6 Mart 2026 Cuma

Dört Kitap, Dört Yorum: Kıskanmak, Çitkuşu, Matmazel Noraliya'nın Koltuğu, Hayatta Kalanlar

Efendim, birikmiş kitap yorumlarımla karşınızdayım. Türk edebiyatı da çağdaş dünya edebiyatı da var bu listede.

Kıskanmak, Nahid Sırrı Örik, Everest Yayınları

Başrollerinde Özgü Namal, Selahattin Paşalı, Mehmet Günsür ve Hafsanur Sancaktutan’ın yer aldığı dizi kitaptan uyarlama olsa da, aslında pek de bir alakaları yok. Ama yazarı geniş kitlelere tanıttığı için dizi hayli iyi oldu. (Zeki Demirkubuz imzalı 2009 yapımı filmi de var.)

Kıskanmak, hele de öç alma dürtüleriyle nefret ederek kıskanmak, insanı ne kadar zehirleyen bir duygu… Nahid Sırrı Örik'in Kıskanmak romanını okuduysanız, bu görüşte benimle hemfikirsinizdir sanıyorum.

Kitap hakkında yazılan pek çok kritikte de söylendiği gibi, kitap ilk bakışta bir 19. yüzyıl Fransız romanını andırıyor. Ancak yasak aşk romanlarında görmeye alıştığımız aldatan, aldatılan ve aşık üçlüsüne, Kıskanmak'ta bir dördüncü karakter ekliyor Örik: Hem de ne eklemek! Karşımızda, Türk edebiyatında bir eşi benzeri daha bulunmayan, bu üçlüyü gizlice gözlemleyip kişileri ve olayları yönlendiren Seniha.

Annesi tarafından hiç sevilmemiş, abisi Halit sürekli "güzel" bulunurken o hep "çirkin" bulunmuş, ileride ona çeyiz olabilecek eşyalar bile Halit'in yurt dışındaki eğitimi için satılmış, yol masrafı çıkmasın diye eğitim aldırılmamış, çıkan kısmeti dahi düğün masrafları gerekçesiyle anne babası tarafından geri çevrilen bir kadın! Böyle bir karakterin sonraki sayfalarda yapacaklarına gel de kız, gel de ona hak verme!

Anti-kahraman diyebileceğimiz, roman boyunca da hep "yaşı geçkin" olarak nitelendirilen bu kadın karakteri okurken ondan nefret etsek de onunla öyle bir empati kuruyoruz ki… Zaten iyi edebiyat budur: Karakterin yapıp ettiklerini onaylamamız, ona hak vermemiz gerekmez. Ama onu anlayıp onunla empati kurabiliyorsak, olmuştur bu iş.

Romandaki güçlü karakterler ve canlı sahneler sayesinde, yer yer bir sinema filmi izliyor olma hazzından kendinizi alamıyorsunuz. Bazı sahneler oldukça fotoğrafik, her şey gözünüzün önünde olup bitiyor, polisiyeye selam çakan bölümlerde yaşanan gerilimleri iliklerinizde hissediyorsunuz. Örik'in bize karakterler hakkında geriye dönüşlerle aktardıklarına da kulağımızı dört açıyoruz.

Hikaye 1920'li yıllarda, büyük ölçüde Zonguldak'ta geçiyor; fakat İstanbul ve Ankara da karakterlerin yaşamlarında yer tuttuğu kadar yer tutuyor hikayede. Sonraları Amasra, Trabzon ve hatta o zamanki adlarıyla Polathane (Akçaabat) ve Atina (Rize-Pazar) da bahsi geçen yerlerden. Roman, 21 Eylül 1937-22 Kasım 1937 yılları arasında Tan gazetesinde Kıskançlık adıyla tefrika edilmiş. 1946 yılında ise Kıskanmak adıyla basılmış. Yazarın yayın hakları 2020'ye kadar Oğlak Yayınları'ndaydı. Şimdi ise Everest'te. 

Çitkuşu, Anne Enright, Delidolu Kitap

Sonda söyleyeceğimi baştan söyleyeyim: Sally Rooney seven Anne Enright’ı da sever. Kitabı okurken, yazım tarzlarının ne kadar benzeştiğini düşündüm. İkisinde de öyle büyük olaylar yok; daha yumuşak anlatımlar, hayatın içindeki küçük anlar, hisler var. Gerçi bilirsiniz, bu benim öyle pek sevdiğim bir tarz değildir aslında, ben biraz daha dramatik kurguları, tansiyonumu yükseltecek metinleri, “Yok artık!” dedirtecek romanları severim. Fakat bazen böylesi de çok iyi geliyor. Enright’ın romanı size kendini ilgiyle okutuyor. Bu roman, evden çıkmadığınız bir pazar günü öğleden sonrası gibi. Keyifli, hüzünlü.

Nitekim, kitabın yabancı baskısının kapağında Sally Rooney’den bir övgü kelimesi de yer aldığını görünce, yazarların tarzlarını benzetenin sadece ben olmadığımı fark ettim. Deli Dolu Türkçe baskıya bunu koymamış, çok da iyi yapmış. Çok sayıda kitabı olan ve 1962 doğumlu Anne Enright’ın bu şekilde desteklenmeye ihtiyacı yok. 2007’de Man Booker Ödülü’nü kazanmış. Çitkuşu da, 2024 yılında Women’s Prize For Fiction finalistlerinden biri olmuş. (Bu arada, onun da Rooney’in de İrlandalı yazarlar olduğunu şurada hatırlatayım.)

Kitap hakkında fazla ipucu vermeden konuşmak gerekirse, Çitkuşu, İrlandalı şair Phil McDaragh’ın ardından, Phil’in kızı Carmel ve torunu Nell’in yaşadıklarını anlatıyor. Bu baba/dede figürünün kadınlar üstünde bir etkisi var ki, o da romanı okudukça açığa çıkıyor. Bir ailenin kuşaktan kuşağa aktardığı travmaları öğreniyoruz. Nell’in bölümleri günümüzde geçerken, Carmel’da daha eskileri okuyoruz. Kitaba adını veren Çitkuşu, Phil’in Carmel için yazdığı şiirlerinden biri. (Sür Pulluğunu Ölülerin Kemikleri Üzerinde’de olduğu gibi, bu aralar şiirlerden gidiyoruz.) Kitabın aşk, cinsellik gibi temalar üzerine, denemeyi andıran bölümlerini pek sevdim. Yazarımız günümüz gençlerinin dilini, ilişkilerini, yapıp ettiklerini çözmüş.

Sade ve yalın bir dil arıyor, İrlanda edebiyatından başka bir yazar okumak istiyorsanız, Çitkuşu’na şans vermelisiniz. Ayrıca, bu ne güzel kapaktır yahu!

Matmazel Noraliya'nın Kuyruğu, Peyami Safa, Ötüken Neşriyat

Romanlarında genelde Doğu-Batı çatışması kuran Peyami Safa'dan Matmazel Noraliya'nın Koltuğu hakkında bir şeyler yazmak isterim. Safa'nın eserlerinde Batılı insan madde ve bedeni, Doğuluysa ruh ve kalbi temsil eder. 1949 yılında yayımlanan ve son dönem yapıtlarından sayılabilecek bu romanındaysa daha derin bir konu var. Felsefeyle tasavvufu harmanlayan, eksik yanlarına rağmen edebi olarak tatmin edici, iyi bir psikolojik romanla karşı karşıyayız.

Babasının etkisinde kalmış olan Ferit, tıpkı onun gibi hedonist, kadın düşkünü, nihilist bir karakterdir. Tıp okurken felsefe bölümüne geçmiştir (karakterin maddeden ruha yöneleceğinin ilk sinyalini yazar burada vermiştir; daha kitabın açılış cümlesinden karakterin adına ilişkin de kelime oyunu yapar: Ferid-"id"), ama okula da düzenli gitmemektedir. Ruhsal sağlığı yerinde olmayan ve delirme korkusu yaşayan karakterimiz, sürekli karşılaştığı ve açıklayamadığı parapsikolojik/metapsişik olaylarla neye inanacağını bilemez. Matmazel Noraliya’nın ruhuyla temasa geçtikten sonra ise, kendini tasavvufi bir felsefeye vererek (Tanrı’ya inanarak) huzura erer. İnançsız birinin yalnızca birkaç gün içinde birdenbire inançlı oluvermesinin iyi okur nezdinde bunun oldubittiye getirildiği ve romanın değerinden eksilttiği hissi yaratmaması mümkün değil. Nitekim Berna Moran konuyla ilgili, “Tanrı’ya ve dine inanmayan Ferit bir an içinde yüz seksen derece dönüveriyor” yorumuyla bunu saptamış zaten. Romanın en büyük eksiği burası.

Hikayede birinci tekil ve üçüncü tekil şahıs anlatıcı kol kola ilerliyor, zaman zaman birbirine karışıp bocalıyor. Ferit’in düşüncelerini yer yer iç monolog olarak, bilinç akışı tekniğiyle okuyoruz. Bazı olayları ise Matmazel Noraliya, Aziz Bey, Fotika gibi diğer karakterden öğreniyoruz. İkinci bölümde tempo biraz da bu yüzden düşüyor. İlk bölümde Ferit etkenken, ikinci bölümde edilginleşiyor. İçine girdiğimiz roman bizi bir anda dışına atıyor.

Safa’nın kurduğu cümlelerdeki matematik ve yapı iyi okurun hemen dikkatini çekecek, hoşuna gidecektir. Daha konuşulacak çok detayı var. Kısaca: Türk edebiyatından okunması gereken bir kitap.

Hayatta Kalanlar, Alex Schulman, Timaş Yayınları

Hayatta Kalanlar, daha öncesine dek otobiyografik kitaplarıyla bilinen İsveçli yazar Alex Schulman’ın 2020’de yayımlanan beşinci kitabı, ama ilk romanı. Benjamin ve Pierre’in, annelerinin ölümü üzerine çocukluk yıllarında kaldıkları yazlık evlerine dönmeleriyle açılıyor hikaye. Çocukluk travmaları ve yaşananlar birer birer açığa çıkmaya başlarken, karakterlerin yaralarını da kitabın son anına kadar ilgiyle takip ediyoruz. İskandinav edebiyatı romanlarında karşımıza çıkan iletişimsiz aile üyeleri, ilgisiz ya da bir sebepten ötürü öyle olmaya mecbur kalan ebeveynler ve konuşmayan, birbirlerinden uzak duran, kopuk hayatlar yaşayan kardeşler bu türün okurlarıysanız bir yerlerden tanıdık gelebilir.

Romanın en ilgi çekici ve beni cezbeden yanıysa, olayların bir taraftan sondan başa doğru geriye akarken, diğer taraftan baştan sona doğru ilerlemesi ve bu iki zaman çizgisinin kitabın sonunda birleşmesi. Üç erkek kardeşin bir yandan çocukluk yıllarını, diğer yandan günümüzdeki yüzleşmelerini okuyoruz. Zaman çizgisiyle böyle oynayan yazarları pek seviyorum. Daha ziyade filmlerden alışık olduğumuz bu tekniğin artık edebiyatta da iyiden iyiye karşımıza çıkması sevindirici değilse nedir?

Schulman takip edilesi bir İsveçli yazar. Malma İstasyonu diye bir başka romanı daha var.

instagram.com/ofluoglumert

instagram.com/mertinkitapkulubu (Detaylı kitap yorumlarım burada)

En son çıkan romanımı incelemek için: https://www.remzi.com.tr/kitap/benim-kucuk-saheserim

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Dört Kitap, Dört Yorum: Kıskanmak, Çitkuşu, Matmazel Noraliya'nın Koltuğu, Hayatta Kalanlar

Efendim, birikmiş kitap yorumlarımla karşınızdayım. Türk edebiyatı da çağdaş dünya edebiyatı da var bu listede. Kıskanmak, Nahid Sırrı Örik,...