16 Şubat 2017 Perşembe

BELÇİKA YOLCUSU KALMASIN!

Merhaba, merhaba! Yarın bu saatlerde (saat şu an burada 6.30) Kopenhag-Brüksel uçağıma gitmek için İsveç'le Danimarka'yı birbirine bağlayan Öresund Köprüsü'nden geçen bir takside olacağım ve hava muhtemelen yeni aydınlanıyor olacak, güzel manzara olacak. Taksi diye havalı havalı konuştuğuma bakmayın, Gomore diye, Uber'e benzer bir taksi uygulaması bu. Bana da hiçbir şey sormayın çünkü Kim ayarladı, "Trenden çok daha ucuz, hem kapımıza gelecek" dedi, "Tamam" dedik. Ama 5 kişi olduğumuz için bir taksi 6.30'da gelip 3'ümüzü alacak, diğer taksi de 7'de gelip kalan 2'mizi. Uçak da 9'da. 

Ah, bu Belçika seyahatinde hiç denemediğim şeyler deneyeceğim. Gomore'yi bir kenara bırakacak olursak, en büyük deneyimim hiç şüphesiz Airbnb olacak. Evet, daha önce hiç Airbnb'de kalmadım ve şimdi hızlı bir başlangıç yapacağım: Tam 4 gece, 3 gün başka, son gün başka bir ev! Dönünce hepsini yazacağım.

Peki bu Belçika'ya gitmek nereden çıktı? Aslında benim aklımda bile yoktu, iki hafta önce Daniel "Brüksel'e ucuz bilet bulduk, gelmek ister misin?" dedi, "Neden olmasın?" dedim ve kendimi bir anda daha önce adını bile duymadığım Ryanair'den Brüksel gidiş-dönüş uçak bileti alırken buldum. Üstelik cuma, pazartesi ve salı, yani üç gün derse de girmemiş olacağım; Daniel'se ders kaçırmış olmayacak çünkü zaten dersi olmadığı için bu tarihleri seçti (dangerous boy*). Ama bizler Erasmus öğrencisi olduğumuz için ve zaten yoklama da alınmadığı için hocalar bile derslere girme zorunluluğumuz olmadığını söylüyor başından beri. O yüzden bu bir sorun değil. Sadece, organizasyonda küçük bir hata var, o da Brüksel için 5 koca günün çok çok fazla olduğu. Yani kime söylesem, "2 gün yeterdi, 5 gün de ne" diyor. Ah Daniel ah... Neyse, Brugge'a gideriz dedik. Diğer günler de gezeriz işte öyle. Hem gitmişken uzun kalmak bence de daha iyi, benim bir itirazım yok yani. 

Neyse işte, Airbnb ve Gomore haricinde, bu Ryanair'i de ilk kez deneyeceğim. Ryanair'in biletleri gerçekten ucuz (hatta Danieller daha iki gün önce yine Ryanair'le Litvanya'ya gittiler sırf bu yüzden). Ama bu yüzden bazı sıkı denetimleri var, ya da en azından sitesinde öyle yazıyor. Mesela kabin bagajınız 10 kiloyu geçmemek ve 55x40X20 ölçülerinde olmak zorunda. Zaten götüreceğimiz bir sırt çantası ama, ben emin olamadım, çünkü sırt çantam birazcık büyük, o nedenle pazartesi bisikletle IKEA'ya gidip kendime bezden küçük, basit bir sırt çantası aldım (hatta normalde 49 SEK'ti ama kasiyer kadın family kart fiyatı olan 29 SEK'e verdi bana). Uçakta da hepimiz ayrı ayrı oturacağız, check-in'den dolayı. Ve dönüş check-in'imizi Belçika'dan yapmamız gerek ama orada nerede printer nerede bulacağız, bilmiyorum. Çünkü biniş kartını printer'dan çıkarmak gerekiyor. 


Ah ben bunu nasıl yaptım? İsveç'e geleli bir ay oldu, bir fotoğraf koyup altına nasıl SE SE SE yazmadım? Olmaz, tutmazlar beni Instagram'da! Gecikmeden ötürü özür dileyerek bugün çektiğim bu rengarenk fotoğrafı bahane edip SE SE SE diye bol keseden paylaşıyorum. Belçika'ya gittiğimde BE BE BE diye de yazacağım söz.



IKEA'dan aldığım bez çanta. 

Evet, kısacası ani ve spontane bir şekilde, ama güzel de bir şekilde yarın Belçika'ya gidiyorum! 
Tam tamına 5 gün kalacağım. 4 gece, 5 gün. Yarın sabah gidip salı günü akşamı döneceğim.

Müze konusunda çok heyecanlıyım, hangi birine gitsem emin değilim, çünkü bizim ekip maalesef pek müzeci değil. Belçika bir çizgi roman şehri ve ben de bir çizgi roman delisiyim ama Tenten, Red Kit, bunlar Hong Konglular için hiçbir anlam ifade etmiyor maalesef. Yine de ben mutlaka Çizgi Roman Müzesi ve Tenten Butiği'ne gideceğim. Sanırım hep birlikte hareket ederiz. Bunun dışında daha çok müze var Brüksel'de, acaba hangisini öne koymak gerek? Waffle, patates kızartması, çikolata mutlaka yenecek, ama eğer daha önce Belçika'ya, Brüksel'e gitmiş olanlarınız varsa "Mert bak şunu yapmadan döneyim deme sakın"larınızı bekliyorum. Ve sonraki gezilerim için de bana fikir verebilirsiniz, "Bak şuralar da sana yakın, mutlaka git" diye... 

Bakalım 5 gün boyunca neler olacak? Neler yapacağım? Nereleri gezeceğim? Neler yiyeceğim? Ne kadar para harcayacağım (biliyorum, en çok bu kısmı merak ediliyor)? Hepsini yazacağım! Dönünce. O zamana kadar Belçika anlarım için beni instagram'dan takipte kalın! 

Bu arada, Tenten'e selamınızı söylerim!

*aramızda bir espri 



14 Şubat 2017 Salı

JAG ÄLSKAR DİG!


Yani, "Seni seviyorum" demek İsveççe'de. Günün anlam ve önemi diye... 

Fotoğrafı sabah 07.26'da çektim. Gün doğumundan hemen önce. 

Çok soğuk çok, fotoğrafta da görebilirsiniz nehrin buz tuttuğunu. Ellerim çatlamış vaziyette. Buz kesiyor ortalık.

Buyurun, bugün caz isteyenler için güzel bir adres: http://www.jazzradio.com/timelessclassics

Veya Hande Yener'in bugüne özel şarkısı da var. 

Ve aşağıda, Malmö'den Sevgililer Günü manzaralarını görebilirsiniz... 




Katarina'nın vitrininden... 



Emporia'daki çiçekçi... 



11 Şubat 2017 Cumartesi

MALMÖ'DE SOĞUK AMA GÜNEŞLİ BİR CUMARTESİ GÜNÜ NASIL GEÇİRİLİR?



Karların erimeye başladığı ama soğukların/sert esen rüzgarların son sürat devam ettiği ve güneşin -nihayet- yüzünü gösterdiği bir cumartesi gününün ardından yazıyorum bu satırları! İsveç'te Erasmus hayatımın dün itibariyle 1. ayını resmi olarak bitirmişken, "Ne? Ne zaman koca bir ay geçti?" diye şok oldum. İsveç günlerimi tüm samimiyetimle sizlerle buluşturmaya devam ediyorum... 

Bugün, sabah 10'da sahilde biraz bisiklet sürdüm, tabii ki rüzgar falan dinlemeden genç yaşlı İsveçliler de yürüyüşlerini ve bebek arabası sürüşlerini yapıyorlardı! Ve genel tespitim şudur ki babaların, bakın annelerin demiyorum babaların bebek arabası sürmesi burada milli spor arkadaşlar! Sahilde biraz bisiklet sürdükten ve üstte gördüğünüz karlı Turning Torso fotoğrafını (başka bir sürü fotoğraf da var ama bunu seçtim) çektikten sonra, bizim okula da yakın olan küçücük Lilla Torg meydanına gidip cheesecake'imi yemek üzere Pronto'da yerimi aldım! Hani en son yazdığım yazıda bahsetmiştim ya mutlaka gideceğim diye, işte sözümde durdum ve bugün gittim!


Pronto cheesecake'leriyle ünlü ve best cheesecake in town olduğuna şüphe yok (hoş Malmö'de toplasan kaç cheesecake kafesi vardır, o da ayrı konu). Ben beyaz çikolatalı New York cheesecake'imi söyledikten sonra üst kata çıktım, baktım gelmiyor. Biraz dergi karıştırdım, sonra aşağı indim, baktım orada duruyor tabağım. E niye söylemiyorsunuz? Neyse hemen alıp yemeye başladım tabii ki, harikaydı! Pronto'da kekler böyle yemek tabağına konuluyor ve atmosfer olarak da çok sıradan bir kafe, hatta sandalyelerde rahat rahat oturamıyorsunuz ama yine de cheesecake için gidilir, harika! Fiyatı 59 SEK, yaklaşık 24,50 lira. Kahve fiyatlarını menüde görebilirsiniz. Buralara gelecek olan başka kişilere fikir olması, yardımcı olması amacıyla elimden geldiğince fiyatları paylaşmaya çalışıyorum. Bu arada bu hafta kanelbulle haricinde wienerbröd'le de tanıştım, tabii ki ona da bayıldım! Semla hariç, her İsveç çöreğini seveceğim ben galiba.


Ve bu poz tamamen doğal çekilmiştir! Karda poz vermeye çalışan Mert aynı zamanda arkadaşlarının attığı kar toplarından kaçmaya ve suya düşmemeye çalışırken...

Takipte kalmaya devam!




8 Şubat 2017 Çarşamba

SÜRPRİZLERLE DOLUSUN MALMÖ!



Herkese merhaba!

GERÇEKTEN PAHALI VE İSTANBUL GİBİ Mİ?

Bizde 1 lira olan 6 liralık bisküvilerin*, yağar gibi olup da asla yağmayan karların, hala İstanbul'daymışım hissi veren tekinsiz insanların, sigara izmaritleriyle kaplı ara sokakların, inşaat çukurlarının, okul ve şehir kütüphanesinde orijinalleri bulunamayan İsveç polisiyelerinin, ekmeğin içine sürülmüş kremşantiden ibaret olan tamamen uydurma semla'nın, kendimi bildiğimden beri yaptığım çay saatinin burada "fika" olarak karşıma çıkmasının, yine bizdeki fondan'ın burada chokladbollar olmasının, Avrupa havasında olmayan Avrupa binalarının şehri Malmö… gene de sevdim seni!

"BEN 6 AY İSVEÇ'TE YAŞADIM ŞEKERİM!"

Şaka şaka, çok sevdim yav! Temiz havası temiz çeşme suyu, her an her yerde denizi, gölü, köprüsü, son derece nezih semtleri, bisiklet yolları, kaliteli dergileri, her an polisiye yazmaya iten ve hatta bir polisiyenin içinde yaşıyormuşum hissi veren sisli gizemli havası, ayrıca tarçınlı kanelbulle çöreği ve ilk andan itibaren aşk yaşadığım dağ kızılcığı ekmeği olan lingonbröd'ü var, daha n'olsun? Sağda solda "Ben 6 ay İsveç'te yaşadım şekerim!" diyecek olması da cabası! Seviliyorsun, Malmö! 

VE KAR BAŞLAR!

Ben tam bunu yazıp instagram'da yayımlamıştım ki, o gün kar başladı, pazartesi akşamı! Ve dün sabah uyandığımda hala ince ince yağmaya devam ediyordu, yerler de kısmen tutmuştu. Dün de gün boyu yağdı, öyle çok tutmadı ama tabii tuttu da. Şu an da hala yağıyor. Sakın bunun okula bisikletle gitmemize engel olduğunu düşünmeyin, çünkü olmadı, bugün de olmayacak. Çünkü yollar açık. Misal, az önce, saat 7.30 olmasına rağmen belediyeden birkaç eleman ve küçücük bir kar küreme aracı gelip bahçeye girdi, karları küredi, bisiklet yolu açtı, tuzladı! Halbuki özel mülkiyetin önünü temizlemek zorunda değillerdi ama yaptılar. Belediye iyi çalışıyor valla. Bravo!

Ayrıca kar yağarken bisiklet sürmenin keyfi de başka, ama her zamanki gibi çok çok rüzgarlı yine Malmö. Artık iki hafta erimez bu karlar. 


"Diye diye karı yağdırdım sonunda... Şu an benden mutlusu yok!" temalı fotoğrafım ve tabii ki definitely no filter. Efekt kullanmayı sevmiyorum.

BU ARALAR BAŞKA NELER YAPTIM?

*Camilla Lackberg'in polisiyelerinde bahsettiği Ballerina'yı denedim. Bizdeki 1 liralık bisküviler gibi ama burada 6 liraya denk geliyor. 

7-Eleven'dan 17 SEK'e aldığım Kex gofretinin başka bir markette 7 SEK olduğunu görüp şok oldum.


Katarina Pastanesi'nin vitrinine bayıldım. Ayrıca Lilla Torg'daki Pronto'ya bugün yarın gidip cheesecake'ini mutlaka deneyeceğim.


Falafeli denedim! Falafel, Malmö'nün meşhur sokak yiyeceği. Daha doğrusu en ucuz yiyeceği diyelim biz, çünkü burada bizdeki gibi sokakta ayaküstü satılan bir şey yok. Biraz çiğ köfte, biraz kısır gibi bir şey. Bir çeşit sebze köftesi. Nohuttan yapılıyor. Aslında Ortadoğu yiyeceği ama Malmö'de de meşhur. Biz Möllans Falafel'de 30 SEK'e yedik (12,65 lira-5 SEK'e bile yiyebilirsiniz Falafel'i, 50 SEK'e de).


Turkisk yoğurt aldım (24.50 SEK-10.33 lira). Türk yoğurdu yani. Bizim yoğurtlara pek benzemese de, bizdekine en yakın olan bu. Fotoğrafa dikkat.

Pazar günü Leung Daniel, Jessie, Tiffany ve Woody Rönnen'in bahçesinde surströmming challange yaptılar! Yani kokmuş balık yediler. Daniel bunu Facebook'ta canlı yayında arkadaşlarıyla paylaştı, ah Daniel ünlü olacağım diye yedin kokmuş balığı...

Pazar günü de biraz kar atıştırmıştı ama dediğim gibi esas olarak pazartesi akşamı ve salı günü karlıydı. Şu an da kar yağıyor ve -3 derece. Eh, İsveç'te Erasmus yapıp kar görmeden dönsem üzülürdüm, o nedenle şu an mutluyum! Bu sabah normalden de erken uyandım (saati bana kalsın, sizi korkutmak istemem). Biraz soğuktan, biraz da uyuyamadım işte. Ve bilgisayarı açıp biraz roman yazdım. Haftaya Belçika'ya gidiyorum, detayları bir sonraki yazıda paylaşacağım! Belçika'da nereleri görmeli, nereye gitmeli diye tavsiyeleriniz olursa buyurun bekliyorum.

Takipte kalmaya devam!

5 Şubat 2017 Pazar

BİSİKLETLE LUND'A GİTTİK, BAKIN NELER OLDU!


Soğuk, kapalı, sisli ve hafif yağmurlu bir İsveç/Malmö gününden daha herkese merhaba! İsveç'te Erasmus günlerimi anlatmaya devam ediyorum... Önceki ilk beş yazımı bu linkten okuyabilirsiniz. 

Çarşamba günü sabah 8.40'ta ben, Daniel (ya da gerçek adıyla Leung Sze Chun) ve Sunny (Chi San) bisikletle Lund'a gittik. Lund, Malmö'ye trenle yalnızca on dakika uzaklıkta bir diğer üniversite şehri olmasına rağmen, Daniel para harcamamak için bisikletle gitmek istedi, biz de mecbur ona uyduk ve bir saat boyunca 20 kilometre pedal çevirdik. Aslında mevsim yaz olsa, yol harika. İsveç kırsalı, o pastel renkli evler gerçekten görülmeye değer. Üstelik bizdeki gibi değil, yani ana yolda bile bisiklet yolu var ve sürüş tamamen güvenli (tabii yine de dikkatli ve yavaş sürmek şartıyla). Ama Şubat'ın ilk günü, -1 derecede, saatte bilmem kaç kilometre esen rüzgara karşı gidiş dönüş 40 kilometre pedal çevirmek... evet, pek de mantıklı değildi, ama yine de eğlenceliydi. 



Şubat'ın ilk günü -1 derecede saatte bilmem kaç kilometre hızla esen rüzgara karşı Malmö-Lund, Lund-Malmö 40 kilometre pedal çevirmemişim gibi çek kanka!



Saat 10 gibi Lund'a vardığımızda bisikletimizi park edip yürüyerek kasabayı keşfe başladık (tabii ben bu "nihayet geldik" pozunu son derece yorgun bir şekilde çekildikten sonra). Lund zaten küçücük yer. Ama evleri harika, harika fotoğraflar çektim, gerçi şu an hepsini paylaşamayacağım çünkü daha bakamadım. İlk olarak Lund Katedrali'ne gittik (fotoğrafta yarısını görüyorsunuz), sonra yürüyerek Botanik Bahçesi'ne gittik ama kış olduğu için hiçbir şey göremedik. Sera kısmına girmedik ama kaktüsler olduğunu gördüm. Bahçedeki küçük göl de diğer her şey gibi buz tutmuştu tabii, artık bilmem söylememe gerek var mı?



Sen içten o kadar güzel giyin, ama fotoğraflarda hep aynı montun görünsün, iyi mi? Neyse, hakkımızı "İsveç’te bahar" temalı fotoğraflara saklayalım! Şaka bir yana, kar falan göremedik henüz ama hava soğuk olduğu için, neredeyse iç mekanlarda bile montumuzu çıkarmıyoruz. 


Bu arada Lund’un evleri dedikleri kadar varmış... Lund'da evler ağaçlarla bütünleşmiş durumda. Üstelik baharda ve yazın çok daha cıvıl cıvıl, renkli fotoğraflar çekebilirsiniz, ama kışın ancak bu kuru dalları çekebildim. 


Bu yıl 350. yılını kutlayan Lund Üniversitesi, kasabanın yarısına kurulmuş durumda. Dolayısıyla üniversite binaları ve öğrenciler olmasa, Lund çok mu çok ıssız bir yer olurdu. Üniversite binaları ve kütüphaneleri de çok güzel. Yine bir sürü fotoğraf çektim. Şehrin ve üniversitenin asıl büyük kütüphanesi olan Folkbiblioteken'de de harika fotoğraflar çektim ama şimdilik bir tanesiyle idare ediniz.


Doctor Who'da vardı ya bir tane, ona benziyor. 


Sonra Skissernas Müzesi'ne gittik. Müze de sanırım bir süredir kapalıymış, şanslıydım ki biz Lund'a gitmeden birkaç gün önce tekrar açıldı. Şanslıydım diyorum çünkü Daniel de Sunny de müzeyi gezmek istemediler ama ücretsiz olunca içeri girdiler. 



Lund'da ne yedik? Benim teşviklerimle erken başladığımız gezimizin sonuna doğru saat bir buçuk gibi yorulunca ve acıkınca, kütüphanenin hemen alt çaprazında bulunan Valvet Steak House diye kafemsi/restoranımsı bir yere girdik. Burayı da Daniel ve Sunny, Lund'a Erasmus'a gelen bir arkadaşlarına sorup öğrendiler. Arkadaşları burayı önermiş, tamam dedik girdik. Öğlen yemeği açık büfe, biftek et, tavuk, bir deniz ürünü ve salatalar var. 



Et (ya da sosu) bozukmuş gibi kokunca (ve rengi de) ben yiyemedim ve mecbur salatayla doymaya çalıştım. Salata büfesi güzeldi, kısır bile vardı, ama benim midem bulanmıştı bir kere. Bizim Daniel ve Sunny bir etle yetinmeyip nasıl olsa açık büfe diye üçer beşer et almaya devam ettikçe, ben fark ettim açık büfe insanı olmadığımı. Evet, kesinlikle açık büfe insanı değilim! Orada bir-iki saat arası oturduk, kahve içtik, sonra çıktık. Ha bu arada hesabı ödediğimiz kasadaki adam güleryüzlü bir Türk çıktı, ben burası Türk restoranı mı diye sordum ama o patronun değil de mutfakta çalışanların Türk olduğunu söyledi. Demek ki o yüzden kısır vardı büfede, diye düşündüm sonradan 85 SEK ödedikten sonra çıktık (an itibariyle 35,80 TL'ye denk geliyor). Üçümüz de tıka basa doymuştuk ve nasıl bisiklet süreceğimiz konusunda endişelerimiz vardı. 

Bisikletlerimize doğru yürürken ben H&M'den eldiven aldım, eskiyen eldivenlerimi attım. Eldiven 49,90 TL. Hadi 50 SEK diyelim. O da 21 liraya denk geliyor.

Ve Lund'dan döndük.

Willys'ten bir Türk yoğurdu (18,90 SEK), o sevdiğim ekmekten (17,90 SEK) ve Camilla Lackberg'in Erica Falck romanlarında hep bahsettiği (özellikle de okuduğum son romanında) Ballerina bisküvisinden aldım (14,90 SEK), 52 SEK. Yani 21,90 lira. 1 liralık bir bisküvi paketinin burada 6 lira olmasına ne denir bilmiyorum. 

Sonra yine Willys'ten bir kanelbulle (5,90 SEK) ve 10'lu yumurta paketi aldım (25,90 SEK), 31,80 SEK. Yani 13,40 lira. Bir başka marketten de muz ve krem peynir aldım, 22 SEK. Yani 9 lira. 


Masamdakiler... Poşet İngiliz çayım, kanelbulle çöreğim, kızılcık ekmeğim, IKEA bisküvileri ve Ballerina bisküvisi... Fotoğrafın açıklaması: Siz henüz ikincisini okumadınız ama, ben üçüncüsünü yazmaya başladım bile. Yeni romanlar, senaryolar geliyor... Yani İsveç'te de boş durmuyorum, naber? 


Sisli ve gizemli. Korkunç bir şeyler yazmak için müthiş uyum. Ribersborg Beach.

Bu yazımda totalde 241 SEK harcamışım kabaca. 100 liraya denk geliyor. 6 liralık bisküvi haricinde, anlayışla karşılanabilir.

Bir de bugünlerde dilime Hande Yener'den Aşkın Ateşi takıldı. Aşkın ateşi yakarmış ateşi, duydunuz mu aşkın ateşini? Bu şarkının da içinde yer aldığı Apayrı albümü pop müzik ögelerini caz ve alternatif sound'la birleştiren muhteşem bir albümdü. Ve zamansız... Hala dinlerim. 

Ve Skam'ın 3. sezonuna başladım.


Bu arada, iki hafta sonra Belçika'ya gidiyorum -ama benim için de biraz ani oldu, o nedenle detayları bir sonraki yazıda paylaşacağım! Takipte kalmaya devam!



31 Ocak 2017 Salı

RUH HALİM: Å, Ä, Ö.

İsveç'te üç haftanın ardından ruh halim: å, ä, ö. 
Aslında daha yeni pazar akşamı yazmıştım, ama bugün İsveç'e gelişimin tam üçüncü haftası ve ilk ayımın son günü olduğu için yeni mini bir yazı yazayım dedim.
Hadi ama! Türkiye'de her yere kar yağarken, dünyanın en soğuk ülkesi İsveç'te sadece sert rüzgarlar esmesi hiç adil değil! Daha doya doya bir kar fotoğrafı çekmedim yahu! Malmö'deki ilk ayımın son gününden biraz kar diliyorum! Şubat'ta gelse de olur!
Dünkü İsveççe sınavından önce, comics dersinin lunch arasında, okulun Niagara kampüsündeki restorana gideyim dedim. Ne var ki gittikten sonra fark ettim buranın öğrenciler tarafından değil de daha çok öğretmenler ve diğer zengin kişiler tarafından tercih edildiğini. Ama yalan yok, çorbam verdiğim 78 SEK'in her bir kronuna değdi! Ayrıca istediğiniz kadar ekmek ve mini salata da alabiliyorsunuz. (Dün 78 SEK'i 31 olarak çevirmişti, şimdi yazıp baktım 33 olmuş! SEK her gün artıyor!)
Evet, İsveç usulü kızarmış pırasa ve patates çorbasından bahsediyorum.
Acayip lezzetliydi! 
Klockan tolv äter Mert lunch på en restaurang i stan. Idag äter Mert potatis och purjolökssoppa med bakad purjolök och smetana.

Çorbanın üstündeki bu şeyse, siz yorumlarda "o ne, böcek mi düşmüş" demeden ben açıklayayım (hoş belki de demeyecektiniz ama neyse), kızarmış pırasa ve patates. Benim aklıma bile gelmedi böcek diye algılanabileceği ama fotoğrafı gören birkaç Türk arkadaşım "böcek mi o" diye sordu. 

İsveççe sınavında başımızda pek çok "nöbetçi" (görevli öğretmen) vardı ve ortam LYS gibi gergindi. İnce uzun bir sınıfta girdik sınava ve tam puan 107 idi. Sınavdan önce kuralları okuyan görevli öğretmen, yangın alarmının çalması durumunda ne yapacağımızı BİLE söyledi. Evet, uçak kalkarken hosteslerin okuduğu talimatları dinliyormuşum gibi hissettim o an.


Bu arada sınavdan sonra Daniel'le yurda birlikte döndük yine. Ve bisikletimi alırken çok komik bir şey fark ettim: Birisi bisikletimin ön ışığını çalmış. Eh, işine yarasa bari çünkü ben hiç kullanmıyordum, zaten doğru dürüst yanmıyordu da. Böyle de pozitif yaklaşırım olaylara.

Ve yurda dönerken Lilla Torg'daki lamba heykelini bulmaya çalıştık ama bulamadık. Sonra bugün Deniz'e sordum, "kaldırıldı o" dedi. 


Bu sabah 10.15'teki comics dersi için 8.30'da çıktım yurttan ve biraz fotoğraf çektim. Tabii sonra uğrayacağım dükkanları ve kafeleri de tespit ettim. Ya rüzgar esmese bisiklet sürmek çok keyifli. Yarın Lund'a bisikletle gideceğiz, bakalım nasıl olacak? 




Öğle arasında 7-Eleven'dan bir Kex aldım, 17 SEK (7 lira). Çikolata sandım ama gofret çıktı, ayrıca 7-Eleven her şeyi normalden pahalı satıyor sanırım. Neyse kütüphaneye gittim, görevliye Ejderha Dövmeli Kız'ın İsveççe'sini sordum, ama yoktu, evet kütüphanede orijinali yok İngilizcesi var! Hayal kırıklığına uğradım. 

Ve Sunny ile birlikte Karen'e yani öğrenci kulübüne üye olduk bugün (Daniel birkaç gün önce olmuş), hayır bedava değil, evet o da paralı, 79 SEK (34 lira). Aslında bu üyeliğin tam olarak ne işe yaradığını kimse bilmiyor. Bedava kahve, çarşambaları ucuz çorba ve şehirdeki bazı kafelerde indirim gibi avantajları var. Ama kart ancak iki hafta sonra çıkıyormuş, çok geç! 

Dün ve bugün totalde 174 SEK harcamışım (74 lira). SEK'in her gün arttığını düşünecek olursak, sanırım marketten belli başlı bazı şeyleri önceden alıp depolamak gerek (ki yapmayacağım, biliyorum).

Böyle işte... Kar yağsa da biraz fotoğraf çeksem karlı... 

Daha çok içerik için beni sosyal medyadan da takip etmeyi unutmayın!




29 Ocak 2017 Pazar

İSVEÇ'TE ERASMUS HAYATIMDA SON DURUM NE?




Soğuk, karanlık bir İsveç gününden daha herkese merhaba! 8'de aydınlanan ve 16.30'da kararan, en kısa günler... İsveç'te Erasmus hayatıma başlayalı neredeyse 20 gün olmuş, zaman ne hızlı geçiyor! Bu da Erasmus hayatımı anlattığım dördüncü yazım, önceki üç yazıma -eğer hala okumadıysanız- şuradan ulaşabilirsiniz.

İsveç'te yaşam pahalı. Gerçekten. Üstelik ben Erasmus'a başlamadan yani bir ay önce 0,33 olan SEK, şimdi 0,45. Ben dönene kadar 1 SEK 1 lirayı bulur sanırım! 

Her neyse, bu İsveç'in abur cuburları bir harika! 


Çarşamba günü, soğuk ve rüzgarlı havayı saymazsak, çok hoş bir kır yolunu kullanarak Emporia ve IKEA'ya gittik. İkisi de şehir merkezinin dışında olduğu için, adeta Amerikan suburb'larını andıran geniş bahçeli evlerin önünden geçtik. Yol yaklaşık otuz dakika sürdü, eminim yazın çok daha keyifli bir sürüş olacaktır çünkü rüzgar gerçekten çok sert esiyor (bunun yanı sıra, ne kar ne yağmur yok-sadece bugün biraz yağmur çiseliyor). Emporia İsveç'in güneyinin en büyük alışveriş merkezi güya ama ben bir şey anlamadım. Belki de biz Türkiye'deki AVM'leri bildiğimizden, Emporia bana biraz küçük ve boş geldi. Evet, boştu, çünkü pek müşteri yoktu. Dükkan sahipleri müşteri bekliyordu, ama hallerinden de memnun gibiydiler.



Ben yemeğimin yanı sıra kanelbulle de aldım. Şu ana kadar iki İsveç tatlısı/çöreği denedim. Biri kanelbulle, diğeri semla. Geçen pazar Ab Smaland'da tam tamına 45 SEK vererek yediğim semlayı hiç sevmedim, çünkü gerçekten tadı yoktu! IKEA'da yediğim bu kanelbulle ise, sıkı durun, sadece 5 SEK! Mormors Bageri'de kanelbulleyi 15'e yemiştim ve eminim şehirdeki başka kafelerde fiyatı 20-30'u da buluyordur. IKEA'da her şey gerçekten çok ucuz! Çıkışta IKEA marketten kızılcık reçeli de aldım (20 SEK).

Perşembe günü, yaklaşık iki buçuk haftalık İsveççe dersinin son günüydü. İsveççe sınıfımı gerçekten özleyeceğim, çünkü Erasmus öğrencileri olarak gerçekten kaynaşmıştık. Şubat'ın sonunda başlayacak olan ikinci İsveççe dersini ise isteyenler alacak, tabii ki ben ders kredime sayılmasa bile alacağım, çünkü yeni bir dil öğrenmek gerçekten güzel. Ve Daniel'i de zor da olsa ikna etmeyi başardım: O da alacak! Böylece yine aynı sınıfta olabileceğiz. Yurdun yanı sıra okulda da beraberiz yani. 

İsveççe dersinin hocası Karin son derste bize yine Kahoot'ta takım oluşturmalı oyun oynattı ve birinci gelen gruba kanelbulle verdi! Ama bu kesinlikle haksızlıktı, çünkü birinci olan grubun üyeleri yerken bizler bakakaldık. Neyse ki ucundan aldım ben de. 

Daniellerle birlikte Willys'e gittik, 1,5 litre süt (17,25), müsli (29,50) ve makarna aldım (6,50): 53 SEK (23 lira diyebiliriz).



Cuma günü günü Daniel, Sunny, Tiffany, Jessie ve ben Green Mango diye bir Thai food restoranına gittik. Aslında ben sadece ortama uydum, çünkü Thai food pek ilgi alanıma girmiyor. Onun yerine, Daniellerin ikide bir bahsettiği Rice and Soup'a gitmek isterdim ama Tiffany ve Jessie burayı seçti. Neyse, öğle saati olduğu için içerisi kalabalıktı, biraz kapıda bekledik.


Tiffany, Triangeln'deki ikinci el kıyafet dükkanlarını keşfetmiş ve bize de gitmemizi söyleyip durdu. Bu fotoğraftaki kahverengi uzun ceketini (Daniel ona "dedektif" diyor) bir ikinci el dükkanından sadece 100 SEK'e almış. Bana ikinci el bir şey alıp giyme fikri şimdilik uzak geliyor. Ama alana mani olmayayım. 




Neyse, nihayet Green Mango'da yerimizi aldık. Bu tabak 72 SEK. Eh, aslında tadı güzel olsa fiyat makul karşılanabilir ama çok acı ve baharatlıydı, ben pek sevemedim. 


Skam izlemeye devam ediyorum. 2. sezonun 4. bölümünde Noora Stieg Larsson'un Millennium serisinden bir kitap okuyor. Bu arada cuma akşamı öğrenci kulübünün müzik etkinliği de vardı, Triangeln'den sonra biraz sahilde bisiklet sürerek, biraz da okulda oturarak saatin 18 olmasını bekledik Daniel, Sunny ve ben. Sahilde çekildiğimiz fotoğrafı Daniel paylaştı, ben de paylaştım. 


Cumartesi sabah 7.40 karanlığında Willys'e gittim. 143 SEK'lik alışveriş yaptım, 62,5 liraya denk geliyor. Dondurulmuş somon balığı (86,90), yumurta (14,90), Wasa (8,50), ıslak mendil (9,90) ve sıvı sabun aldım (22,90, geldiğimde aldığım sıvı sabunu biraz hızlı tüketmişim). Dün ve bugün tavada somon balığı kızarttım, tadı nefis!

Görüntünün olası içeriği: 5 kişi, gülümseyen insanlar, ayakta duran insanlar, gökyüzü, açık hava ve doğa

Yine dün Daniel, Sunny ve ben Triangeln'e gittik çünkü Tiffany'nin tarif ettiği ikinci el dükkanlarını görmek istiyorlardı. Daniel kendine 125 SEK'e kot bir ceket aldı, Sunny'ye olsa o da alacaktı. Ve sonra Triangeln alışveriş merkezine gittik. Triangeln sadece semtin adı mı, sadece AVM'nin adı mı, yoksa her ikisinin de adı mı hala bilmiyorum. Ve AVM'de turlarken, şu meşhur Rice and Soup'ın önünden geçerken Jiwon ve Kim'i gördük! Jiwon'a akşam bizim Celsius'ta doğum günü partisi hazırlıyorduk, ama ben sürpriz olduğunu sanıyordum, meğer o da biliyormuş. Yine de akşam pastayı çıkarınca şaşırdı. Pastayı İsveçli Fredrik Konditori Katarina diye bir pastaneden almış. Anlaşılan oraya da gitmem gerekecek çünkü tadı gerçekten harikaydı, hafif ve limoni bir aroması vardı. Süslemeleri de on puandı.



İsveç günleri şaka maka hızla geçip giderken, ben daha Malmö'den dışarı çıkamadım! Bu hafta içi çarşamba günü kesin Lund'a gitmem gerek, çünkü Lund'a gitmeyen bir Daniel, ben ve Sunny kaldık! Çarşamba boş günümüz, o nedenle gitmeyi planlıyoruz. Ve okulun Lapland gezisine de gitmeyi planlıyorduk ama otobüs Helsinki'den kalkacakmış ve Helsinki'ye kendi başımıza gidecekmişiz. Yani Lapland turu Helsinki'den başlıyor, Malmö'den değil. Bu da bir organizasyon eksikliği... Biraz soğuduk o yüzden. Benim için Stockholm daha önemli zaten, oraya gideyim, o yeter. Çarşambadan bugüne totalde 338 SEK (148 lira) harcamışım. Yarın İsveççe sınavı ve gündüz de comics dersim var. Şimdilik haberler böyle... Beni instagram başta olmak üzere diğer sosyal mecralardan da takip etmeyi unutmayın!