23 Şubat 2018 Cuma

MÜREKKEP KOKUNU İÇİME ÇEKTİM - 12. BÖLÜM


Bölüm şarkısı: Feist - How My Heart Behaves 
Sezon finali niteliğindeki, her şeyin birbirine karıştığı, sırların art arda açığa çıktığı ve kafanızda bir sürü soru işaretinin belirdiği 11. bölümün ardından, nihayet 12. bölüm karşınızda! Bölüm her zamanki gibi bir önceki bölümün kaldığı yerden, akıllara durgunluk veren Irmak-Atlas-Aslı karşılaşmasından devam ediyor (Sahi, sizce Aslı-Atlas olayının iç yüzü ne?). Bir önceki bölüme her yerden o kadar çok yorum ve mesaj geldi ki, onları okurken çok mutlu oldum. Çünkü herkes hikayenin farklı bir karakterini sahiplenmiş, benimsemiş ve olacakları baya merak ediyorsunuz. Ama ben olsam ben de merak ederdim, hatta laf aramızda yazarı olmama rağmen ediyorum da, çünkü cidden olaylar çok heyecanlı değil mi ya? Ayrıca hikayemize her bölüm yeni okurlar da katılıyor ve Mürekkep Kokunu İçime Çektim'in romantik ve gizemli dünyasının büyümesi harika bir şey! Keyifli okumalar! Yorumlarınızı bekliyorum!
Nerede kaldık: Irmak Atlas'ın geçmişindeki sırrı öğrendiği gece, onunla birlikte oldu. Efe partide sarhoş olduktan sonra geceyi tanımadığı bir kızla geçirdi ama Necati'ye yakalandı. Selin, Uzay'ı sevdiği halde Necati'nin uyarısı yüzünden ondan ayrılmak zorunda kaldı. Necati, Selin'e Irmak'ın Atlas'tan uzak durması gerektiğini, yoksa ilk tanıştıklarında ablasına yaptığı şantajı Uzay'a anlatacağını söylemişti. Atlas'la birlikte olduğu için mutluluktan havalara uçan Irmak, Cem'le daha fazla beraber olamayacağını anladı ve ayrılık konuşması yapmak üzere onun evine gitti. Ama Cem'in başından beri her şeyden haberi vardı: Irmak'ın Atlas'ın evinde kaldığını biliyordu. Onun çantasındaki Atlas Kitabı'nı buldu ve Irmak'la yüzleşti. Çok öfkelenip kriz geçiren Cem kitabı yaktı ve bunun üzerine Irmak onu kesin olarak terk etti. Bunu kendine yediremeyen Cem, sarhoşluğun da etkisiyle kendini kaybedip Irmak'a saldırdı ve Irmak kendini korumak için ona şişeyle vurmak zorunda kaldı. Cem yere yığıldı ve Irmak onu öldürmüş olabileceğini düşündü. Şok ve korku içinde Cem'in evinden çıkıp bir taksiye atladığı gibi yardım istemek üzere Atlas'ın evine gitti. Ama hayatının şoku, kapıda onu bekliyordu: Kapıyı çıplak bir şekilde açan Atlas'ın arkasında, en yakın arkadaşı Aslı da çıplak bir şekilde duruyordu.
***
BİR AN ZAMAN donmuş, hepsi olduğu yere çivilenip kalmıştı sanki. Bakışları birbirleri üzerinde dans ediyor; Irmak Aslı'ya, Aslı Irmak'a bakıyordu. Atlas'sa sanki orada olup bitenlerin dışında kalmak istercesine, hatta belki de sebep olduğu durumun farkında bile olmadan, gözlerini ne Aslı'ya ne Irmak'a, yalnızca kapının yanındaki anahtarlığa dikmişti.
Sonsuzmuş gibi gelen bu ne yapacağını bilememezliğin ardından, Aslı harekete geçti. Üstündeki ropdöşambırın kuşağını hırsla savurup Atlas'ın karşısına gitti ve "Sen aşağılık bir köpeksin!" deyip ona tokat attı. Atlas elini şaşkınlıkla yanağına götürerek "Köpek-ne?" diye kekeledi. Aslı sonra Irmak'a bakıp yazıklar olsun dercesine "Bunu senden hiç beklemezdim," dedi. Irmak o an anladı... Aslı'nın da hiçbir şeyden haberi yoktu. O da Atlas'ın hayatındaki tek kız olduğunu sanıyordu. Ama bu nasıl bir tesadüftü böyle? İki yakın arkadaşı aynı erkeğin evinde (ve görünen o ki, yatağında) buluşturan şey ne olabilirdi? Mutlaka bir açıklaması vardı. Mutlaka. Irmak durumu ona izah etmek istedi ama dudakları şok içinde birbirine kenetlenmişti. Zaten Aslı da hiç zaman kaybetmeden, ağlayarak Atlas'ın yatak odasına koşup kendini kilitledi.
Nihayet ayaklarının bağı çözülünce, hemen içeri girip Aslı'nın peşinden koştu Irmak. "Aslı! Aslı açar mısın şu kapıyı?" Atlas'ın odasının kapısını yumrukluyordu ama içeride ağlamakta olan Aslı cevap vermedi, kapıyı açmadı da.
Bu olanlara inanamıyorum, diye düşündü Irmak. Daha o sabah bu kapının ardında hayatının en güzel gününe uyandığını sanıyordu, şimdiyse dünyası başına yıkılmıştı. İçeriden en yakın arkadaşının ağlama sesleri geliyordu. Sonunda Aslı'ya kapıyı açması için yalvarmaktan vazgeçti. Belli ki öfkesi ve gözyaşları dinene kadar ikisinin de yüzünü görmek istemiyordu Aslı.
Irmak bitkin adımlarla kapının önünden çekilip antreye geri döndüğünde Atlas sokak kapısını kapamış, belindeki havluyla kanepenin ucuna çökmüştü. Şaşkın ya da irkilmişten ziyade sakin görünüyordu. Irmak öfkeyle ona baktı. Atlas, onun kendisine baktığını fark edince bakışlarını hemen çıplak ayaklarına indirdi. Burnundan soluyan Irmak kendini savaş sonrası düşmanıyla toz duman içindeki arenada kalmış gibi hissediyordu.
"Bana bak," dedi ona. "Kafanı kaldır, bana bak Atlas!" Atlas başını kaldırmadı. Sonunda Irmak onu çenesinden tutup başını kaldırdı ve bir tokat da o attı. Atlas'ın dalgalı sarı saçları tokadın etkisiyle ahenkle dalgalandı, ama Atlas hala sakin görünüyordu. Biraz nefes nefese olması dışında tuhaf sayılacak kadar normaldi. Irmak ürkerek geri çekildi. Ona vurmak istememişti. Bu durumun bir açıklaması olduğundan emindi... Ama ah, hangi açıklama bunu haklı çıkarabilirdi ki?
Atlas onu aldatmıştı...
Irmak ona baktı. Atlas kalbini kırmış, onu yaralamıştı.
Aynı şeyleri içeride ağlamakta olan Aslı'nın da hissettiğinden emindi, ama şu an o Irmak'ın pis bir sevgili hırsızı olduğunu düşünüyordu.
"Özür dilerim, tokat için," dedi Irmak.
Atlas başını kaldırıp o ıhlamur yeşili derin gözleriyle ona baktı. Adeta içini okumaya çalışır gibiydi. Ve sonunda, nihayet ilk kez konuştu. "Özür dilerim," dedi. "Her şey için."
Irmak çaresizce yere, Atlas'ın ayaklarının dibine çöküp ağlamaya başladı. Nasıl bir geceydi bu böyle? Daha yarım saat önce ayrılık konuşması yapmak üzere Cem'in evine gitmişti. Ama Cem'in başından beri her şeyden haberi vardı: Irmak'ın önceki gece Atlas'ın evinde kaldığını ve aralarında bir şeyler yaşandığını biliyordu. Onun çantasındaki Atlas Kitabı'nı bulmuş ve onunla yüzleşmişti. Sonra çok öfkelenip kriz geçiren Cem kitabı yakmış ve bunun üzerine Irmak onu kesin olarak terk etmişti. Bunu kendine yediremeyen Cem, sarhoşluğun da etkisiyle kendini kaybedip Irmak'a saldırmış ve Irmak kendini korumak için ona şişeyle vurmak zorunda kalmıştı. Cem yere yığılmış ve Irmak onu öldürmüş olabileceğini düşünmüştü. Şok ve korku içinde Cem'in evinden çıkıp bir taksiye atladığı gibi yardım istemek üzere Atlas'ın evine gitmişti. Ama hayatının şoku, kapıda onu bekliyordu: Kapıyı çıplak bir şekilde açan Atlas'ın arkasında, en yakın arkadaşı Aslı da çıplak bir şekilde duruyordu. Çıplak. Ç-ı-p-l-a-k. Buranın altını iki kez çizmek gerekirdi. Hangisini düşünmek daha fenaydı, hangisi içini daha büyük bir buhranla kaplıyor, onu bunalıma sürüklüyordu, bilmiyordu.
Irmak şimdi Atlas'a çok öfkeliydi, kafasında yüzlerce soru işareti uçuşuyor, ona derhal burada olanların açıklamasını sormak istiyordu ama Cem konusunda daha fazla zaman kaybedemezdi.
Hemen ayağa kalktı, gözyaşlarını sildi ve Atlas'a bakıp "Sana inanılmaz öfkeliyim ve sen bana birden çok açıklama borçlusun, ama şimdi benimle gelmen gerek," dedi. "Hadi hemen üstünü giyin."
"Neler oluyor?" dedi Atlas.
"Sana söyledim! Atlas... Ben galiba Cem'i öldürdüm."
Irmak bu dediğine Atlas'tan cevap olarak "NE?!" gibi büyük bir tepki, bağırma, çağırma, şok olma bekliyordu. Ama Atlas bunu beklediği kadar büyük bir tepkiyle karşılamadı. Hatta bu onu bir an için zamandan koparıp geriye, geçmişe götürdü sanki. Yeşil gözleri buz tutmuş bir gölün kırılgan tabakası halini aldı, donuklaştı.
"Sen... Sen gerçekten birini öldürdün mü?" Ses tonunda tuhaf bir tılsım vardı. Sözcükler ağzından Irmak'ın bunu yapmış olma ihtimalinden etkilenmiş gibi çıkmıştı. Ama Irmak'ın kafası o kadar doluydu ki, bu detaylara dikkat edip ondan bir tuhaflık sezecek hali yoktu.
"Bilmiyorum... Atlas, ben ne yapacağımı bilmiyorum. Lütfen onun evine gidip bakalım."
Atlas bir an'lığına girdiği transtan çıkmış gibiydi şimdi. "Ama Aslı..." dedi, parmağının ucuyla odasının kapısını işaret ederek.
Irmak'ın on dakika önce gördükleriyle zaten kırılmış olan kalbi, o an bir kez daha çatırdadı sanki. "Sana şu an Cem'i öldürmüş olabilirim diyorum, sense bana hala Aslı'dan mı bahsediyorsun?" dedi kırılgan bir sesle. "Yalvarırım Atlas, çok korkuyorum."
"Ah, şey, tamam ama..." dedi Atlas. Etrafına bakınıp kıyafetlerini aradı.
"Ne? Kıyafetlerin yatak odasında mı?" dedi Irmak, ona kıyafetlerini bulması için bir an önce yardım etmek istercesine.
"Şey... Yok..." Atlas kafası karışmış gibi ona arkasını döndü ve havlusunu yere bırakıp –şimdi sadece boxer'ı kalmıştı üzerinde– salona gitti. Giysileri koltuğun üstündeydi. Irmak buna çok bozuldu. Demek onlar da sevişmeye salonda başlamışlardı. Atlas bir dakika sonra antreye geri döndü.
"Gömleğini ters giydin," dedi Irmak.
Böylece apar topar evden çıktılar.
-*-
Atlas'ın motosikletiyle Cem'in evine giderlerken Irmak düşmemek için bile olsa ellerini onun beline dolamak istemiyordu. Kapıdaki o sahnenin bir açıklaması vardı, elbette vardı, olmalıydı, olmak zorundaydı. Ama yine de Atlas onu aldatmıştı. Irmak birlikte oldukları geceyi hatırladı, dün geceyi (Sanki üstünden asırlar geçmiş gibiydi. Ah, son yirmi dört saatte ne çok şey olmuştu). Irmak ona "Sen bana her şeyini anlattın ama benim de sana söylemek istediğim bir şey var" diyerek Cem'den bahsetmişti ama aslında Atlas da kendi payına düşen her şeyi söylememişti. Mesela Irmak'la öpüşüp sevişirken aslında bir kız arkadaşı daha olduğunu. Ve bu kişi Aslı çıkmıştı!
Ama Irmak şimdi bunları düşünemezdi. Çünkü düşündükçe Atlas'a çok öfkeleniyordu ve bir motosikletin arkasında ellerini onun beline dolamış olmaktansa, o ellerle Atlas'ı motosikletten aşağı itivermek istiyordu. Ama şimdi hedefe, amaca odaklanmalılardı.
"Tam olarak ne olduğunu anlatır mısın?" dedi Atlas, bir belediye otobüsünü sollayıp önüne geçerken.
"Ne?" dedi Irmak. Rüzgar ve akşam trafiğinin uğultusu yüzünden ne dediğini duymamıştı.
"Cem'e niye gittin?"
"Niye mi gittim? Hah! Sana ondan ayrılacağımı söylemiştim. Evet, ben sana kendimle ilgili gerçekleri anlattım Atlas. Senin gibi bazılarını kendime saklamadım. Hayatımda ne varsa sana anlattım!"
Atlas bu imayı duymamış ya da aldırmamış gibi davranmayı tercih etti.
"Onunla ayrılık konuşması yapmaya gittim ama Cem deliye döndü. Bana..." Irmak bunun ne kadarını söyleyebilirdi ki? Cem ona resmen... Bunu şimdilik üstü kapalı anlatması daha iyi olurdu. "Bana saldırdı," diye geçiştirdi. "Ben de şişeyle ona arkadan vurdum ve evden kaçtım."
"Hmm, senin için cidden talihsiz bir gece," dedi Atlas.
Irmak kaşlarını şaşkınlıkla kaldırdı. Bu benimle dalga mı geçiyor? Onu arkadan dürtükledi.
"Ahh, n'apıyorsun?" dedi canı yanan Atlas.
"Geldik, onu diyorum," dedi Irmak. Sahiden de Cem'in oturduğu apartmana yaklaşmışlardı.
Atlas motosikleti park etti. Irmak apartmana girmeden önce Cem'in hala ışık yanan üst kat penceresine baktı. Atlas, "Önden ben gireyim istersen," dedi ve apartmanın kapısından girdi.
Ne olursa olsun centilmenliği elden bırakmıyoruz, diye düşündü Irmak.
Cem'in oturduğu kata çıktıklarında, dairenin kapısını açık buldular. Irmak, evden alelacele çıkarken kapıyı kapatmadığını hatırladı. Atlas, "Ona nerede vurdun, nerede bayıldı?" dedi.
"Bayıldı mı emin değilim... Belki çok daha kötüsü oldu," dedi Irmak, bir anda kendini tutamayıp ağlamaya başlayarak. Tekrar Cem'in evine gitmek kendini çok korkunç hissettirmişti. Cem'in ona ve onun Cem'e saldırdığı an'ları, zihninde adeta yeniden yaşamaya başlamıştı. Her şey capcanlı bir şekilde gözünün önündeydi. Cem onu yere fırlatmış ve Irmak yere düşerken başını sehpanın kenarına çarpmıştı. Cem'in üstüne binip elini pantolonunun kemerine götürdüğü sahnenin Irmak'ı uzun bir müddet daha kabuslarında ziyaret edeceği şüphe götürmüyordu. Elini istemsizce alnına götürdü. Parmaklarına kurumuş kanın tozları bulaştı.
"Tamam işte, nerede?" dedi Atlas.
"Sa-salonda... Hemen solda..."
Böylece Atlas açık olan kapıdan yavaşça içeri süzüldü. Irmak'ın ona bakarken düşündüğü şeyin ayakkabılarını çıkarmadı olması, içine düştüğü durumun vahametini ciddiye almak istemediğinden başka bir şekilde açıklanamazdı. Cem'i öldürmüş olması söz konusuydu ve bu sorunun cevabıyla birkaç saniye sonra yüzleşecekti. Birkaç adım geriden Atlas'ı takip etmeye başladı. Çok korkuyordu. Atlas salona girince Irmak'ın kalbi buna dayanamadı, geride kalıp duvara yaslandı ve gözlerini kapattı. Ve kulaklarını. Neler olduğunu bilmek, duymak istemiyordu. Bir dakika sonra Atlas'ın salondan döndüğünü duydu. Irmak, onun Cem'in ölüsünü salonda yerde bulduğunu söylemesine hazırlandı.
"Ne var, konuşsana Atlas?" dedi, sessizlik uzayınca.
"Yok."
"Ne yok?"
"Salonda kimse yok Irmak."
"Bu mümkün değil!" diyen Irmak koşar adımlarla salona gitti ve gözlerine inanamadı. Cem sahiden de orada yoktu. Parkenin üstünde yüzlerce parçaya ayrılmış şişenin cam kırıkları ve birkaç damla kurumuş kan vardı, saksıda da yanıp yok olmuş Atlas Kitabı'nın külleri hala usulca ütüyordu, ama Cem yoktu. Yoktu. Yoktu.
"Bu-buradaydı..." diye kekeledi Irmak, yeri işaret ederek.
"Demek ki gitmiş," dedi Atlas.
"Polise... Polise mi gitti yoksa?" dedi Irmak dehşete kapılarak. "Aman Allah'ım! Atlas! Aman Allah'ım!" Gözleri adeta yuvalarından fırlamıştı.
"Sakin ol..." dedi Atlas, onu kolundan tutarak. "Ona bizimle ilgili tam olarak ne anlatmıştın, hatırlıyor musun?"
Irmak'ın sinirleri fena halde gerilmişti. "Atlas, şu an hiçbir şey düşünecek halde değilim..."
"Irmak, hatırlamaya çalış lütfen."
"Ben... Aslında benim bir şey anlatmama kalmadan, o bana dün geceyi nerede geçirdiğimi sordu..."
"Sen ne cevap verdin?"
"Cevabı o verdi... Senin evinde olduğumu biliyordu."
Atlas'ın gözleri kocaman açıldı. "Yani benim evimin adresini biliyor?"
"Bunun ne önemi var şimdi Atlas?" dedi Irmak, ağlamaktan kıpkırmızı olmuş gözlerini ona çevirerek.
"Cem... Belki de polise gitmemiştir. Nereye gittiğini biliyorum. Acele etmeliyiz!"
---***---
ASLI KULAĞINI KAPIYA dayamış, dinliyordu. İçeriden gelen sesler kesilmişti.
Temkinli adımlarla odanın kapısını açtı. Kafasını koridorun önce sağına, sonra soluna çevirdi, ardından parmak ucunda odadan çıktı. Ev boş gibiydi. Gitmişlerdi.
Mutfağa gidip bir bardak su içmeliydi. Bu heyecan onu susatmıştı. Eğer Irmak'ın eve geleceğini bilse, onunla karşılaşmamak için oradan giderdi.
Onun için çok endişeleniyordu. Tam anlayamamıştı ama kapıdan duyduğu kadarıyla Cem'le bir arbede yaşamış, ona saldırmak durumunda kalmıştı. Eve geldiğinde Irmak'ın alnındaki yarayı görmüştü Aslı. Acaba çok ciddi bir şeyi var mıydı? Şimdi Atlas'la birlikte Cem'in evine gitmişti. Şu an orada, Irmak'ın yanında olabilmeyi o kadar çok isterdi ki...
Ama bu mümkün değildi.
Kapıdaki Irmak'ı görünce nasıl da şok olmuştu.
Bu beklenmedik gelişme karşısında ne yapacağını şaşırmış ama çabucak toparlanıp verebileceği en mantıklı tepkiyi düşünmeye çalışmıştı. Aşık olduğu erkeğin onu en yakın arkadaşıyla aldattığını öğrenen bir kız ne yapardı? Adama tokat atar, kıza da hakaret ederdi. O da aynısını yaptı. Atlas'a tokat atıp ona "köpeksin sen" demiş, Irmak'a da hayal kırıklığına uğramışçasına bir şeyler mırıldanmıştı ama ne dediğini o bile hatırlamıyordu. Of... Onun için o kadar zor olmuştu ki. Bunun Irmak'ı ne kadar yaralamış olabileceğinin farkındaydı. Ama başka çaresi yoktu.
Başladığı bu oyunu sürdürmek zorundaydı.  
Sonra koşup kaçmış, kendini Atlas'ın odasına kilitleyerek ortamdan uzaklaşmıştı.
Atlas Siyah'ın yatağına çevirdi gözlerini. Yorganın üstündeki kırışıklığın şekline bakılırsa, yorganın altında saklanan biri vardı. Sırf şaklabanlık olsun diye yorganın altına girmiş, birinin gelip yorganı kaldırmasını bekliyordu. Yorganın dışına taşmış ayakları sabırsızlıkla sallanırken, Aslı her ne kadar dışarıda bir yerde Irmak kötü bir şeyler yaşıyor olsa da gülümsemeden edemedi.
"Orada havasız kalıp kendini öldürmeye mi çalışıyorsun?" diye sordu.
Yorgan birdenbire havalandı ve altından siyah saçlı, uzun boylu, çıplak bir erkek çıktı. Bakışları ateşliydi.
"Ya hadi, gittilerse gelsene..."
"Efe ben hala titriyorum, sen ne diyorsun!" diye karşılık verdi Aslı, bir parça kızgınlıkla.
"Ama yarım kaldı," dedi Efe, mızıldanarak. Aslı'yı ikna etmesi haftalar almıştı. Şimdi tam hedefe ulaşmak üzere soyunup yatağa girmişlerdi ki, kapı çalmıştı ve bingo: Gelebilecek en son insan teşrif etmişti.
"Keser misin şunu? Ben ne diyorum sen ne diyorsun... Irmak şimdi Atlas'la aramda bir şeyler olduğunu düşünecek..."
"Düşünürse düşünsün. Gerçeği senle ben biliyoruz ya, o bize yeter. Hadi gel bebeğim."
Aslı ona baktı. Efe her ne olursa olsun onu gülümsetmeyi başarabiliyordu. Onu gördüğü ilk an, hislerine karşı koyamayacağını anlamıştı Aslı. Nihayet ilk kez birlikte olmak üzere olduklarında, Irmak'ın gelmesi ne büyük bir talihsizlikti. Aslı kapının çaldığını bile duymamıştı aslında. Salonda kalan telefonunu almak üzere yatak odasından çıkmış ve bir anda Irmak'la burun buruna gelmişti.
"Su içmem gerek," dedi Aslı odadan çıkmak için hamle yapıp.
"Artık dayanamıyorum diyorum," dedi Efe gülerek ve bir hışım yataktan fırladı. Aslı'nın kaçacak zamanı yoktu. Efe üstüne atlayıp onu duvarda sıkıştırdı, Aslı onu gülerek ittirdi. İkisi de eğleniyorlardı. Efe, onun üstündeki ropdöşambırı çıkarıp yere attı. Tam o sırada kapı çaldı.
"Kapı!" dedi Aslı ve fırsattan istifade, Efe'nin her bir santimine öpücük kondurmak istediği kollarının arasından sıyrılıp odadan kaçtı. Giderken arkasını dönüp ona bakıp, "Üzgünüm ama yine yarım kaldı," diye muzipçe dil çıkardı. Ropdöşambırı aceleyle tekrar sırtına geçirdi. Efe ona kahrından ölüyormuşçasına baktı. Sonra kimin geldiğini görmek için o da koridora çıktı. Ama kapı açılana kadar kapıya değil, Aslı'nın o güzel bacaklarına bakmaya devam etti.
Aslı hiç vakit kaybetmeden kapıyı açmaya giderken, kimin geldiğini biliyordu. Kapıdaki adam kendisiyle birlikte soğuk gece havasını da getirmişti sanki. Adam onun çıplak ayaklarına, sabahlıktan taşan göğüslerine baktı ve "Üşüteceksin, git de artık giyin istersen," dedi, imalı ve kızgın bir şekilde. Sonra bakışlarını, üstünde yalnızca boxer olan Efe'ye çevirdi.
Onun er ya da geç geleceğini tahmin ediyordu ama keşke ona bu şekilde yakalanmasalardı. Ne yapacağını bilemezcesine Efe'ye baktı. Sonunda Efe yanına geldi ve arkasında durup, kapıdaki adama nispet yaparcasına boynuna birkaç tane ıslak öpücük kondurdu. İlişkilerinin ciddi olduğunu, bunun -bu seferkinin- gelip geçici bir şey olmayacağını ona kanıtlamak ister gibiydi.
İçinden, Beni sürekli üstsüz kızlarla basmak zorunda mısın acaba, diye düşünürken kapıdaki adama bakıp, "Sen de soyunup bize katılmak ister misin?" diye dalga geçti.
"Senin testosteronunu şey edeyim ben, Efe," dedi Necati ve ayakkabılarını çıkarıp içeri girdi.
12. bölüm sonu, devam edecek
-----------********------------
Bu bölümü beğendiniz mi? Kafalar karıştı mı? Sizce bundan sonra neler olacak? Merak etmeyin, her şeyin bir cevabı var ama bunları yavaş yavaş (belli olmaz, belki de pat diye) öğreneceğiz. Kapı çaldığında Atlas'ın evine gelenin Cem olduğunu düşünüyordunuz, değil mi? Ama gelen Necati çıktı! "Ne alaka?" dediğinizi, bu sorunun cevabını öğrenmek için çıldırdığınızı görür gibiyim. Öğreneceksiniz. :) Peki sizce 11. bölümde iyice sapıtıp hepimizi şaşırtan Cem nereye gitmiş olabilir? Bu bölümde karakterlerle ilgili fikirleriniz değişti mi? Bir de ana karakterlerle ilgili afiş benzeri bir çizim yapmak istiyorum da, ne dersiniz sizce yapayım mı?
Hikayeyle ve karakterlerle ilgili daha çok detay öğrenmek isteyenler için sosyal medya adreslerim:
instagram.com/ofluoglumert
facebook.com/ofluoglumert
twitter.com/ofluoglumert

6 yorum:

  1. Necati yerine Cem'i bekliyordum. Aslında olan hep İrmak'a oluyor gibi. Bakalım sonrasında ne olacak?

    YanıtlaSil
  2. Olayları bağlama ve okuyucuya sağı gösterip soldan vurma gibi önemli bir özelliğin var. ^_^
    Cem adeta içindeki canavarı çıkardı. :)
    İlgiyle okudum, kalemine sağlık! ^_^

    YanıtlaSil
  3. Başını daha okuyamadığım halde çok etkilendim, kalemine sağlık :) Heyecanla devamını bekliyoruz.

    YanıtlaSil
  4. Başında başlayacağım en yakın zamanda :)

    YanıtlaSil
  5. vaay bizi iyi uyuttun heee. aslı ve efe he. oraya kadar acaba atlasla aslı ne zaman ilişkiye girdi diye düşünüyordum. ırmaka üzülmüştümdü :) neyse bu nasıl olsa açığa çıkar. evet bu necati ne yaaa. anlıycaz bakalım. halen ırmakçıyım sadece. o mutlu olsun yeter :)

    YanıtlaSil

YORUMLARINIZ İÇİN ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM!