Efendim, birikmiş kitap yorumlarımla karşınızdayım. Türk edebiyatı da çağdaş dünya edebiyatı da var bu listede.
Kıskanmak, Nahid Sırrı Örik, Everest Yayınları
Başrollerinde
Özgü Namal, Selahattin Paşalı, Mehmet Günsür ve Hafsanur Sancaktutan’ın yer
aldığı dizi kitaptan uyarlama olsa da, aslında pek de bir alakaları yok. Ama
yazarı geniş kitlelere tanıttığı için dizi hayli iyi oldu. (Zeki Demirkubuz
imzalı 2009 yapımı filmi de var.)
Kıskanmak, hele
de öç alma dürtüleriyle nefret ederek kıskanmak, insanı ne kadar zehirleyen bir
duygu… Nahid Sırrı Örik'in Kıskanmak romanını okuduysanız, bu görüşte benimle
hemfikirsinizdir sanıyorum.
Kitap hakkında
yazılan pek çok kritikte de söylendiği gibi, kitap ilk bakışta bir 19. yüzyıl
Fransız romanını andırıyor. Ancak yasak aşk romanlarında görmeye alıştığımız
aldatan, aldatılan ve aşık üçlüsüne, Kıskanmak'ta bir dördüncü karakter ekliyor
Örik: Hem de ne eklemek! Karşımızda, Türk edebiyatında bir eşi benzeri daha
bulunmayan, bu üçlüyü gizlice gözlemleyip kişileri ve olayları yönlendiren
Seniha.
Annesi
tarafından hiç sevilmemiş, abisi Halit sürekli "güzel" bulunurken o
hep "çirkin" bulunmuş, ileride ona çeyiz olabilecek eşyalar bile
Halit'in yurt dışındaki eğitimi için satılmış, yol masrafı çıkmasın diye eğitim
aldırılmamış, çıkan kısmeti dahi düğün masrafları gerekçesiyle anne babası
tarafından geri çevrilen bir kadın! Böyle bir karakterin sonraki sayfalarda
yapacaklarına gel de kız, gel de ona hak verme!
Anti-kahraman
diyebileceğimiz, roman boyunca da hep "yaşı geçkin" olarak
nitelendirilen bu kadın karakteri okurken ondan nefret etsek de onunla öyle bir
empati kuruyoruz ki… Zaten iyi edebiyat budur: Karakterin yapıp ettiklerini
onaylamamız, ona hak vermemiz gerekmez. Ama onu anlayıp onunla empati
kurabiliyorsak, olmuştur bu iş.
Romandaki güçlü
karakterler ve canlı sahneler sayesinde, yer yer bir sinema filmi izliyor olma
hazzından kendinizi alamıyorsunuz. Bazı sahneler oldukça fotoğrafik, her şey
gözünüzün önünde olup bitiyor, polisiyeye selam çakan bölümlerde yaşanan
gerilimleri iliklerinizde hissediyorsunuz. Örik'in bize karakterler hakkında
geriye dönüşlerle aktardıklarına da kulağımızı dört açıyoruz.
Hikaye 1920'li
yıllarda, büyük ölçüde Zonguldak'ta geçiyor; fakat İstanbul ve Ankara da
karakterlerin yaşamlarında yer tuttuğu kadar yer tutuyor hikayede. Sonraları
Amasra, Trabzon ve hatta o zamanki adlarıyla Polathane (Akçaabat) ve Atina
(Rize-Pazar) da bahsi geçen yerlerden. Roman, 21 Eylül 1937-22 Kasım 1937 yılları arasında Tan gazetesinde Kıskançlık adıyla tefrika edilmiş. 1946 yılında ise Kıskanmak adıyla basılmış. Yazarın yayın hakları 2020'ye kadar Oğlak Yayınları'ndaydı. Şimdi ise Everest'te.
Çitkuşu, Anne Enright, Delidolu Kitap
Sonda
söyleyeceğimi baştan söyleyeyim: Sally Rooney seven Anne Enright’ı da sever.
Kitabı okurken, yazım tarzlarının ne kadar benzeştiğini düşündüm. İkisinde de
öyle büyük olaylar yok; daha yumuşak anlatımlar, hayatın içindeki küçük anlar,
hisler var. Gerçi bilirsiniz, bu benim öyle pek sevdiğim bir tarz değildir
aslında, ben biraz daha dramatik kurguları, tansiyonumu yükseltecek metinleri,
“Yok artık!” dedirtecek romanları severim. Fakat bazen böylesi de çok iyi
geliyor. Enright’ın romanı size kendini ilgiyle okutuyor. Bu roman, evden
çıkmadığınız bir pazar günü öğleden sonrası gibi. Keyifli, hüzünlü.
Nitekim,
kitabın yabancı baskısının kapağında Sally Rooney’den bir övgü kelimesi de yer
aldığını görünce, yazarların tarzlarını benzetenin sadece ben olmadığımı fark
ettim. Deli Dolu Türkçe baskıya bunu koymamış, çok da iyi yapmış. Çok sayıda
kitabı olan ve 1962 doğumlu Anne Enright’ın bu şekilde desteklenmeye ihtiyacı
yok. 2007’de Man Booker Ödülü’nü kazanmış. Çitkuşu da, 2024 yılında Women’s
Prize For Fiction finalistlerinden biri olmuş. (Bu arada, onun da Rooney’in de
İrlandalı yazarlar olduğunu şurada hatırlatayım.)
Kitap hakkında
fazla ipucu vermeden konuşmak gerekirse, Çitkuşu, İrlandalı şair Phil
McDaragh’ın ardından, Phil’in kızı Carmel ve torunu Nell’in yaşadıklarını
anlatıyor. Bu baba/dede figürünün kadınlar üstünde bir etkisi var ki, o da
romanı okudukça açığa çıkıyor. Bir ailenin kuşaktan kuşağa aktardığı travmaları
öğreniyoruz. Nell’in bölümleri günümüzde geçerken, Carmel’da daha eskileri
okuyoruz. Kitaba adını veren Çitkuşu, Phil’in Carmel için yazdığı şiirlerinden
biri. (Sür Pulluğunu Ölülerin Kemikleri Üzerinde’de olduğu gibi, bu aralar
şiirlerden gidiyoruz.) Kitabın aşk, cinsellik gibi temalar üzerine, denemeyi
andıran bölümlerini pek sevdim. Yazarımız günümüz gençlerinin dilini,
ilişkilerini, yapıp ettiklerini çözmüş.
Sade ve yalın
bir dil arıyor, İrlanda edebiyatından başka bir yazar okumak istiyorsanız,
Çitkuşu’na şans vermelisiniz. Ayrıca, bu ne güzel kapaktır yahu!
Matmazel Noraliya'nın Kuyruğu, Peyami Safa, Ötüken Neşriyat
Romanlarında
genelde Doğu-Batı çatışması kuran Peyami Safa'dan Matmazel Noraliya'nın Koltuğu
hakkında bir şeyler yazmak isterim. Safa'nın eserlerinde Batılı insan madde ve
bedeni, Doğuluysa ruh ve kalbi temsil eder. 1949 yılında yayımlanan ve son
dönem yapıtlarından sayılabilecek bu romanındaysa daha derin bir konu var.
Felsefeyle tasavvufu harmanlayan, eksik yanlarına rağmen edebi olarak tatmin
edici, iyi bir psikolojik romanla karşı karşıyayız.
Babasının
etkisinde kalmış olan Ferit, tıpkı onun gibi hedonist, kadın düşkünü, nihilist
bir karakterdir. Tıp okurken felsefe bölümüne geçmiştir (karakterin maddeden
ruha yöneleceğinin ilk sinyalini yazar burada vermiştir; daha kitabın açılış
cümlesinden karakterin adına ilişkin de kelime oyunu yapar:
Ferid-"id"), ama okula da düzenli gitmemektedir. Ruhsal sağlığı
yerinde olmayan ve delirme korkusu yaşayan karakterimiz, sürekli karşılaştığı
ve açıklayamadığı parapsikolojik/metapsişik olaylarla neye inanacağını bilemez.
Matmazel Noraliya’nın ruhuyla temasa geçtikten sonra ise, kendini tasavvufi bir
felsefeye vererek (Tanrı’ya inanarak) huzura erer. İnançsız birinin yalnızca
birkaç gün içinde birdenbire inançlı oluvermesinin iyi okur nezdinde bunun
oldubittiye getirildiği ve romanın değerinden eksilttiği hissi yaratmaması
mümkün değil. Nitekim Berna Moran konuyla ilgili, “Tanrı’ya ve dine inanmayan
Ferit bir an içinde yüz seksen derece dönüveriyor” yorumuyla bunu saptamış
zaten. Romanın en büyük eksiği burası.
Hikayede
birinci tekil ve üçüncü tekil şahıs anlatıcı kol kola ilerliyor, zaman zaman
birbirine karışıp bocalıyor. Ferit’in düşüncelerini yer yer iç monolog olarak,
bilinç akışı tekniğiyle okuyoruz. Bazı olayları ise Matmazel Noraliya, Aziz
Bey, Fotika gibi diğer karakterden öğreniyoruz. İkinci bölümde tempo biraz da
bu yüzden düşüyor. İlk bölümde Ferit etkenken, ikinci bölümde edilginleşiyor.
İçine girdiğimiz roman bizi bir anda dışına atıyor.
Safa’nın
kurduğu cümlelerdeki matematik ve yapı iyi okurun hemen dikkatini çekecek,
hoşuna gidecektir. Daha konuşulacak çok detayı var. Kısaca: Türk edebiyatından
okunması gereken bir kitap.
Hayatta Kalanlar, Alex Schulman, Timaş Yayınları
Hayatta Kalanlar,
daha öncesine dek otobiyografik kitaplarıyla bilinen İsveçli yazar Alex
Schulman’ın 2020’de yayımlanan beşinci kitabı, ama ilk romanı. Benjamin ve
Pierre’in, annelerinin ölümü üzerine çocukluk yıllarında kaldıkları yazlık
evlerine dönmeleriyle açılıyor hikaye. Çocukluk travmaları ve yaşananlar birer
birer açığa çıkmaya başlarken, karakterlerin yaralarını da kitabın son anına
kadar ilgiyle takip ediyoruz. İskandinav edebiyatı romanlarında karşımıza çıkan
iletişimsiz aile üyeleri, ilgisiz ya da bir sebepten ötürü öyle olmaya mecbur
kalan ebeveynler ve konuşmayan, birbirlerinden uzak duran, kopuk hayatlar
yaşayan kardeşler bu türün okurlarıysanız bir yerlerden tanıdık gelebilir.
Romanın en ilgi
çekici ve beni cezbeden yanıysa, olayların bir taraftan sondan başa doğru
geriye akarken, diğer taraftan baştan sona doğru ilerlemesi ve bu iki zaman
çizgisinin kitabın sonunda birleşmesi. Üç erkek kardeşin bir yandan çocukluk
yıllarını, diğer yandan günümüzdeki yüzleşmelerini okuyoruz. Zaman çizgisiyle
böyle oynayan yazarları pek seviyorum. Daha ziyade filmlerden alışık olduğumuz
bu tekniğin artık edebiyatta da iyiden iyiye karşımıza çıkması sevindirici
değilse nedir?
Schulman takip edilesi bir İsveçli yazar. Malma İstasyonu diye bir başka romanı daha var.
instagram.com/mertinkitapkulubu (Detaylı kitap yorumlarım burada)
En son çıkan romanımı incelemek için: https://www.remzi.com.tr/kitap/benim-kucuk-saheserim
