30 Kasım 2015 Pazartesi

TERS DÜZ YARIN ÇIKIYOR!

 
"Arıcılığın yaygın olarak yapıldığı Doğu Karadeniz yaylalarındaki zifin çiçeğinden elde edilen deli bal genellikle ilaç firmaları için üretilir. Bir kaşıktan fazla yenilmesi tehlikelidir. Özündeki grayanotoksin maddesi vücuda alındığında bulantı ve kusma ile kendini gösterir."
 
İple, hatta halatla çektiğimiz zaman geldi. Ters Düz, yarın tüm kitapçılarda!
 

27 Kasım 2015 Cuma

İNTERNET

 
Bilgi öyle bir şey ki yanlış aktarıldığında hemen yayılıyor. Tıpkı önlenemez bir dedikodu gibi. Gerçek olup olmadığına bakılmıyor. Kulaktan kulağa oyunu oynar gibi.
 
Kitabın basım tarihi olarak bazı kitap sitelerinde Ağustos yazmasına hiçbir anlam verememekle birlikte, hiç de şaşırmadım. Yani niye Ağustos yazmışlar hiçbir fikrim yok. Ayrıca bunu yapan sitelerde, kitabın 1 Aralık'ta dağıtılacağı da yazıyor. Yani sitelerdeki haberler kendi içinde çelişiyor. Sanırım iş bilmez bir sitenin yaptığı hatayı kopyala yapıştır yapmış diğer siteler de. Büyük kitap sitelerinde basım tarihi olarak Kasım yazıyor, bildiğiniz gibi doğrusu da bu, ama daha küçük sitelerde pek çok bilgi yanlışı var.
 
Bu konuya nereden geldim? Yayınevimin söylemesi üzerine dün internette arama motoruna adımı soyadımı yazdığımda, yani Mert Ofluoğlu diye yazdığımda, pek çok sitede Ters Düz'e ve arka kapak yazısına rastladım. İnsanın kendi adıyla ilgili internette yazılanlara bakması çok tuhaf bir his, ayrıca çok da ilginç sonuçlara rastlıyorsunuz, mesela benimle alakası olmayan pek çok yazı ve fotoğraf da o arama sonucunda karşıma çıktı. Oysa Mert Ofluoğlu'nun fotoğrafları bunlar, duydun mu Google?
 
 
 
 


 
 

 
 
Falan filan işte! Ben heyecanla Ters Düz'e kavuşmayı bekliyorum. Sizin de Ece'yle, Burak'la, Nilgün'le, Mehmet'le, Melek'le, Kerem'le, Meryem'le, Ali'yle, Kadir'le, Hasan'la, Münevver'le, Bora'yla, Safiye'yle tanışmanıza çok az kaldı!
 

26 Kasım 2015 Perşembe

KİTAP ÖN SİPARİŞTE!

 
Ters Düz an itibariyle internet sitelerinde ön siparişe girdi. Kitabın çıkmasını ben de sizler gibi heyecanla bekliyorum, ama yayınevi kitabın kesin çıkış tarihi olarak 1 Aralık 2015'i işaret etti. O zaman ne yapıyoruz? Kum saatini ters çeviriyor, geri sayıma başlıyor ve bir hafta boyunca kemerlerimizi bağlayıp sıkı tutunuyoruz! ‪#‎sıkıtutunun
 
 
D&R

 
idefix

 
Kitap Yurdu
 
Ben bir kitabı dokunarak, koklayarak, sayfalarını karıştırarak kitapçıdan almayı severim... Ama internetten de alanlar oluyor tabii. Neyse işte, ön siparişe girmiş kitap. Yayınevi bana söyleyince, ben de hiç durur muyum, hemen size söyleyeyim dedim!
 

25 Kasım 2015 Çarşamba

BOZBALIK SENİ ÇAĞIRIYOR

 
Ters Düz'ün arka kapak yazısı diyor ki:
 
"Trabzon'un Bozbalık Köyü'nde doğan Ece Duman'ın çocukluğu, annesi onu doğururken öldüğü ve babası başka bir kadınla evlendiği için çok kötü geçmiştir. Ece on yaşına geldiğinde, üvey annesinin hamile olduğunu öğrenir ve İstanbul’daki teyzesinin yanına taşınır. Şimdi yirmi sekiz yaşında, yakında yeni kitabını çıkaracak olan tanınmış bir yazardır. Eski hayatını tamamen geride bırakmayı başarmıştır ve hiçbir şeyin bunu bozmasına izin vermez. Ta ki, yıllardan beri hiç iletişim kurmadığı babasının kaybolduğunu öğrenene dek. Artık herkesten, kendisinden bile sakladığı geçmişiyle yüzleşmek zorundadır.
 
Ece, on sekiz yıl sonra Bozbalık'a geri döner. Köyde hiçbir şeyin bıraktığı gibi kalmadığını, her şeyin zaman içinde değişmiş olduğunu görür. O zamana dek varlıklarından bile haberdar olmadığı üvey kardeşleriyle tanışır. Kendini bir anda karmaşık bir ilişkiler ağının, karanlıkta gizlenen sırların, baş etmesi zor bir aşk ikileminin içinde bulur. Ve karşılaştığı her imkansızlığa rağmen, babasına ne olduğunu bulmaya kararlıdır. Ucunda ölüm bile olsa...
 
Genç yazar Mert Ofluoğlu, Bozbalık Serisi'nin ilk kitabı olan Ters Düz'de, okurlarını sırlarla örülü Bozbalık Köyü'ne davet ediyor. Aşk, gizem ve beklenmedik bir ihanet. Bu köyden çıkış yok!"
 
 
Ters Düz yarın öbür gün çıkıyor! Diğer tüm gelişmelerden anında haberdar olmak için sayfalarıma göz atabilirsiniz dostlar:
 
 
 
 
Mert Ofluoğlu adıyla bir Youtube kanalı değil ama blog'um Kafa Dergi'nin adıyla, daha çok Ters Düz'ün trailer'larını yayınladığım bir kanalım var, o da aklınızda bulunsun.
 
Görüşmek üzere!
 

23 Kasım 2015 Pazartesi

GERİ SAYIM BAŞLADI...

 
Bugünlerde, doğum günü kutlamaları ve kitap tebrikleri birbirine karıştı... Ne mutlu bana!

Ters Düz'ün kesin olarak ne zaman çıkacağıyla ilgili birçok soru alıyorum. Kitap hala matbaada ama yayınevi bana söyledi: Uzun zamandır çıkmasını beklediğim(iz) ilk kitabım Ters Düz, haftanın son günü kitapçılardaki yerini alacak!

Bu ilk kitabımı, kalplerinde herkese yer olan ve herkesin kalbinde yerleri olan anne ve babama ithaf ediyorum...

Siz güzel blogger dostlarımı unutur muyum peki? Elbette hayır! Sizinle ilgili muhteşem bir bölüm var kitabın teşekkür kısmında... E o da okuyana kadar sürpriz olsun... (Ama yok dayanamam, o kısmı da mı paylaşsam şimdi?)

Fotoğrafta Ters Düz'ün ön ve arka kapağını görüyorsunuz...

Kitabın türü olarak yayınevi "edebiyat" tanımını uygun gördü... Kitapları kategorize etmek gerçekten zor; ama ben bu "edebiyat"la ilgili kararsızım, hatta bunu pek doğru bulmuyorum, çünkü "edebiyat" çok iddialı bir laf... Ayrıca insanın aklına daha klasik, daha başka şeyler getiriyor... Bir yandan da ortaya konan ürünün "edebiyat"ın bir parçası olduğu gerçeği var tabii... Ters Düz'ün ise "klasik olmak" gibi bir iddiası yok... Aksine, bu kitabı yıllar sonra dizisini çekmek için yazdığımı gönül rahatlığıyla, hatta büyük bir gurur ve heyecan içinde söyleyeyim... Bu kitabı yazarken günün birinde dizi olacağına dair inancım öyle güçlüydü ki, hangi karakteri hangi oyuncunun canlandırabileceğini bile düşündüm... O nedenle... Ben bu kitabı popüler kültüre armağan ediyorum. Hızla tüketin, ama gene de itinayla saklayın.


20 Kasım 2015 Cuma

ÇİFTE KUTLAMA

 
21 Kasım, yani yarın, benim doğum günüm. Ancak bu 21 Kasım'ın diğerlerinden bir farkı olacak, çünkü yalnızca benim doğum günüm değil, Ters Düz'ün de doğum günü olacak. Yani çifte kutlama olacak, çok güzel bir anı olacak. Pasta da Ters Düz'lü olacak. İşte bu da merakla beklediğiniz kapak!

19 Kasım 2015 Perşembe

KİTAP Bİ' ÇIKSIN


"Kitap bi' çıksın."

Bir yıldır sürekli kurduğum cümle bu.

Aslında daha da uzun zamandır, ama bu kitap için, Ters Düz için bir yıldır.

Hayatımı kitaptan önce ve kitaptan sonra olarak ikiye ayırmış durumdayım.

Planlarımı hep kitaba göre yapıyorum.

Diğer önemli işlerimi hep sonraya erteliyorum.

Dur hele "Kitap bi' çıksın" önce...

Ama içimde bir sıkıntı...

Bir endişe...

Hani hep olur ya, iyi zamanlarda başımıza kötü şeyler geleceği korkusu...

Sanki bir şey olacak da kitap çıkmayacakmış gibi...

Ne bileyim...

Üstelik kitap matbaaya gittiği halde ben hala böyle düşünüyorum!

Bilmiyorum...

Sanırım o kitabı iki elimle tutmadan ikna olmayacağım, inanmayacağım çıktığına...

Durun bakalım...

Konuşuruz gene...

Hele kitap bi' çıksın önce...

16 Kasım 2015 Pazartesi

TERS DÜZ HAKKINDA

 
Ters Düz az önce matbaaya gitti. Sanırım doğum günüm olan 21 Kasım'da çifte kutlama yapacağız millet!
 
Bu zamana kadar kitabın konusuyla ilgili pek fazla bir şey söylememiştim. Elbette başkarakterin yirmi sekiz yaşındaki yazar Ece olduğunu biliyordunuz. Ece'yi hepiniz yıllardır tanıyorsunuz (kendisi bu blog'da pek popüler). Sizleri kitabın içeriği hakkında da bilgilendirmenin zamanı gelmiştir diyerek, kitabın arka kapak yazısını aynen aktarıyorum:
 
"Trabzon'un Bozbalık Köyü'nde doğan Ece Duman'ın çocukluğu, annesi onu doğururken öldüğü ve babası başka bir kadınla evlendiği için çok kötü geçmiştir. Ece on yaşına geldiğinde, üvey annesinin hamile olduğunu öğrenir ve İstanbul’daki teyzesinin yanına taşınır. Şimdi yirmi sekiz yaşında, yakında yeni kitabını çıkaracak olan tanınmış bir yazardır. Eski hayatını tamamen geride bırakmayı başarmıştır ve hiçbir şeyin bunu bozmasına izin vermez. Ta ki, yıllardan beri hiç iletişim kurmadığı babasının kaybolduğunu öğrenene dek. Artık herkesten, kendisinden bile sakladığı geçmişiyle yüzleşmek zorundadır.
 
Ece, on sekiz yıl sonra Bozbalık'a geri döner. Köyde hiçbir şeyin bıraktığı gibi kalmadığını, her şeyin zaman içinde değişmiş olduğunu görür. O zamana dek varlıklarından bile haberdar olmadığı üvey kardeşleriyle tanışır. Kendini bir anda karmaşık bir ilişkiler ağının, karanlıkta gizlenen sırların, baş etmesi zor bir aşk ikileminin içinde bulur. Ve karşılaştığı her imkansızlığa rağmen, babasına ne olduğunu bulmaya kararlıdır. Ucunda ölüm bile olsa...
 
Genç yazar Mert Ofluoğlu, Bozbalık Serisi'nin ilk kitabı olan Ters Düz'de, okurlarını sırlarla örülü Bozbalık Köyü'ne davet ediyor. Aşk, gizem ve beklenmedik bir ihanet. Bu köyden çıkış yok!"
 
Evet... Mert Ofluoğlu'nun ilk kitabı Ters Düz çıkıyor!
 

15 Kasım 2015 Pazar

DİZİLER

 
Bildiğiniz gibi, bir yıldır tanıtımları yapılan Muhteşem Yüzyıl Kösem sonunda başladı. Diziyi baştan sona izlemedim, o nedenle kapsamlı bir eleştiri yazmayacağım. Ancak ilk etapta gözüme çarpanlardan bahsedebilirim. Tülin Özen, Handan Valide Sultan rolüne çok yakışmış. Aslıhan Gürbüz'ü Halime Sultan, Esra Dermancıoğlu'nu Cennet Hatun olarak da sevdim. Diğer oyuncular içinde gözüme çarpan birisi olmadı. Hülya Avşar'a gelince... Safiye Valide Sultan rolünü canlandıracağı duyurulduğundan beri "yapabilir mi/yapamaz mı" diye tartışılıyordu. Tabii açıkçası, Muhteşem Yüzyıl'daki Nebahat Çehre'den sonra bana pek endamlı, gösterişli, dahası inandırıcı gelmedi. Avşar'ı görünce aklıma hep magazinsel şeyler geliyor. Yine de ilerleyen bölümleri de izleyerek konuşmak lazım. Ben diziye Beren Saat'le birlikte ciddi bir hareketlilik geleceğini düşünüyorum. Saraydaki kadın entrikalarının reyting yaptığı zaten Muhteşem Yüzyıl'da keşfedilmişti, yani dizinin perşembe akşamı reytinglerde birinci çıkmasına ben hiç şaşırmadım. Ancak keşke Kösem, Muhteşem Yüzyıl'dan tamamen koparsaydı iplerini. Dizinin adında da Muhteşem Yüzyıl var, müzikleri de Muhteşem Yüzyıl müzikleriyle birebir aynı... Hani bir duvarın arkasından Meryem Uzerli, Halit Ergenç falan çıkacakmış gibi hissettim bir an. Bu da benim hikayeye inanmamı engelledi.  
 

İnandırıcılık demişken, bu konuda en iyi dersi sanırım Hatırla Gönül verebilir. Hatırla Gönül'ün beşinci bölümü bir haftadır merakla bekleniyor. Dizi geçen bölüm çok kilit bir sahnede bitmişti ve hemen ardından gelen fragman da beşinci bölümle ilgili beklentileri yükseltti. Yine gözümüzü kırpmadan izleyeceğimiz bir bölüm olacağından ben adım gibi eminim. Zaten Hatırla Gönül böyle. Yabancı bir dizi kalitesinde. Hani bizim dizilerimizde normalde iki bölüm izlemeseniz de konuyu anlarsınız ya da sahneler hep uzun uzun bakışmalardan oluşur ya, işte Hatırla Gönül'de böyle bir şey yok. Her sahne, hatta her diyalog çok önemli. Dizi reyting listesinde yavaş yavaş yükselse de istediği başarıyı henüz yakalayamadı, ama özellikle sosyal medyada dizinin çok ciddi bir takipçi kitlesi var. Ben de bunlardan biriyim. Başından beri dediğim gibi, bu dizi bu sezonun en iddialı ve kaliteli dizisi. Ekranlarda böyle bir iş varken izlememek olmaz. Bu akşam saat 20'de yine Star'da ekran başına kilitlenmiş olacağım. Nefesimi tuttum, heyecanla bekliyorum! (Not: Dizinin oyuncuları dün gece Dada'ya konuk oldular. Ama o kadar saat uyanık kaldığıma hiç değmedi çünkü Okan Bayülgen hiçbirini doğru dürüst konuşturmadı, hep kendi konuştu durdu.)

Gönül'le Yusuf'a bir türlü rahat yok...

Tekinsiz Tekin yine ne işler peşinde...

 
Güzel yemekler yiyeceğiniz, güzel kitaplar okuyacağınız ve güzel insanlarla vakit geçireceğiniz bir hafta olsun...
 

14 Kasım 2015 Cumartesi

YAYINEVİNDE SABAHLADIM!

Twitter, Facebook ya da Instagram'dan beni takip edenler görmüştür: Önceki geceyi yayınevinde sabahlayarak geçirdim. Peki hangi yayınevi bu? Altın Bilek Yayınları'nın yayınevi. İlk kitabım Ters Düz, Altın Bilek etiketiyle çıkıyor.

 
İşte, "yayınevinde sabahlamaca" temalı fotoğraf... Yazmak yeter mi, kendi kitabımın sayfalaması ve editing'ini de ben yapıyorum! Kapakta da dokunuşlarım olacak. İşin en keyifli taraflarını tabii ki de bu işi meslek edinenlere bırakamazdım. Bir kitabı yazmak kadar, o kitabın diğer işlerini yapmak da bence önemli. Bu iş yükünü yayınevindekilerin omuzundan kendi omzuma aldım ve zevkle sayfaladım kendi kitabımı...‪

 
Evet, editing ve sayfalama yapmayı ben istedim... Ama tabii kitap 280 sayfa olunca ve saat de gecenin 3'ü falan olunca, bir an için, şimdi mışıl mışıl uyuyor olmak vardı dedim. Sadece küçük bir an için.
 
 
Sayfalamayı bitirmek için yayınevinde sabahlayınca gecem gündüzüme, Ece'm Burak'ıma karıştı, hep beraber Ters Düz olduk. (Ece ve Burak=Kitaptaki karakterlerin adları.)

 
Sevgili yayıncım İlker Abi'yle birlikte kitabım üstünde son çalışmalar... Ters Düz gümbür gümbür geliyor! Beklemede kalın ve tabii ki #sıkıtutunun!

11 Kasım 2015 Çarşamba

ODAMDA KISA BİR TUR

Odamdan herkese selamlar! Bugün biraz odamı tanıtayım istedim sizlere... Öncelikle şunu söylemeliyim ki, bir insan kendi odasında mutlu olamıyorsa, bence hiçbir yerde mutlu olamıyordur. İnsan evinde, odasında, hatta oturduğu koltukta bile kendini mutlu hissetmeli. Çünkü evimiz bizim günün sonunda dönüp dolaşıp geleceğimiz yer. O nedenle dekorasyon ve atmosferi önemsiyorum ben. (Sırası gelmişken söyleyeyim, duvar kağıtlarını da severim.)
 
 
Yıllardır odamın başköşesinde asılı duran "yazarlık yolculuğu" puzzle-tablomdaki tüm aşamaları tamamladım sanırım! Çünkü biliyorsunuz ki ilk kitabım olan Ters Düz bu ay içinde çıkıyor. Ne yalan söyleyeyim, ben bu puzzle'ı yaparken bir gün puzzle'daki o adamın ben olacağımı biliyordum. Daha bu ne ki! Daha çok konu var kitap olacak! Daha bu başlangıç! (Fotoğrafa zoom yapıp puzzle'daki detayları görebilirsiniz. Puzzle, bir yazarın kitabının hangi aşamalardan/işlemlerden geçerek çıktığını anlatıyor.)
 
 
Ters Düz henüz matbaaya gitmedi. Ama gördüğünüz gibi taslakları benim önümde! Ve nostaljik radyom... ve Marilyn filmlerim... ve çizim adamım... ve bir sürü kalemim, kırtasiye malzemem...
 
 
Bir insan kitap kurdu olur da, ayraç koleksiyoncusu olmaz mı! İşte gün geçtikçe büyüyen ayraç koleksiyonumun yeni üyeleri Almanya, İzlanda, Norveç ve Kore'den… Ne var ki ben bu ayraçları kitaplarda kullanmaya kıyamıyorum, bunları böyle saklıyorum sadece. Oysa yani sakla sakla nereye kadar, değil mi ama, kullanmak da lazım, yok, özel ayraçlarımı kullanamıyorum işte...
 
Ters Düz için burayı ve diğer sosyal medya hesaplarımı takipte kalın!
 

8 Kasım 2015 Pazar

BU DİZİYİ KAÇIRMAYIN!

 
 
Ben bizim ekranlarda uzun zamandır böyle kaliteli bir yerli dizi izlememiştim. Şimdiye dek üç bölümü yayınlandı, ama artık emin olduk ve rahat bir nefes aldık ki, Hatırla Gönül bu kalitesinden ödün vermeyecek. Sezonun açık ara en iddialı dizisi Hatırla Gönül. Gerçekçi oyunculuklar, sahneler, olaylar, çekimler, müzikler... Hani yabancı bir diziyi izlerken "YOK ARTIK MÜTHİŞ!" der ve yapılan işin kalitesi karşısında saygı duyarız ya, işte onun Türkçe karşılığı Hatırla Gönül. Hala geç değil. Hala bu diziye başlamak için geç kalmadınız. Bu akşam kendinize bir iyilik yapın ve elinize çayınızı, kahvenizi alıp saat 20.00'da Star TV'de dördüncü bölümü yayınlanacak olan Hatırla Gönül'ü izleyin. Emin olun günlük hayatın tüm stresinden, sıkıntısından uzaklaşıp Gönül'ün dünyasına, hikayesine girmiş bulacaksınız kendinizi. Ve sonra da bana teşekkür edeceksiniz "Mert iyi ki bu diziyi tavsiye ettin" diye. Yaprak Dökümü ve Kayıp Şehir'le birlikte oyunculuğunu kesin olarak kanıtlayan Gökçe Bahadır, bu dizide de ekranın en gerçekçi karakterlerinden biri olan Gönül'e hayat vererek çıtayı iyice yükseltiyor. Canlandırdığı Tekin karakterinin inandırıcılığıyla Onur Saylak, iyi oyunculuk nedir sorusunu adeta yüzümüze indirdiği tokatlarla cevaplıyor. Dizinin yan karakterleri de en az başroller kadar sahici ve gerçekçi. Asla pişman olmayacaksınız. Bu diziyle ilgili ne söylesem az. O kadar ama o kadar gerçekçi ve sürprizlerle dolu ki, ben müthiş bir heyecanla izliyorum her hafta. Koltuğuma gömülüyor ve bitene kadar nefesimi tutuyorum. Müzikleriyle, senaryosuyla, kurgusuyla sanki yabancı bir dizi izliyormuşum gibi hissediyorum. Böyle heyecanla izlediğim tek dizi Hatırla Gönül. Tüm samimiyetimle istiyor ve diliyorum ki siz de bu harika diziyi kaçırmayın, bu heyecana ortak olun...

6 Kasım 2015 Cuma

FARKLI DÜŞÜNEBİLMENİN ÖNEMİ

Lütfen sonuna kadar okuyunuz!

Vize yani midterm haftası geldi çattı ve ben de bu sebeple okulla, aldığım derslerle, derslerde ne yaptığımızla ilgili bir yazı yazayım dedim (niye vize demişler adına, sanırım hiçbir zaman anlayamayacağım). Biliyorsunuz, bu yıl ikinci sınıfım. Bu dönem Aslı Hoca'dan MED 207 (Social Media), Müge Hoca'dan MED 251 (Literary Interpretation), Esra Hoca'dan MED 204 (Culture, Communication and Society) derslerini alıyorum. Bunlar zorunlu derslerimiz. Online olarak HTR 111 diye bir tarih dersimiz var. Ve ben seçmeli olarak da 3. sınıftan Celil Hoca'nın ADV 301 (Copywriting) dersi ile 4. sınıftan Ceyla Hoca'nın TVJ 411 (Broadcast Announcing) dersini seçtim, yani bir de bu iki dersi alıyorum. Sizlere ADV 301 dersinde yaptığımız, hayli ilginç bir çalışmayı anlatacağım.

 
Işıl Hoca (çok sevdiğim, aynı zamanda çok da tarz bir hocadır) tahtaya "Bugün sigara içmesem de olur" diye yazdı (ki bence "Bugün çiçek almasam da olur" diye daha hoş bir şey de yazabilirdi, ama hoca öyle yazdıysa öyledir) ve bu cümledeki beş kelimeyi hiçbir şekilde değiştirmeden (kelimelerin sonuna yeni ekler getirmeden), başka hiçbir kelime kullanmadan, bu beş kelimenin yerini değiştirerek yeni cümleler yazmamızı istedi. Sadece istediğimiz noktalama işaretlerini kullanabilecektik. Tahmin edebileceğiniz üzere tüm sınıftan "Aaaaaaaaaaa hocam olmaz kiiiiiiii!" itirazları çıktı. Ama hoca "marş marş" düdüğünü çaldı ve böylece herkes tahtaya kalkıp yazmaya başladı. Yazılanlardan bazıları şunlardı:
 
Bugün de sigara içmesem olur.
 
Bugün sigara da içmesem olur.
 
İçmesem de sigara olur bugün.
 
Sonra benim sıram geldi, ben şunu yazdım:
 
Bugün sigara içmesem olur da...
 
İlk tur bitti. Biz etkinliğin bittiğini sanmıştık ki, hoca "Devam" düdüğünü çaldı ve tekrar yazmaya başladı herkes:
 
İçmesem sigara bugün de olur.
 
Olur içmesem sigara bugün de.
 
Sigara da içmesem olur bugün.
 
Sonra yine benim sıram geldi, ben şunu yazdım:
 
Bugün de sigara içmesem? Olur!
 
İkinci tur da bitti. Artık kimsenin yazacak yeni cümlesi yoktu çünkü herkes kombinasyonların tükendiğini düşünüyordu. Hoca yine "Devam" dedi ve herkes oflaya puflaya yazmaya devam etti:
 
Olur sigara içmesem de bugün.
 
Bugün olur sigara içmesem de.
 
İçmesem de bugün sigara olur.
 
Sonra yine benim sıram geldi, ben şunu yazdım:
 
"Bugün sigara içmesem olur" de.
 
Yerime oturdum ve hoca çalışmayı burada sonlandırabileceğimizi, istediği 3 doğru cümlenin tahtada olduğunu söyledi. Herkes tahtaya yazılmış olan onlarca cümleye bakmaya ve "Şu mu? Bu mu?" diye sormaya, tahminler yürütmeye başladı. Hoca sonunda tahtaya gitti ve doğru olan üç cümlenin başına tik attı. Siz o doğru cümlelerin hangileri olduğunu biliyorsunuz:
 
Bugün sigara içmesem olur da...
 
Bugün de sigara içmesem? Olur!
 
"Bugün sigara içmesem olur" de.
 
"Üçünü de sen yazdın, Mert," dedi hoca bana dönerek. Bu etkinliğin dersteki amacını da açıkladı: "Bu beş sınırlı kelimeyle bile farklı anlamlar yaratılabileceğini gördünüz. Ama reklamcılıkta özgürsünüz! İstediğiniz kadar çok kelime kullanarak müşteriyi etkileyecek başlık ve sloganlar yazmak aslında çok kolay. Çünkü bu zordu ve siz zor olanı başardınız."
 
Noktalama işaretlerini nasıl kullanması gerektiğini bilmiyordu kimse ve oradaki "de"nin "söylemek" anlamında kullanılabileceğini kimse düşünmemişti. 2. sınıfta bir medya iletişim öğrencisi olarak, 3. ve 4. sınıf reklamcılık dersi öğrencilerinin bulamadığı bir şeyi bulmak, yani aslında onların yapması gereken bir şeyi yapmak hoşuma gitti doğrusu. Ama bir yandan da üzüldüm. Çünkü artık herkes sadece telefonunda mesajlaşırken yazı yazıyor ve haliyle de noktalama işaretleri ya da derin anlam içeren sözcükler kullanmıyor. Bu nedenle de benden başka kimsenin aklına gelmedi o üç cümleyi yazmak. Çünkü kimse başka türlü düşünmemiş, herkes olaya yüzeysel bakmıştı. Ben öykü, roman yazdığımdan, yani yazıyla uğraştığımdan daha farklı bakabilmiştim olaya. Günün sonunda bir kez daha anladım ki iletişimin hangi alanında okursanız okuyun, öncelikle yazma, anlama ve düşünme kabiliyetiniz olmalı.
 
Uzun lafın kısası, gururlu bir şekilde çıktım seçmeli dersimden...
 

5 Kasım 2015 Perşembe

BU GÜL'LER KURUMAZ!

Herkese merhaba! "Bu sezonun dizileri" yazı serisinde öncelikli olarak üç diziye değineceğim. Yeni başlayan dizilerden favorim Hatırla Gönül. Geçtiğimiz sezondan takip ettiklerimse Güllerin Savaşı ve Paramparça. Bugün Güllerin Savaşı'nı yazıyorum. Paramparça ve Hatırla Gönül'le devam edeceğim.

 
Güllerin Savaşı her ne kadar klişelere teslim olmaya ve zaman zaman inandırıcılığını zorlamaya başlasa da, gerek oyunculuklar, gerek muhteşem ötesi müzikler, gerekse senaryonun pek çok yan karakter üstünden yaptığı sürprizlerle izleyiciyi ekran başına kilitlemeye devam ediyor. Yani Gül'ler bir süre daha mis gibi kokmaya, çiçek açmaya devam edecek, siz hiç merak etmeyin!
 
Güllerin Savaşı'na geçen sezon şubat mart gibi başladım. Başlama nedenim dizinin müzikleri. Evet, televizyonu zaplarken dizinin müziklerine takılıp kalıyordum ve sonuç olarak kendimi dizinin hikayesine de takılmış olarak buldum. Dizi, bu sezon hikayesini olabilecek en muhteşem şekilde devam ettirdi. Gülru ve Ömer arasına bir "bebek" konusu sokarak aşklarını farklı bir yola saptı. Ömer, romantik prens iken Gülru'dan nefret eden bir adama dönüştü. Gülru da ondan nefret ediyor. Yani buralar FAZLASIYLA saçma ve klişe, ama oyunculuklar güzel, sahneler güzel, Güllerin Savaşı bir şekilde izletiyor kendini.
 
 
Diziyle ilgili EN MUHTEŞEM bulduğum şey ise, GEÇTİĞİMİZ SEZONDAKİ HİÇBİR YAN KARAKTERİ DİZİDEN ÇIKARMAYIP HİKAYENİN GERÇEKÇİLİĞİNİ KORUMALARI. Ben buna yapılan işe saygı derim. Genelde çoğu dizi sezon finalinde yan rollerdeki karakterlere veda eder, çünkü onlara boşuna para vermek istemezler. Ama Güllerin Savaşı, karakterlerini sahipleniyor. Demek istediğim; Çiçek'ten Taner'e, Duygu'dan Mert'e, Mebrure'den Şevket'e dizimizin en işlevsiz ve suya sabuna dokunmadan kendi hallerinde takılan karakterleri bile yeni sezonda varlar. Brooke yeni sezonun ilk birkaç bölümünde vardı, ama sonra Ömer Türkiye'de kalmaya karar verince Amerika'ya gönderilerek diziden çıkarıldı, bu mantıklıydı. Ama Onur'la Gülfem aşkı bence gayet iyiydi. Onur niye çekip gitti geçen bölüm? Aşk diyoruz ama, Onur'un Gülfem'e olan aşkı ve Gülfem'in kendi hırsları, savaşları, egoları yüzünden bu aşkı görmemesi, Onur'un evlenme teklifini kabul etmemesi gibi bir durum var. Bu nedenle Onur gurur yaptı ve ortadan kayboldu. Sanırım diziden çıktı ama bence Onur dizide kalmalı. O ilişkiden daha çok malzeme çıkardı çünkü.
 
 
 
Halide geçtiğimiz sezon akıl hastanesine yatarak veda etmişti. Yani biz öyle sanıyorduk. Ben de onun artık dizide olmayacak olmasına üzülmüştüm. Çünkü Halide dizinin dramatik yapısı içinde aslında çok ama çok önemli, kilit bir karakter. Bu sezonun ilk bölümünün yayınlanmasıyla birlikte bir de ne göreyim, Halide is back! Senaristler, Halide'yi diziden çıkarmayarak müthiş bir karar almışlar. Halide-Gülfem, Halide-Gülru çatışmaları daha kendini izletir. Gülfem'in ondan "tiksinmesi", ama Halide'nin her şeye rağmen köşke geri dönmesi, senaryoya renk getirdi. Şimdi bir de Halide iki Gül'ün kız kardeş olduğunu yumurtladı, durun bakalım senaryo daha ne kadar saçmalayacak...
 
 
İki Gül arasında aslında artık Ömer için yapılan bir savaş falan kalmadı... İki Gül'ün çekişmesi bundan böyle Gülru'nun bebeği üzerinden olacak... Bir de Tibet karakteri girdi diziye ama daha pek önemli bir şey yapmadı. Belli ki Gülru'ya aşık olacak. Bu durumda Ömer'in pabucu iyice dama atılacak. Cihan'ın hemşiresi olan Sevgi de belli ki Cihan'a aşık olacak. Mert ve Duygu ise aslında dizinin ana konusundan çok uzakta, şöhret olma sularında yaşıyorlar aşk çatışmalarını. Yonca, Çiçek'inse artık konusu kalmadı. Ama onlar da hala dizide. Cahide öldü, çünkü Ömer'in bir şekilde Türkiye'de kalması gerekiyordu ve senaristler bunun bahanesi olarak da Cahide'nin "bu bebek seninse torunumu o kıza bırakma" vasiyeti gösterildi. Falan filan. Dizi acayip saçmaladı ve kendini zorluyor, ama Canan Ergüder'in muhteşem Gülfem performansı sayesinde kendini heyecanla izletiyor. Ayrıca şöyle ilginç bir durum da var ki, dizi TOTAL'de 5., 6. olurken AB'de 1. oluyor. TOTAL, adı üstünde, tüm ekonomik grupları kapsıyor. AB grubu ise eğitimli ve ekonomik geliri yüksek olan izleyici anlamına geliyor. Genellikle, matematik olarak kurgusu iyi, zeki işler AB'de kendine yer edinirken, konu yönünden daha basit ve izleyicinin anlaması kolay olan diziler TOTAL'de kendine yer buluyor. Bunlar araştırmaların söyledikleri, her gün reyting şirketlerinde, internette yazılıp çizilenler. Bu araştırmalar reklamverenler için yapılıyor (yani kimseyi küçük görme durumu yok), reklamverenler daha ucuz bir çamaşır suyunun reklamını TOTAL'deki dizilerle yaparken, daha pahalı bir çamaşır suyunu AB'deki dizilerle yapıyor. Bu noktada, Güllerin Savaşı aslında "zengin"lerin yaşamını gözler önüne serdiğinden, AB kendisine daha yakın buluyor ve diziyi izliyor. Mesela Paramparça da TOTAL'de 2. olurken AB'de 1. oluyor. Aynı şekilde Hatırla Gönül de yabancı bir diziyi andıran kurgusu ve müthiş senaryosuyla TOTAL seyircisine karmaşık gelen bir iş olurken, TOTAL'de 8., 9. olurken, AB'de 3. olabiliyor. Yani bizim izlediğimiz diziler yapımcıların, kanalların, reklamverenlerin cebini dolduruyor ve aslında bizim üstümüzden böyle araştırmalar, istatistikler yapılıyor. Önceki günün reyting sonuçları her gün saat onda reyting sitelerinde açıklanıyor. İlgileniyorsanız siz de bakın derim. Paramparça ve Hatırla Gönül'ü akşama doğru yazmış olurum, okumayı unutmayın!