7 Haziran 2020 Pazar

BİR SIRRI PAYLAŞMAK İSTİYOR CANIM


Sırrın var mı?

İçinde tuttuğun herhangi bir şey, bir küçük düşünce, kafanın arka plan sekmesinde dönüp duran bir bilgi, kulak zarının dibindeki bir inşaat kadar gürültülü ya da belki arı vızıltısı kadar (ve ben tam bunu yazarken odama vızıldayarak devasa büyüklükte bir kraliçe arı girdi, kimse bunun bir işaret olmadığını söylemesin, acaba bana ne anlatmak istiyor) belli belirsiz de olsa seni rahatsız eden herhangi bir fikir, senin sırrın olabilir.

Herkesin bir sırrı vardır.

Burada illa da bir kurgu romandaki ya da televizyon dizisindeki kadar abartılıp dramatize edilecek kadar karanlık bir sırdan söz etmiyorum.

Küçük bir çocukken bir soğuk sandviç tezgahından sandviç çalan adamı görmüşsündür, adam da seni görmüş ve eliyle "Şşşşt" yapmıştır, ardından senin şaşkın bakışların altında "olay yeri"nden hızla uzaklaşırken yaşlı sandviççi amca sana dönmüştür ve tüm sevecenliğiyle "Söyle bakalım ufaklık, ne istiyorsun?" diye sormuştur, sen birazdan para vererek bir sandviç alacak olmana rağmen senden çok büyük yetişkin bir adamın o sandviçi rahatlıkla çalıp yoluna devam etmesine sessiz kalmışsındır ve aslında bu da pekala bir sırdır.

Bazen dersin ki: Hepsi iki dudağımın arasında ama, bıraktım kafamın içinde kalsınlar. 

Bazen de zihnindeki düşünceler asla susmaz, seni asla rahat bırakmaz, yakandan tutup seni kendine döndürerek onlarla yüzleştirmeye çalışacak kadar küstah olurlar. Elinde olsa kafanı duvarlara vura vura patlatarak hepsinden kurtulmak istersin.

Ama onları zihninden atmak için çabalaman gerekli midir? Belki kaybedeceğin, yooo, belki de kazanacağın bu mücadeleye girmek yerine, onlarla yaşamayı öğrenemez misin? Onlara, seni anlıyorum, pişmanlık, seni anlıyorum, özlem, seni anlıyorum, öfke, seni anlıyorum, hayal kırıklığı, seni anlıyorum, yalnızlık ve ne olur sizler de beni anlayın deyip, zihninde kendi hallerinde yaşamalarına, ama bir daha asla yoluna çıkmamalarına izin veremez misin?


Yine de bazen bir sırrı paylaşmak ister canın

Kendince çok değer verdiğin o sırrını anlatacak birini bulmayı...

Ruhunu açacağın, kalbini akıtacağın, gerçekten içini dökeceğin ve tüm bunları koşulsuz bir teslimiyet ve iç güvenliğiyle yapabileceğin birini...

Burada iki zor aşama vardır. Kendine sorman gereken ilk soru şudur: Bunu yapmayı gerçekten istiyor muyum? 

Bunca zamandır içinde tuttuklarını ilk kez sesli bir biçimde birine anlatmak, onları daha gerçek mi kılar ve hayatını daha dönülmez bir noktaya mı sokar? Bilemiyorsun. Belki bu seni daha kötü çıkmazlara sürükleyecek, belki yeni kapılar açacak. Belki bundan sana zarar gelecek, sırrın ortalığa saçılacak. Ya da belki de hiçbir şey olmayacak. Sadece anlatmış, düşüncelerini dillendirmiş ve boşluğa bırakmış olacaksın. 

Sırrını birine anlatmayı gerçekten istiyor musun sorusunun cevabı eğer evetse, o zaman geçilecek ikinci aşama daha zor bir soru olarak önünde belirir: Bunun için doğru insan kim? 


Hiç şüphesiz akla ilk önce ailenden biri veya çok yakın bir arkadaşın gelir. 

Belki nefis bir San Sebastian cheesecake yiyip bir kahve içerken birdenbire açarsın konuyu ve saatler dertleşerek geçer gider, belki biraz olsun için rahatlar, bir anda ortada sır mır kalmaz, oh, bu kadar kolay mıymış, evet, aslında bu kadar kolaymış, sonra sinemaya gidip bir filmde insanların daha büyük sırlardan dolayı ödediği bedelleri izlersiniz.

Sırrını bir psikologa da anlatabilirsin. Tıpkı ailenden biri veya çok güvendiğin bir dostun gibi, ona da anlatabilirsin ve o sana onlardan daha iyi fikirlerle karşılık verir. Yani işin uzmanı olmayan biri seni yalnızca dinler ve kendince yorumlayıp fikirlerini sunar ama bir psikolog daha iyi bir bakış açısı kazanmana yardımcı olabilir. Ailen ve dostun gibi o da seni dinler, yalnızca bunun için para alır ve süresi kısıtlıdır. Elbette, sana gerçekten yardımcı olmak isteyecektir. Ama nihayetinde onun gözünde sen onlarca müşterisinden başka bir şey değilsindir. Bu kötü bir şey mi? Hiç şüphesiz çok uzun bir başka yazının konusu bu. Yani parayla sırlarını anlatıp rahatlayacaksın, üstüne yeni bakış açıları kazanacaksın. Teşekkürler, belki başka sefere. Belki de o bakış açıları zaten senin içinde. Belki de tek istediğin, birine anlatmak. Sadece anlatmak. Anlatmak. Anlatmak.

O zaman, şimdiye dek hiç olmayan bir seçenek çıkar karşına: Hiç tanımadığın birine anlatmak. Çok korkutucu, ama çok güzel. Hayatında daha önce hiç var olmamış biri. Ailen değil, arkadaşın değil, işin uzmanı bir psikolog değil. Sana sokaktan geçen, otobüste gördüğün ya da şimdilerde koronanın cirit attığı havaalanında karşılaştığın bir yabancı kadar tanıdık ancak. Ya da belki bir zamanlar gittiğin spor salonunda, yogada, atölyede, hatta belki gerçek hayatta bile değil, internette tanıdığın biri. Tabii ona hissettirmeden bazı kriterlerden geçirdiğin ve nihayet ona güvenebileceğin an'ın artık geldiğinden emin olduğun biri. Hayatın o insanı karşına sırrını açman için çıkardığını düşündükçe, cazibesine iyice kapılırsın bu fikrin.

Ona güvenebilir misin? Muhtemelen güvenmemelisin. Ama bu korkunç fikrin cazibesi seni çoktan kendine doğru çekmeye başlamıştır bile ve bazen de o riski alıp güvenmen gerektiğini hissedersin. Anlatmanın, konuşmanın, açılmanın büyüsüne işte o zaman kapılırsın. Bazen sadece anlatmak ve anlaşılmak istersin. Hepsi bu. 


Ters Düz'ün sonunda, madalyonun iki zıt yüzü olan üvey kardeşler Ece'yle Nilgün'ün kaderlerini sonsuza dek birleştiren sır (ya da henüz okumadığınız diğer kitaplardaki diğer karanlık sırlar) gibi, bir sır iki insanı yakınlaştırıp hayatlarını sonsuza dek birbirine bağlayabilirBu istemeden de olabilir; yani insan karanlık sırrına bir diğerini istemeden de dahil edebilir. Ya da bile isteye yapar bunu. İlki daha çetin bir durum gibi görünse de, aslında bu ikincisi daha zordur. O karar an'ı çok zordur çünkü. Söylemek mi, söylememek mi? Ona nasıl güveneceksindir? İleride sırtından vurulmayacağının garantisi var mıdır? Yoksa ona kendi ellerinle güçlü bir koz mu veriyorsundur? 

Ama sırrın hayatları birbirine bağladığı o an'dan sonra, geri dönüş yoktur.

O sıkı düğümü işte kimse çözemez artık. 

14 yorum:

  1. Düşüncelerinin peşinden gitmek bazen çok yorucu oluyor Mert.Yazmak o yükü hafifletiyor bende.Kimselerle paylaşmadığını kaleminle paylaşmak iyi geliyor :)

    YanıtlaSil
  2. Ne güzel kullanmıssın kalemini (klavyeni) cok keyif alarak okudum...

    YanıtlaSil
  3. Eline sağlık mert çok begendim kullandığın her cümle çok doğru,kendş yaşadığım şeyler okumak iyi geldi

    YanıtlaSil
  4. "Bazen, bir sırrı paylaşmak ister canın."
    Demek ki durumu kabullendin ve değiştirmek istiyorsun bu gidişatı.
    O zaman kimi seçtiğimiz aslında hayatında hangi yolu seçtiğimiz olabilir mi?
    Güzel yazı için teşekkürler. :)

    YanıtlaSil
  5. Sır, tatlı bir şeydir başlarda. Diğerlerinin onu bilmediğini düşünüp kendini tatmin ettiğin bir şey. Ama zamanla bu sırrı ruh kaldıramaz, fazlalık gibi hisseder. Ve yine zamanla onu bilenin yalnızca kendimiz olması bizi rahatsız etmeye başlar ve birden bunu kimseye kolaylıkla anlatamayacağımızı fark ederiz. Her şey burada başlar. Sürekli onun hakkında düşünür ve ona kafayı takarız. Onu birisine anlatmalıyım. Onu birisine anlatmalıyım. Onu birisine... Ve sonra düşüncelerimizi rahat bırakmayan bu konu biraz değişir ve kime sorusuna bırakır yerini. Senin de bahsettiğin gibi en zor kısımdır bu çünkü işin ucunda pişmanlık var ve ne yazık ki geleceği bilemeyiz. Her neyse ben aynı konu hakkında kendi cümlelerimle ilerledim ve çok uzattım bu yüzden burada bırakmalıyım :D Yazını çook sevdim, teşekkür ederim :)

    YanıtlaSil
  6. heey iyimisin seeen :) hiç böle şeyler yazmazdıın :)

    YanıtlaSil
  7. Birine bir şey söylerken çok dikkat etmek gerektiğini bir kaç kere tecrübe ettim. Birine söylenen şey herkese söylenmiş gibi düşünmeli. Bunu istiyor muyuz? O zaman söyleyebiliriz.

    YanıtlaSil
  8. Çok hoş bir yazı olmuş. Emeğine sağlık.
    Bazen gerçekten çok ağır geliyor insana sırlar. Paylaşmak istersin ama paylaşman gereken doğru kişiyi bulamak. O sırların ağırlı tanışmaktan daha zordur.

    YanıtlaSil
  9. Çok önemli bir çok konuyu aynı anda ele almışsınız :) dur, sakin, yavaş yavaş demek istedim okurken. Genellikle insanların en yakınlarıyla paylaşamadıkları ya da bunu tercih etmedikleri sırlarını paylaştıkları biriyim mesleğim gereği, dediğinizde haklısınız: iyi bir dinleyici bulabilmek büyük lüks..

    YanıtlaSil
  10. ama bu sırrı çok merak ettim ben, öğrenecek miyiz acaba ileride?:)

    YanıtlaSil
  11. Çok güzel ifade etmişsin, o sesler çoğalınca uyutmayınca seni, yazmak iyi geliyor:)

    YanıtlaSil
  12. Bir kişiye ağır gelen, ama başkasıyla da paylaşılamayan...
    En zoru bu işte!
    Konuyu tam açmadan da olsa bahsetmek iyi gelmiştir diye düşünüyorum :)

    YanıtlaSil
  13. Sır tutmak ağırlık yapıyor insana, anlatmak iyi geliyor, ama kime? Çok hoş bir yazı olmuş, kaleminize sağlık�� ifadenin ustası inst.

    YanıtlaSil

Gmail hesabı olmayanlar, anonim seçeneği ile yorum yapabilir... Yorumlarınız için çok teşekkür ederim!