KAFA'MDAN GEÇENLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KAFA'MDAN GEÇENLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Aralık 2024 Perşembe

SİNEMADA İKİ FİLM

Son günlerde sinemada iki filme gittim.

İlki, The Substance. Yani Cevher.

Bence mutlaka görülmesi gereken, ama son derece rahatsız edici bir film. Kadınlara dayatılan ve belki kadınların da artık kendi kendilerine dayattıkları gençlik/güzellik takıntısının mide kaldıran sahnelerle anlatımı. Bennu (Yıldırımlar) abla ile birlikte sinemada izledik. Film Mubi'de de var. Yani Mubi üyeliğiniz varsa platformdan izleyebilirsiniz ama biz büyük ekrandan izlemeyi tercih ettik.

Not: Kendinizi olduğunuz halinizle sevin çünkü en güzel haliniz o.

İkincisi de Wicked. Adı sanırım Türkçeye çevrilmemiş.

Oz Büyücüsü'ndeki Batının Kötü Cadısı Elphaba ve Kuzeyin İyi Cadısı Glinda'nın, aynı adlı kitaptan uyarlanan müzikalden uyarlanan bir sinema filmi...

Evet, bu, Oz Büyücüsü'nden ilhamla yazılan başka bir kitabın müzikal uyarlamasının film uyarlaması.

Böyle filmleri sinemada izlemeyi seviyorum.

Süre 2 saat 40 dakika. Paribu'daki 305 liralık ekstrem bilet fiyatına rağmen, salon da oldukça doluydu. Ama Türkiye'de Box Office'e göre ilk iki buçuk haftasında yalnızca 38 bin izleyiciye ulaşmış Wicked, ki bu böyle bir film için hayli düşük bir sayı... ABD'de ise rekor üstüne rekor kırıyor. 2024 yılının en iyi açılış hasılatını elde eden üçüncü filmi oldu ve bir Broadway uyarlaması için şimdiye kadarki en iyi hasılatı elde etti.

İki kısımdan oluşan filmin ikinci kısmı da 21 Kasım 2025'te vizyona girecek.

Hmmm, demek seneye doğum günüm cuma gününe denk geliyor!

Peki siz sinemada en son hangi filmlere gittiniz?

instagram.com/ofluoglumert

twitter.com/ofluoglumert

En son çıkan kitabımı incelemek için: https://www.remzi.com.tr/kitap/benim-kucuk-saheserim

24 Mayıs 2024 Cuma

GERÇEK AŞKI BULMAK: HAYAL Mİ, YOKSA ÜMİT VAR MI?

Gerçek aşkı bulmak… Hepimiz onu arıyoruz, değil mi? Yoo, bazılarımızın hiç de böyle bir derdi yok. Hatta belki de sadece küçük bir azınlığımız gerçek aşkın peşinde. Nereye baksak insanlar “Önce öpüşelim de, sonra tanışırız” zihniyetinde. Dahası, tanışmayı istemiyor bile. Hızlı tüketilen fast food gibi görüyor karşısındakini. Kişiyi tanımaya emek harcamak istemiyor. Seni tanımakla mı uğraşacağım, bana istediğimi ver, alıp gideyim diyor. Yok eğer bunu sen kabul etmiyorsan, kolayı var, gelsin sıradaki! Ne kadar ilkel, ne kadar duygusuz, ne kadar vahşice geliyor kulağa. Önce tanışalım, sohbet edelim, dünya görüşlerimizi paylaşalım, ortak ilgi alanlarımızdan bahsedelim, bakalım birbirimizden hoşlanacak mıyız, beraber zaman geçirmek isteyecek miyiz, bunu bir anlamaya çalışalım diyen insan sayısı çok az. Çünkü derdi bu olan yok gibi. Elbette ben varsam, sen varsan, böyle insanlar da bir yerlerde var demektir, ama nerede? Yolumuz o insanla nasıl kesişecek? Yoksa aynı kitapçıda, kafede, otobüste rastlaştık da, birbirimizi haberimiz olmadan ıskaladık mı? Niyeti bu olan insanlar kalabalıkların içinde yalnız kalmış, bir türlü birbirine ulaşamamış. Günümüzdeki ilişkilerin sığlığından, çirkinliğinden, bayağılığından şikayet ede ede, küsmüş, içine kapanmış. Evet, derinlikli bir şeyler, bedeni değil, ruhu tatmin edecek gerçek bir ilişki bulmaya çalışmak hayli güç. Çoğunluk günübirlik hazların peşinde koşarken, birlikte anlam bulacağı kişiyi, gerçek aşkı arayanın sayısı pek az. Veya artık umudunu o kadar yitirmiş ki, o da pes etmiş, diğer tarafa geçmiş. Ne yazık ki böyle bir dönemde yaşıyoruz (ya da belki de her dönemde bu böyleydi - gel gör ki izlediğimiz diziler bile artık bu duygusuz, aşksız, sadece beden üzerinden ilerleyen ilişkiler üzerine kurulmaya başladığına göre şimdilerde her şey daha vahim) ve bunu kabul etmeyenlerimiz için aşk ilişkileri özelinde hayat pek de kolay değil gibi. Ama biz duruşumuzdan, doğrularımızdan ne olursa olsun vazgeçmeyeceğiz. Zira umut var. Umut hep var. Elbette bizim gibi düşünen insan, oralarda bir yerlerde. Aşkı bulacağız. Aramakla bulunmaz, ama bulanlar da arayanlardır. Bunun için öncelikle bu niyetle yola çıkmak gerek.

instagram.com/ofluoglumert

twitter.com/ofluoglumert

instagram.com/mertinkitapkulubu

1 Şubat 2023 Çarşamba

NELER OLDU?

 

* Trabzon'a gittim geldim. 

* Gidişte de dönüşte de uçakta benden başka tek bir Allah'ın kulu maske takmadı. (Sanırım tek bir kişi taktı.)

* Uykusuz 25 Ocak'ta yayımlanan 801. sayısıyla kapandığını duyurdu. Böylece tek mizah dergisi Leman kalmış oldu. Herkes üzüldüğünü söyleyip durdu. (2017'de Penguen kapanmıştı. Dergileri kapanma kararı almadan önce alıp destek olursanız, üzülmezsiniz. Aynısı Leman'ın da başına gelmesin. Bari Leman almaya devam edin...)

* İsmini blog'umdan (ç)alan Kafa Dergi, 100. sayısını yayımladığı Ocak sayısında fiyatını 28 tl olarak güncelledi.

* MUBİ'de, Audrey Hepburn'ün 1963 tarihli Öldüren Şüphe filmini izledim. Stanley Donen imzalı film, stilize sahnelerle ve repliklerle dolu! Anlam veremediğim bir şekilde romantik komedi filmi diye sunulsa da aslında Hitchcockvari bir kara komedi, polisiye. Muzip yüz ifadeleriyle Audrey Hepburn döktürüyor.

* Trabzon'u nazar ettim! Geldim, iyi güzel, nispeten ucuz buralar dedim. Döneceğim gün simit 3.5'tan 4.5, ekmek 8'den 10, başka bir ekmek 20'den 25 oldu. 

* İki hafta önce Trabzon'a beni İstanbul'dan daha sıcak bir hava karşıladı: Kara kışın ortasında 25 derece! Ne kar ne yağmur, hiçbir şey yok... Bu iklim krizi ne olacak böyle? Çok endişe verici bir gelecekle karşı karşıyayız. Herkes çevresini korumak için elinden geleni yapmalı. 

* Merkez Bankası konut fiyat endeksine göre 100 metrekare ev alabilmek için 30 yıl çalışmak gerekiyormuş. 2019'da ise 12 yılmış. şu anki paramızla hiçbir şey alamıyoruz arkadaşlar kitap ve sudan başka.

*  Ben hala geçen yıl 1 lira olan bazı paketli bisküvilerin 15.99 lira olmasını atlatamadım.

* Pazartesi akşamları Yasak Elma'nın karşısında başlayan ve en son dördüncü bölümü yayınlanan Ömer dizisi, AB grubunda 1. oldu. Cumhuriyet gazetesinde diziyle ilgili şöyle bir yazı yayımlandı: "Muhafazakâr ailelerin çocuklarına nasıl baskı kurduğunu dramatik dille anlatan Ömer, her kesimden büyük ilgi gördü. Ömer ve Gamze’nin öyküsü, seçim sonuçları için de yol gösteriyor. Dindar gençler, büyüklerine YETER ARTIK diyor." https://www.cumhuriyet.com.tr/kultur-sanat/omer-askina-sahip-cikti-2026204

* Özgür Demirtaş, "Seçimlerde o veya bu nedenle oy VERMEYEN: En sevmediği adaya oy vermiş demektir..." diye son derece haklı bir tweet attı. 

* Gülben Ergen ve Haldun Dormen'li Dadı dizisine sardım. Gülben'in eski şarkılarına taktım: Arka Sokaklar, Kandıramazsın Beni, Abayı Yaktım...

* Trabzon'un en büyük kitabevlerinden RA Kitabevi'nde bir psikoloji kitabına rastladım. Seviyorum psikoloji bilimine dair bir şeyler okumayı. Çalışan arkadaş bilgisayara okuttu, 150₺ dedi. Ama o da ben de inanamadık, pahalı değil, az geldi. Sonra kasaya gidip sordu. 275₺ imiş. Baktım, iki sene önce 60₺ imiş bu kitap... İnternette hala 150, o nedenle internetten alacağım.

* D&R'ın Forum Trabzon'daki şubesi, yol kenarındaki benzinlikçi gibi kasa önündeki alanda giderayak biraz daha bir şey satalım dercesine buzdolabında su, şeker ve su satmaya başladı. 

* Hande Yener, Benden Bir Tane Daha Yok diye bir şarkı çıkardı ama bence maalesef olmadı bu seferki. Ben bunu saymadım ve ona yazdım: İlla geçmişteki Apayrı günlerine dön demiyorum. Bakıcaz Artık, Melekler ve Şeytanlar filan da şahaneydi. Sopa da çok iyiydi. Böyle kraliçeliğe övgü şarkıları sıktı artık.

* Şimdi pencereden dışarı baktım, biraz kar yağmış. O halde yazının şarkısı Candan Erçetin'in yorumuyla Her Yerde Kar Var olsun.

29 Haziran 2022 Çarşamba

ÇOCUK KİTABINA +18'LİK SANSÜR... NEDEN?

Çocuk kitaplarını +18 olarak poşete hapseden ilk ve tek ülke biz miyiz acaba?

Gün Işığı Kitaplığı'nın "7 kitabımızın poşete sokulmasını kınıyoruz!" adlı basın açıklamasını görünce düşündüğüm ilk şey bu oldu... 

Yayınevinin Çıtır Çıtır Felsefe adlı çocuk kitapları serisinden 7 kitap, Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu'nun Resmi Gazete'de yayımlanan kararıyla "muzır" ilan edilmiş ve bu 7 kitabın yalnızca 18 yaşından büyüklere ve poşet içinde satılabileceğine karar verilmiş. 

Asıl Müge Anlı ve Esra Erol gibi televizyonda saatlerce yayınlanan bazı programları filan "muzır" yayın diye poşetle kapatmaları lazım... 

Bu yetişkin programlarını çocuklar kontrolsüzce üç saat boyunca izleyebiliyor, ama veli parasını verip çocuğuna çocuk kitabı mı satın alamıyor?

Bakın dikkatinizi çekerim, ÇOCUK kitabı...

O kitapları ben okumadım, ama içlerinde 18 yaşından küçüklerin okuyamayacağı ne gibi bir içerik olabilir ki diye düşünmeden de edemedim...

Her şey bitti de, bir tek çocuk kitaplarını poşete koyup sansürlemek mi kaldı...

Ben de çocuklar için bir hikaye yazıyorum... Umarım 18 yaştan büyüklere okutmazlar...

twitter.com/ofluoglumert

instagram.com/ofluoglumert

8 Nisan 2022 Cuma

YAZMAYI İSTEMEK DEĞİL, YAZMAK...


Tıpkı yapmayı istemek değil, yapmak gibi...

Sizinle bir anekdot paylaşmak istiyorum...

Geçenlerde instagram'da yer bildirimiyle koyduğum fotoğrafa bir takipçim mesaj attı.

"Ben de yazar olmak istiyorum, çok yakınım size şu an, çay içelim mi?"

"Tamam" dedim.

Bir kafede buluşup yarım saat kadar oturduk.

"Siz Ters Düz'ü ne zaman yazdınız?" dedi.

"2013 yılında yazdım" dedim.

"Ya Uçurum Zamanı?"

"Onu da 2016’da yazdım" dedim.

“Ama kitap geçen aylarda çıktı!” dedi. (2021, Ekim)

Ona, eğer benim gibi tanınmamış bir yazarsanız kitabınızı yayımlatma çabasının tam bir savaş meydanı olduğundan bahsettim. Ayrıca yazılan bir metnin bazen yılları, bazense koca bir ömrü bulan bir “demlenme, olgunlaşma, yalınlaşma” süreci olduğunu da söyledim.

Sonra, “Ben de kitap yazmak istiyorum, nasıl yazabilirim?” dedi.

Dedim: “Yazma pratiğiniz var mı?”

“Yok” dedi.

“Ben okuma yazmayı öğrendiğim 1. sınıftan beri yazıyorum,” dedim.

“Nasıl ya?” dedi.

“Hiçbir zaman kitap yazıp tanınayım gibi bir amaçla yazmadım. Yazmak benim için bir tutku... Burada sizi beklerken bile beş sayfalık bir hikâye yazdım mesela" dedim.

Şaşırdı.

Yazmak içten gelen bir şey.

Bir anda roman yazayım, hikâye yazayım, senaryo yazayım da şöhret olayım gibi bir olay yok ki.

Kaldı ki zaten yazmakla tanınmanın birbiriyle hiç alakası yok.

Kısa yoldan tanınmak isteyen günümüz gençleri, yani yaşıtlarım da, sosyal medyada fenomen olmayı ya da Survivor’a katılmayı seçiyor.

Uçurum Zamanı’nın sonsözünde de yazdığım gibi: “Yazan insanlar olarak bizler bu yolculukta bir yere varmamayı, varamamayı da göze almış insanlarız; bizler bu yolculuğun kendisini seviyoruz.”

“Yazmayı istemek” diye bir şey yok zaten.

“Yazmak” var.

Bu arkadaşımızın çay teklifini belki bir faydam dokunur diye kabul etmiştim.

Belki de dokunmuştur :)

(Kitaplarımı incelemek için bu linke bakabilirsiniz: https://www.kitapyurdu.com/yazar/mert-ofluoglu/184576.html)

instagram.com/ofluoglumert

twitter.com/ofluoglumert 


 

21 Mart 2022 Pazartesi

KADINLARIN EKRANDAKİ TEMSİLİYETİ ÜZERİNE MİNİCİK BİR YAZI...

Dün, yani 20 Mart günü gittiğim, karlı ve soğuk havaya rağmen pek çok katılımcıyla gerçekleşen WOW - Dünya Kadınlar Festivali'nden izlenimlerimi aktaracağım şimdi sizlere... Konu: Kültür-sanat dünyasında, özellikle de televizyonda, toplumsal cinsiyet eşitliği. Elbette, şaşırtıcı (ama asla şaşırmayacağınız) notlar eşliğinde.

Benim de, İKSV'nin Kültür Politikaları Çalışmaları departmanının bu yıl 10. kez yayımlanacak ve kültür-sanat dünyasında toplumsal cinsiyet eşitliğini ele alan raporu kapsamında Prof. Dr. Itır Erhart'a (canım Itır Hocam'ın!) küçük de olsa yardımcı olduğum araştırmanın sonuçları, dün WOW'un "Yaratıcı Alanda Eşitlik" başlıklı kapanış panelinde ilk kez paylaşıldı. Raporun basın toplantısı önümüzdeki günlerde olacak; o nedenle araştırmamızdan şimdilik detay vermiyorum. İKSV gibi önemli bir kurumun bu projesinde yer aldığım içinse çok mutluyum!

WOW ve İKSV Kültür Politikaları Çalışmaları işbirliğiyle düzenlenen "Yaratıcı Alanda Eşitlik" paneli, kültür-sanat alanının eşitlikçi bir yaklaşımla nasıl yeniden kurgulanabileceğine odaklanıyordu. Sinema, televizyon, tiyatro ve müzik sektörlerinde çalışan kadınların erkeklerle eşit işe eşit ücret alıp almadığı tartışıldı, çözüm için neler yapılabileceği konuşuldu. Moderatörlüğünü şimdilerde GAİN'de hafta içi her akşam gündemi çeşitli konuklarla değerlendiren gazeteci Duygu Demirdağ’ın üstlendiği panelde, Itır Hoca'nın yanı sıra, Oyuncular Sendikası’ndan Ece Dizdar ile Birleşik Krallık’tan araştırmacı ve eğitmen Vick Bain konuşmacı olarak yer aldı. Oyuncular Sendikası adına panelde konuşan Ece Dizdar, 2018 yılında Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD)'nin TV dizilerinde kadının toplumsal cinsiyet eşitliğine uygun şekilde konumlanmasını desteklemek amacıyla başlattığı "TV Dizilerinde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği" projesinin sonuçlarından bazılarını da yeniden paylaşarak çeşitli şahane tespitler yaptı. Onlardan bazılarını paylaşıyorum:

"Kadın ve erkek oyuncu sayısı neredeyse eşit, hatta kadın oyuncu sayısı erkek oyuncudan daha fazla. Fakat ekrandaki yaş dağılımına gelecek olursak, kadınların ekrandaki yaş temsiliyeti çok sınırlı. Kadınlar ekranda daha çok 16-39 yaş aralığında görülüyor. Erkeklerse 64 yaşına kadar gösteriliyor. Şaşırıyor muyuz? Hayır!"

"Kadın karakterlerin ekranda evli ya da dul olduğunu görüyoruz. Kadın karakterin dulluğu üzerinden tanımlanması, erkek karakterlere göre 7 kat daha fazla. Bekar olmak daha çok erkek karakterlere verilen bir vasıf."

"Fiziksel görünümde kadın karakterler %65 oranında 'zayıf ve narin' olduğunu görüyoruz. Kilolu kadınlarsa hep 45 yaşın üstünde. Kadın ekranda eğer 45 yaş üstü ise kilolu olmasına müsaade ediliyor." 

"Bir diziye Saint-Joseph mezunu, güçlü ve başarılı bir kadın karakter olarak giriyorum ama yedinci sekizinci bölümden sonra hep eski sevgilisinin konağına taşınan bir kıza evriliyorum!"

"Normal People dizisini izlerken, oradaki seks sahnelerinde intimacy coach'la çalışıldığını gördük. Bunu ülkemize de yavaş yavaş getirmek istiyoruz: Mahremiyet koçu. İnsanlar böyle havalı işleri sever, mısır patlağı gibi yayılacaktır! Şaka bir yana, bu ciddi bir meslek. Oyuncuların bedenlerinde dokunulmaması gereken noktalar var ve bu sınırların hassasiyetle çizilmesi gerek. Siz bir kadın olarak jinekoloğa gittiğinizde orada niye rahatsınız; çünkü herkesin görevi çok net tanımlanmış. Ayrıca odada mutlaka bir hemşire de var." Dizi setlerinde yaşanan taciz ve mobbing'lerin önüne bu şekilde geçebilme umuduyla... 

Not: Itır Hocam, panel koşuşturmasının arasında, bana yeni kitabım Uçurum Zamanı'nı imzalatmayı da ihmal etmedi! İlk kitap Ters Düz'ü okuduğunda kitapta karakterlerin sıklıkla bahsettiği hamofta reçelini Itır Hocam çok merak etmişti, ben de geçenlerde ona sürpriz yapıp Trabzon'dan hamofta reçeli hediye etmiştim. Çok sevmiş!

(Kitaplarımı incelemek için bu linke bakabilirsiniz: https://www.kitapyurdu.com/yazar/mert-ofluoglu/184576.html)

3 Mart 2022 Perşembe

MASKE ZORUNLULUĞU NEDEN KALKTI?

Evet, hepimiz çok sıkıldık, bunaldık, darlanduk...

İki yıldır devam eden, canımızdan bezdiren bir salgının içindeyiz. 

Uzmanlar sık sık aşılama, maske ve mesafe konusunda açıklamalarda bulunmaya devam ederken, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, koronada alınan yeni kararları açıkladı. Buna göre maske ve HES kodu zorunluluğu kalktı. 

"Artık açık havada maske kullanmak zorunda değiliz. Kapalı ortamda havalandırma yeterliyse ve mesafe varsa maske takmak artık şart değil. Yeni dönemde HES kodu uygulaması kaldırıldı. Hiçbir kurum ve kuruluşta HES kodu kontrolü yapılamayacak." 

Açık havada maske takmamak evet, tamam, mantıklı, ama kapalı mekanlar için "havalandırma yeterliyse" ifadesi son derece muğlak.  

"Havalandırmanın yeterliliğini" kim denetleyecek? Bu demektir ki, artık maske takmayan birini gördüğümüzde "lütfen maskenizi takar mısınız" desek bile (ki zaten gözümüzün ortasına bir yumruk yemek istemediğimiz için toplum içinde etliye sütlüye karışmamaya çalıştığımızdan böyle bir şey demiyorduk), artık o kişi bizi "takmayacak".

Ama bana soracak olursanız, böyle tehlikeli bir açıklamaya hiç gerek yoktu. 

Maske takmayan zaten takmıyordu. 

Maske takıyorken 300 olan vefat sayısı şimdi insanlar maskelerini takmayınca 1000'i bulmasa iyidir. Çok tehlikeli! 

Peki siz, artık maske takmak zorunlu değil diye maske takmayacak mısınız?

Maske zorunluluğu kalktı diye maske takmaktan vazgeçecek misiniz? 

Bunu instagram'da da anket olarak sordum, an itibariyle katılımcıların %95'i hayır dedi. Yani bilinçli insanlar maskelerini takmaya devam edecek. Siz de ankete katılıp fikrinizi belirtebilirsiniz.

instagram.com/ofluoglumert

twitter.com/ofluoglumert

Kitapyurdu Mert Ofluoğlu kitapları 

Bir sonraki yazım "Kitap sektörü iflas mı ediyor?"da görüşmek üzere!

28 Ocak 2022 Cuma

SULTAN PAPAĞANIM OLDU!


Artık bir sultan papağanı babasıyım, hem de daha sadece iki aylık...

Uzun zamandır bir kuş almayı/edinmeyi düşünüyordum, uzun uzun araştırmalarım ve en sağlıklı şekilde nereden alabilirim diye araştırma sürecim sonunda, sultan papağanı aldım...

Kuş ve papağan gibi hayvanlar kedi/köpek gibi olmadıkları için onları sokaktan ya da barınaktan sahiplenemiyorsunuz. Mecburen bir yerden almak zorundasınız. Ben, kuş açısından en sağlıklı yöntem olarak, Beşiktaş'taki bir kuşçu (petshop demek istemiyorum çünkü gerçekten kuş meraklısı ve sevdalısı bir insan) aracılığıyla, kuşun yetiştiricisinden aldım...

Tabii parayla...

Tabii bir kafes...

Ve kalamar kemiği, gaga taşı, enerji taşı, yemlik, suluk gibi gibi şeyler...

Artık instagram.com/ofluoglumert 'ten maceralarımızı an be an paylaşırım.

Ama ilk günden hayvancağızı evde bırakıp işe gelmek zorunda kaldım, aklım onda.

Acaba bensiz ne yapıyor?

İlk kitabım Ters Düz'ü satın almak için
Yeni kitabım Uçurum Zamanı'nı satın almak için 

30 Aralık 2021 Perşembe

PERA PALACE'TA BEŞ ÇAYI: HOŞ GELDİN 2022!


Döner kapıdan içeri girdiğiniz anda geçmişin ihtişamı ve nostaljisi, geleceğin zamansızlığıyla harmanlanarak sizi sarıp sarmalıyor adeta. Yeni yıla kısa bir zaman kala, İlham Gencer'in piyano dinletisi eşliğindeki akşamüstü çayı için Pera Palace Hotel'deki yerimi alıyorum. Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere pek çok ünlü ve tarihi ismi ağırlayan bir otel olan Pera Palace, polisiyenin unutulmaz isimlerinden Agatha Christie ve Alfred Hitchcock'un konaklamasıyla da ayrı bir öneme sahip. Bir polisiye yazarı ve çay saati sevdalısı olarak burada bulunmasam olmazdı! Yeni kitabım Uçurum Zamanı ve Ters Düz'ü de alarak çay saatine arz-ı endam ettim... 

Peki hep duyduğumuz bu Pera Palace'ın tarihçesi nedir? Dünyaca ünlü Orient Express, 1888 yılında Paris-İstanbul seferini yapmaya başladığında, trendeki yolcuların İstanbul’da konaklayabilecekleri yüksek standartlara sahip lüks bir otel bulunmuyordu. Bunun üzerine 1892 yılında yapımına başlanan Pera Palace Hotel, 1895’te düzenlenen açılış balosuyla birlikte ilk misafirlerini ağırlamaya başladı. O günden bugüne bu büyük otel kimleri ağırlamadı ki? Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere İsmet İnönü'den Kral VIII. Edward'a, Kraliçe II. Elizabeth'ten Greta Garbo'ya, Ernest Hemingway'den Jacqueline Kennedy'ye, Agatha Christie'den Alfred Hitchcock'a pek çok ünlü ve tarihi ismin kaldığı bir otel burası.




98 yaşındaki piyanist İlham Gencer'in şen şakrak enerjisi, pembe ceketi ve melodileri eşliğinde sunulan akşamüstü çayı ve ikramlık lezzetler, Pera Palace'ta haftanın her günü saat 15-18 arasında Kubbeli Salon’da konuklarını bekliyor. Açık büfe, bu fotoğraflarda gördüğünüz yiyeceklerden ibaret. Açıkçası koskoca Pera Palace'ın çay saati büfesinde daha çeşitli ve orijinal lezzetler olabilirdi. Yani simit içinde kaşar peyniri de ne? Tabii hakkını yemeyelim, güzel kişler ve çörekler de vardı. Benim gittiğim geçen hafta 195 lira olan çay saatinin bugün itibariyle 290 lira olması şokunu atlatarak, satırlarıma devam ediyorum. 

Ben de yeni kitabım Uçurum Zamanı'nın tanıtımı için zamanında Agatha Christie'nin yaptığı gibi otele girdiğimde kaybolsam mı diye düşündüm, ama şöyle ağız tadıyla "sırra kadem basmanın" bile neredeyse imkansız olduğu günümüz sosyal medya dünyasında kayboluşum istenen etkiyi yaratmayabilir diye vazgeçtim. Hem kaybolmak da ne ki, hep birlikte var olalım, çok olalım. 2022 dilerim hepimiz için önce sevdiklerimizle birlikte bol sağlıklı, sonra doludizgin aşklı, ama ayaklarımızın yere bastığı, yine de hayaller kurmaktan hiç vazgeçmediğimiz şahane bir yıl olur. Herkes kendi hayat kitabının baş karakteri, bunu asla unutmayın!




2021'e girerken yazdığım blog yazım 
2020'ye girerken yazdığım blog yazım 
2019'a girerken yazdığım blog yazım

İlk kitabım Ters Düz'ü satın almak için
Yeni kitabım Uçurum Zamanı'nı satın almak için 


Bu da, bu yazının ve yılın şarkısı olsun! (Kulüp dizi müziği)

8 Aralık 2021 Çarşamba

YENİ KİTABIM UÇURUM ZAMANI'NA İLK OKUR YAZILARI SİZLERDEN GELDİ!

Yeni kitabım Uçurum Zamanı'na dair kitap yorumu olarak yazılmış ilk yazılar, siz sevgili blog okurlarımdan geldi. Ben de mutlulukla paylaşayım. 

İlk yazı Okuma Günlüğüm blog'undan gelmiş. "Ece bu romanda bir taraftan Bozbalık'ta kardeşleri ile kurduğu yeni yaşamına alışmaya çalışıyor, bir taraftan gizemli mesajların sırrını araştırıyor,  bir taraftan da kalbindeki gerçek aşkı arıyor. ... Mert Ofluoğlu yine Trabzon'un eşsiz güzelliğini, yaşam tarzını, kendine özgü tatlarını arka plana yerleştirip okuruna her sayfasını merakla çevirttiği heyecanlı ama aynı zamanda psikolojik yönü de olan harika bir romana imza atmış. ... 400 sayfaya yakın roman su gibi akıyor."


Diğer yazımız da Makbule Abalı'nın blog'undan... "Romanda olaylar Karadeniz dolaylarında Bozbalık adlı bir köyde geçer. Ana kahramanın etrafında olaylara karışan pek çok insan vardır. Ve hayatın  içinde yaşanabilecek pek çok sürpriz olay... Mert Ofluoğlu toplumdaki yozlaşmaların, kısa süreli aşkların, sataşmaların, aldatmaların, ihanetlerin yansıyan yüzünü romanda da işlemiş. Kitaptaki karakterler arasındaki ilişkiler bazen basit sallantılarla çatırdıyor ya da yıkılıyor. Romanı okurken bazen bir aşk romanı okuduğunuz izlenimine kapılıyor, bazen bir polisiye roman tadı alıyorsunuz. Yazar genç yaşına rağmen çok ustaca karakter tahlilleri ve doğa tasvirleri yapmış."


Umarım atladığım hiçbir yazı yoktur... Her gün instagram veya diğer sosyal medya mecralarından bir sürü yorum/düşünce/mesaj geliyor, ama benim için böyle uzun blog yazılarının değeri her zaman bir başka, biliyorsunuz... Lütfen yazdığınız yazılardan haberdar olmamı sağlayın! Ve bu vesileyle, 2015 yılındaki Ters Düz'e gelen ilk kitap yazısının linkini de şuraya bırakmak isterim. 

Bozbalık'ta görüşmek üzere!


24 Kasım 2021 Çarşamba

YENİ KİTABIM UÇURUM ZAMANI'YLA İLGİLİ RÖPORTAJIM BİRGÜN KİTAP'TA!

Merhaba...

BirGün gazetesinin Kitap ekiyle yeni kitabım Uçurum Zamanı için (tabii ilk göz ağrım Ters Düz'ün de kulağını çınlatarak) keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. 

Yeni bir yazarsanız kitabınızı yayımlatma çabasının tam bir savaş meydanına dönüştüğünden, bu ülkede sosyal medya fenomeni olmanın kendini bir yazar olarak ispatlamaya çalışmaktan çok daha kolay olduğundan, yazar olarak "Ben buradayım!" demeye çalışmanın zorluğundan, ama ne olursa olsun yazmaya hep devam ettiğimden, hep ediyor olduğumdan ve hep edeceğimden bahsettiğim çok samimi bir röportaj oldu. 

İnternetteki bu linkten de okuyabilirsiniz.



Bu arada dolar ve euro haberleri malum; ekonomi battı batacak, her şey gibi kitaplara da çok fena zam gelecek, bunu hatırlatmanın pek sırası değil ama okumak istiyorsanız bence vakit kaybetmeden edinin!

İnsanın istediği bir şeye ulaşması bu kadar zor olmamalı ya!


9 Kasım 2021 Salı

DÜNYAYA AÇILAN PENCERE


Dünyanın dört bir yanında, farklı ülkelerin farklı şehirlerinde yaşayan insanların pencerelerinden onların manzarasını izleyebileceğiniz bir site olduğunu söylesem ne yapardınız?

Ben çılgınlar gibi keşiflere dalardım!

Window-Swap adındaki site tam da bunu sağlıyor. (window-swap.com)






Amerikan banliyölerinden karlı İsveç manzaralarına... Kanada'nın göl kıyısı evlerinden İspanya'nın otoyollarına... Fransa'nın gri çatılarından Hawaii'nin palmiye ve okyanus atmosferine... 

Ama bir yazar olarak, aklımda hemen senaryolar gelişmeye başladı: Ya tam o sırada sokakta işlenen bir cinayetin izleyicisi olursak? Sanal bir "görgü tanıklığı" ne anlama gelir? Ya da bir anlama gelir mi?

Bundan bir kitap çıkar mı, göreceğiz...

3 Kasım 2021 Çarşamba

AŞK YANILGISI

"Onu sevdiğini zannediyorsun, değil mi? Belki de o temiz kalbin ilk defa birisi için çarptığından bir aşk yanılgısına düştün. Bir daha böylesini bulamam sanıyorsun. İnan bana bulacaksın. Karşına öyle insanlar çıkacak ki, gerçek aşkın ona hissettiklerinden çok daha pür ve kıymetli bir şey olduğunu anlayacaksın."

Yeni kitabım Uçurum Zamanı'ndan bir alıntı.

Okuyanlarınızın yorumlarını heyecanla bekliyorum.

Sevgiler

https://www.kitapyurdu.com/yazar/mert-ofluoglu/184576.html

instagram.com/ofluoglumert

twitter.com/ofluoglumert 

30 Ekim 2021 Cumartesi

ÖMÜR BOYU UNUTULMAYACAK TRAVMA

"Sadece anlık zevklerle bedenini kirletecek olmanın ruhunda yaratacağı travmayı ömür boyu unutamazdı."

Mert Ofluoğlu, Uçurum Zamanı 

 Bu alıntı, yeni romanım Uçurum Zamanı'ndan.

Böyle düşünen karakter, kendini aşk sandığı bir şeyin içinde buluyor. 

Ancak nasıl bir belaya bulaştığının farkında bile değil. 

Kitaplarımın Kitapyurdu linki: https://www.kitapyurdu.com/yazar/mert-ofluoglu/184576.html

instagram.com/ofluoglumert

twitter.com/ofluoglumert

25 Ekim 2021 Pazartesi

BENNU YILDIRIMLAR YENİ KİTABIMI OKUYOR

İlk kitabım Ters Düz'ü çok beğenen Bennu Yıldırımlar (benim canım Bennu ablacım), şimdi de yeni kitabım Uçurum Zamanı'nı okuyor...

Onunla dün buluştuk ve konuştuk... Şu sıralar Shakespeare'in 12. Gece oyununda oynuyor, ikimize de uygun bir günde buluştuk... Ters Düz'ü çok beğenmiş ve arkadaşlarına da önermişti, bakalım Uçurum Zamanı'nı okuyup bitirince neler düşünecek? Yazarlığın en sevdiğim kısmı okur kritikleri... Hele de böyle değerli bir sanatçı dostumdan...

Ters Düz ilk çıktığında yani Aralık 2015'te yazdığım "Ters Düz dizi olsa, kimi kim oynasa?" yazımda da Münevver'i Bennu Yıldırımlar'ın oynamasını istediğimi yazmıştım.

Münevver karakterini senden iyi kimse oynayamaz, kraliçem!

Çocuklarımla baş başa...

Yorumlarınızı, blog'larınızda yazacağınız kitap eleştiri yazılarınızı merakla, heyecanla, samimiyetle bekliyorum!

https://www.kitapyurdu.com/yazar/mert-ofluoglu/184576.html

instagram.com/ofluoglumert

twitter.com/ofluoglumert


Edebiyat Dünyasından Son Dedikodular...

Edebiyat dünyasının gündemi bazen en heyecanlı magazin haberlerini aratmıyor. Kitabını yapay zeka ile yazdığı iddia edildiği için prestijli ...