23 Eylül 2016 Cuma

KIYAFETE 3+1 DAİRE PARASI VERİR MİSİNİZ?


Ne güzel yazmış Melis Alphan! 

O yazı şurada.

Tıklamaya üşenenler için de burada:

"Ancak sahnenin kaldıracağı parlaklıkta bir etekle...

Tenis tişörtü giymeye...

Ancak Demet Akalın heves eder. 

Renk uyumu toptan bir uyum anlamına gelmiyor ne yazık ki...


Hepsi bir yana...


Çocuk yoksulluğundan kırılan bir ülkede televizyonlara çıkıp İtalya'da kıyafete 3+1 daire parası harcadığınızı ilan etmekten imtina etmiyorsunuz madem...

O zaman bir zahmet 3 kuruş daha ayırın, kendinize bir giyim danışmanı tutun...

Size uygun takımlar yapsın da...

O kadar para harcadığınıza değsin." 


O video da burada:






22 Eylül 2016 Perşembe

YENİ SEZON DİZİLERİ VE FRAGMANLARI HAKKINDA

İzlemediğim dizilerin sezon tanıtım fragmanlarını gördükçe, "ya keşke bu diziyi izleseydim de şu fragmana kadar nasıl geldi iş bir görseydim" ya da "böyle zeki fragman çekmeyi başardılarsa ben kesin izlemeliyim bu diziyi" diyorum. Ama her diziyi izleyecek zamanım olmuyor elbette. Yine de hepsinin konusuna hakimim, entrikama sağlık. 

Mesela Poyraz Karayel. Bir türlü izleyemedim bu diziyi, oysa çok güzelmiş, belli. Geçen sezonki fragmanları da şahaneydi. Bu sezonkini daha şahane hazırlamışlar. Bu yağmur/kar/fırtına/yaz derken mevsim geçişleri yapma fikri her zaman çok hoştur zaten. Not: Burçin Terzioğlu'yla Özgü Namal Merhamet'te ne güzel bir ikili olmuşlardı. Burçin Terzioğlu'nu yan rollerde daha mı çok seviyorum ne? Ya bir de Özgü Namal'a ne oldu nerelerde?



Mesela Kara Sevda. Yok, hiç izlemedim. Ama bu demek değil ki şu sulu fragman harika olmamış. Not: Niye izlemedim? Bilmem. Çarşamba dizilerini izleyememişim demek ki.


Mesela Hayat Şarkısı. Orada durun. Hayat Şarkısı'nı tabii ki izliyorum! İzlememek ne mümkün? Burcu Biricik, Birkan Sokullu, Ahmet Mümtaz Taylan, Almila Bağrıaçık falan süper oynuyorlar. Dizinin su altı fragmanı tek kelimeyle muazzam olmuş. İşte sezon tanıtımı böyle yapılır! Sadece keşke eski bir müziği, Göksel'in Acıyor'unu kullanmasalardı yeni bir sezon başlangıcı için. Hayat Şarkısı sezona zirvede, 1.likle başladı bu arada. 


İşte bu tip konsept fragmanları seviyorum. Yani sadece "baktı bana, baktım ona, bakıştık" değil bu fragmanlarda. Bir fikir, sezona dair bir ipucu var. Kara Sevda'da karakterlerin üçü de kıyafetleriyle denize girdi diye dizi bundan böyle denizde çekilecek demek değil bu. O tematik fragmandaki fikir önemli.

Ay Yapım'ın yeni gözdesi İçerde'nin fragmanları da güzel, ama şu çizgi roman afişlerine ben bayıldım! Çizgi roman sever biri olarak beğenmezsem olmazdı zaten! İçerde'yi de izlemedim daha, belki internetten bakarım. Başrollerde Çağatay Ulusoy ve Aras Bulut İynemli var. Toygar Işıklı müzikleri Karadayı'nınkilere ve Medcezir'inkilere çok benzer yapmış. 




Babam ve Ailesi O Hayat Benim'in, Paramparça'nın erkek çocuklu versiyonu gibi. Ayça Bingöl ve Ceyda Düvenci her zamanki gibi iyi oyuncular. Ama dizi gerek konusu gerek çekimleri itibariyle çok klişe geldi bana. Zaten o akşam Paramparça ve İçerde daha çok izlendi. Paramparça'yı da inatla uzatıp duruyorlar yahu. O Hayat Benim'i de. 


Jeneriğiyle, şık çekimleri ve kaliteli oyunculuklarıyla ilk sezon reytinglerde istediği yere ulaşamasa da kemik bir izleyiciye hitap eden Kördüğüm yeni sezonu bu akşam açıyor. Ama ondan daha iddialı bir sezon tanıtım fragmanı beklerdim doğrusu. Bakalım Feyza bu sezon mutlu olabilecek mi? Fragmanlara göre, dizi bu sezon da olduğu yerde sayacak, hala Kaan'ın annesinin ölümü ve Ali Nejat'ın (İbrahim Çelikkol) araba kazasından gidecek. Eğer böyle yaparsa kısa sürede biter. Ama ancak yeni bir temel mesele bulursa devam eder. Not: Tülay Günal diziyi tek başına sırtlıyor! Fragmanda da o şarkı söylüyor.


Bennu Yıldırımlar olur da o dizi izlenmez mi! Altınsoylar'ı merak ediyorum. Bu sezon aile dizisi olarak Familya ve bu konuşulacak gibi. Bakalım kazanan hangisi olacak?


Uzun ve detaylı dizi yorumlarım geliyor, takipte kalın!

instagram.com/ofluoglumert

twitter.com/ofluoglumert

facebook.com/ofluoglumert 

21 Eylül 2016 Çarşamba

ECE&BURAK AŞIKLARINI KİM CANLANDIRMALI?


Bozbalık Serisi'nin ikinci kitabının ne zaman çıkacağı belirsizliğini koruyadursun, hani olur da, serinin ilk kitabı Ters Düz bir sinema filmi ya da dizi olursa, işte baş karakterler Ece Duman ve Burak Çevik için oyuncu tahminleri. Ece için liste başını Melis Birkan, Aslı Tandoğan ve Begüm Birgören çekiyor. Şükrü Özyıldız, Seçkin Özdemir ve Ekin Mert Daymaz da Burak için en üst sırada. Şu birkaç yıl içinde, yaşları geçmeden elbette (Ece yirmi sekiz yaşında, Burak ondan birkaç yaş büyük). Hoş geçse de doğal görünüşleri ve sağlam oyunculuklarıyla o açıklarını ustalıkla kapatırlar. Peki sizce kim Ece, kim Burak olmalı? Yorumlara yazın!

ECE DUMAN 


Trabzon'un Bozbalık Köyü'nde doğan Ece'nin çocukluğu, annesi onu doğururken öldüğü ve babası başka bir kadınla evlendiği için çok kötü geçmiştir. On yaşına geldiğinde, üvey annesi Münevver'in hamile olduğunu öğrenir ve İstanbul'daki teyzesinin yanına taşınır. Ece şimdi yirmi sekiz yaşında, yakında yeni kitabını çıkaracak olan tanınmış bir yazardır. Eski hayatını tamamen geride bırakmayı başarmış ve hiçbir şeyin bunu bozmasına izin vermez. Ta ki, yıllardan beri hiç iletişim kurmadığı babasının kaybolduğunu öğrenene dek. Artık herkesten, kendisinden bile sakladığı geçmişiyle yüzleşmek zorundadır. On sekiz yıl sonra döndüğü köyünde üvey kardeşleriyle tanışacak, kendini baş etmesi zor bir aşk ikileminin içinde bulacak ve babasına ne olduğunu bulma yolunda adım adım ilerleyecektir. Bu amaçtan hiç vazgeçmeyecektir, ucunda ölüm bile olsa... 

BURAK ÇEVİK 


 Ece'nin çocukluk arkadaşı. Yerel bir gazetede futbol yazıları yazıyor, her yere küçük motosikletiyle gidiyor. Kendini bildiğinden beri Ece'ye aşık. Yıllar sonra Ece köye dönünce bu aşkı yeniden alevleniyor ve içinde ona karşı bir umut ışığı doğuyor. Ne var ki aralarında bir ilişki yaşanması neredeyse imkansız, çünkü Ece'nin Kerem'le evliliğe giden bir ilişkisi var. Ama tüm bunlar, ikili arasında zamanla karşı konulamaz bir çekim başlaması için engel değil. Bozbalık'taki aşk ilişkilerinin kolay olduğunu kim söyledi ki?

Ters Düz'deki tüm karakterler hakkında detaylı oyuncu yakıştırmaları ise şu yazıdaydı! 

Not: Fotoğrafta eliyle size Ters Düz uzatan bir adet Kıvanç Tatlıtuğ görmektesiniz ama onun şu an konuyla alakası yok. :) 




20 Eylül 2016 Salı

BU YAZIN AÇIK ARA EN İYİ ŞARKISI


Bu yazın şarkısı sizce hangisiydi?

Ece Seçkin'in Adeyyo'su mu, Bengü'nün Sığamıyorum'u mu, Murat Boz'un Adını Bilen Yazsın'ı mı, Betül Demir'in Hacıyatmaz'ı mı, Yalın'ın Tatlıyla Balla'sı mı, Özgün'ün Senden İbaret'i mi, Ayshe'nin Ben Bile Şok'u mu (bu sonuncusu, adından da anlaşıldığı üzere, tam bir felaket -yazın en kötü şarkısı olaraksa Sinan Akçıl'ın arabeskvari Şarttır'ını seçiyorum). 

Bu şarkıların hepsinin ortak bir özelliği var:

Hepsi de klişelerden yürüyor!

Hele klipleri...


Mütemadiyen güneşli bir kumsalda... 

Eğer aranan "beach" bulunamadıysa havuzda...

Yuvarlanan şişme topların, deniz yataklarının arasında... 

Ha bir de güneş gözlükleri...

Ve arka fondaki palmiyeler...


Yalnız klibi bir kenara geçelim, şarkı bu yazın dile dolanan/tartışmasız hit'iydi. Klipteki dans hareketleri de üstünde çalışılmış, belli.

Kısacası hepsi yaz şarkıları...

Hepsi "yaz"ın gerektirdiği, algılardaki "yaz"ın çağrıştırdığı objelerle kliplendirilmişler... 

Basit, sıradan, asla yaratıcı değil...

Ama bir şarkı var ki...

Ve bir klip...

Murat Dalkılıç'ın Ben Bilmem'i...

Yeni çıkan albümü Epik'ten...

Yani, aslında tek başına albümün ismi bile klişeden uzak ve merak uyandırıcı...

"Bak burada keşfedilmeyi bekleyen bir çalışma var" dedirtici...


Albümdeki şarkıların henüz Ben Bilmem hariç hiçbirini dinlemedim, ama bu açığımı en kısa zamanda gidereceğim...

Dalkılıç'ın Ben Bilmem'i yukarıda saydığım diğer kliplerden kolaylıkla sıyrılıyor çünkü farklı.

Çok farklı.

Bir kere sözleri farklı. Şiirsel. 

Ve bir yaz klibi olarak alışılmadık.

Ordu'da, bir ormanda, bir şelalede çekmişler klibi...

Görüntüler inanılmaz, nefes kesiyor...

Şarkının atmosferine de cuk oturmuş.

Hafif kasvetli, çokça gotik ve karanlık...

Şarkılarının sözlerini de kendi yazıp besteliyor Murat Dalkılıç...

Bu nedenle kocaman bir alkışı daha hak ediyor bu yetenek...


Not: Hande Yener'i de her zaman yenilikçi ve yaratıcı bulurum. O da yaz klişelerine kapılmayanlardan. Ama son şarkısı Mor, ah ah, Kırmızı'nın devamı, hatta aynısı gibi. O güzel, duru sesi pop müziği uğruna birbiriyle aynı çizgideki benzer şarkılarla heba oluyor Yener'in. Keşke Apayrı, Hayrola, Hande'ye Neler Oluyor albümlerindeki havasına geri dönse. 

instagram.com/ofluoglumert

twitter.com/ofluoglumert

facebook.com/ofluoglumert 


9 Eylül 2016 Cuma

İKİNCİ KİTAPLA İLGİLİ ÖNEMLİ DUYURU


Merhaba.

Yazdığım Bozbalık Serisi'nin (şu anki düşünceme/planıma göre, üçlemesinin) ilk kitabı olan Ters Düz 21 Kasım 2015'te, doğum günümde çıkmıştı.

Kitabın çıkış süreci başlı başına zor bir süreçti (ki siz bunu blog yazılarımdan zaten gayet iyi biliyorsunuz) ve bunu başarabildiğim, nihayet ilk kitabımı ellerimde tutabildiğim için benden mutlusu yoktu. 

Ters Düz tanıdığım tanımadığım birçok insanın evine girdi ve aldığım güzel yorumlarla, desteklerle Bozbalık ailesi büyüdükçe büyüdü.

Bloglarda, internette, sosyal medyada hiç tanımadığım insanların kitap hakkında hala ve hala yazılar yazması inanılmaz sevindirici bir şey.

Ama maalesef, davulun sesi bazen sadece uzaktan hoş geliyor...

Şimdi serinin ikinci kitabını neredeyse tamamladım, ama aynı yayınevinden çıkmayacak kitabım.

Çünkü istemiyorum.

Çünkü ismini bile yazmak istemediğim o yayınevi, yayınevinin en çok satan kitaplarından biri olmasına rağmen Ters Düz'ü sanki kendi kitabı değilmiş gibi önemsizleştirdi, hatta yayınevinde çalışan bir editör, kendi bastığı bu kitap hakkında bir nickname kullanarak internette bile isteye kötü bir yorum yaptı. Öyle düşünmediği halde. Sırf can acıtmak için. Sırf kitabı çok sevdiği için. 20 yaşındaki Mert'in yüzüne gelecek vadeden çok parlak bir yazar olduğunu söylemesine, hem de bunu gerçekten inanarak söylemesine rağmen. 

Aslında bunun sinyallerini başından beri veriyordu bu yayınevi. Sonuçta bir Can Yayınları, bir Doğan Kitap, bir İletişim, bir İthaki değildi. 

Oysa herkes sanıyor ki "Ooo Mert kitabın çok sattı şimdi zengin olmuşsundur!"

Evet, kitap sattı ama...

Ama'sını siz biliyorsunuz. 

Yazarın para kazandığı yok.

Hele de kitap böyle bir yayınevinden çıkmışsa. 

Hani Ters Düz'de Ece'nin de yazar olması sebebiyle şöyle bir cümle yazmıştım ya:

Yayınevleri aslında edebiyat heveslilerinin bir araya toplanıp sanatsal konuşmalar yaptıkları yerler değil, para kazanma hırsıyla birbirini yiyen insanların ne tür kitaplar basıp daha çok para kazanabileceklerini tartıştıkları ticarethanelerdi.

diye... 


Aynen öyle işte...

Ben bunu başından beri biliyordum ama...

Durumun bu kadar vahim olabileceğini tahmin edememiştim...

Sonuç olarak...

Serinin ikinci kitabının çıkmasını istiyorum, bunu tutkuyla istiyorum, yazmak benim için bir tutku, bir hobi, bir macera...

Ama yayıncılık sektörünün böyle olduğu bir dönemde, hangi yayınevine nasıl güvenebilir bir yazar? 

Tabii eğer kitabınızın adı Aşk Adası, Aşk Vadisi, Papatya Falı, Aşkım Canikom, Erkeğimin Peşinde, Kiralık Sevgili, Aşk Oyunu, Aşkın Yolu, Gel Evlenelim, Pardon Bana Mı Dedin, Ya Seversen, İki Kere İki Dört Etmez, Lise Aşkım, Çok Yakışıklı Çocuk, Karizmatik Çocuk, Hoş Çocuk, Çok Yakışıklı Çocuk II, Önüm Arkam Aşk, Arkam Önüm Aşk, Aşkımızın Meyveleri, Aşk Meyveleri, Çekirdeksiz Aşk gibi bir şeyler değilse.

***

Bazen diyorum ki, bir matbaaya gidip kitabımı kendim basayım ve dağıtımına da yine kargoyla falan kendim yapayım!

Harika olmaz mıydı?

Zaten para derdinde değiliz ki, bunu tutkuyla yapıyoruz. (Para derdinde olanlar kitap yazmasın zaten. Bu sektörde para kazanılmaz kitaptan.)

E o zaman ne engelliyor bizi bunu yapmaktan?

Bunu gerçekten soruyorum size...

Böyle bir şey mi yapsam?

Kitabın her şeyiyle kendim uğraşıp serinin ikinci kitabını kendim mi çıkarsam?

Ve Ece Duman'ın Bozbalık maceraları böyle devam etse...




5 Eylül 2016 Pazartesi

AH BU GÖZLER NELER GÖRDÜ...


Hani Candan Erçetin'in bir şarkısı var ya, "Ah bu gözler neler gördü" diye... İşte ben de o şarkıdan hareketle, gördüğüm birkaç ilginç şeyi sıralamaya karar verdim... Hayır, şaka değil, hayal gücü değil, hepsi tamamen gerçek...

Bakınız bu gözler neler gördü:

- Bebek arabasında giderken kucağındaki laptop'la oynayan bebeği... (tabletle bile değil, tıpkı bir iş adamı gibi laptop'la!) 

- Uçak türbülansa girince kemerleri çözerek ayağa kalkıp göbek atmaya başlayanı...

- Sinemada bezelye ayıklayanı...

- Bindiği bisikletin iki yanında eliyle iki farklı bisiklet daha süreni... 

- Otobüste altın günü yapanı... (N'apsın teyzeler, git git bitmiyor duraklar!)

Daha çok vardı da...

Aklıma gelenler bunlar oldu şimdilik...

instagram.com/ofluoglumert

twitter.com/ofluoglumert

facebook.com/ofluoglumert 


1 Eylül 2016 Perşembe

EYLÜL GELMİŞ DE NASIL GELMİŞ?


(Son birkaç yıldır her Eylül ayının ilk günü hep aynı yazıyı yayımlıyorum. Geleneği bozmayayım...)

Ne? Eylül mü gelmiş? Dur Eylül yahu mayom daha ıslak benim...

Yani illa şehir hayatına dönmeye zorlayacaksın adamı. Egzoz dumanına boğacaksın içimizi. Trafiğe kilitleyeceksin kalbimizi. Nereye başımızı çevirsek apartman selfie'sine mecbur kılacaksın bizi.

Aman Eylül... Tamam seni seviyoruz dedik ama sen de şımarıp tepemize çıktın. Daha dün Haziran'dı, ne zaman geldi senin sıran!

Bu sıcak coğrafyayı bırakıp üst katlara çıkasım hiç yok benim. Yok cidden. Ayağımı sudan kumdan çekesim de yok, bisikletimi bırakasım da. Asansörlü hayata geçmek istemiyorum!

Her şeyin "şube"sini açıyorlar da, şehir hayatının niye şubesi olmasın? Kafelerin, restoranların, mağazaların her yerde şubesi var! Hatta bazı popüler kafeler yazlık yerlerde yeni konseptlere bürünüp şube açıyorlar. Keşke okullarımızın, evlerimizin, iş yerlerimizin de şubeleri olsa yazlık yerlerde. Çok ciddiyim. Şöyle küçük birer kopyaları olsa, hem orada hem burada olsak fena mı olurdu sanki? Olmazdı tabii.

Ama bazı insanların şubesi olmasın. O ikiyüzlü, yalancı, çıkarcı ve maskeli insanlar şehirde kalsın. Bari yazın birkaç hafta görmeyelim suratlarını, değil mi ama Eylül?

Ah Eylül... Sevgi nefret ikilemine sokarsın adamı sen... Yine de güzelsindir ama... Severim seni... 

(İşte böyle... Artık gelenekselleşen Eylül'ün 1'i yazımı okudunuz... Neyse ki yazlık yerlerdeyiz birkaç hafta daha. Kasvetli şehir hayatı biraz daha bekleyebilir!)

instagram.com/ofluoglumert

twitter.com/ofluoglumert

facebook.com/ofluoglumert 

Edebiyat Dünyasından Son Dedikodular...

Edebiyat dünyasının gündemi bazen en heyecanlı magazin haberlerini aratmıyor. Kitabını yapay zeka ile yazdığı iddia edildiği için prestijli ...