlaştık! Hani hava güzel olsa yine tamam, hafta sonu Burgazada'ya gelmek açıklanabilir, ama o yağmurda... Tesadüfün böylesi yani!
 
Not düşümü 2: Bu sefer fotoğraflara etiket yerleştirmek yerine, saydam yazı yazdım. Sizce hangisi daha iyi, lütfen bunu da yorumlarınızda belirtin çünkü ben çok kararsız kaldım.