15 Kasım 2017 Çarşamba

DOĞUM GÜNÜMÜ NASIL KUTLAYACAĞIM? BOZBALIK'TA?


Haftaya salı benim doğum günüm!

21 Kasım.

E o zaman bir Trabzon yapar mıyım?

Yaparım!

Yaşasın uçuştan iki gün önce karar verilip alınan spontane uçak biletleri!

En keyiflileri de böyle olmuyor mu zaten?

Yani spontane bir şekilde Trabzon'a gidiyorum!

Doğum günümü köşkte, bir elimde minyatür şemsiyeli portakal suyumla, çatalımın ucunda karameli bol beyaz çikolatalı pastamla, cool bir moda dergisinden fırlamış gibi kutlamayı planlıyorum. 

Sonra benim Ters Düz'deki hayali Bozbalık Köyü karakterlerinin yanına giderek beş bardak çay içip kızarmış ekmeğin üstüne reçel ve tereyağı süreceğim, o ayrı.

Sırası gelmişken... Bozbalık'ı çok özledik değil mi? Ters Düz'ün devamı olan, adını ve konusunu şimdilik kendime saklamaya devam ettiğim ikinci kitabım HEMEN çıksa iyi olmaz mıydı... Ben sırlar ve entrikalarla dolu Bozbalık Köyü'nü, Ece'yi, Burak'ı, Nilgün'ü, Mehmet'i, Ali'yi, Meryem'i, Bora'yı, Melek'i ve diğerlerini çok özledim. Arada laflıyoruz, onlar da sizi çok özlemiş. 

instagram.com/ofluoglumert
twitter.com/ofluoglumert
facebook.com/ofluoglumert 

14 Kasım 2017 Salı

DOĞU EKSPRESİNDE CİNAYET'İ İZLEDİM


Cuma günü vizyona giren Doğu Ekspresinde Cinayet'i, hemen pazar günü gidip izledim. Yaklaşık iki saat süren film, Agatha Christie'nin en çok bilinen aynı adlı kitabından bir uyarlama. Filmde Johnny Deep, Penelope Cruz gibi isimler de var ama daha çok konuk oyuncu olarak geri planda kalıyorlar. Meşhur dedektif Hercule Poirot'u ise Kenneth Branagh canlandırıyor. Branagh aynı zamanda filmin yönetmen koltuğunu da kimselere kaptırmamış. 

Filmin ilk sahneleri, bizim İstanbul'da geçiyor. Daha sonra tren yola çıkıyor ve karlı manzaralar, nefis yemekler eşliğinde, sıcak kompartımanlar arasında şıkır şıkır giyinmiş yolcuları, aslında olağan şüphelileri tanımaya başlıyoruz. Nitekim çok geçmeden trende bir cinayet işleniyor ve herkes şüpheli konumuna düşüveriyor. 


Ben filmi oldukça beğendim. Polisiye ve dedektif öyküleri sevenlerin zaten kaçırmaması gereken bir film. Yine de, salondan çıktıktan sonra seyirci bazı tatminsizlikler de yaşamıyor değil. Özellikle de sonuyla ve olayların bağlanışıyla ilgili. Bir de, koskoca trende yalnızca sekiz-dokuz yolcu mu var diye de düşündürtmüyor değil... 

Bu arada, bir devam filminin sinyali de ufaktan ufaktan verilmiş. Bir istasyonda olaylı cinayet treninden inen Hercule Poirot'u karşılayan bir adam, Nil Nehri'nde bir cinayet işlendiğini söylüyor. Demek ki ikinci film olursa, bu sefer Nil sularında geçecek. İyi de olur, çünkü bu filmde o kadar çok kar vardı ki, trende olmamıza rağmen üşüdüm! 

Benim filme notum: 8/10

İzlerseniz ya da izlemeyi düşünüyorsanız, yorumlarınızı mutlaka bekliyorum... 

instagram.com/ofluoglumert
twitter.com/ofluoglumert
facebook.com/ofluoglumert 

12 Kasım 2017 Pazar

MÜREKKEP KOKUNU İÇİME ÇEKTİM - 7. BÖLÜM

6. bölüm

5. bölüm

4. bölüm


3. bölüm


2. bölüm


1. bölüm 



"Sokakta karşıma çıkan insanları
kolundan tutup konuşmaya başlayasım var."
"BÖYLE BİR ŞEYİ benden saklamanı asla beklemezdim Irmak."
"Haklısın," dedi Irmak, gözyaşlarını silerek. O da kendinden günün birinde Cem'i aldatmayı beklemezdi ama hayat karşısına bir anda Atlas'ı çıkarmıştı ve ona karşı konulamaz bir şekilde çekilmişti, bunun önüne geçememişti. Yine de Cem, Atlas'la ilişkisini öğrenince onun tahmin ettiği kadar öfkelenmemişti. Bu açıkçası biraz garipti. 
"Kim o kız Irmak?"
"Kız mı?" Irmak afallamıştı.
"Sarı saçlı kızdan bahsediyorum. Ayaküstü epey konuştunuz sanırım."
"O... o şeydi..." Irmak şaşkınlık ve rahatlamayla ona bakakalmıştı. Cem, Atlas'tan değil, Selin'den bahsediyordu! Irmak'ın sandığı gibi onu o gün parkta Atlas'la değil, beşinci kattaki tuvaletlerin orada Selin'le konuşurken görmüştü.
"Evet?"
"Benden ders notlarını istemişti. Malum, vizeler yaklaşıyor."
"Sen ne dedin peki?"
"Hiç işim olmayacağını söyledim. Derse gelip kendi notlarını kendin tutmalısın. Aynen böyle."
"En doğrusunu demişsin. Ama yine de, hayatında olup biten her şeyi bana söylediğini sanıyordum. Biliyorsun, bu hep böyleydi çünkü."
"Ah, hayır, Cem. Kızı tanımıyorum bile." Evet, bu belki de Cem'in tek kusuruydu. Irmak'ı hep kontrol altına almaya çalışıyormuş gibi davranıyordu ve bu bazen rahatsız edici olabiliyordu. Ama Irmak da bazen ona karşı meraklı davranıyordu, o nedenle sorun yoktu.
"Niçin ağladığını hala anlayamadım ama?"
"Şey... Bir anda senden bir şey saklamışım gibi hissettim ve bu beni huzursuz etti çünkü." Eh, bu bir parça doğruydu.
"Sen öyle diyorsan madem, öyle olsun." Cem gülümsedi. Samimi bir gülümsemeydi bu.
Irmak derin bir nefes aldı. Cem'in Atlas'ı öğrendiğini sanıp az daha her şeyi itiraf edecekti. "Tamam... Şimdi ne yapıyoruz?"
"Bana gidelim mi?" dedi Cem.
"Bilmem?"
"Evet. Burada yapılacak başka bir şey kalmadı sanırım."
"Aslına bakarsan bu AVM'ler beni de sıkıyor. Sinema, yemek, alışveriş, hep aynı şeyler."
"Filmi de pek beğenmedin sanırım?" dedi Cem, kaşının tekini kaldırarak.
İtiraf vakti gelmişti. "Yarıda çıkmamak için kendimi zor tuttum desem?"
Cem güldü. "Söyleseydin çıkardık," dedi.
"En iyisi eve gidip ayaklarımızı uzatmak ve DVD'ye benim seçeceğim bir film koymak sanırım," dedi Irmak.
"Hmmm... Eğer bana masaj yapmayı kabul edersen, tüm DVD koleksiyonum emrinde olacak."
Böylece Irmak son derece neşeliymiş gibi gülerek onun koluna girdi (hatta biraz abartmış, kahkaha bile atmıştı) ve yürümeye başladılar. O an, koluna girdiği erkek keşke Cem değil de Atlas olsaydı, diye düşündü, ama bunu aklına getirmenin bile yanlış olduğunu biliyordu. Cem'le göz göze geldiği her sefer, içinden yükselen sesleri duymazdan gelmeye çalışıyordu: Onu resmen aldatıyorsun... Onu resmen aldatıyorsun... Onu resmen aldatıyorsun.
---***---  
IRMAK İKİ GÜNDÜR sınıfta Aslı'yı görmüyordu ve bunun iyiye işaret olduğu söylenemezdi. Aslı hiç ders kaçırmazdı. Belki şehir dışına gitmişti ya da bir sağlık sorunuyla ilgili bir şeydi. Belki bir yakınına bir şey olmuştu. Ya da belki ona.
Irmak bunu başta pek önemsemedi ama ikinci günün sonunda kafaya taktığını fark etti ve Efe'ye mesaj atmaya karar verdi. Efe, Aslı'nın sınıftan yakın bir arkadaşıydı. Irmak onu hiç sevmezdi ve Aslı nasıl oluyor da onda arkadaş olunacak bir taraf buluyordu, hiç anlamazdı. Ama şimdi eğer Aslı okula gelmiyorsa, bunun sebebini ancak Efe'den öğrenebilirdi. Hemen bir mesaj attı:
"Efe naber?"
"İi sen"
"İyiyim. Bir şey sorucam Aslı kaç gündür nerede biliyor musun?"
"Bilmiyorum niye ki"
"Bilmem siz yakındınız"
"Yok be"
"Görüşüyordunuz ya"
"Hayır"
"Niye, noldu"
"Hicbir sey. Aslı oldu galiba."
Irmak bunu başta şöyle anladı: Olan, Aslı'ydı. Yani Aslı soğumuştu. Irmak, bir an Aslı'nın kendisinden soğuduğu, uzaklaştığı gibi Efe'den ve hayatındaki diğer herkesten de soğuduğunu düşünerek, bunun kendisi ya da Uzay'la ilgili bir şey olmadığına sevindi.
"Ne?" diye yazdı.
Efe "Bildigim kadarıyla artık aramızda degil" diye yazınca, o "oldu"nun aslında "öldü" olduğunu anladı. Birkaç saniye ne yazacağını bilemeden kalakaldı. Ne? Ne? Eğer bu doğru olsaydı, yani... eğer Aslı ölmüş olsaydı, bunun haberi mutlaka ona gelirdi.
"Efe ciddi olur musun??"
"Çok ciddiyim"
"Ara o zaman"
"Ne"
"Mesajla inanmam, öyleyse ara"
"Sen ara Aslı'yı"
"Of Efe ne diyosun ya"
"Artık aslı yok diyorum"
"beni ara dedim onu ara demedim"
"Kızım konuşacağımız bisey yok"
"Hayır da şu dediğin ciddi"
"Evet."
"Bye Efe"
"İnanma. Bunu sakaya vurman hic hos degil Irmak."
Irmak artık bunun Efe'nin aptal ve her zamanki gibi çizmeyi aşan soğuk şakalarından biri olduğunu biliyordu ama yine de... Bir anlığına gerçek olabileceğini düşününce... Çok kötü hissetmeye başlamıştı... Bir anda içinden bir parça alınmış, geriye büyük bir boşluk kalmıştı sanki. Keşke Aslı'yı arayıp sesini duyacak ve o gece huzurla uyuyabilecek cesareti olsaydı.

Ertesi gün sınıfta Aslı'yı görünce çok utandı. Efe de yanında oturuyordu ve o kapıdan içeri girince ikisi de ona baktılar. Acaba Efe aralarındaki mesajlaşmayı Aslı'ya anlatmış mıydı? Tabii ya, hiç kuşkuya yer yoktu. Kesin anlatmıştı.
"Irmak naber?" diye seslendi ona Efe, pis pis sırıtarak. Aslı o esnada bakışlarını kaçırmıştı.
Irmak onu duymazdan gelip en önde bir yere oturdu.
"Bak, senin Aslı hortladı, tekrar aramızda!" Arkadan Efe'nin kahkahaları geliyordu. Aslı hiç konuşmuyordu ama o da ağzını kapatarak gülüyor olmalıydı.
Irmak o an çok öfkelendi. Efe'ye, "Sana ikiyüzlüsün demiştim ya, dahası: üç dört yüzlüsün sen" demek istedi ama hiç karıştırmadı. Bu da aralarındaki eski bir olaydı ama Irmak sonrasında geri adım atıp Efe'ye aslında "ikiyüzlüsün" demek istemediğini falan söylemişti. Düpedüz istemişti oysa. Efe ikiyüzlü aptalın tekiydi.
Ama o da aptaldı. Dün geceki mesajlaşmalar tamamen onun hatasıydı. Yani zaten aklınız biraz başınızdaysa, Efe'nin dediği hiçbir şeye inanmazdınız –bazen gerçekten ciddi görünseler bile.
O gün ne dinlediği dersten bir şey anladı, ne Aslı'nın iki gündür niye okula gelmediğini çözebildi. Ön sırada, utanç içinde, öylece oturdu ve ancak herkes sınıftan çıktıktan sonra çıkabildi.
---***---  
ATLAS MESAJ ATMIŞ ve eğer Irmak müsaitse ve eğer isterse tabii, evde olduğunu, saat iki gibi gelebileceğini söylemişti. Irmak tabii ki müsaitti ve saat tam ikide onda olacağını söyledi ama Atlas'ın evinin olduğu sokağa üç saat erkenden gitti. Zaman geçirmeye çalıştı, ilgisini zerre kadar çekmeyen bir sürü mağazaya girdi çıktı (ki bunlardan bir tanesi sporcular için vitamin satan şu sözüm ona sağlık mağazalarından biriydi) ve nihayet saat biri çeyrek geçe olduğunda evinin kapısındaydı. Yine erken gelmiş oluyordu işte ama daha fazla oyalanamazdı. Sonunda, Atlas'ın kırk beş dakika erken geldi diye ona kızmayacağına karar verdi.
"Irmak. Gelsene," dedi Atlas, kapıyı açtığında, ama sesi kibarlık yapmaya çalıştığını ele veriyordu. Çünkü üstünde yalnızca siyah bir boxer vardı ve daktilo tuşları şeklinde küçük dövmelerle kaplı vücudu inanılmaz fit görünüyordu. Daktilo tuşları mı? Hem de üstlerinde birtakım harfler vardı. Irmak ne yazdığını göremedi. 
"Şey, kusura bakma biraz erken gelmiş oldum." Irmak erken geldiği için onay alırcasına ona baktıktan sonra ayakkabılarını çıkartıp içeri girdi. Mevsimlik sonbahar ayakkabılarını Atlas'ın paspasta duran uçları çamurlanmış kahverengi botlarının hemen yanına koydu.
"Sen salona geç, ben de üstüme bir şeyler giyinip geleyim," dedi Atlas ve koridorun sonundaki bir kapıya doğru yürümeye başladı. Irmak bir süre gizlice arkasından baktı ama sonra salona gitti.
Irmak siyah, füme ve vizon renklerinden oluşan kitaplıklı odaya girdi. Çatı katı olduğu için, tavan biraz eğimliydi. Odaysa öncekinden biraz daha farklı görünüyordu. Oraya ilk geldiği zaman çay içtikleri sehpanın üstünde bir tane kirli pizza kutusu, ağzına kadar dolu bir küllük ve yarısı yenmiş, kalan yarısıysa kabuğunun içine saklanmış bir muz duruyordu.
Atlas geri döndüğünde üstünde beyaz bir tişört ve gri bir eşofman altı vardı. Fosforlu koyu mavi çoraplarını tarz olsun diye mi yoksa çekmecede bulduğu için mi giymişti, bilmiyordu ama Irmak'ın içinden bir ses ikincisinin doğru olduğunu söylüyordu. Irmak birden, olduğu gibi görünmekten hiç çekinmeyen Atlas Siyah'la yolları kesiştiği için ne kadar şanslı olduğunu hissetti.
"Evet, geldim. Otursana."
Irmak hala ayakta dikildiğini ancak o zaman fark etti. "Uyumuyordun... Değil mi?" Beklenmedik bir anda gelip ona rahatsızlık verdiğini düşünerek huzursuz olmuştu.
"Hayır. Ne uyuması? Bu saate kadar? Sadece evde yalnızken –ki yüzde doksan dokuz evde yalnızım- olabilecek en az sayıda şey giymeyi seviyorum. Yani, bir boxer işi görüyor." Gülümsedi. Irmak da gülümsedi. Atlas hem saf bir çocuk kadar tatlı hem de olgun bir adam gibi karizmatik olabiliyordu.
Ve o anda ikisi de Irmak geldiğinden beri henüz öpüşmediklerini fark ederek yanak yanağa öpüşüp sarıldılar. Atlas mürekkep, çay, çörek ve belli belirsiz sigara kokuyordu. Bir de odun ve mandalina kabuğu karışımı bir parfüm sıkmıştı, enfesti.
Yine iki koltuğa karşılıklı oturdular ve Atlas tarçınlı siyah çay demledi, bir sürü cookie paketi çıkarttı. Bir sigara yaktı. Irmak bu kez bir şey söylemedi.
"Evde yalnız olmadığın o küçücük dilimde..." dedi. "Sana kimler eşlik ediyor?" Tamam, bunu sorarken, eğer bir sevgilisi varsa söylemesini bekliyordu. Ama eski günler için Pelin ve şimdiki zaman için de Necati demesini bekledi. 
Atlas bir an için başka bir cevap vermeye hazırlanırmış gibi duraksadı. Ama sonra, "Ah, aslında hiç kimse," dedi gülümseyerek. "Acınacak derecede yalnızım."
Irmak ondan böyle bir itiraf beklemiyordu.
"Sokakta karşıma çıkan insanları," diye devam etti Atlas. "Kolundan tutup konuşmaya başlayasım var."
Irmak bir an sessiz kaldıktan sonra, "Ben de, biliyor musun?" dedi. "Hayatımda her şey yokuş aşağı gidiyor." O an aklına tanıştıkları gün Atlas'a "kaybettikleriyle" ilgili söylediği o söz geldi. "Yani ölüm değildi ama... Belki de daha zor biliyor musun? Ölüm olduğunda bir şekilde kabullenmen gerektiğini biliyorsun ama yaşarken kaybettiklerin..." Acaba Atlas da tam şu an o sözlerini hatırlamış mıydı?
"Ama artık birbirimiz varız, değil mi?" dedi sonunda.
"Evet, artık biz varız," diye karşılık verdi Atlas.
Bir süre sessizlik oldu. Sonra sessizliği Atlas bozdu.
"Peki sen neden yalnız hissediyorsun? En azından dışarıdan bakıldığında, benim gibi değilsin. Kalabalık bir çevren var."
"Çünkü en yakın arkadaşım benden bir anda öylece uzaklaştı."
Atlas gülümsedi. "Bir sebebi olduğuna eminim. Hiçbir şey sebepsiz değildir. Bazen farkına varmayız sadece. Belki henüz o da farkına varmamıştır."
Irmak ona, uzun yıllar boyunca birbirlerinin en iyi arkadaşı olduklarından ama her şeyin artık geride kaldığından bahsetti.
"Belli olmaz, belki gelip senden özür diler ve her şey düzelir."
Irmak bunun asla mümkün olmadığını söyleyen gözlerle baktı ona.
---***---  
IRMAK OKULA gittiğinde, kendini rahatlamış hissediyordu. Atlas'la konuşmak ve onun kitap dolu çatı katında çay içmek iyi gelmişti. Orası sanki gerçek dünyadan, gerçek zamandan başka, masalsı bir yerdi. 
Okula gidince derse girmek yerine, kampüste yeni açılan pahalı-havalı kahveciye girip üst katına çıktı. Herkes sigara içilen balkonda takılmayı tercih ettiği için pek tenhaydı. Arka fonda caz çalıyordu, saksafon solo, biraz sonra arkadan elektronik müzik de eklendi altyapıya, ki bu iyiydi, Irmak bu birlikteliği severdi. Merdivenlerden ayak sesi duyunca başını istemsizce o yöne çevirdi ve onu gördü. Sen de nereden çıktın şimdi? Selin, elinde iki kahveyle dosdoğru ona doğru geliyordu.
"Sen beni mi takip ediyorsun?" dedi Irmak hiddetle. Bu aslında biraz düşünmeden söylenmiş, yersiz bir sözdü. Selin gidip başka bir masaya otursa sözleri havada kalacaktı.
Neyse ki öyle olmadı.
"Kahve?" dedi Selin, karşısındaki sandalyeyi çekip kahvelerden birini ona uzatarak. Üstünde pembe bir sweatshirt, altında gri bir etek vardı. O an gerçekten de "şeker kız" gibi görünüyordu.
"Belki de beni bulmak için harcadığın çabayı bursunu kaybetmemek için harcasaydın..." dedi Irmak ama telefonunun titrediğini görünce konuşması yarıda kaldı. Arayan Uzay'dı. Açmayıp sessize aldı. Şimdi sırası değildi.
"Sana kahve getirdim. Almayacak mısın?" Selin elindeki plastik bardağı ısrarla sallıyordu. Irmak gönülsüzce uzanıp bardağı aldı. "Ne? İnsanların seni benimle oturuyorken görmelerini istemiyor musun? Alnımda şantajcı yazmıyor benim, tamam mı? Güzel, genç bir kızım ben."
"Birkaç kilo fazlan var," dedi Irmak, sonra elini hemen dudaklarına götürdü. Neden öyle söylediğiyle ilgili hiçbir fikri yoktu. Evet, gerçekçi olmak güzeldi ama Selin gibi her an patlamaya hazır saatli bir bombanın karşısında değil. Ama şanslı günündeydi, çünkü Selin buna pek de aldırmış gibi görünmüyordu.
"Haklısın," dedi. "Her şey bittikten sonra sıkı bir diyet programına girmeyi düşünüyorum."
"Ne bittikten sonra?" dedi Irmak. Bu cümlenin kendisiyle ilgili bir şeyleri kastettiğini anında anlamıştı. 
"Bursumu garantiye alıp okuldan atılmaktan kurtulduktan sonra. Ya da senin hayatını mahvettikten sonra işte. Dediklerimi düşündün mü Irmak?" Selin şimdi tekrar ciddileşmiş ve ona boşu boşuna kahve almadığını hatırlatırcasına ana konuya geri dönmüştü. 
"Hiçbir şey düşünmedim, tamam mı? Şimdi benim oturduğum masadan kalkıp gider misin? Yoksa ben gideceğim."
Selin'in yüzü o an tehlikeli bir hal aldı. "Irmak... Sen beni anlamadın galiba? Bak ben burada hayatını mahvetmekten bahsediyorum. Bunu yapabileceğimi görmüyor musun?"
Ah, evet, Irmak onun gözlerindeki kararlılığı görebiliyordu.
"Elimde seni bitirmek için her şey var. Aynı anda hem Cem'i hem de Atlas'ı kaybetmek ister misin?"
Irmak ona bakıp blöf yapıp yapmadığını anlamaya çalıştı. Hayır, bu kız son derece ciddiydi. Fazla ciddi.
"Eğer bana yardım etmezsen, her ikisi de başına gelecek."
"Ben..." dedi Irmak. O anda kalbinin sesi, kafedeki müziği bastırırcasına hızlanmıştı. 
"Evet. Kararın nedir?" dedi Selin, sabırsızca.
Tam o sırada Irmak'ın cep telefonu çaldı. Masanın üstünde titreşerek kendi etrafında dönmeye başladı ve Irmak'tan önce neredeyse Selin uzanıp açacaktı. Elini telefona götürdü ve onu eline aldı, ekrana baktı, sonra Irmak'a uzattı. Irmak yine Uzay olduğunu düşündü.
"Aslı arıyor."
Irmak bir an onun Aslı'yı da bilip bilmediğini düşündü. Telefonunu Selin'in elinden kapıp açtı.
"Irmak... Hemen bizim eve gelebilir misin?" Aslı panik halindeydi.
"A-Aslı?" Irmak şaşırmıştı, çünkü ondan böyle bir telefon almayı hiç beklemiyordu. Birden, onu engellediği aklına geldi. Yani Aslı belki önce mesaj atmayı denemiş, ama mesajlarının gitmediğini görünce son çare telefona sarılmıştı. Bu kadar önemli ne olabilirdi ki?
Ona gitmeyi çok isterdi ama aralarında onca olup biteni göz önüne alarak, "Kusura bakma, hiçbir yere gelemem ben," dedi.
"Irmak gelmek zorundasın!"
"Yapma ya, nedenmiş o?"
"Çünkü Uzay burada, aptal! Ve eğer gelmezsen... kendini öldürecek!"
7. bölüm sonu, devam edecek
-----------********------------
Evet... Sizce Irmak iyi kızken kötü kıza mı dönüşüyor? Cem'le birlikteyken Atlas'la görüşmeye başlaması onu kötü kız yapar mı? 
Ve sizce Uzay Aslı'nın yanına niye gitti? Irmak'ın da oraya gitmesi Aslı'yla arasındaki ilişkiyi eski haline getirir mi? Peki Selin de onunla birlikte Aslı'nın evine gider mi?
Ve sizce Selin'in hayatına girmesiyle Irmak için neler değişecek?
Ve şimdilik en sevdiğiniz karakter hangisi?
Ya en sevmediğiniz? Cem, Aslı, Selin? Aslında Cem'in Irmak'ı sevmek dışında pek de bir suçu yok gibi? Aslı? Selin? Hangisine daha çok gıcık oluyoruz? 
8. ve 9. bölümde inanılmaz sürprizler olacak. Açıkçası bu bölümleri nefesinizi tutarak okuyacağınızı söyleyebilirim. Hele 9. bölümde öyle olaylar olacak ki... neyse neyse, onu sırası gelince konuşuruz. 
Yorumlarınızı bekliyorum! Mürekkep kokulu yazarınız iyi pazarlar diler!
Hikayeyle ilgili bölümleri hazırlarken çok fazla şey paylaştığım diğer hesaplarım:  
instagram, twitter, facebook: ofluoglumert

11 Kasım 2017 Cumartesi

NEDEN METROBÜSE BİNMEME KARARI ALDIM?

Metrobüse binmeden önce... 

 Metrobüse bindikten sonra... 

An itibariyle, artık uzun bir süre -en az bir ay- metrobüse binmeme kararı aldım.

Bu sabah metrobüsle kahvaltıya karşıya gittim ve dönüşte resmen ezilerek geldim bu ne rezalettir ya?

Orta taraflarda boş yer var, ama kimse ilerlemiyor, nedenini anlamak mümkün değil!

Kimin eli kimin cebinde belli değil gittik valla! 

Aslında son zamanlarda hep böyle, hiçbir yere tutunmadan gidiyorum çünkü dört hatta sekiz yanında sana yapışmış duran insanlardan elini kolunu oynatmaya fırsat kalmıyor. Düşmeden ayakta kalabiliyorsun da. 

O sıkışıklıkta paranı da çalarlar, telefonunu da (ki başına gelen tanıdıklarım var).

Ayrıca o sıkışıklık içinde birbiriyle yer ya da ilerleyelim diye kavga eden, agresif, mutsuz insanlar da yok değil... Yani stres üstüne stres, gerginlik üstüne gerginlik... 

İstanbul toplu taşımasından, özellikle metrobüsten acayip sıkıldım/bunaldım ben. 

Daha yarım yıl üstüne geleli iki ay olmasına rağmen!

Artık metrobüse binmiyorum, bir yere de gitmiyorum, evde oturacağım, çay içeceğim, kitap yazacağım!

Oh be!

5 Kasım 2017 Pazar

MÜREKKEP KOKUNU İÇİME ÇEKTİM - 6. BÖLÜM


5. bölüm

4. bölüm


3. bölüm


2. bölüm


1. bölüm 

5. bölüm, Irmak'ın aldığı gizemli bir notla bitmişti. Bu bölümde kadroya bu notu yazan yeni bir ana karakter katılıyor. Tabii ki Irmak'ın hayatını mahvetmeye geliyor! Sizce ondan ne istiyor olabilir, bölüme geçmeden önce tahminleri alalım?
Ve yorumlarınızı bekliyorum! Hikayeyi kendi blog'larınızda da duyurursanız, Mürekkep Kokunu İçime Çektim hepimiz için o kadar uzun soluklu bir macera olur. Keyifli okumalar! 
Bölüm şarkısı: Feist - Comfort Me 
IRMAK, ERTESİ GÜN tam notta yazan saatte kampüsteki ana binanın beşinci katında bulunan tuvaletlere doğru çıkarken, dizleri titriyordu. Asansörün kapısı iki yana doğru açılmaya başlar başlamaz, birinin tuvaletlerin önünde durmuş bekliyor olduğunu gördü ve bunun o tehdit mektubunu yazan kişi olduğunu hemen anladı. Öncelikle sahiden de kızdı, yazdığı gibi. Makyajlı yüzü çok, çok güzeldi. Saçlarının aslında siyah olduğu, boyalı sarı saçlarının diplerinden belli oluyordu. Üstünde krem-beyaz bir tişört, altında mor bir etek vardı. Biraz minyon, hafif kilolu bir tipti. Göğüsleri büyüktü (biraz fazla). Kulağının birinde piercing vardı. Ojeleri kırmızıydı. Kıpkırmızı.
Irmak, sanki başka bir yöne doğru gidiyormuş gibi ilerledi ve kızın yanına gittiğinde durdu. "Merhaba," dedi, birileri var mı yok mu diye sağa sola baktıktan sonra. Otomattan bisküvi (ya da çikolata, her neyse) almaya çalışan birkaç öğrenci ve ilerideki sınıflara doğru giden birkaç kişi dışında koridor sakin görünüyordu.
"Merhaba, Irmak," dedi kız ve ojeli elini ona doğru uzattı. "Adım Selin."
Irmak bir süre tereddüt ettikten sonra onunla tokalaştı. "Sen benimkini çoktan biliyorsun," dedi adını söylemek yerine, biraz kızgın, biraz alaycı bir şekilde.
"Evet, bu doğru," dedi Selin, kendinden emin, belki ukala bir tavırla. "Öncelikle tam vaktinde geldiğin için teşekkür ederim. Hemen konuya girelim mi?"
Sesi sanki onu başkası konuşturuyormuş ya da sanki başka yerden, mesela eteğinin altına sakladığı küçük bir hoparlörden geliyormuş gibiydi. Çünkü ses rengi dublaj gibiydi. Minyon bedeniyle nedense uyuşmayan, çizgi film karakteri gibi bir sesi vardı. Aslında çok güzel bir sesi vardı. Düzgün tonlamalar yapıyordu.
"Seni dinliyorum," dedi Irmak, karşısında güçlü görünmek için kollarını göğsünde kavuşturarak.
"Çok yakışıklı bir çocuk. Feci bir şey. Sakın yanlış anlama, ben onunla ilgilenmiyorum. Ama seni nasıl tahrik ettiğini anlayabiliyorum. Üstelik bir yazar, öyle değil mi?"
Irmak şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı. Selin tüm bunları nasıl bilebilirdi?
"Kitabını aldın. Onunla buluşmaya ve flörtleşmeye başladınız, değil mi? Çok hoş. Belki bir ara bunu da kitap olarak yazar." Hafifçe sırıttı ve yanağının kenarında bir gamze oluştu.
"Bir dakika... Sen beni mi takip ettin?" diye sordu Irmak. Sakinliğini korumaya çalışıyordu.
Selin düşündü. "Haklısın bir süredir seni izliyorum çünkü kendimi sana tanıtmadan önce seni biraz tanımak istedim. Böylece 1-0 öne geçmiş oldum ama, değil mi?"
"İyi de neden beni izliyorsun?"
"Aslında çok tesadüfen oldu, biliyor musun? Hani o gün vardı ya, sen beni görmedin bile ama, ben seni daha otobüse bindiğin an fark ettim. İşte orada yanıma oturmanla başladı her şey."
O an beyninde bir şimşek çaktı Irmak'ın ve hemen Atlas Kitabı'nı aldığı o yağmurlu güne geri döndü. Cem'in evindeydiler. Kitabı gösterdiğinde Cem ona, "Şu ergen hikayelerinden değildir umarım. Hiç baktın mı?" diye sormuş, o da "Buna vaktim olmadı, otobüste yanımda iri bir adam oturdu ve bacaklarını iki yana öyle bir açtı ki kitabı çantamdan çıkaramadım bile" demişti. Demek Selin o'ydu. O iri adam... yani kadın... yani kız, Selin'di.
"Sen beni tanımayınca ben de kendimi sakladım. Ve tamamen işsizlikten, otobüsten seninle aynı durakta inip seni takip ettim."
"Sen beni nereden tanıyorsun ki?"
"Seninle aynı fakültedeyim. Çantana o notu ortak derslerden birinde koydum ama sen beni fark etmedin bile."
"O notu sahiden başkasına mı yazdırdın?"
"Tabii ki hayır, o basit bir yalandı."
Irmak şimdi anlıyordu. "Kusura bakma, sana hiç dikkat etmemişim. Biliyorsun, okul çok kalabalık." Bir an durdu. "Hayır, kusura bak. Senden özür dilemeyeceğim tamam mı? Asıl sen bana bir özür borçlusun! Hatta birden çok! Benden ne istiyorsun?"
"Irmak, sakin ol, ben de tam oraya gelmek üzereyim... Cem Hoca'yla yaşadığın ilişkiyi biliyorum, öğrendim. Üstelik şimdi onu aldatıyorsun da. Bunu bilseydi eminim seni hayatının sonuna dek birinci sınıfta bırakırdı."
Irmak donakaldı. Selin bunları notta da yazmıştı ama yüzüne söylemesi gerçekten daha kötüydü. 
"Şşşt," dedi Irmak. "Bir dakika," dedi sonra, kendinden daha emin bir sesle. "Yanılıyorsun. Evine gittim diye ne yani? Benim Cem Hoca'yla alakam sıradan bir öğrenci ilişkisi. Hepsi bu." Bir an için Selin'in buna inanacağını ve bu konunun sonsuza dek burada kapanacağını düşündü. Onu yeneceğini, onun kendisi için bir problem olmayacağını. Ama yanıldığını anlaması sadece iki saniye sürdü.
"O zaman niye bugün burada benimle buluştun?" dedi Selin, rahat bir tavırla. "Çünkü notta yazdıklarımın hepsi gerçek ve bunu sen de biliyorsun."
"Hayır! Ben sadece... Bak, o notu okuyunca biraz gerildim ve üzüldüm ve bu yanlış anlaşılmayı düzeltmek istediğim için buraya geldim, tamam mı?"
"Oh, hayır. Üzülmeyi gerektirecek bir şey yok ortada. Şu diğer çocuk, o bomba sarışın söz konusuysa Cem Hoca'yı aldatmaya değer bence de, emin ol. Yani ben olsam ben de yapardım."
Irmak buna bir son vermek, onu yalanlamak istiyordu. Ama ondan kaçamayacağını sonunda anlamıştı. "Pekala. Benden ne istiyorsun?"
"Evet, gelelim esas meseleye..." Birden kartları daha açık oynamaya başlamışlardı. "İstediklerimi yapacaksın. Notlarım çok düşük ve bu okula girdiğim yüzde yüz bursumu kaybetmek üzereyim. Ki eğer bu olursa, babam beni öldürür. Ama sen Cem'le konuşup bu duruma müdahale edebilirsin. Okulumu bitirmemi sen de istersin sonuçta, değil mi?"
Selin'in istediği, Irmak'ın hiç tahmin etmediği bir şeydi, ama aslında korktuğu kadar kötü bir şey değildi. "Evet ama bunun yolu bu değil. Bak, bursunu kaybetmeni istemem ama bunu ancak çalışarak sağlayabilirsin. Cem'le konuşmam hiçbir şeyi değiştirmez. Ne yani, sen sırf onunla sevgiliyim diye benim hak etmediğim notlarla geçtiğimi mi sanıyorsun? Emin ol okulla alakalı hiçbir konuda bana yardımcı olmuyor."
"Bak işte sevgili olduğunu bir kez daha kabul ettin," dedi Selin sırıtarak.
Irmak dudaklarını ısırdı.
"Cem kabul etmezse, sen onun bilgisayarına girip notlarımı düzeltebilirsin."
Yok artık... Bu kız kafasında her şeyin planını yapmıştı ama Irmak artık dayanamayacaktı. "Bak sen. Aksi halde?"
"Aksi halde, Irmakcım... Tüm okul Cem'le yaşadığın ilişkiyi ve üstelik onu aldattığını öğrenir."
"Yeter! Hadi git! Hemen başımı belaya sok! Durma!" Ah, blöf yapıyordu ama Selin her an sinirlenip başına gerçekten bela olabilirdi.
"Bak bak, şu havalara, şu pozlara bak! Bu senin gözünü pek korkutmadı sanırım Irmak. Sana Atlas'ı da biliyorum dedim. Parkta buluştuğunuz her sefer ben de oradaydım. Onun sırlarını da biliyorum yani. Aynı anda hem Cem'den hem Atlas'tan olmak mı istersin?"
Irmak şok içindeydi. Adeta elini kolunu bağlamıştı Selin. Nasıl tehlikeli bir kızdı bu böyle? Oysa şu minyon haliyle sevimli görünüyordu. Onu tanımayanlar için yani. Mesela az önce yanlarından geçen temizlik görevlisi için. Irmak bir anda çok önemli konuları çok uluorta yerde konuştuklarını fark ederek toparlandı.
"Selin... Bunlar böyle ayaküstü konuşulacak şeyler değil ama, sana yemin ederim ki notların konusunda ben hiçbir şey yapamam."
"Tabii Cem'den kurtulmak istiyorsan, onun da bir yolu var," dedi Selin. Hala Irmak'ın Cem ve Atlas'la olan ilişkilerini masaya yatırmaya devam ediyordu. "Seni notlarla tehdit edip onunla birlikte olmaya zorladığını söyleyebilirsin. Olan ona olur. Okuldan atılır. Bir daha da istese bile seni göremez. Kulağa hoş geliyor, değil mi?"
"Sen hasta mısın?" dedi Irmak. "Senin kafadan sorunların mı var? Bir daha karşıma çıkma!"
Irmak tam arkasını dönmüş gidiyordu ki, Selin onu tuttu. Ojeli parmaklarıyla bileğini sıkarak, "Çok ciddiyim Irmakcım," dedi. "Ben olsam beni hafife almazdım, hem de senin hakkında bu kadar çok şey biliyorken. Ya dediğimi yaparsın ya da Cem'i de, Atlas'ı da kaybedersin."
---***---
"IRMAK... ASLI'YLA ARAMI yapmak zorundasın," dedi Uzay. Çok sıkıntılı ve düşünceli görünüyordu.
Irmak, Selin'le arasında geçen gerilimi yüksek konuşmadan sonra yurda gidecekken, Uzay arayıp gelmesini isteyince bir taksiye atlayıp eve gitmişti. Annesi de evdeydi ama hiç konuşmadan doğruca Uzay'ın odasına geçmişlerdi. Şimdi erkek kardeşi bir eliyle kulağındaki küpesiyle oynuyor, diğer eliyle de test kitaplarının üzerinde tuttuğu kalemi sallayıp duruyordu. Irmak duvardaki posterlere baktı. Rock'çı gibi giyinmiş yarı çıplak kadınlar odanın dört bir yanına öfkeli bakışlar fırlatıyordu.
"Ne? Beni eve olmayacak bir şey için mi çağırdın Uzay? Nereden çıktı şimdi bu?"
"Bir yerden çıkmadı. Hep var. Onu unutamıyorum."
Irmak şaşırmıştı. "Uzay, geçen gün annem söylediğinde o iş çoktan bitti demiştin. Şimdi ne oldu?"
"Yalan söyledim, tamam mı? Aslı'yı hala seviyorum ben."
"İyi de benim yapabileceğim bir şey yok. Aslı benimle de hala konuşmuyor." 
Uzay bir an için cevapsız kaldı. Sonra, "Yeni sevgilisini merak ediyorum doğrusu!" dedi.
"Yeni sevgilisi mi... Uzay, alınma ama Aslı'nın yeni bir sevgilisi olduğunu sanmıyorum. Senden ayrılmak istedi ve bahane olarak bunu kullandı. Bak, aslında bu senin için daha iyi değil mi? Şimdi seni bir başkası için terk etmediğini biliyorsun en azından."
"Ne yani, sebepsizce terk edilmenin daha mı iyi olduğunu düşünüyorsun?"
"Belki de..."
"O zaman neden? Neden beni terk etti Irmak?"
"Keşke bunu biliyor olsaydım."
"Hayatım çok berbat... ve gittikçe daha da berbat bir hal alıyor..." dedi Uzay ve suratını masaya kapattı.
"Kendine gel! Instagram'a bir fotoğraf koysan bin kişiden beğeni alıyorsun." Yani, açıkçası bu Irmak için hiçbir şey ifade etmiyordu ama bunun Uzay'ın hoşuna gidiyor olduğunu düşünmüştü.
Uzay tekrar başını kaldırıp, "Ama Aslı beğenmiyor, artık beni takip bile etmiyor," dedi.
"Ah, Uzay, demek istediğim bu değil! Sen araya girmeden önce lafı şuraya getirmeye çalışıyordum: Sen çok yakışıklısın, tatlısın tamam mı? Bak bunları duymak istiyorsan sana söylüyorum işte! Gerçekten yakışıklısın! Bunu babamdan almışsın. Eğer birilerinin ilgisini çekmek istiyorsan bunun için önünde hiçbir engelin yok. Kızlar sana bayılıyor. Sadece sınav senende kafanı çok karıştırma, çok da aylaklık etme yeter. Yoksa bir kız arkadaş sana çok iyi gelecektir."
"Irmak. Anlamıyorsun. Ben başka birini istesem..." Durup cümleyi baştan aldı. "Ben başka birini istemiyorum. Ben Aslı'yı istiyorum. Aslı beni terk etmeden önceki hayatımı istiyorum."
"Uzay! Senin hayatın Sihirli Annem'se benimki Dallas falan, tamam mı?"
"Sahi mi? Ne fark var aramızda?"
Irmak o an ona Atlas Kitabı'ndan, Atlas'tan, Necati'den, Selin'den, Selin'in tehdit mektubundan, son zamanlarda olup biten her şeyden bahsetmeyi düşündü. Ama yapmadı. Yapamazdı. Onun yerine:
"İnsanın yaşı büyüdükçe sorunları da büyüyormuş gerçekten," dedi. "Senin şu an sadece ders çalışıp üniversiteye girmen gerekiyor. Benimse çok farklı... sorumluluklarım var diyelim." Eh, bu doğru sayılırdı. Yaşadığı olayları kontrol etmek onun sorumluluğuydu nihayetinde. "Şimdi bana söz ver. Bir daha Aslı konusunu açmayacağız, tamam mı? O bizi istemiyorsa biz de onu istemiyoruz."
"Hah, öyle diyorsun ama sen de hala kendine yeni bir 'en yakın kız arkadaş' bulmuş değilsin. Yanılıyor muyum?"
Irmak cevap vermedi. O kadar dil döktükten sonra Uzay'ın tek bir cümleyle onu alt etmesine söyleyecek sözü yoktu doğrusu.
"Aslı içimize o kadar işlemiş ki," diye devam etti Uzay, durgun bir sesle. "Onsuz kalınca ikimiz de sudan çıkmış balığa döndük bence."
---***---  
"SENİ ÇOK ÖZLEDİMTekrar ne zaman buluşabiliriz?"
O gecenin ilerleyen saatleriydi. Irmak aynı anda hem Selin'den nasıl kurtulacağını hem de Uzay'ın Aslı konusundaki ısrarını düşünüyordu ve Atlas'tan gelen mesajla hayat onun için bir anlığına yeniden normal seyrine geri dönmüştü. 
"Atlas! Sana yazamadım çok özür dilerim. Ama o kadar yoğundum ki..."
"Okul mu?"
"Okul... Her şey."
"Şu anda ne yapıyorsun?"
"Penceremin önündeki koltuğa oturmuş, internette saatlerimi çarçur ediyorum. Sen?"
"Ben de pencerenin önünde dikilmiş siyah çay içiyorum. Seni arayabilir miyim?"
"Tabii ki arayabilirsin."
Ve telefon çaldı.
"Alo?"
"Irmak... Naber?"
"İyiyim. Sen?"
"İyi. Yazışmak tatmin etmiyor. Konuşmak, sesini duymak istiyorum."
Irmak telefonun başında kızarıp bozardı, neyse ki Atlas bunları görmüyordu.
"Demek evdesin?" dedi.
"Evet. Hiç uyumadım. Bir şeyler yazıyordum. Sonra bir şeyler okudum. Ve bir şekilde uyumadım işte."
"Sen deli misin? Sarhoş gibi olacaksın!"
"Aksine, gayet dincim. İstersen görüntülü konuşalım."
Böylece görüntülü konuşmaya geçtiler. Atlas'ın gövdesi çıplaktı ve Irmak tişörtünü kendisi için mi çıkardığını bilemedi. Boynunda ve kollarında daktilo tuşları şeklinde küçük desenler olduğunu gördü. Desenlerin içinde birtakım harfler yazılıydı ama ekrandan tam seçemiyordu.
"Üstünü niye çıkardın?" dedi Irmak, kendini tutamayıp.
"Yoo, ben evde hep böyle gezerim."
Ben geldiğimde böyle değildin? diye düşündü Irmak ama "Üşütüp hasta olacaksın," dedi.
"Bir şey olmaz," dedi Atlas.
"Biliyor musun, aynı manzaraya bakıyoruz. Aynı gökdelenler."
"Bunu daha önce söylememiştin."
"Kendime saklamak istemiştim," dedi Irmak gülümseyerek.
Ve havadan sudan konuşarak bir saati geride bıraktılar. Irmak ona Selin'den bahsetmek istedi ama ona daha Cem'den bile bahsetmediği için, bu pek bir anlam ifade etmeyeceği için konuyu hiç açmadı. Sonra Atlas:
"Irmak, kapatmam gerek. Necati arıyor," dedi panikle.
"Gecenin bu saatinde ne istiyor ki?"
"Bizim işimiz hep geceyle... Kapatıyorum Irmak."
Atlas telefonu kapattıktan sonra Irmak telefon elinde bir süre daha öylece pencerenin önünde durdu. Necati'nin tek bir sözü Atlas için neden bu kadar önemliydi? Onda ne vardı da Atlas'a her seferinde ne istiyorsa yaptırabiliyordu? 
---***---  
HAFTA SONU IRMAK Cem'le birlikte sinemaya gitmişti. Kocaman salonda onların haricinde yalnızca birkaç kişi daha vardı. Cem'e uygun olduğu için o öğlen seansını seçmişlerdi. Aslında filmi de Cem seçmişti, yani Irmak "bana fark etmez" demişti. Bir tane büyük boy patlamış mısır almışlardı ve Irmak'ın elinde duruyordu. Cem arada bir elini götürüyor, alıp ağzına atıyordu. Mısırların onun ağzında kırılıp dağılmasını dinliyordu Irmak. Uzaydaki bir astronotun yaşadıklarını anlatan film ona pek sarmamıştı.
Yaklaşık iki buçuk saatlik film bittiğinde şık bir restorana oturup yemek yediler. Irmak kinoalı salata, Cem hamburger yedi ve birlikte bir kolayı paylaştılar. Irmak'ın gözü yemek boyunca Cem'in arkasındaki rafta duran kitaplara takıldı. Kafe ve restoranları dekora etmek amacıyla özel olarak eskimiş görünümlü kitaplar üreten bir firma olduğundan fena halde şüpheleniyordu. Çıktıklarında Cem ona döndü:
"Bugün çok sakinsin," dedi.
"Yoo," dedi Irmak hemen.
"Öylesin. Aslında son birkaç haftadır böylesin Irmak. Bir sorun mu var?"
"Hayır Cem," dedi Irmak rahat görünmeye çalışarak. "Ben sadece..."
"Yoksa hala Aslı'yı mı kafana takıyorsun?"
"Evet," dedi Irmak, bu güzel bir bahaneydi. "Her gün aynı sınıfta onunla aynı dersi dinliyorum ama bir kez bile benimle konuşmadı. Kendimi biraz yalnız hissediyorum. Bu durumdan sıkılmaya başladım."
"Ben varım ya işte," dedi Cem. O an gerçekten de iyi niyetli bir sevgili gibi davranmaya çalışıyordu. Irmak ona bakıp hüzünle gülümsedi.
"Evet ama... sen benim erkek arkadaşımsın. Ben... ne bileyim, biraz daha erkeklerden, makyaj yapmaktan, derslerden bahsedebileceğim yakın bir kız arkadaşım olmasını özlüyorum."
"O kimdi peki?" diye sordu Cem son derece sakin bir ses tonuyla.
"Kim kimdi?" dedi Irmak. Cem'in kimden bahsettiği hakkında en ufak bir fikri bile yoktu.
"O gün, sizi gördüm Irmak."
"Ne?"
"Evet. Sen benim sizi görmediğimi sandın. Ama her şeyi gördüm. Uzun uzun konuştunuz. Ben oradaydım. Bunu benden niye sakladın Irmak?"
Aman Allah'ım, Atlas'tan bahsediyor! Irmak şaşkınlık içindeydi. Cem o gün o parkta onların karşısında oturmuş, onları izlemişti. Ya konuştuklarımızı da duyduysa? Tabii ki duymuştu! Demek buraya kadardı. Irmak her şeyi itiraf etmeye hazırlandı.
"Tamam," dedi ve der demez ağlamaya başladı. "Tamam, Cem... Sen haklısın. Ben ikiyüzlünün tekiyim... Seni hiç hak etmiyorum... Belki onu da hak etmiyorum..."
Ağladığı için onu kendine çekti Cem ve başını omzuna yasladı. Irmak'ın gözyaşları onun hırkasına akıyordu şimdi.
"Korkuyorum Cem," diye fısıldadı Irmak.
"Neden korkuyorsun?" dedi Cem sakince.
"Belki senden, şimdi vereceğin tepkiden," dedi Irmak tereddütle.
Cem elinin tersiyle onun yanağını okşadı, gözyaşlarından birkaçını sildi ve dudaklarını kulağına iyice yaklaştırdı. "Bence de, korksan iyi edersin."
6. bölüm sonu, devam edecek
-----------********------------
Sizce şimdi neler olacak?  
Hikayenin devamlılığı için kendi blog'larınızda duyurmayı unutmayın! Çok teşekkürler!
Hikayeyle ilgili bölümleri hazırlarken çok fazla şey paylaştığım diğer hesaplarım:  
instagram: ofluoglumert
twitter: ofluoglumert
facebook: ofluoglumert