31 Temmuz 2015 Cuma

THY'NİN, HAVAŞ'IN, MUTTAŞ'IN, AMA EN ÇOK DA PERSONELİN YAPTIĞI…

İş bilmez personelin hatası yüzünden 125-15=110 lira zarar edişimin, Almanya’dan mutlu mesut dönen gülen yüzümün Türkiye’de acımasızca solduruluşunun hazin öyküsü…

Genelde THY, Pegasus veya Anadolu Jet’le uçuyorum.
Almanya’dan Türkiye’ye uçuşum THY ile saat 18.40’ta Stuttgart Havalimanı’ndan Atatürk Havalimanı’naydı. Oradan da aktarmalı uçuşla yine THY ile Dalaman Havalimanı’na uçuşum vardı. (Bilmeyenler için not: Aktarmalı uçuşlarda eğer bavulunuz varsa onu ilk havalimanında veriyor, aradaki havalimanında almıyor, bir daha en son havalimanında alıyorsunuz. Yani ben Stuttgart’ta verdiğim bavulu Dalaman’da alacaktım.) Yolculuk üç saat sürdüğünden ve iki ülke arasında bir saatlik zaman farkı olduğundan, bizim saate göre uçağım 22.30’da Atatürk Havalimanı’na inecekti. Ama HER ZAMANKİ GİBİ biletteki hesap çarşıya uymadı; uçak geç kalktı, geç indi, iniş için sıra bekledi, pistte sıra bekledi, araba gibi tekerleri üstünde gitti derken normalde 22.30’da inmesi gereken uçaktan biz ancak 23.30 sularında çıkabildik. Ben de koştur koştur 00.05’teki Dalaman uçağımın sırasına girdim. Buraya kadar tamam, beklendik/bildik senaryo.
Ama bakın bundan sonra neler oldu:
01.25’te inmesi gereken ama 02.10’da inen uçaktan inince, uçaktaki HERKESİ iç hatlar binasına giden servise bindirdiler. “Dış hat yolcuları bu servise binmesin, şu servise binsin” gibi bir uyarı yoktu, dahası, öyle başka bir servis de yoktu. Ben, o an tanımadığım diğer iki KURBANLA birlikte, az sonra yaşayacağım FELAKETTEN HABERSİZ, sıcak güney havasında boğulmanın mutluluğuyla, bavulumu bekliyorum. Kafamda Almanya’daki o muhteşem iki haftanın güzel anıları uçuşurken bavulumu bekliyorum. Ancak bekle bekle, benim bavulum bir türlü çıkmıyor! Bekle bekle yok… Eyvah, bavulunu alan Havaş/Muttaş’a yöneldi, bense hala bavulumu bekliyorum! Derken bana ve orada bekleyen diğer iki kurban yolcuya doğru yaklaşan bir SİLUET önce adımızı teyit ediyor, sonra da bizim bavulların dış hatlar binasına gitmiş olduğunu söylüyor. Benim başımdan aşağı kaynar sular dökülüyor tabii: Yahu ben nasıl yetişeceğim bu Havaş/Muttaş’a? O personele de söylüyorum bunu. Aynen şöyle diyor: “Merak etmeyin. Havaş/Muttaş dış hatların önüne de gelecek, sizi almadan gitmeyecek.” Ben bir anda rahatlıyorum. “Tamam” diyoruz, gidiyoruz adamın peşinden servisle dış hatlara, bavullarımızı alıyoruz. Sonra o iki yolcu gözden kayboluyor, çünkü onlar Dalaman’da yaşıyorlar. Ben acele acele dış hatlardan çıkıp gördüğüm herkese Havaş/Muttaş’ı sormaya çalışıyorum, ama yok, herkesin havası başka telde! Zaten orası dış hatlar olduğundan hemen herkes yabancı turist ve gecenin o saatinde ortalıkta bu yabancı turistlerin başına akbaba gibi üşüşen taksicilerden başka kimse yok. Birisi “Havaş/Muttaş eğer dolmuşsa buraya gelmez” diyor, bir diğeri “Gideceğin yere bırakalım mı?” Bense peşimden çeke çeke sürüklediğim bavulumla iç hatlara doğru koşturmaya başlamışım bile. Ama ne bir personel ne bir ışık… Havaalanı KAPATILIYOR. Şaka gibi. Uluslararası bir havaalanı, o saatten sonra başka uçuş yok diye sabaha kadar adeta kapatılıyor, çalışanlar evlerine gidiyor. Hani gece olur evdeki herkes yatar, ışıklar söner ya, hah, işte Dalaman Havaalanı’nda da durum aynen bu! İç hatların bahçesindeki kafede çalışan genç adama, “Havaş/Muttaş kalktı mı?” diye soruyorum, “Evet,” diyor. “Bir dahaki?” diyorum, “Bir sonraki sabah 07.30’da” diyor.
Dan Dan DAN DANNNNN!
Ve ben gecenin o ıssız karanlığında, bir güvenlik görevlisi hariç hiçbir personelin olmadığı, el ayağın çekildiği, binalardaki ışıkların patır patır kapatıldığı küçücük-karanlık Dalaman Havalimanı’nda, NİHAYET kavuşabildiğim bavulumla sinirlerim bozulmuş bir vaziyette KARANLIKTA kalakalıyorum!
Sonra uzakta yolun karşısından geçip giden Havaş/Muttaş’ı görüyorum ve nedense, durumumu kabullendiğimden midir nedir, hiç peşinden koşmuyorum, belki yetişemeyeceğimi bildiğimden, çünkü orada taksiciler bana ısrarla “Bırakalım mı?” demeye başlamış. Ben de ısrarcı olanlarından birine, “Havaş/Muttaş’ın şoförünü arasanız, geri dönemez mi?” diyorum. TABİİ Kİ DE DÖNEBİLİR, AMA GERİ DÖNDÜRMEK İŞLERİNE GELMİYOR, ÇÜNKÜ MARMARİS’E GİDECEK OLAN BİR YOLCU BULMUŞLAR VE BU DA TAM 170 LİRA DEMEK! Taksiciler tam günü kapatmış evlerine giderken, kısa günün karı misali, bir müşteri daha buluyorlar: O da ben. Buldukları müşteriyi kaybetmek istemiyorlar tabii. Ben aslında taksiye o parayı vermektense havalimanında beklemeyi tercih edebilirdim, ama aileme havalimanında hiç ses/nefes/ışık olmadığını söylediğimden, onlar sabahı beklemememi, taksiye binmemi söylüyorlar. Ben de mecburen biniyorum. Taksiciyi görseniz ne kadar mutlu! Bana 150 lira yapabileceğini söylüyor, en son 125’te anlaşıyoruz. VE HAVAŞ/MUTTAŞ’A 15 LİRA VERİP GİDEBİLECEĞİM MARMARİS’E, SADECE AMA SADECE THY, HAVAŞ/MUTTAŞ VE O HİÇBİR ŞEYDEN HABERİ OLMAYAN PERSONEL YÜZÜNDEN 125 LİRAYA TAKSİYLE GİDİYORUM! Hadi bu maddi kaybı geçtim, gecenin 3’ünde bozulan sinirlerimi hiç hesaba katmıyorum bile… Bak hatırladıkça sinirlerim bozuldu gene…
###
Bu olayı duyan herkes “O parayı alabilirsin”, “O parayı gerçekten alabilirsin”, hatta “Mahkemeye ver” gibi astronomik fikirler ortaya atarken –ve ben o parayı artık gözden çıkarmışken– yine THY’nin aktarmalı bir Dalaman uçuşunda benzer bir vaka gerçekleşiyor: Trabzon’dan İstanbul’a, İstanbul’dan Dalaman’a uçan bir yolcunun bagajı kayboluyor ve sonra ortaya çıkıyor ki meğer THY o bagajı aslında uçağa hiç yüklememiş, bagaj İstanbul’da kalmış!
Sonuç: THY’nin aktarmalı Dalaman uçuşları hep böyle sakat, hep böyle saçma, hep böyle mağdur…
Sonuç 2: Eh be Dalaman Havalimanı, ben de seni adam sanırdım!..

27 Temmuz 2015 Pazartesi

ALMANYA'DAN KARIŞIK FOTOĞRAFLAR!

Almanya'daki çalışma kampından geçen hafta döndüm. İNANILMAZDI! Bu kadar muhteşem geçeceğini, her şeyin beklentimin çok ama çok üstünde olacağını, hiç şikayet etmeyeceğimi ve hiç bitmesin isteyeceğimi asla-asla-asla-asla-ASLA tahmin edemezdim! Sekiz gönüllü ve iki kamp lideri olmak üzere toplam on kişiydik. Ama hemen hemen aynı yaşlarda olduğumuzdan ve DAHA İLK ANDAN İTİBAREN birbirimizle SANKİ ÇOCUKLUK ARKADAŞIYMIŞÇASINA çok iyi anlaştığımızdan, her şey çok keyifli, samimi ve sıcaktı. Bol bol kahkaha dolu iki hafta geçirdim resmen! Çok güzel dostluklar kurdum, çok samimi şeyler duydum. O kadar çok anı, deneyim ve güzel şey biriktirdim ki, bunları sizlerle paylaşmak için sabırsızlanıyorum! Ama anlatacak çok fazla şey ve gösterecek çok fotoğraf var. Gerçekten harika fotoğraflar var. Hepsi de birbirinden kıymetli ve bu yüzden hepsinin hakkını vermek istiyorum... O nedenle bu kamp macerasını kronolojik sıraya koyup birkaç yazı halinde yayımlamaya karar verdim. Fakat şimdi tatilde olduğumdan, bunu hakkıyla yapamayacağım. Ben de birkaç ufak notla önce fotoğraflardan bazılarını yayımlayayım, gezi maceralarını sonra uzun uzadıya anlatayım dedim. İşte fotoğraflar! (Şimdilik fotoğraflara bakıp tahminlerde bulunmak serbest!)

Ormanda akşam yürüyüşüne çıktık. Geyiklerle birlikte yürüdük. Bu ağaç evi gördük ve çıkalım dedik. Ama iş ciddiye binince herkesin gözü korktu. Bense çoktan kafama koymuştum. Sonra ne mi oldu? Koca ormana kuşbakışı bakmak tabii ki de inanılmazdı...
 
 
 
 
 
 
Festival time in Waldenburg!
 
 
 
 
 
 
Nadine ve Larissa'yı Trabzonlu yaptım!
 
 
 
 
Ünlü Langenburg Kalesi'ne karşı dondurma keyfi...

 
Ve başka keyifler...
 
 
 
 
 
Akşamın 21'inde girilen gölden sonra yağmura yakalanmak!

 
Schwäbisch Hall'de yaşanılır, yaşlanılır...
 
 

 
Schwäbiselfie... Belaruslu Katya'nın Paramparça'daki Hazal'a benzediği gördüğünüz üzere doğrudur.
 
 
 
Yapmayı ilk defa denediğim yöresel Trabzon atıştırmalığını herkes sevmiş görünüyor, ne dersiniz?

 
There's a new boy in town.

 
 
 
Rothenburg gerçekten de masal gibiydi...

 
 


 












 














 



 
Almanya'nın küçücük Waldenburg köyünde bile Türk döneri... Hem de işletmeci de Trabzonlu çıktı!

 
Pizza isteyen?