10 Ocak 2018 Çarşamba

MÜREKKEP KOKUNU İÇİME ÇEKTİM - 10. BÖLÜM: "MÜREKKEPTEN BİR OKYANUS"

6. bölüm
5. bölüm
4. bölüm
3. bölüm
2. bölüm
1. bölüm 


İşte, haftalardır sinyallerini verdiğim iki olay bölümden ilki huzurlarınızda. 
Bu, 10. bölümümüz. Ve ilk defa bir bölümün adı var: "Mürekkepten Bir Okyanus". Dengelerin yavaş yavaş değişeceği, karakterleri daha iyi tanıyacağımız, Mürekkep Kokunu İçime Çektim'in asıl hikayesinin başlayacağı bölümler olacak bu 10. ve 11. bölümler. 
Bu bölüm aslında iki bölüm uzunluğunda oldu. Hatırlayacağınız gibi, ilk bölüm 6000 kelimeydi, bu onu da geçti. Ben çok keyifle yazdım. Pek çok farklı olay, sahne, alıntı yapacağınız söz var bu bölümde. Gerçekten şimdiye kadarki en uzun  ve sürprizlerle dolu bölüm oldu. O zaman keyifli okumalar diyerek sizleri Mürekkep'in romantik ve gizemli dünyasıyla baş başa bırakıyorum! 
Uyarı: Dikkatli okuyun ve önemsizmiş gibi görünen detayları bile yakalamaya çalışın. İleride çok işinize yarayacak.
Bölüm şarkıları: Hande Yener - Biraz Özgürlük,
Lana Del Rey - Summertime Sadness
"SELİN... UZAY'LA CİDDİ düşünüyor olamazsın?"
"Hem de gayet ciddi düşünüyorum. Birbirimizi seviyoruz Irmak. Lütfen buna karışma."
Okulun güz dönemi bitmişti ve sömestr tatili öncesi sınav haftasına girmişlerdi. Irmak okulun tıklım tıkış dolu olan kütüphanesine girdiğinde, Selin'i bir moda dergisinin arkasında, kendinden saklanmaya çalışırken yakalamıştı.
"Senin Uzay'ı kandırmadığını nereden bileyim? Bana şantaj yapmak için baktın tehditlerin yetmedi, şimdi onu kullanıyorsun." O sırada yanlarından geçen temizlik görevlisinin kendisine uzaylı gibi baktığını görünce, ses tonunu alçalttı.
"Irmak, hayır. Onu seviyorum. Bak. Senin hayatın çok zor. Benimkinden de. Yalnızca Atlas-Cem durumunu kastetmiyorum, aile hayatını da söylüyorum. Bunu gördüm ve seninle uğraşmaktan vazgeçtim. Geri adım atıyorum."
Irmak ona baktı. Doğruyu mu söylüyordu, yoksa blöf mü yapıyordu?
"Gerçekten. Artık rahatlayabilirsin... Cem'e hiçbir şey anlatmayacağım."
Irmak derin bir nefes aldı ve "Aman ne harika," dedi, ona inanmış gibiydi. "Bunu tam da Atlas'ı terk ettiğimde söylemen yani."
Selin'in gözleri şaşkınlıkla açıldı. "Sahi mi?"
Hiç beklemedikleri bir anda ön sıralarında oturan erkeklerden biri onlara dönüp bağırdı: "Kızlar sessiz olur musunuz? Tüm kütüphane sizin hafta sonunu kiminle geçirdiğinizi öğrenmek zorunda değil!"
"Yapma ya!" diye karşılık verdi Selin. "Ben de on dakikadır senin sandviç yiyip kahve hüpürdetmeni dinlemek zorunda değildim ama dinledim işte!" Kırmızı ojeli parmağıyla "lütfen bu alanda yemek yemeyiniz" yazısını işaret etti.
Çocuk ona el işareti çekti.
Selin öfkeyle sandalyesinden fırlayacakken Irmak onu yakaladı ve "Rezil oluyoruz, hadi çıkalım," dedi. Ders çalışamadığı gibi bir de kütüphaneden çıkmak zorunda kalmıştı ve üstelik Selin'le çıkışa doğru yürürken o sırada kütüphanenin kapısından giren Cem'le yan yana geçiştiler. Cem yan gözle ona bakıp usulca gülümsemişti. Irmak, Selin'in bunu fark edip etmediğini merak etti ama çok gergin görünüyordu. Zaten fark etse bile önemli değildi, nasıl olsa her şeyi biliyordu.
"Okul değil, üstü açık AVM!" diye kendi kendine söyleniyordu Selin. "Kampüste her yere kafe restoran yapmışlar, ama kütüphane elli kişilik! Oturacak yer bulamıyorsun!"
"Haklısın, özel okul işte..." dedi Irmak. Sonra onu kolundan tutup durdurdu. "Sen şimdi benimle uğraşmaktan vazgeçtiğini söyledin değil mi? Cem'e hiçbir şey anlatmayacaksın?"
"Ayy anlatmayacağım dedim ya!"
"Ama neden? Sadece ne kadar berbat bir hayatım olduğunu gördün diye mi?"
"Hayır. Kardeşinle çıkmaya başladım. Bu hiç etik olmaz." Gülümseyen gözleri yanından geçen bir profesörü takip ediyordu. Arkasından "İyi günler hocam!" diye seslendi.
   ---***---      
IRMAK AKŞAM YURDUNA gidip bir kase yoğurtlu müsliyle bilgisayarının karşısına geçtiğinde, kendini tuhaf bir biçimde yalnız hissediyordu.
Atlas'la konuşmayalı tam bir hafta olmuştu. Tekrar kendi kabuğuna dönmek zorunda kaldığı koca bir hafta. Yani, tanıştıklarından beri de çok düzenli bir iletişimleri olduğu söylenemezdi, ama gece geç saatlerde telefonuna ondan bir mesaj gelebilir, sabah telefonda konuşabilirlerdi. Şimdi bu ihtimaller bir anda ortadan kalkmıştı.
Atlas Kitabı'nı baştan sona tekrar tekrar okumuştu Irmak. Okudukça Atlas'ın Pelin'i neden ve nasıl öldürdüğünü, bunun Necati'nin eline nasıl bir koz verdiğini giderek daha çok merak ediyordu. Atlas'la ilgili gerçekleri öğrenmedikçe çıldıracak gibi oluyordu.
Yoğurdu bittikten sonra, tamamen sıkıntıdan, bir kase daha müsli doldurup yedi.
Atlas'la konuşmak zorundaydı. Ama ona mesaj atanın kendisi olmayacağına emindi. Ne var ki Atlas da yazacak gibi değildi. Irmak belki de ona haksızlık ediyordu. Belki Atlas da sürekli onu düşünüyordu ama Necati'nin yanında olduğu için arayamamıştı ya da belki kendi hayatında bir şeyleri yoluna koymayı bekliyordu.
Belki de Irmak'ın haftalar önce yapması gereken şeyi yapması gerekiyordu. Atlas Kitabı'nı çöpe atması, ondan sonsuza dek kurtulması. Belki bu, kafasındaki Atlas'tan da sonsuza dek kurtulması için yeterli olabilirdi.

  -*-     
UZAY'IN ARADIĞINI GÖRÜNCE Irmak bir an için hiç açmak istemedi. Nedense, konunun ne olduğunu tahmin edebiliyordu. 
"Dönem sonu partiniz varmış. Ben de geleceğim."
Al işte. "Uzay... Benim arkadaş çevremin olacağı bir partiye senin katılmanı istemiyorum."
"Ben sana sormuyorum ki, Irmak. O partiye Selin'le birlikte gideceğim."
"Uzay... Selin'i daha yeni yeni tanıyorsun. Hemen ne bu yakınlık?" Gerçi aynısını Atlas'la o da yapmıştı. Ama şimdi durum çok başkaydı. Irmak, her ne kadar Uzay'a söyleyemese de, Selin'in şantajcı bir kız olduğunu biliyordu. Ve doğal olarak, kardeşinin öyle bir kızla çıkmasını istemiyordu.
"Senin arkadaşın olduğunu sanıyordum," dedi Uzay.
"Hayır, değil. Yani, ben de onunla yeni tanıştım."
"Hmmm."
"Yani?"
"Bir şey değişmedi Irmak. Ben Selin'le iyi anlaşıyorum. Ayrıca Skam'daki Vilde'ye benziyor."
"Bir dakika! Sırf Skam'daki Vilde'ye benziyor diye bir kızla çıkamazsın, tamam mı? Ayrıca Skam'da onca başka karakter varken neden Vilde? Neden yani?"
"O partiye geliyorum Irmak. Sadece sana sürpriz olmasın diye önden söyledim. Partide görüşürüz."
---***---      
ERTESİ GÜN CEM aramış ve akşam yemeğine davet etmişti. Irmak bir mikrop yuvası ve sinir harbi olarak görse de, aksıranlar tıksıranlar, kavga edenler ve laf dalaşı yapanlarla dolu otobüse binerek gitmeyi tercih etti. Zaten sıkış tıkış, ezile ezile gidiyorlardı, insanlar bir de o kalabalıkta nasıl becerip birbirleriyle atışmaya mecal buluyorlardı, bunu hiçbir zaman anlamayacaktı. Otobüsten indiğinde, özenle taradığı saçları elektrik çarpmış gibi bir hal almış, tozpembe kabanına birinden çamur bulaşmıştı.
Kuru kış soğuğuyla dolu akşam havasını geride bırakıp apartmana girdiğinde, bir an için kendini Atlas'ın gizemlerle dolu o çatı katındaki dairesine çıkıyormuş gibi hissetti. Kapı açılınca bu his hemen kayboldu. Karşısındaki Atlas değil, Cem'di.
"Bugün sende ekstra bir güzellik var," dedi Cem, onu öperken.
"Aslına bakarsan savaştan çıkmış gibiyim," dedi Irmak cevaben. Otobüsle geldiğinden bahsetti. Gülümsediler. İçerisi taze nane kokuyordu. Irmak mutfağa girince, Cem'in fırına iki sebzeli pizza attığını gördü.
"Umarım pizzaya hayır demezsin."
"Kesinlikle demem, nefis görünüyorlar!" dedi Irmak, mutfakta Cem'in yanında ayakta dikilirken. Birden, Atlas'la Cem'in mutfak hallerini karşılaştırmaya başladı. İkisi de mutfakta becerikli iki erkekti, misafir ağırlamayı çok iyi biliyorlardı. Daha Atlas'ın evine bir kez gitmişti ama Atlas ona en güzel fincanlarda çay ve bisküvi ikram etmişti. Ayrıca çok donanımlı, adeta bir gurme mutfağı vardı. Cem'e haksızlık edemezdi ama Atlas'ın yemek işlerinde Cem'den çok daha becerikli olduğunu hissediyordu. Ne var ki bunu test etmeye henüz fırsat bulamamıştı ve bu gidişle de geleceklerinde bir akşam yemeği falan göremiyordu.
Pizzalar fırından çıktığında iki tabağa koyup salona, koltuğa geçtiler.
"İçecek bir şey ister misin?"
"Yok, sağ ol."
Irmak içindeki suçluluk hissini bastırmaya çalışıyordu. Cem onun için her şeyi her zaman en ince ayrıntısına dek düşünüyordu, ama Irmak karşısına geçmiş yüzüne gülümserken içinden Atlas'la olmanın hayallerini kuruyordu. Üstelik onunla Cem'den gizli görüşüyordu ve bunun hatalı olduğunun farkında olduğu halde bu yanlışı sürdürmeye devam ediyordu.
"Bir tanem, pizzan soğuyor?" dedi Cem. Kendisininkini çoktan yarılamıştı bile.
"Cem... Benim sana bir şey söylemem gerekiyor."
"Tamam söylersin, ama hadi yemeye başla önce."
Böylece Irmak isteksizce yemeye başladı. Pizzalarını bitirince Cem tabakları kaldırmaya gitti. Tekrar koltuğa döndüğünde, gözlüğünü burnunun üzerinden indirdi ve "Bu arada, seni o kızla tekrar gördüm, Irmak," dedi.
"Hangi kızla?"
"Sarışın kızla işte."
Irmak, Cem'in Selin'den bahsettiğini hemen anladı. Haftalar önce Cem'e söylediği yalan şimdi ayağına dolanmak üzereydi. Irmak Selin'in Cem'i görmesi durumunda olacaklar için endişelenmişti ama atladığı asıl büyük sorun, Cem'in Selin'i görmüş olmasıydı. Oysa Irmak, Cem ona sorduğunda, Selin'i tanımadığını söylemişti.
"Kim o kız Irmak? Sarı saçlı kızdan bahsediyorum. Ayaküstü epey konuştunuz sanırım."
"O... o şeydi..."
"Evet?"
"Benden ders notlarını istemişti. Malum, vizeler yaklaşıyor."
"Sen ne dedin peki?"
"Hiç işim olmayacağını söyledim. Derse gelip kendi notlarını kendin tutmalısın. Aynen böyle."
Şimdi, aralarındaki bu konuşma ikisinin de kafasında yankılanıyordu. Irmak Cem'e baktı ve "Tamam, onunla arkadaş olmak zorunda kaldım," dedi, ellerini havaya kaldırarak. "Kendisi artık Uzay'ın sevgilisi."
Cem şaşkınlıkla güldü. "Senin kardeşin olan Uzay'dan mı bahsediyoruz?"
"Evet," dedi Irmak sıkıntıyla.
"Yani Uzay'la, derslere gelmeyip senden not isteyen bir kızın arasını yaptın, öyle mi?"
"Aslında tam olarak öyle değil. Uzay onunla bir şekilde tanıştı ve sanırım çıkmaya başladılar."
"Peki bu seni neden mutsuz ediyor?"
"Ben... Of, bilmiyorum."
"Sonuçta onun Aslı'yı unutması iyi bir şey, değil mi?"
"Evet. Ama... Aslı'yı sahiden unuttu mu, yoksa sadece rol mü yapıyor, işte bundan emin değilim."
Cem kanepede ona doğru kaykılarak, "Ona biraz zaman ver, Irmak," dedi. "Bırak, eğer yeni bir ilişkiye başlamak istiyorsa onu engelleme."
"Anlamıyorsun Cem! Selin pek de Uzay'ın tipi olan bir kız değil."
"Yani evet, anlattıklarına ve dış görünüşüne bakılırsa 7/24 sosyal medyada fotoğraf paylaşan şu kızlardan biri gibi duruyor, ki bu benim de en nefret ettiğim kız tipi, ama Uzay onu böyle kabullendiyse..."
"Hayır, yani... Sosyal medya delilerinden falan değil ama... Uzay'ın sınavlarına çalışması lazım. Selin onun vaktini çalıyor! Bizim dönem sonu partimize gelmeye karar verdi mesela! Uzay'ın bizim okulun partisinde ne işi var söyler misin?"
"Ah, ben de sana bu konuyu açacaktım," dedi Cem, gözlüğünü çıkarıp masanın üstüne koyarak. "Bu yıl partiye birlikte gidelim diyorum?"
Irmak cevap vermeden önce düşündü. Şok üstüne şok yaşıyordu resmen. Cem dalga mı geçiyordu? İlişkilerini bu zamana dek herkesten saklamak için büyük özen göstermişlerdi. Şimdi okuldaki muhtemelen bütün öğrencilerin katılacağı bir partiye birlikte gitmek tamamen delilikti. Ayrıca o akşam partiye gidip gitmeyeceğinin kararını bile henüz vermemişti, gitmek hiç içinden gelmiyordu. Aslında son zamanlarda aklındaki tek şey en kısa zamanda Atlas'la konuşup aralarındaki durumu düzeltebilmekti. Şimdi keşke Cem'in yanında değil de Atlas'ın çatı katında, onunla birlikte çay içiyor olabilseydi. Bak işte, dönüp dolaşıp yine onun hatırasına sığınmıştı.
"Eee, ne diyorsun Irmak?"
"Cem, şey... Bu pek iyi bir fikir değil. Bizi herkes görecek, tüm okul konuşacak. Bu senin için çok daha riskli değil mi?"
Cem güldü. "Dönem sonu partilerine hocalar da katılıyor. Seninle yan yana durup takılmamız inan kimsenin gözüne batmayacak."
Irmak bundan hala emin değildi. "Açıkçası, bunun yanı sıra, sınav haftası öncesi partiye gelebilir miyim bilmiyorum. Daha hala kitap yüzü açmadım." Eh, son zamanlarda açtığı tek kitap kapağının Atlas Kitabı olduğu düşünülürse, bu çok normaldi.
"Oyunbozanlık istemiyorum Irmak," dedi Cem şakayla karışık bir emirle. "Partiye de sevgilimle birlikte gidemeyecek miyim? Hem ayrıca orada o kadar boş kız olacak ki, sen gelmezsen ben de gitmem. Çünkü onlara tek başıma katlanamam."
Irmak bunun "sen gelmezsen beni başkaları kapar" türünden bir ima ya da ikaz mı olduğundan tam emin olamadı. Sonra, Cem'in sadece eğer o gelmezse partiye gitmeyeceğini söyleyerek onu ikna etme amacında olduğunu anladı.
"Tamam..." dedi Irmak. "Beraber gitmek istiyorsan, beraber gidelim."
Cem keyiflenmiş bir şekilde elini dalgalı siyah saçlarının arasından geçirdi ve bacaklarını iki yana açıp gerindi. "Biliyor musun, eğer okuldan ayrılsaydım sevgili olduğumuzu saklamamıza gerek kalmazdı."
"Yok artık! Böyle bir şeyi düşünmüyorsun, değil mi?"
"Bilmiyorum... Aslında babamın yanına dönebilirim."
"O zaman da seni göremem," dedi Irmak, yüzünde sahte bir gülümsemeyle. Ama aklından geçen hala, vanilya kokulu Atlas Siyah'ın aşağı sarkmış dudakları, başının üstünde ahenkle dans eden dalgalı sarı saçlarıydı. Ve o an, bunun böyle daha fazla devam etmeyeceğini anladı.
   -*-   
IRMAK CEM'DEN SONRA yorgun argın yurda döndüğünde, Selin'i kapısının önünde onu beklerken buldu.
"Selam?"
"Ben de beş dakikadır kapını yumruklayıp duruyorum. Neredesin kızım sen ya? Işığını açık bırakmışsın, odadasın sandım!" Sahiden de, kapının altındaki üç santimlik boşluktan, içeride yanan ışık sızıyordu.
Irmak bir an için ona bakakaldı. Sonra, kapıya sert bir tekme atıp "Nefret ediyorum bu yurttan!" diye bağırdı. "Her yer ses geçiriyor, herkesin nefes alıp verişini bile duyuyorum! Artık sinirime dokunmaya başladı!"
Bir anda neye uğradığını şaşıran Selin, "Dur, sakin ol," diye fısıldadı, çünkü koridordaki odalardan birinin kapısı açılmış ve kızın biri saçlarındaki bigudilerle başını uzatmıştı.
Irmak, anahtarla kapıyı açıp odaya girdi. Yalnızca başını sallıyordu. Elleri titriyor gibiydi. Bornozunu alıp "Ben banyoya giriyorum," dedi ve Selin'i odasında yalnız bırakıp çıktı.
Yirmi dakika sonra odaya döndüğünde, Selin onun yatağında oturuyordu. Yanında içinde iki fincan çay, zencefilli-tarçınlı bisküvi, tuzlu kraker ve üstüne sim dökülmüş gibi duran boyalı jelibonlar olan bir tepsi duruyordu. Yüzünde kocaman bir tebessüm vardı, sanki tiyatronun başlaması için seyircisini bekleyen bir aktris gibi, Irmak içeri girince kondurmuştu suratına. Irmak başını yana eğip o ifadenin gerçek olup olmadığını çalıştı. Sonunda kararsız kaldı, ama Selin o akşam hiç de yapmacık ya da tehditkar gibi değildi. İlk kez farklı bir kişilik çiziyordu. Irmak ne düşüneceğini bilmeden yatağa oturdu ve yavaşça ona dönüp, "Selin, bir anda en yakın arkadaş olmamızla baş edemeyebilirim," dedi.
Selin biraz suçlu, biraz alınmış bakan gözlerini devirdi. "Dediğim gibi, düşündüm de... Senin hayatın benimkinden de beter, o yüzden geri adım atıyorum. Mektubu ve diğer her şeyi unut. Yeni baştan tanışalım." Elini uzattı. "Evet, ben Selin. İki kat aşağıda kalıyorum ve seninle aynı okuldayız." Onu neşelendirmeye çalıştığı her halinden belliydi. "Senin adın ne?"
Irmak ister istemez gülümsedi ve elini sıktı. "Ah, Selin, burada oturup birbirimize şu an tanışıyormuş gibi rol mü yapacağız?"
"Oyunculuk yeteneklerimi geliştirmeme yardımcı olduğun için teşekkürler," dedi Selin, şakacıktan bozulmuş bir ifadeyle. "Tamam. O zaman açık açık soruyorum: Ne oldu? Neyin var senin?"
Irmak derin bir nefes aldı. Konuştuğunda sesi hüzünlüydü. "Hiçbir şey yolunda değil... Her şeyden, yalan söylemekten, bana söylenmeyen gerçeklerden çok bunaldım." Aralarında duran tepsiye baktı. "Çay için çok teşekkürler, ama çok uykum var Selin. Ayrıca üstümü giyinmem gerek." Hala üstünde olan bornozunu işaret etti.
"Peki..." Selin gönülsüzce tepsisini alıp ayağa kalktı. "Ama anlatmak istersen mesaj at tamam mı? Saat kaç olursa olsun. İyi geceler."
Irmak, onun odadan çıkmasını sessizce izledi. Kapı kapanırken, "İyi geceler" diye mırıldandı arkasından.
Ama uyuyamadı. Saat gece yarısını çoktan geçmişti. Selin'e mesaj attı. O da uyanıktı. İsterse gelebileceğini söyledi.
Beş dakika sonra kapı yavaşça vuruldu. Ve sonra ağır ağır açıldı. Irmak gelenin kim olduğundan emin bir şekilde yatağında doğrulurken, Selin'in bu sefer iki bardak süt ve bir mısır gevreği paketi taşıdığı tepsiyle içeri girdiğini gördü. Tepsiyi masanın üstüne koyduktan sonra, "Yana kay, ben de geleceğim," diyerek yatağın yanına gitti. Irmak dediğini yaptı, yana kayıp yatakta ona da yer açtı. Selin cebinden telefonunu çıkarıp Youtube'a girdi.
"Bilmiyor musun, uyumadan önce bir şeyler izlemek hiç iyi değil," diye onu uyardı Irmak.
"Uykuyu boş ver. Sabaha kadar duralım."
Irmak şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. Bütün bunlar çok beklenmedikti. Selin gerçekten de çok dostane davranıyordu ve Irmak onun bu tarafıyla ilk kez karşılaşıyordu. Bir an için, Aslı'dan sonra ilk kez yeni, gerçek bir arkadaş bulmuş gibi hissetti.
"Bak şimdi sana Efe'yi açacağım," dedi Selin.
"Bırak şu Efe'yi ya! Mezun olamayınca millete sarıp durmaya başladı."
"Sen onun videosunu izlemiş miydin?"
"Yok ya ne videosu, o gıcığı takip eder miyim ben?"
"Yok kızım, öyle değil! Bunun eski sevgilisi bunun görüntülerini kaydetmiş. Yani çocuğun da haberi var aslında ama kızı terk edince, kız da çektiklerini Youtube'a yükledi! Oradan çoktan kaldırıldı ama ben zamanında uyanıklık edip telefonuma kaydettim tabii. Ayy tam komedi! Dur izleteceğim."
"Selin valla izlemek istemiyorum ya," dedi Irmak, ama aslında içten içe merak etmeye başlamıştı.
Ve elli beş saniyelik video başladı. Açılışta Efe aynanın karşısında üstünü giyinirken kameranın onu çektiğini fark ediyor, sonra şaklabanlıklar yapmaya başlıyordu. Kaslarını sergiliyor, ukala bakışlar atıyordu. Videonun bir yerinde yatakta yatarken kameraya gülümsüyordu. Son olarak, duşta havlusunu çıkarırken gülerek kamerayı eliyle kapatıyordu. Ve en komik yanı, tüm bu kayıtların Sünger Bob'un jenerik müziğiyle edit'lenmesiydi. Efe havlusunu çıkarırken, jenerikte Kaptan'ın "ooooooo" dediği kısım tekrar tekrar çalıyor, görüntü başa sarıyordu. Gerçekten komikti. Ama on yaşındaki çocuklar için.
"Bu ne ya?" dedi Irmak, izlemeyi bitirdiklerinde.
Selin, sanki bu soruyu bekliyormuşçasına hararetle işin iç yüzünü anlatmaya başladı. "Ya bak, kız aslında bunu Efe'den intikam almak için yapmıştı ama bu Efe'nin işine geldi tabii. Çünkü ertesi gün okulda herkes ondan bahsetmeye başlamıştı. Eh, sonuçta videoda kaslı bir erkek var ve Efe'nin erkeklik egosu kabardıkça kabardı tabii. Sonuç olarak o, videodan sonra gayet halinden memnundu, olan yine kızcağıza olmuştu çünkü onu kimse Efe'yle yakıştırmıyordu. Sonunda videoyu da kız kaldırdı sanırım."
Irmak onu dinledikten sonra, "Bunu hafızamdan silmek istiyorum. İzlediğim en salak video. Ama Efe adına büyük kayıp olmuş. Youtube'dan kaldırılmasaydı milyonlar izleyebilirdi. Efe de ünlenirdi, ona da bir iş kapısı olurdu belki."
Selin kahkaha attı. "Fena çocuk değil aslında," dedi sonra.
"İsterse dünya yakışıklısı olsun. O kadar boş ve itici bir insan ki... Sen de izleyip durma şu videoyu." Sonra şakayla karışık ekledi. "Bak yoksa Uzay'a söylerim seni."
"Efe'den banane! Sadece çok matrak bir video diye kaydetmiştim. Sana da biraz neşelen diye izlettin."
"Biliyorum," dedi Irmak, hüzünlü bir gülüşle.
"O zaman bana artık her şeyini anlatmak zorundasın! Neden moralin bozuk? Neler oluyor?"
"Selin, gerçekten sağ ol ama anlatıp başını şişirmemi istemezsin..."
"Kızım, ben sana ne dedim? Biz artık en yakın arkadaşız, kankayız demedim mi?"
"Dedin," dedi Irmak, gülerek. Ama neredeyse ağlayacaktı.
"O zaman bana her şeyini söylemek zorundasın. Çünkü en yakın arkadaşlar öyle yapar."
"Of, tamam," dedi Irmak, gözünden akan birkaç damla yaşı elinin tersiyle silerek. "Hangi biriyle başlayayım? Atlas'la bir haftadan daha uzun bir süredir görüşmüyoruz. Ama ben onu çok özledim. Keşke şimdi onun yanında olsaydım. Ve... ...ve'si yok. Sadece onun yanında olsam bana yeter."
Selin ona bakıp başını sallayarak devam etmesini söyledi.
"Ben her şeyden çok sıkıldım Selin. Bu kalabalık, gürültülü büyük şehirden. Bu büyük şehirdeki yalnızlığımdan. Bu şehrin bana getirdiği ucuz insanlardan. Belki hayatımdan götürdüklerinden. Hatta kendimden. Babam annemi aldattı, boşandılar. Annem iyi bir anne değil. Uzay'la aramız sandığın kadar iyi değil. En yakın arkadaşım, dostum dediğim Aslı gitti. Hem de hiçbir sebep olmadan! Bazen gerçekten boğulacakmışım gibi hissediyorum. Tek bir kişi olsun. Ona sarılayım, bir tek o olsun. Öyle ki başka hiç kimseye ihtiyacım olmasın. Onunla güleyim, onunla ağlayayım, ona güleyim, ona ağlayayım. Sırlarımı ona söyleyeyim. O onları sonsuza dek saklasın. Tutsun. Ona kartpostallar, kitap ayraçları yollayayım. Onları kilitli bir sandığa koysun, sonra da anahtarını bir yerde unutsun. Film izlerken kanepede kucağına yatayım. Bazen de ben onun başını alıp dizlerimin arasında okşayayım. Ona yumurta yapayım. Veya tost. Veya her ikisini birden. Ama tembellik yapmasın. O da benim için bir şeyler yapsın. Yapabileceğini kanıtlasın en azından. O da bana sırlarını anlatsın. Önümde gözyaşlarını akıtsın. O ağladıkça ben ona daha çok aşık olayım. İçindeki duygusal tarafı da keşfedeyim, en kuytularını bile öğreneyim. Ona gideyim. Beni kapıda karşılasın. Hatta önce pencerede. Ona çiçekler götüreyim. O yalın ayaklarıyla siyah beyaz karolarla döşenmiş zemine basıyor olsun, ben de ona 'n'apıyorsun terliğini giy, üşüteceksin' diyeyim. Birlikte çay içelim. Gülerek bana sarılsın. Kokusunu içime çekeyim."
Selin etkilenmiş gözlerle ona baktı. Irmak sanki karşısında şiir okuyor gibiydi. "Sen şu an onu anlatıyorsun baya baya..."
"Vanilya ve tarçın kokuyor, biliyor musun? Ve bazen mürekkep. Mürekkebin kokusu sevilir mi? Ben sevdim."
Selin sadece dinliyordu.
"Sanki... Sanki o siyah bir okyanus. Mürekkepten bir okyanus. İçine düştüm ve onlarca damla gibi, ben de kayboldum."
"Yaaa kızım," dedi Selin sonunda, o da duygulanmıştı. "Sen bu çocuğa baya aşık olmuşsun!"
Irmak ağlamamak için dudaklarını ısırırken başını salladı. "Öyle oldu galiba," diye fısıldadı kendi kendine.
"Bunu bana başından söyleyeydin ya! Ben de sırf okulumu bitirmek için, aşıkların arasına girmeye çalışıyormuşum!" Selin espri yaparak ortamı yumuşatmak istemişti, ama pek de başarılı olamadı. Yine de Irmak o memnun olsun diye gülümsedi. Gözyaşlarını silip kendine geldi. Selin'in getirdiği sütlerden birine uzandı. "Yaa, çok merak ediyorum, nasıl biri bu Atlas, anlatsana," dedi Selin, o biraz toparlandığında.
"Çoktan bildiğini sanıyordum," dedi Irmak, ona bakıp gülümseyerek. Sesinde, Selin'in onun Atlas'la buluşmalarını takip ettiğine yapılan bir gönderme ya da iğneleme yoktu. Aksine, birkaç hafta önce şantaj, tehdit ve olabilecek bütün çirkefliklerle gerçekleşen tanışmalarıyla ilgili her şeyi unuttuğunu, yeni bir başlangıca hazır olduğunu gösteriyordu. Selin de bunu anladığını belirtircesine hafifçe koluna vurup gülümsedi. Irmak yataktan kalktı ve komodininin en alt çekmecesini açıp Atlas Kitabı'nı çıkardı ve aralarına koydu. "İşte böyle biri."
"Mm... Olay kitap bu demek?" dedi Selin, kitaba temkinle bakarken.
Irmak başını salladı.
Selin başta tereddütle, sonra giderek artan bir cesaretle parmaklarını kitaba uzattı ve sayfaları karıştırmaya başladı. On dakika boyunca rastgele çevirdiği bazı sayfaları okudu. Yüzü şaşkınlıkla şekilden şekle giriyordu.
"Bir saniye, doğru anlamış mıyım? Evine gidip az kalsın öpüşecek kıvama geldiğin, bana bir dakika önce anlattıklarının sebebi olan çocuk, bir şekilde kız arkadaşının ölümüne sebep olmuş ve bu yüzden de hayatının geri kalanı boyunca kızın abisinin kirli işlerini yapmaya mecbur. Aynı zamanda çok yetenekli bir yazar, sanatçı ruhlu bir kişiliği var ama bunu, kendi başından geçenleri anlatıp rahatlamak için kullanmış. Ve tüm bu trajedileri yaşayan Atlas Siyah –ki bunun hala onun gerçek adı olup olmadığını bilmiyoruz– felaket çekicilikte bir sarışın. Atladığım bir şey?"
"Huzurevinde kalan bir babaannesi var ve Necati'nin ona zarar verebileceğini bildiği için ona karşı eli kolu bağlı. Ama ben bu meselenin içinde, Atlas'ın Pelin'in ölümüne sebep olmasından daha fazla bir şeyler olduğunu hissediyorum. Yani Necati, onun hakkında başka bir şeyler daha biliyor olmalı. Onu bu yüzden istediği gibi kullanabiliyor. Ne olduğunuysa henüz çözemedim."
Selin bir ona, bir kitaba baktı ve "Okay, bu benim için too much," deyip kitabı kapattı. Bir süre sessizlikten sonra Irmak:
"Önceleri hep kitapçılara gidip hayatımı değiştirecek o kitabı bulmaya çalışırdım. Hani hep öyle derler ya. 'Bir kitap okudum ve hayatım değişti.' İşte ben de hayatımı değiştirecek o kitabı aradım hep. Beni etkilesin ve sonrasında hayata farklı bir gözle bakayım istedim. Ama bak," Atlas Kitabı başlığındaki Atlas sözcüğünü işaret etti. "Ben yalnızca o kitabı değil, o adamı da buldum."
Sustuğunda, Selin ona kocaman açılmış gözleriyle, hayret dolu bakışlarla bakıyordu. "Vaooov, ben buna aşk derim! Ne şanslısın ki bu kitabı buldun, bir de öyle düşün..."
Irmak başını salladı. Şimdi gözlerinin içi gülmeye başlamıştı. "Yağmurlu da bir gündü, biliyor musun? Aslı'yla buluşmuştuk ve... karşılıklı son konuşmamız oldu o. Sonra giderken, köşe başında bir seyyar sahaf tezgahı gördüm. En üstte de bu duruyordu. Atlas Kitabı. Bir kere adı çok basitti, kapağı da öyle."
"Cidden kötü bir tasarım," dedi Selin, kitaba bakarken. Kurumuş sonbahar yaprağı rengindeki kapağın üstüne koyu maviyle Atlas Kitabı diye yazılmıştı. "Kapağa kendi resmini bassaymış ne satarmış kitap! Hani şimdi kitapların çok satması için öyle yapıyorlar. Yarı çıplak erkekler falan bakıyor kapaklardan. Bizim insanlar da aşk romanı diye alıp okuyor işte."
"İşte Atlas bunları, yani bu kötü kapağı ve ismi, hep kasıtlı yapmış, adeta okunmasın diye yazıp bastırmış kitabını. Sonra da içine sinmeyince kendisi geri aldı işte hepsini. Ah, eğer öyle dediğin gibi ucuz bir kapağı olsaydı, inan bana almazdım. O zaman da Atlas'la tanışamamış olurdum."
"Sizi izlediğimi fark etmeyin diye çocuğu tam olarak göremedim hiç. Ama Matthew Noszka'ya benziyor."
"O kim be?"
"Instagram'dan fırlama bir model. Ayy, Atlas'ın sosyal medya hesabı var mı acaba?"
"Bilmiyorum ama yok sanırım. Ya ben sana çocuk koca bir soru işareti diyorum, sen bana internette var mı diyorsun. Öyle biri değil ki o. İnternet kullandığından bile şüpheliyim. Evinde daktilo var."
"Ayy, sus sus, biraz daha anlatırsan ben aşık olacağım! Ama... Sen onu terk ettin be kızım."
"Terk etmedim, yalnızca bana gerçekleri söylemesini sağlamaya çalıştım." Birden romantik hayaller geride kalmış, konu tekrar ciddileşmişti.
"Peki söyledi mi?"
Irmak dikkatle ona baktı ve derin bir nefes aldı.
"Cem'le konuşacağım. Ondan ayrılacağım."
"NE? SEN DELİRDİN Mİ?" Selin, kendisinin bile beklemediği abartıda bir tepki vermişti ama Irmak'ın bunu söylemesi gerçekten şok ediciydi. "Irmak... Bunu kendine yapma. Seni tehdit etmiyorum artık. Cem'den ayrılmana gerek yok. Hem ayrıca bunun ne kadar tehlikeli olabileceğini görmüyor musun? Sen kendin dedin, Cem sana ondan uzak dur dememiş miydi? Şimdi ondan ayrılırsan bunun Atlas yüzünden olduğundan kesin şüphelenecektir. Bu senin öğrencilik hayatını da tehlikeye sokabilir. Bunu kendine YAPMA." Sanki bunu yapmasına engel olabilirmiş gibi elini Irmak'a doğru uzattı.
Irmak elini onun elinin üstüne koydu. Şimdi elleri Atlas Kitabı'nın üstünde birleşmişti. "Sen dediğin için yapmayacağım zaten. Doğrusu bu olduğu için yapacağım. Ben ne olursa olsun Atlas'ı seviyorum. Cem'e uygun bir dille ilişkimizin yürümeyeceğini anlatmam ve ondan ayrılmam gerek. Ben Atlas'ı çok seviyorum. Daha fazla zaman kaybedemem."
---***---      
NECATİ SINIFIN KAPISINDAN çıkan kalabalığa bakıyordu. Çok geçmeden onun aradığı kız da çıktı. Yüzüne koyu renklerde bir makyaj yapmıştı, biraz fazla karanlık ve sert gibiydi, ama sarı saçları ve giydiği pastel renkli kıyafetler tezat oluşturuyordu. Fıstık gibiydi. Biraz balık etliydi sanki ama çok da problem değildi.
"Selin?"
"Evet?"
"Selin sensin, değil mi? Ben Necati... Irmak'ın bir arkadaşı."
"Aa, öyle mi?" Selin pek de ilgilenmiş gibi görünmemek için kendini zorladı. Şu Necati demek böyle biriydi... İyi de neden partiye onunla gitmek istiyordu, onu nereden tanıyordu? Yoksa Atlas Selin'in onları takip ettiğini görüp Necati'ye mi söylemişti? Bunları şimdilik bilmiyordu, ama Atlas'a zorbalık yapan bir erkekle asla işi olmazdı. Ne kadar yakışıklı olursa olsun.
"Dönem sonu partisi varmış da, benimle katılmak ister misin diye soracaktım." Eliyle istemsizce bıyığını okşayan Necati onun yaşıtları gibi davranmaya, kibar olmaya çalışıyordu.
Selin kaşlarını kaldırarak ona baktı. Necati'nin gömleğinin yakası açıktı, boynunda ancak mafyavari tiplerin takacağı türden zincir bir kolye asılıydı. Gömleğinin kollarını dirseklerine kadar kıvırmıştı. Omuzlarına astığı ceket ve trençkot karışımı şeyle bir tren kondüktörünü de andırıyordu. Elleri, pantolonunun belindeki kemerdeydi. Selin'den olumlu cevap alacağından emin görünüyordu. Hiçbir zaman kendine bu kadar güvenme. Aslında yakışıklı, güçlü ve zengin bir adam gibiydi ama okula ait olmadığı her halinden belli oluyordu.
"Üzgünüm ama benim partiye gideceğim bir çocuk zaten var," dedi Selin kibarca gülümseyip ve başını iki yana sallayarak Necati'nin yanından uzaklaştı.
Ama bu konuda çok fena yanılıyordu. Çünkü partiye Necati'yle birlikte gidecekti.
Hem de koşa koşa.
---***---
PARTİ GÜNÜ GELİP çattığında, Irmak hala Cem'e mesaj atıp partiye gitmekten vazgeçtiğini bildirme fikrine sıcak bakıyordu. Ne var ki ondan önce davranan Cem mesaj atıp akşam yedi gibi onu taksiyle yurdun kapısından alacağını söyleyince, Irmak omuzlarını düşürüp gardırobunu açtı ve ne giyeceğine bakmaya başladı. İşin aslı şuydu ki, kıyafetlerinin çoğu hala evdeydi ama sırf onları almak için eve gitmeyi hiç mi hiç istemiyordu. Gitmeye üşendiğinden değil, annesiyle karşılaşmayı istemediğinden. Bunu kendine itiraf etmesi biraz üzücüydü, ama evet, bu düşünce bile tüylerini diken diken etmeye yetiyordu. Annesine tahammül edememeye başlamıştı. Ne yapıyor ne ediyor, bir şekilde sinirine dokunuyordu. Annesiyle babası boşandıktan sonra, Irmak babasıyla pek görüşmez olmuştu. Yani ortada bir aldatma vardı ve aldatan, evliliklerini bozan babasıydı. Ama Irmak annesinden de en az babası kadar huylanıyordu. Neden bilmiyordu, ama hisleri bu yöndeydi. Belki de boşanmadan önce de iyi bir anne olmayı başaramadığı içindi. Boşandıktan sonra daha umursamaz biri olup çıkmıştı gerçi, ama bu yeni bir şey değildi.
Of... Aile hayatı kötüydü, arkadaşlık ilişkileri kötüydü, aşk hayatı kötüydü...
Irmak'ın hayatı sorunlarla doluydu!
Bazen kendini cam bir fanusta yalnız başına yaşıyormuş gibi hissediyordu.
Bazen de sahiden öyle yaşamak istiyordu.
Sonunda, annesiyle uğraşamayacağına, elindeki kıyafetlerden birini seçmeye karar verdi.
Ama sonra, akşamki muhtemel tabloyu gözünün önüne getirdi: Okuldan herkes şıkır şıkır giyinmiş arz-ı endam edecekti. O neden gölgede kalsındı ki?
Uzay'a "annem evde mi" diye mesaj attı. Ama on dakika içinde cevap gelmeyince, bir taksiye atlayıp eve gitti.
Annesi de Uzay da evde yok gibiydi. Odasına çıkıp gardırobunu açıp ne giyeceğine karar vermesi iki dakika sürdü. Tam evden çıkmış hızlı adımlarla bahçede ilerliyordu ki annesiyle karşılaştı.
"Ah, Irmak! Sen eve mi geldin?"
Bunu öyle bir söylemişti ki, sanki başka birini bekliyor gibiydi.
"Evet, akşamki parti için birkaç parça bir şey almam gerekti."
"Söyleseydin ben gönderirdim." Saçları fönlü, makyajı tamdı. Kuaförden geldiği her halinden belliydi. Ne için süslenmişti böyle? Bir çay saati ya da kadın toplantısına katılmış gibiydi. Ama elindeki torbalara bakılırsa, alışverişten dönüyordu.
"Bir daha kargoya ne gerek var anne?" diye söylendi Irmak. "Gitmem lazım. Görüşürüz."
Annesi arkasından, "Tamam, bir ara gel de yemek yiyelim!" diye seslendi. Sonra da apar topar eve girip kapıyı kapattı.
Irmak yediye çeyrek kala Cem'e mesaj atıp tam yedide kapının önüne ineceğini söyledi ve Cem de onayladı. Ama Irmak kapıya çıktığında ortalıkta ne bir taksi ne de Cem vardı, yalnızca kuru bir kış soğuğu. Cem'i aradığında Cem'in sesi stresliydi.
"Bebeğim, ben yetişemiyorum. Direkt partide buluşalım mı?"
"Tamam, panik yapma. Orada görüşürüz," diyen Irmak telefonu kapattı.
 -*-   
PARTİYE GİTTİĞİNDE CEM orada da yoktu. Saat yedi buçuğa kadar bekledi, yediyi kırk geçe Cem'e mesaj attı, ama cevap gelmeyince yediyi elli geçe gürültüyü arkasında bırakarak kapının önüne çıkıp onu aradı.
"Cem nerede kaldın sen?"
"Irmak... Kusura bakma. Son anda bir problem çıktı. Ben gelemiyorum."
"Ne oldu?" dedi Irmak gergin bir şekilde.
"Anneannem rahatsızlandı. Kimse gidemedi, beni aradılar."
"Ah... Şey, tamam. Çok geçmiş olsun. Ne yapalım, ben de biraz daha takılır, dönerim."
"Tamam. Kusura bakma aşkım ya."
"Olur mu? Ben sadece mesaj atmayınca meraklandım. Tekrar geçmiş olsun." Irmak telefonu kapatıp içeri, partiye geri döndü. Cem bir anda "gelemiyorum" deyince bozulmuştu ama eğer bir sağlık sorunu varsa, haber verememesi tabii ki affedilebilir bir şeydi.
Irmak tekrar içeri girdiğinde Efe'yle göz göze geldi. Saçlarını kısa kestirmiş, önlerini havaya kaldırmıştı; başının arkasından beyaz bir bere sallanıyordu. Gelen geçeni gözetlemek, istediğine sataşmak istercesine girişteki kanepenin ortasında krallar gibi yayılmış, başının arkasını avuçlamıştı. Bacaklarını iki yana olabilecek en aykırı biçimde açmıştı –neredeyse yüz seksen derece, teknik olarak imkansız gibiydi. Yanında oturan sarışın kızla pek ilgilenmiyordu. Ağzının kenarıyla sakız çiğniyordu. Sanki onu bekliyormuşçasına, Irmak'ı görünce ağzındaki sakızı göstererek, gevşek bir şekilde güldü. Irmak yanından somurtup dil çıkararak geçti. O an gözünde Efe'nin baba parası yiyen zengin züppelerden hiçbir farkı yoktu, ki zaten baba parası yiyen zengin bir züppeydi.

Her taraf ışıl ışıldı ve bangır bangır müzik çalıyordu. DJ kabinindeki her kimse, Hande Yener'i çok seviyor olmalıydı çünkü onun pek popüler olmayan ama aslında en iyi albümü olarak nitelendirilen 2006'daki Apayrı albümünden parçalar çalıp duruyordu. Irmak'ın bir itirazı yoktu çünkü o albüme bayılırdı. Telefonunda hala en çok dinlediği albümlerden biriydi. Hande'nin pop müzikten yavaş yavaş sıyrılmaya başladığı ve elektronik müziğe geçişin sinyallerini verdiği, zamansız şarkılardan oluştuğunu düşündüğü bir albümdü ve sound'ları, besteleri çok Avrupai buluyordu. House, elektronik, alternatif ve cazın bir karışımıydı adeta. Partideki herkes o şarkıları biliyor gibiydi. "Kim Bilebilir Aşkı" ve "Apayrı"yı herkes bir ağızdan söyledi. Çok kalabalık ve çılgındı. Bir çocuk elinde saksafonla şarkıya eşlik ediyordu. Aslında hayli neşeli bir ortam vardı ama Irmak nerede durması, kimin yanına gitmesi gerektiğini bilmiyordu. Cem yoktu, çok sıkılmıştı. Aslı'yı da görmüyordu. "Biraz Özgürlük" çalmaya başladı. Bir grup kız hep bir ağızdan şarkıya ayak uyduruyor, "BİRAZ YALNIZLIK, BİRAZ AŞKSIZLIK, BİRAZ ÖZGÜRLÜK, BİRAZ KORKAKLIK" diye bağırıyordu. Sonra "Adeta aşka hipnozum" demeye başladılar. Sonra "Yetmedi mi, kılıçlarımızı çektik!" dediler. "Unut", "Sakin Olmalıyım", "Sorma", "Şu An Erken" çaldı ve "İnsanlar Çok" çalmaya başlayınca dans pisti bir anda hareketlendi. "Kanat", "Düş Bozumu" ve "Bugün Sevgililer Günü" çaldığında Irmak üçüncü vişne suyunu bitirmişti. Sonra Hande'nin son albümünden "Bakıcaz Artık", "Faili Meçhul" ve "Alev Alev" çalmaya başladı. 
Irmak bir köşede tek başına dikilmekten çok sıkılmıştı. Aslı ortalarda görünmüyordu ama Efe'nin ve arkadaş grubundaki diğerlerinin merdivenlerden indiğini görmüştü. Tanımadığı pek çok kişi vardı. Kızlardan biri bir masanın üstüne çıkmış, o çirkin sesiyle Hande Yener'in elektronik "Sarhoş Dünya" şarkısını söylemekte ısrar ediyordu. Belli ki biraz sarhoş da olmuştu.
Irmak telefonundan Aslı'nın Instagram'ına girdi. Birbirlerinde hala engelliydiler. Sonra Facebook'una girdi. Artık orada da arkadaş değildiler ama onun herkese açık paylaştığı fotoğraflarını görmesi için arkadaş olmaları gerekmiyordu. Profil fotoğrafını o çekmişti. Yeşil sarmaşıkların kapladığı bir duvarın önünde, Aslı dalgalı saçlarıyla kameraya yandan bakmıştı. Sonra dokuz ay önce sinemada çekildikleri bulanık bir resim vardı, Aslı onu hala kaldırmamıştı. Irmak koymasını istememişti ama Aslı çok güzel olduğunu söyleyip "sinemaya da birlikte geliriiiiz" notuyla koymuştu, sonra Irmak da paylaşmıştı. Sonra Aslı'nın Irmak'ın dizine yattığı bir fotoğraf vardı. Irmak görünmüyordu ama diz onun diziydi. Sonra bir gün batımında, Aslı'nın bir buğday başağı tarlası içinde saçını bıyık gibi yapıp poz verirken iki işareti yaptığı bir poz vardı. Sarımsı kumral saçlarına güneş vururken gerçekten çok güzel görünüyordu. Model gibi çıktığı bir pozdu. Sonra Aslı'nın sahilde sörf tahtasını beline koyduğu ve sanki çıplakmış gibi göründüğü bir fotoğraf vardı. Sonra ikisinin arkadan kafa kafaya verdikleri ve gün batımına baktıkları bi manzara fotoğrafı vardı, yurt dışı tatillerinden kalmaydı. Sonra denizde sırt üstü yatıp kalp işareti yaptıkları bir poz vardı. Aslı pek çoğunu silmemişti. Daha fazla dayanamayacaktı, kapattı. 
 -*-
UZAY PARTİYE SELİN'DEN önce gelip kendine bir içki almıştı. Çok kalabalıktı, Irmak'ı şöyle bir görmüş ama sonra kaybetmişti. Herhalde Selin de birazdan gelirdi. Çok gürültülüydü. "Kim Bilebilir Aşkı" çalıyor, bir çocuk saksafonla eşlik ediyordu. Ortam süper, baya iyi, diye düşündü.
Sonra Selin'i gördü. İnsanların arasından ona doğru geliyordu. Uzay gülümseyerek ona doğru birkaç adım attı. Ama Selin başka birinin elini tutuyordu. Yirmi beşlerinde bir erkekti bu. 
Selin'in bakışlarında tuhaf bir ifade vardı. Açıklama yapmak istercesine ağzını açtı ama tam o sırada elektrikler kesildi ve partidekiler kısık sesle tiz bir çığlık attı.
Müzik, her şey bir anda kesilmiş, insanlar susmuştu. Sonra hep bir ağızdan uğultu başladı. Her kafadan bir ses çıkıyordu, bir yerlerde bir şeyler yere düşüp kırıldı. Tek görünen insanların telefonlarının ışığıydı. Karanlıktan bir ses, "Herkes sakin olsun! Elektrikler eminim hemen geri gelecektir. Gelmezse de hoş bir romantik ortam olur, değil mi ama?" dedi.
Böylece bir anda yüzden fazla mum yakıldı. Şimdi mumların ve telefonların ışıklarından başka hiçbir ışık yoktu ama en azından az önceki gibi zifiri karanlık da değildi. Bir anda Uzay'ın yanında az önce Selin'le birlikte gelen adam belirdi.
"Selam, Uzay. Tanışalım mı? Ben Necati."
Uzay cevap vermedi. Şu anda onun ağzını yüzünü dağıtmak istiyordu. Hemen yanından uzaklaşıp tuvalete gitti. Yanlışlıkla kızlar tuvaletine girmişti ve orada Selin'le karşılaştı. Ağlıyordu ama onu görünce hemen sustu.
"Uzay, burada ne işin var?"
"Ne?"
"Şu an kızlar tuvaletindesin!"
"Selin sen misin?" dedi Uzay, görmeye çalışarak.
"Evet," dedi Selin, telefonunun ışığını yüzüne tutarak.
"Selin bu da ne demek oluyor? O kim?"
"Uzay... Öyle olması gerekti," dedi Selin sıkıntıyla.
"Ne demek öyle olması gerekti ya? O kim? Kendine yeni bir sevgili mi yaptın?"
"Hayır, hayır, öyle bir şey değil..."
"O zaman ne Selin?"
Selin'in verecek bir cevabı yok gibiydi.
Uzay hırsla sordu: "O çocukla birlikte olmak istiyor musun?"
"Hayır!" dedi Selin hemen. "Ben seninle birlikte olmak istiyorum. Ama bunun şimdi olamayacağını biliyorum." Neredeyse yalvarıyor gibiydi.
"Bana söylemediğin bir şeyler var... Neler oluyor?"
"Uzay, gerçekten söyleyemem... Bu akşamı onunla geçirmem gerekiyor. Ama ben seni seviyorum. Daha sonra her şeyi açıklayacağım. Bunu bil yeter."
"Selin... Buna bir son ver. Sen böyle bir kız değilsin. Sen özünde, şu an olmaya çalıştığın kızdan çok daha iyisin."
Selin bir şey söyleyemedi, kapıyı açıp dışarı çıktı. Uzay kızlar tuvaletinde karanlıkta, yalnız kalmıştı. Sonra kapı açıldı ve biri geldi.
"Selin... Sen misin?" dedi Uzay.
"Aslında ben de ona bakıyordum," dedi Necati. Telefonun ışığını suratına tutmuştu, Drakula gibi görünüyordu.
"O... çıktı," dedi Uzay. "Sen onun yeni erkek arkadaşı mısın?"
"Evet. Bak ufaklık, ben Selin'i seviyorum. O da beni seviyor, biliyorsun değil mi? galiba sana yanlışlıkla ümit vermiş oldu ama bence kendini fazla kaptırma. Sana bu tabloda yer yok."
Uzay bir cevap veremedi, tuvaletten çıktı.
Şimdi Necati yalnız kalmıştı. Bir dakika sonra Selin geldi. "Uzay? Uzay burada mısın?"
Necati, "Hayır, arkadaşın gitti," dedi gülerek. "Ama ben hala buradayım. Hazır etraf da karanlıkken diyorum..." Göz açıp kapayıncaya dek kollarını açıp Selin'i duvarın önünde sıkıştırdı ve elini omuzlarına koydu. Onu öpmek için uzandı. Az kalsın öpecekti de. Ama Selin ona öfkeyle ittirip kendini kurtardı. "Sen iğrenç bir herifsin!" diye bağırdıktan sonra, neredeyse kaçarcasına tuvaletten çıktı.
-*-
UZAY ONU HİÇ sevmemişti. Görünüşünde onu rahatsız eden, uğursuz bir şeyler vardı. Sonra bir aydınlanma yaşadı. Çünkü onu daha önce bir yerde gördüğünü hatırlamıştı. Bu çok garipti, onu gördüğü yer hiç hoşuna gitmemişti. Düşündü, düşündü. Sonra birden hatırladı: Onu birkaç hafta önce, Irmak'la buluşup arabaya bindiklerinde Irmak'ın takip etmesini istediği motosikletli çocuğun yanında görmüştü. Motosikleti takip ederken kaybolmuşlardı ve kendilerini şehrin dışında, ormanlık bir alandaki depo gibi bir yerin önünde bulmuşlardı. Irmak arabadan inip o adama, Necati'ye yol sormaya gitmişti. Sonra o motosikletli, sarışın erkek gelmişti. Ablasını arabada beklemekten sıkılan Uzay da en sonunda inip onların yanına gitmişti, ama Irmak yanlış geldiklerini söyleyerek onu bile beklemeden arabaya doğru yürümeye başlamıştı. Uzay sonra neler olduğuyla ilgili ablasını konuşturmaya çalışmış, ama Irmak çok yorgun olduğunu söyleyerek geçiştirmişti.
Ama artık emindi.
Bir şeyler oluyordu.
Bir şeyler dönüyordu.
O gün takip ettikleri motosikletli kimdi, bu Necati kimdi, Selin onunla nasıl tanışmış olabilirdi ve Uzay neden tüm bunlar etrafında olup biterken kendini her şeyin dışında kalmış gibi hissediyordu?
Hemen Irmak'ı bulması gerekiyordu.
Masanın yanından ayrılıp hızlı adımlarla yürümeye başladı. Karşısına çıkan ilk kişiyi, ki bu ablasıyla aynı sınıfta olan Efe'ydi, kolundan tutup çevirdi.
"Onu gördün mü?"
"Kimi be?" dedi Efe. Biraz sarhoş olmuş gibi bir hali vardı.
"Irmak'ı."
Efe omuz silkti. "Eğer onu bulursan ona beni bulmasını söyle."
Uzay uflayarak kolunu bırakınca, zaten sarhoş olan Efe dengesini kaybedip yere düştü ve yandaki kokteyl masasını devirdi.
Etraftaki birkaç kişi onu kaldırmaya çalışırken, Uzay tekrar yürümeye başladı. Etrafına bakıyor ama her yer yarı-karanlık olduğu için Irmak'ı göremiyordu.
Sonra biri pat diye yoluna çıkıp onu durdurdu.
Selin meraklı gözlerle ona bakıyordu. "Uzay, neler oluyor?"
"Selin, sonra," dedi Uzay.
"Necati'yle ne konuştunuz? Sana ne söyledi bilmiyorum ama beni dinlemen gerek."
"Sonra," dedi Uzay ve önünde duran Selin'in omzuna çarparak karanlıkta ilerlemeye devam etti. Onu arkasında bırakmıştı.
Irmak'ı. Acilen. Bulmalıydı.
---***---
IRMAK, CEM GELMEDİĞİ için kendisi için zaten hiçbir anlamı olmayan partiden, elektrikler de kesilince kesin olarak ayrılmaya karar vermişti. Ama tam kabanını giyinmiş gidiyordu ki, yarı-karanlığın içinde onu gördü. Aslı'yı. Tek başına, ağır ve telaşsız adımlarla merdivenlerden aşağı iniyordu. Üzerinde parlak turuncu bir tişört ve kot pantolon vardı. Uzun saçları omuzlarına dökülüyordu. Çok güzel görünüyordu. Ama biraz mutsuz gibiydi.
Büyük şamdanın yanına gidince yüzü iyice aydınlandı. Evet, gerçekten ters giden bir şeyler var gibiydi. Kokteyl masasından bir içki aldı, sonra bütün şişeyi kaldırıp başını arkaya eğerek kocaman bir yudum aldı. Şişeyi neredeyse yarılamıştı. Kimseyle konuşmuyor, etrafına bile pek bakmıyordu. Yanına gelen birkaç kişi de o ilgilenmedi diye gitti. Irmak bir an için yanına gitmeyi düşündü ama gitmedi. Bütün dikkatini vererek Aslı'ya baktığı sırada, karanlığın içinden nefes nefese bir ses duydu.
"Irmak... Uzay'ı gördün mü?"
Selin'di bu. "Hayır. Siz birlikte değil misiniz?"
"Of hayır," dedi Selin ve yanından uzaklaştı.
O gittikten sonra Irmak tekrar Aslı'nın olduğu yöne baktı. Ama Aslı yoktu. Irmak yakındaki her yüzü tek tek taradı. Aslı gitmişti.
O sırada ışıklar geldi ve etraf yeniden aydınlandı, müzik de tekrar çalmaya başladı. Irmak'ın eli yaprak desenli metal kolyesindeydi, bir şeylere karar verme aşamasında olduğunda hep kolyesiyle oynardı. Sonunda yerinden fırladı ve karşısına çıkan herkese Aslı'yı görüp görmediğini sormaya başladı. İkinci sınıftaki çocuklardan biri onu üst kata çıkarken gördüğünü söylemişti ama gördüğünün o olduğundan emin değildi. Yine de Belki odur diyerek üst kata koştu Irmak.

Eğer biraz aklı olsaydı, onu hiç umursamazdı. Aslı, peşinden koşulmayı asla hak etmiyordu. Yine de yapamazdı. Onu öyle bırakıp gitmek içine sinmezdi. Belli ki bir şeyler olmuştu. Irmak onunla ilgilenmeliydi.
Üst kata çıktı, Aslı gerçekten de oradaydı. Ters çevrilmiş sandalyeler ve masalarla dolu boş katta, duvarın dibinde tek başına duruyordu.
Sanki orada Irmak'ı bekliyor gibiydi.
Ya da Irmak saçma bir şekilde öyle hissediyordu.
Aslı'nın sessizce ağladığını fark etti.
"Aslı?"
Aslı başını çevirip ona baktı. Gözyaşları yanaklarından akarken, yüzünde küskünlük ve öfkenin sessiz bir mücadelesi yaşanıyor gibiydi.
"Aslı neyin var?"
Ona doğru tereddütle birkaç adım attı. Şimdi elini kaldırsa onun omzuna dokunacaktı, ama böyle bir şeye cesaret edemezdi. Aslı'nın bunu istemeyeceğini biliyordu.
"Irmak..."
"Evet?" Evet. Ne? Acaba Uzay'ı Selin'le görmüştü de o yüzden mi ağlıyordu? Ama hayır, bu çok daha derinlerde, çok daha başka bir mevzuydu. "Evet, bana anlatabilirsin."
"Ama biz artık en yakın arkadaş değiliz ki," dedi Aslı omzunu silkerek.
Irmak aslında "İstersen tekrar olabiliriz," diyecekken, son anda "Doğru, değiliz," dedi.
Aslı dudaklarını bükerek başını iki yana salladı. Gözyaşları daha da hızlanmıştı şimdi.
"Yeter artık, benimle kafa bulmaktan vazgeç Aslı."
"Hayır, hayır, öyle bir şey değil..."
"Buraya gelmem hataydı."
"Yanılıyorsun..."
Irmak ona doğru bir adım atıp "Ne var biliyor musun, artık seni gördüğümde hiçbir şey hissetmiyorum," dedi.
Aslı ona baktı.
Irmak başını salladı. "Yalnızca kendi hayatını mahveden bir kız görüyorum. Ama beni," Uzay'ı da dahil etti. "Bizi tercih ettiğin kişi her kimse, belli ki sana iyi gelmiyor." Gitmek üzere arkasını döndü.
"Irmak dur."
Irmak ona döndü.
"Hepimizin bir şekilde kendini kandırmaya ihtiyacı yok mu?" dedi Aslı, gözlerinden yaşlar akarken.
Irmak cevap vermedi. Merdivenlere koşup aşağı inmeye başladı. Tek başına kalakalan Aslı arkasından bakıyordu.
Irmak loş merdivenlerden tekrar kalabalık ve ışıltılı parti salonuna inerken titriyordu. Zor bir konuşmayı geride bırakmıştı. Aslı'ya ne olduğunu hala bilmiyordu ama umurunda da değildi. Artık yapacak bir işi kalmadığına göre, yurda geri dönebilirdi. Tam kapıdan çıkmıştı ki, telefonuna bir mesaj geldi. Cem'den diye düşündü ama hayır. Atlas'tandı.
"Tamam. Sana her şeyi anlatacağım. Şimdi her neredeysen gel. Eğer gelmezsen her şey bitti sayacağım ve ikimiz de yolumuza devam edeceğiz. Beni istiyor musun? Tüm hatalarımla. Tüm günahlarımla. Bununla yüzleşmeye hazırsan, gel. Çatı katımda seni bekliyor olacağım."
10. bölüm sonu, devam edecek
-----------********------------
Evet, çok ama çok uzun bir bölümü geride bıraktık... Bu bölümü inanın haftalardır hazırlıyorum, ben de çok yoruldum ama çok da keyif aldım yazarken.
Irmak'la Selin'in odadaki duygusal diyalogu, Cem'le Irmak'ın evdeki sahnesi, Necati-Selin-Uzay arasındaki şu an için bilmediğimiz durum, Aslı'yla Irmak'ın duygusal sahnesi ve tabii Atlas'ın bölümün sonunda Irmak'a gönderdiği mesaj, bu bölümün öne çıkanlarındandı. Tüm bunları detaylı detaylı yorumlamayı, fikirlerinizi ve tahminlerinizi paylaşmayı unutmayın.
Bu arada en sevdiğiniz/nefret ettiğiniz karakter(ler) şu an için kim(ler)?
11. bölümde bombalar peş peşe patlayacak! En sevdiğiniz karakter bir anda en nefret ettiğiniz karaktere, en nefret ettiğiniz karakter bir anda en sevdiğiniz karaktere dönüşebilir! 
Ve en güzel yanı da... Mürekkep Kokunu İçime Çektim, daha yeni başlıyor!
twitter, instagram ve facebook: hepsinde "ofluoglumert" olarak bana ulaşabilirsiniz. 
11. bölümü ne zaman yayımlayayım? 

5 yorum:

  1. Çok sürükleyici etkileyiciydi 11. Bölümü hemen paylaşırsan çok güzel olur
    Teiekkürler

    YanıtlaSil
  2. Nasıl bir bölüm bu ya özellikle sonu. 11’i bir an önce yayınlasan güzel olurduu :)

    YanıtlaSil
  3. Brn biraz geç başladım ama kelimelerin anlatımın harika 👏 👏
    Başa dönüp tekrar okumam lazım..
    Kalemine sağlık
    .

    YanıtlaSil
  4. hımmm bak en sonda açıklama yapmışsın yaaa orda işte bu bölümdeki en ilginç konuları sölemişsin. bana en ilginç selin ırmak yakınlaşması ve necati selin durumu geldi. necati selin ne ilgi olabilir ki? selin herhalde samimi gibi. ama hiçbişey tahmin edemiyorum ki. karıştırdın ortalığı :) başından beri öyküde sadece ırmakı seviyorum :)

    YanıtlaSil
  5. Demek Selin, Skam'daki Vilde'ya benziyor, o ayrıntı hoşuma gitti, Skam çok sevdiğim bir dizidir çünkü. :)
    Selin'i bu bölümde sevmeye başladım. Ayrıca Irmak'ın Selin'e Atlas'tan bahsettiği kısım duygusal ve anlamlıydı. :) Duyguları çok iyi yansıtmışsın gerçekten. ^_^
    Umarım Aslı'yla Irmak yeniden barışır. :/
    Uzun olmasına rağmen akıcı bir şekilde sürükleyen bir bölüm oldu benim için. 11. bölüm çabuk gelsin lütfen! ^_^

    YanıtlaSil

YORUMLARINIZ İÇİN ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM!