5 Ocak 2018 Cuma

BENİM GİBİ CAZ SEVERLERE...

Ben her müzik türünü seviyorum ama en çok caz, blues, elektronik, house, pop, alternatif gibi, geniş kitlelerin pek sevmediği türleri dinlemekten hoşlanıyorum. Bu aslında her şey için böyle. Popüler bir kitabı da pek sevmem mesela. Ama ben sevdikten sonra popüler olursa, o başka tabii. Mesela Ejderha Dövmeli Kız ya da Talihsiz Serüvenler Dizisi gibi. Hande Yener'in 2006 yılında çıkardığı Apayrı albümüne bayılırım mesela. Neyse. Bu girizgah şu yüzdendi: Ella Fitzgerald'ın hayatını anlatan A Biography of the First Lady of Jazz kitabını okumayı bitirdim. Ella'yı çok severim. Sesini, şarkılarını. Bilmeyenleriniz için, Ella, 1917-1996 yılları arasında yaşamış Amerikalı bir caz sanatçısı. Ona hep "First Lady of Song”, “Lady Ella” “Queen of Jazz” diyorlar. Gerçekten de, Ella caz, swing ve bebop türlerinde bir star, bir kraliçe. 



Ella'nın skandallarla dolu bir hayatı olmasa da, acıları çok olmuş. Virginia'da, fakir bir ailede doğmuş ve babası bir yıl sonra onları terk etmiş. Annesi de başka bir adamla evlenmiş ve böylece Ella'nın üvey kardeşi Frances doğmuş. Ve Frances, Ella'nın hayatında çok yakın olduğu birkaç kişiden biri olmuş.


Ella küçük yaşta sokaklarda dans etmeye, sonra şarkılar söylemeye başlamış. Çocukluk arkadaşı Charles ile birlikte. Charles'in ablası Annette Miller'in anlattığına göre Ella onlara bir gün ünlü olacağını söylermiş, onlar da hep birlikte gülermiş! Ella biraz şişman olduğu için erkekler onunla hiç ilgilenmez, hatta alay edermiş. Ella da şarkı söyleyerek onları etkileyebildiğini keşfedince, dans edip şarkı söylemeye devam etmiş. Böyle böyle kendini kanıtlamış. 


Ella radyoyla büyüyen ilk kuşaktanmış, evlerinde hep radyo çalarmış. Ella, yine bir cazcı olan Louis Armstrong'u çok severmiş, nereden bilsin ileride onunla tanışacağını, hatta birlikte çalışacağını... 1932'de, Ella hala çok gençken, annesi ölmüş ve Ella da üvey babasıyla kalakalmış. Kötü bir üvey baba bu. Ella sokaklarda şarkı söylediği, eve geç döndüğü için babası ona kızarmış, hatta dövermiş. Ella çok mutsuzmuş. Neyse ki teyzesi Ella'yı kendi yanına almış. Onlar da Harlem'de yaşıyorlarmış.


Sonra ne olduysa Ella bir şekilde mafyaya düşmüş, onlardan kurtulduğunda teyzesi bir daha Ella'yı istememiş. Ella yetimhaneye verilmiş. Sonra kaçıp bir süre sokaklarda yaşamış. Hayatının bu dönemiyle ilgili basına hiç konuşmamış. 


Ella'nın hayatı değişiyor: Chick Webb'le tanışması 


Ella Harlem sokaklarında evsiz olarak yaşarken, Apollo açılmış. Apollo büyük bir tiyatro/sahne. Ella 1934'te, daha sadece on yedi yaşındayken, orada "Judy" şarkısını söylemiş ve ilk küçük harçlığını kazanmış. Aynı zamanlarda, hayatının şansı da gelmek üzereymiş. 

Chick Webb, grubuna değişik bir kadın vokalist arıyormuş. "Swing söyleyebilen güzel bir kız" arıyormuş tam olarak. Bunun için Charles Linton'u görevlendirmiş ve Linton da Ella'yı görmüş, ama Ella, Chick'in aradığı kız tipinin tam zıddıymış. Güzel değilmiş, şişmanmış. Linton yine de bir şans vermiş ve Ella ona "Judy"i söylemiş. Linton onu Webb'e götürmüş, Webb Ella'nın sesini sevmiş ama evsiz ve şişman olan Ella çok kötü görünüyormuş, o nedenle onu gruba almak istememiş. Ama bazı arkadaşları Webb'e sırf "çirkin" olduğu için onu gruba almamasının yanlış olduğunu söyleyince, Webb Ella'yı gruba almış. Harlem'in ünlü Savoy'unun sahibi Moe Gale de Ella'ya Braddock Hotel'de bir oda tutmuş. Ancak gruptaki on üç erkeğin içinde Ella tek kızmış ve onunla "çirkin" diye dalga geçmişler. Hatta, sonraları tabii, John Lennon bile Ella'ya "benim büyük whopper'ım" diye şaka yaparmış. 



1935'te bir dergide Chick Webb'in bandına B puanı verilmiş, bu iyi bir değerlendirmeymiş ve Ella'nın grupta daha ön plana çıkarılması gerketiği yazılmış. Bu Ella'nın ilk değerlendirmesiymiş ve çok sevinmiş. Yine 1935'te, Ella ilk stüdyo kayıtlarını yapmış. Bunlar "Love and Kisses" ve "I’ll Chase the Blues Away" şarkılarıymış. Yine 1935'te Webb'in bandıyla Apolla'da çalıp söylemeye başlamışlar. Ella'yla aynı zamanlarda çıkış yapan Billie Holiday de oralardaymış ve Ella'yı Chick'le görünce çok kıskanmış. Sonradan arkadaş olmuşlar tabii ama Billie'nin olaylı bir hayatı olurken, Ella hep şarkılarıyla ve başarısıyla konuşulmuş. (Aklıma Demet Akalın-Hande Yener geldi nedense.)



"Sing Me a Swing Song (and Let Me Dance)" ve "You’ll Have to Swing It" şarkıları Ella'nın ilk başarılı şarkılarından olmuş. 1937'de Chick ve grubu turneye gitmeye karar verince Ella ne yapacağını bilememiş. Gale de ona Savoy'da kalıp sahne almasını önermiş. Ella da öyle yapmış ama iki ay sonra gruba geri dönmüş. 1938'de Chick'le "A-Tisket, A-Tasket"i kaydetmişler ve şarkı hit olmuş.



1939'da Chick aniden ölmüş ve grubun adı "Ella and Her Famous Orchestra" olarak değiştirilmiş. Ella birdenbire grubun lideri oluvermiş yani! Şansa bak! Ya da şanssızlığa! Çünkü Ella'nın bir müzik grubunu nasıl yöneteceğinden hiç haberi yokmuş. "On üç yetişkin erkek"le başa çıkmayı bilmediğini söylemiş. Grup yönetimini gruptan Taft Jordan almış. Ella bu orkestrayla 1935-42 yılları arası 150 şarkı kaydetmiş olmuş. 

Ella solo kariyerine başlıyor 

1942'de Ella grubu terk etmiş, çünkü artık solo kariyerine başlamak istiyormuş. Norman Granz'in Jazz at the Philharmonic (JATP) konserlerine çıkmaya başlamış. Bu sırada cazın yanı sıra bebop tarzına da merak salmış. Şarkılarında "b" harfli söz kalıpları çok geçmiş: "boy-dube-be", "blu-i-du", "blu-ya-do" gibi. Ella caz ve swing'in yanı sıra bebop'ta da çok, hatta daha çok başarılı olmuş. 

1945'te "Flying Home" şarkısı kariyerinin dönüm noktası olmuş. 1946'da, çocukken hayran olduğu Louis Armstrong'la "You Won’t Be Satisfied" ve "The Frim Fram Sauce" şarkılarını yapmış ilk olarak. Sonra Apollo'ya geri dönmüş. 1947'de, "Oh, Lady Be Good!" şarkısı hit olmuş ve sonra klasikleşerek ömrünün sonuna kadar repertuarında kalmış.

Takvimler 1949'u gösterdiğinde, Ella artık Norman Granz'ın konser listelerinin zirvesindeki isimmiş. Artık posterlerde adı en tepelerde yazıyormuş. Bu dönemde bir sürü farklı trio'su, yani üçlü grubu olmuş. Müzisyenler değişmiş ama Ella hep aynı kalmış. 1950'de tekrar stüdyoda bir sürü şarkı kaydetmiş. "Walking by the River" yeni hiti olmuş 1952'de. Albüm çalışmalarının yanı sıra Granz'ın ayarladığı turlara, konserlere ve caz festivallerine katılıyormuş. Aslında onun menajeri hala Moe Gale'ymiş. Ama parayı Granz kazanıyormuş. 1953'te Ella'nın Gale ile olan sözleşmesi sona erince, Granz'a geçmiş kesin olarak. 



1955'te, Ella'nın Marilyn Monroe'yla olan bir anısı da var! Ki Marilyn filmlerini de çok severim, bilen bilir. Şöyle ki, o dönemin ünlü gece kulüplerinden olan Mocambo'da (Hollywood'da), Ella ten renginden dolayı sahne alamıyormuş. İzinli değilmiş. Ama onun büyük hayranlarından biri olan Marilyn Monroe devreye girmiş ve onun için Mocambo'da sahne ayarlamış. Ella da izinli olmadığı halde Mocambo'da sahne alan ilk kişi olmuş. 

Albüm şirketi değişiyor

1956'da Songbook serisinin ilk albümünü yapmış: "Ella Fitzgerald Sings the Cole Porter Song Book". Aynı zamanda Decca şirketinden Verve'ye geçmiş bu albğmle. Ve New York City'den West Coast'a taşınmaya karar vermiş. On bir odalı bir ev almış. Mocambo'da olduğu gibi, Copacabana'da da çıkan ilk kişi olmuş. 

Tüm başarısına ve kariyerine rağmen, Ray Brown'la olan evliliği bitmiş (bunları yazının sonunda "aşk hayatı" kısmında detaylıca anlatacağımdan şimdilik girmiyorum). Gazeteler/dergiler de aynen şöyle başlıklar, manşetler atmış: "Ünü ve parası var ama yalnız olduğunda, ağlıyor." Ella, şöhretini paylaşacak bir koca istiyormuş. Yeniden evlenmek istiyormuş.

Ella ve Ray Brown'la evliliğinden olan çocuğu Ray. 
Ella ve Louis Armstrong bir sürü şarkı kaydetmeye devam etmişler. Birlikte üç albüm yapmışlar. "Ella and Louis" (1956), "Ella and Louis Again" (1957) ve "Porgy and Bess" (1957).

"Ella in Rome" albümü 1958'de, Ella'nın doğum gününde kaydedilmiş. "I Can't Give You Anything But Love, Baby" büyük hit olmuş.

1958'de Ella ve Duke Ellington ilk kez bir araya gelmişler. Yani Ella iki büyük isimle, hem Armstrong'la hem de Ellington'la albümler, düetler, şarkılar yapmış. Duke ile olanların da "Ella at Duke’s Place" ve "Ella and Duke at the Cote D’Azur" gibi isimleri var. O dönemler öyleydi albüm isimleri.

1960'ta, "Mack the Knife: Ella in Berlin" onun en popüler albümü olarak çıkmış. İki Grammy kazanmış: Biri Best Vocal Performance (Female), diğeri de Best Vocal Performance Album (Female). 

Nice Caz Festivali ve iki ölüm!

1966'da, Ella'nın Verve ile olan anlaşması bitmiş ve bir süre için albüm şirketi olmadan çalışmış. O sıralar Duke ile "Songbook" serisi için İsveç'e turneye gitmişler. Ve Stockholm'delerken, ikisinin canlı performansı İsveç radyolarında yayınlanmış ve bu tabii ki çok büyük bir şey (Granz da bu konser kayıtlarını 1984'de "The Stockholm Concert" albümü olarak yayınlamış). Yine 1966'da, Ella ve Duke Newport ve Nice Caz Festivali'ne katılmışlar. Nice'teyken Ella üvey kardeşi Frances'in ani ölüm haberini almış ve cenaze için apar topar geri dönmüş ama sonra planlı konserleri için tekrar Nice'e gelmiş. Tabii ki çok üzgünmüş ve şarkı söyleyecek hali yokmuş. Ancak menajeri Granz, Ella-Duke konserini filme çekmeyi çoktan kafasına koymuş. Duke'nin performansı çok iyiymiş ama Ella çok üzgünmüş ve hatta ağlamış. Sahneye çıkamayacak durumdaymış, ama Granz da filmini bitirmeye kararlıymış. Duke, Granz'a çok fena çıkışmış, Ella'yı korumuş. O günden sonra Granz'la Duke'nin ilişkisi de asla eskisi gibi olmamış. 

1967'de, Ella Los Angeles Times tarafından seçilen dokuz Women of the Year'dan biriymiş. 1968 baharında, tam 35 gün süren bir konser turnesi olmuş! "Bazen çok yoruluyordum. Ama sahneye çıktığımda ve kalabalığı gördüğümde, yorgunluğumu unutuyordum." demiş bununla ilgili. 

1971'de, Nice'ın Ella için bir başka kötü sürprizi daha varmış. Ella yine Nice'teyken Louis Armstrong hayatını kaybetmiş ve Ella yine çok üzülmüş. Çünkü Louis onun çok sevdiği birkaç kişiden biriymiş. Frances ve Louis'in ardından Ella kötü zamanlar geçirmiş. Göz problemleri, sağlık problemleri kötüye gitmiş. 1974'te, Duke Ellington da hayatını kaybetmiş. Ella onun cenazesinde "Solitude"yi söylemiş. Sonra "Caravan”ı da söylemiş ("Caravan", Duke'nin en ünlü parçalarından biridir.) 

Aşk hayatı

Ella Fitzgerald iki kez evlenmiş ama tabii bazı ilişkileri de olmuş. Ama her zaman için, şöhretini paylaşacak birinin olmadığından yakınıp üzülürmüş. Bu tarafı hep buruk kalmış yani.

İlk büyük ilişkisi, 1937'de, Count Basie grubundan Jo Jones'la olmuş ancak kısa sürmüş. Ella ona daha yakın olabilmek için Woodside Hotel'e bile taşınmış o zamanlar.

Mayıs ve Ağustos 1938'de, Chick'in grubundaki Louis Jordan'la bir ilişkisi olmuş. Ama Chick bu yakınlığı sevmeyip Louis'i gruptan kovunca, ilişkileri de bitmek zorunda kalmış. 

İlk evliliği 1941'de Benny Kornegay'la olmuş. Evlilikleri 1942'de bitmiş.

1947'de, ikinci ve en uzun süren evliliğini Ray Brown'la yapmış. Ray basçıymış. Dizzy Gillespie'in turnesinde tanışmışlar. Çocukları Ray'i ise yoğun müzik hayatlarından dolayı aslında Virginia büyütmüş. 1953'te boşanmışlar. Ella bu evliliğiyle ilgili daha sonra "İyi bir evlilikti. Ama şov dünyasındaki iki insanın evliliği zor."

Ella ve Ray birlikte çalıp söylerken. 1948.

Ella bir daha hiç evlenememiş çok istemesine rağmen, ancak 1957'de basının hayli kurcaladığı ve merak ettiği bir ilişkisi olmuş. Hem de Norveç'ten, Oslo'dan biriyle! Thor Einar Larsen'le. Hatta gizlice evlendikleri bile yazılıp çizilmiş, ama bu hala kesin değil. Ella onunla Jazz at the Philharmonic (JATP) konser serisiyle İskandinavya'ya gittiğinde tanışmış. Evlilik haberleri çıktığında Ella bunun doğru olmadığını söylemiş, çünkü Thor zaten İsveçli bir kızla evliymiş. İlerleyen aylarda bir gazete Thor'un para çalmaktan tutuklandığını ve İsveç'te beş ay kürek mahkumluğuna çarptırıldığını yazmış. 1963'e kadar Amerika'ya girmesi de yasaklanmış. Ella ve Thor'un ilişkisi var mı yok mu olayları da böylece kapanmış gitmiş. 

Ella sonrasında hep bir daha evlenmek ve bir kız çocuğu doğurmak ya da evlat edinmek istemiş. Ama bunu yapamadığını biliyoruz. 

Son yılları ve ölümü

Tabii diğer yandan, bazı güzel şeyler de olmuyor değilmiş. Ella 1973'te, Pablo Records'la anlaşmış. 1974'te, University of Maryland, Ella Fitzgerald Center for the Performing Arts'ı yapmış. 1976'da, Ella sekizinci Grammy ödülünü kazanmış "Fitzgerald and Pass… Again" ile. 1981'de, Memorex reklamında oynamış ve  500.000 $ kazanmış. Reklamda sesiyle bardak kırmış. O kadar güçlü bir sesi var yani. 

1989'daki "All That Jazz", son stüdyo albümü olmuş ve son Grammy ödülünü de "Best Jazz Vocal Performance (Female)" olarak yine bu albümle kazanmış. Son stüdyo kaydı 1991'de ve son performansı 1993'te olmuş. 1996'da, Beverly Hills'teki evidne, 79 yaşında hayatını kaybetmiş. 

Bugün Ella, gelmiş geçmiş en iyi kadın cazcılardan biri, hatta en iyisi olarak biliniyor. Şarkıları, caz, swing ve bebop severler için çok kıymetli. 

Ella'nın beğendiğim çok şarkısı var ama şu an rastgele aklıma gelen beş tanesi şöyle:

"Someone to Watch Over Me”

“Speak Low”

"I Gotta Have My Baby Back”

“Cry Me a River” 

“Tea for Two” - Cry Me a River'ı Lisa Ekdahl, Tea for Two'yu Blossom Dearie daha güzel söylüyor ama. Yani onların yorumlayışını daha çok beğeniyorum diyeyim. 

“Love for Sale”


Evet... Bu sefer de böyle bir yazı hazırlamak istedim sizlere. Biraz uzun ve kapsamlı oldu ama Ella'yı tanıtmış oldum. Ella Fitzgerald-Vikipedi yazıp aratacağınızda çıkacak olan bilgilerden çok daha fazlası var şu an bu yazıda, çünkü kitabı referans alarak yazdım. Siz Ella'yı tanıyor muydunuz, yoksa bu yazıyla mı öğrendiniz? Şarkılarını dinleyecek misiniz? Yorumlarda yazmayı unutmayın! 



2 yorum:

  1. Ella'yı severim ama hayatını hiç okumamıştım. :) Çok güzel bir yazı olmuş. :)

    YanıtlaSil
  2. bence de en iyi ses ooo. ikinci de aretha herhaldesiii. bi de, halie loren öğütleriim :)

    YanıtlaSil

Yorumlarınız için çok teşekkür ederim!