17 Ağustos 2016 Çarşamba

ESKİ DATÇA VE SÜTLÜ BADEM KAHVESİ


Dün Datça'daydım. Hem de Eski Datça'da. Instagram'dan ya da Twitter'dan falan takip edenleriniz fotoğrafları görmüşsünüzdür. Datça, Marmaris'e 80 kilometre uzaklıkta. Yol 1 saat 10 dakika sürüyor. O virajlar gerçekten de söylendiği kadar var. Hatta yol bazı yerlerde öyle keskin dönüyor ki, eyvah diyorsunuz, işte şimdi uçurumdan aşağı yuvarlandık! Neyse ki öyle bir şey olmuyor ama Datça'nın virajlarının şehir efsanesi olmadığı da bir gerçek. 

Datça'ya daha önce gitmiş, tarihi Knidos'u görmüştüm. İlçenin enfes koylarından olan Palamutbükü falan da sürekli gittiğim yerlerdendi. Dünkü rotamızsa, Eski Datça'ydı.

Eski Datça, son birkaç yıldır adını duyurmaya başlayan bir yer. Yani yeni bir oluşum. Datça merkezine yakın bir mesafede, eski taş evler ve parke kaplı ara sokaklarla oluşturulan küçücük bir kasaba adeta. Hatta ben bir ara "Buradan güzel Bozbalık olur" diyorum. Yanımdaki ise, "Olmaz!" diye karşı çıkıyor. "Bozbalık'ta her şey var; havlucular, tekstilciler..." Ne olacak ki! Datça'da da tıpkı Marmaris ve Selimiye'deki gibi adım başı Migros Jet ve A 101 var. Bu tip turistik yerlerde zırt pırt market kurulmasına sinir oluyorum.

Eski Datça'da ilk olarak Orhan'ın Yeri'ndeyiz. Ben burada aşağıda fotoğrafını gördüğünüz sütlü badem kahvesi denen içeceği içiyorum ama açıkçası bildiğiniz süt bu. İçine de bir tane bademi dövüp atmışlar. Aldığınız tat süt tadı... Balla birlikte servis ediyorlar. Yine de sütlü badem kahvesi içmeden dönmek istemedim. 7.50 lira.



Orhan'ın Yeri'nin hemen yanında da Can Yücel'in sık sık gittiği yer var. Orayı da müzemsi bir yere dönüştürmüşler. Yani aslında Orhan'ın Yeri, Can Yücel'in yeri ve Karya Çay Bahçesi aynı yer diyebiliriz.

Ayraç koleksiyonum malumunuz... Buradan da ayraç alıyorum. Eski Datça evi kabartmalı ayraç, 5 lira. Zaten Eski Datça'da birkaç küçük mağaza var. Çoğu da sadece ayraç, magnet ve giysi türü şeyler satıyor. Klasik yani.

Datça'nın havası Marmaris'e göre daha kuru, bu nedenle hava çok bunaltmıyor ama öğlen güneşi tepede yakmaya başladı. Eski taş evlerin, oymalı kapıların önünde fotoğraf çektirdikten sonra denize girmek üzere dönüş yoluna geçiyoruz. 

Datça Köy Ürünleri mağazasına uğramadan gitmiyoruz elbette.

Burası, lüks bir yerel pazar aslında. İçeride neler yok ki? Zeytinyağları, zeytinler, bademler, dolmalık fıstıklar, sabunlar... Biz de gelmişken biraz ondan biraz bundan alıyoruz. Dediğim gibi, biraz pahalı ama organik bir yer burası. Aldıklarımız ortalama 150 lira tutuyor. Dükkandan çıkarken gördüğüm ahşap alışveriş sepetlerine ise ayrıca vuruluyor ve hemen onların da fotoğrafını çekiyorum.

Eski Datça turu böyleydi... Güzel geçti... Ama günün ilerleyen saatlerinde, kelimenin tam anlamıyla bir "soygun" yaşanacaktı! 50 liramı çöpe düşürsem daha az üzülürdüm yani... Peki başa gelen o olay ne mi? Eh, onu da sonraki yazıda anlatırım artık...

Sevgiler!




8 yorum:

  1. Yanıtlar
    1. Tam olarak neyin fiyatı mesela?

      Sil
    2. Genel olarak ev fiyatları,kiralar...Pahalı mı acaba diye?

      Sil
    3. Çok pahalı değil sanırım...

      Sil
  2. Merhaba; güzel bir gezi etkinliği yazısı olmuş:)) Sonrasını merakla bekliyorum :)) Saygılar.

    YanıtlaSil
  3. Çok özeniyorum sana yahu, bir gün beni de al yanına :)Şaka bir yana ufkumuzu açıp bizi de seyahatlerine konuk ettiğin için can-ı gönülden teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  4. Bunca gezip bunca yiyecek yer bulup nasıl bunca zayıf kalabilir ki insan :))

    YanıtlaSil
  5. evet yaa çok güzel de, ben yolda çeşme gibi bi yer var, orda inip kusuyom her defasında :)

    YanıtlaSil

YORUMLARINIZ İÇİN ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM!