30 Ocak 2026 Cuma

Aldatırken Aldanmak: Hüseyin Rahmi Gürpınar'dan Evlilikte Sadakat Üzerine

Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın kalemini her zamanki gibi filozofları aratmayacak şekilde oynattığı, almak isteyene çok fazla dersler barındıran, olay örgüsüne bolca mizah ve güldürü unsuru serpiştirmeyi eksik etmediği, canlı diyaloglarıyla sahiciliği üst seviyede tuttuğu ve sürükleyici kurgusuyla okuru içine çektiği bir başka romanı: Gönül Bir Yel Değirmenidir Sevda Öğütür. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'ndan.

Gürpınar, Türk dizi sektörü için bence hala keşfedilmemiş bir cevher. Aslında, şu anki dizilerimizin işlediği, bazen “bu kadarı da olmaz ki” dedirten konuların klasik Türk edebiyatında nasıl da yüz yıl önce anlatıldığını görüyoruz okudukça. Zaten kitapta da bununla ilgili, “Dünyada bir mevzu vardır. Şairler, edebiyatçılar, hikayeciler yalnız başlığı değiştirerek daima bu aynı şeyi anlatırlar. Sevdanın meşru, gayrimeşru türlü türlü şekilleri sanat namını alır. Kah kadın erkeği aldatır, kah erkek kadını, kah ikisi birbirini…” diyor.

1922 tarihinde tefrika edilen romandaki ana karakterimiz Şadan (Hüseyin Rahmi, bundan iki yıl sonra tefrika edilecek olan -ve Benim Küçük Şaheserim’de benim de kulağını çınlattığım- Ben Deli Miyim romanında da aynı isimde bir erkek karakter kullanacak). Çapkın mı çapkın bir adam olan Şadan, bunun böyle sürüp gitmeyeceğini anlayan ailesi tarafından, kendisinden entelektüel olarak hayli üstün olan Cevher Hanım’la evlendirilerek onun köşküne içgüveyi veriliyor. Ancak Şadan bu, durur mu? Kendisinden bilgice üstün olan karısını, onu aldatarak alt edecek aklı sıra. Karşı köşke kocası Hürrem Bey’le birlikte yeni taşınan Cevher Hanım’a hemen gönlü kayıyor. Cevher Hanım da tıpkı onun gibi: Kocası Hürrem Bey ne kadar sanata, bilgiye, felsefeye meraklı bir alimse, Cevher de bu konulara karşı en az Şadan kadar ilgisiz. Bu hal, bu iki kişiyi birbirlerine bir mıknatıs gibi çekiyor. Birbirlerinin eşleri sanattan, felsefeden bahsederken, bizimkiler hiç kimsenin ruhu bile duymadan gizli bir ilişki yaşamaya başlıyor.

Ya da onlar öyle zannediyor.

Karşımızdakini aldattığımızı zannederken aslında nasıl da en çok kendimizi aldattığımızı, elimizdekinin kıymetini onu kaybedince çok daha iyi anladığımızı anlatan roman, acaba davul bile hakikaten dengi dengine mi diye sorgulatıyor. Bunu yaparken o günkü gibi bugün de aynen geçerli olan kadın-erkek ilişkileri, evlilik dinamikleri, değerler çatışması, aşk ve sadakat üstüne uzun uzun düşündürüyor okurunu. Elbette köşkteki diğer erkekler Didar Bey, Halis Bey ve evin çalışanları Nevres ile Servinaz da tüm bu entrikalı ilişkiler ağı içinde kendilerine yer ediniyor. Tam bir Yalı Çapkını durumu.

Şadan romanın başında karısına, “Niçin benimle evlendiniz? Niçin tahsilce kendinize denk olabilecek bir koca aramadınız?” dese de, Cevher “İki alim birbiriyle iyi geçinemez. İki güzel, iki çirkin, iki zeki, iki ahmak daima uygun birer çift teşkil etmez” diyerek, kocasından pekala memnun olduğunu söylüyor. Şadan’sa ondan pek de memnun değil. Ya da, Cevher’in kıymetini henüz anlamış değil diyelim.

Hüseyin Rahmi’nin kendine has felsefesi hemen her cümlede karşımıza çıkıyor. “Sanat, sevapla günahın kaynaşmasıyla canlanır. Halk meşhur hırsızların, çapkınların, ahlaksızların maceralarını ne büyük merakla dinler. Sanat, dolaylı ve sessiz bir kabulle herkesin hürmet ettiği bir tür sığınaktır ki günahkarlar orada güzelleştirmeleri şartıyla günahlarını teşhir edebilirler.” Bir başka yerde de, “Eski masallara varıncaya kadar bütün hikayelere dikkat ediniz. Yazarı ve halkı daima aşkın lehinde ve ona muhalefet eden bütün nizam ve adetlerin aleyhinde bulursunuz. Kızını aşığına vermeyen babaya lanet ederler. Sevgilisini aile yurdundan kaçıran sevdalıyı alkışlarlar. … Hiçbir yerde aşkı mağlup görmek istemeyiz.” diye konuşturuyor karakterini. Hak vermemek mümkün mü?

Kitapta, dönemin İstanbul’uyla ilgili çok güzel bilgilere de rastlıyoruz. Erenköy’de, adeta bir ormanı andıran bahçeye sahip iki komşu köşkte geçen romanda (bugün de Erenköy’de o yemyeşil halini gözümüzde canlandırmamıza yarayan birkaç köşk kaldı neyse ki!), eski İstanbul’daki semt isimleri de karşımıza çıkıyor. “Sahrayıcedit’in en ıssız yollarından Merdivenköy’e, oradan Uzunçayır’a indim. Bağlarbaşı, Üsküdar dolaşmadığım yer kalmadı. Üsküdar’dan Beşiktaş’a geçtim.”

Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın yeni yayımlanan Metres romanını da çıkar çıkmaz aldım, hala başucumda duruyor, sırasını bekliyor. Gürpınar okumak hiçbir zaman pişman etmez. Okuyunuz efendim...

Candan Erçetin'in Çapkın şarkısı benden Şadan'a gelsin o zaman. Bülent Ersoy'dan Gönül Hırsızı da üzdüğü kadınlardan Şadan'a gelsin.

instagram.com/ofluoglumert

instagram.com/mertinkitapkulubu

En son çıkan romanımı incelemek için: https://www.remzi.com.tr/kitap/benim-kucuk-saheserim

Kitabı sesli kitap olarak dinlemek için: https://www.storytel.com/benim-kucuk-saheserim

15 Ocak 2026 Perşembe

Mert'in Kitap Kulübü'nde 7 Şubat'ta yüz yüze, 8 Şubat'ta ilk kez çevrim içi buluşuyoruz!

Merhabalar.

Huzurlarınızda, yeni yılın ilk Mert'in Kitap Kulübü buluşması! 🧡

Üstelik bir de sürprizle: İlk çevrim içi kitap kulübümüzü de 2026'nın gelişiyle birlikte gerçekleştiriyoruz! 🥳

İstanbul'daki yüz yüze buluşmalarımız Kadıköy'de/Üsküdar'da zaten devam ediyor.

Ama farklı şehirlerden "online kitap kulübü olsa ne güzel olur" diye yazanlarınız da oluyordu.

Ben de sonunda, bakalım altından kalkabilecek miyim diye düşünerek, neden denemiyoruz dedim.

Bu sebeple, Şubat ayında aynı kitapla iki farklı Mert'in Kitap Kulübü buluşması yapacağız ve tabii her ikisi de başka katılımcılarla olacak: 7 Şubat Cumartesi saat 13.00'da Kadıköy'de, 8 Şubat Pazar saat 20.00'da ise Google Meet'te toplaşıp kitap konuşacağız. 📚💻🫖

Kitabımız; Nobel ödüllü Polonyalı yazar Olga Tokarczuk'dan Sür Pulluğunu Ölülerin Kemikleri Üzerinde.

Romanın ikinci kez okumayı gerektiren ismi, William Blake'in şiirlerinden alıntılanan bir cümle aslında.

Uzak bir Polonya köyünde yaşayan, astrolojiye, yıldız haritalarına ve -benim gibi- siyah çaya meraklı olan yaşlıca kadın karakterimiz Janina, Blake şiirlerini de tercüme eden biri. Bir gün, komşusu Koca Ayak ölü olarak bulunuyor. Hem de avladığı bir geyiğin kemiği yüzünden. Ve peşi sıra başka şüpheli ölümler de meydana geliyor. Yoksa, Janina'nın inandığı gibi, kendilerini acımasızca öldüren insanlardan artık intikam almak isteyen hayvanların mı parmağı var bu işte?

Romanı bana kalırsa üç türlü yorumlamak mümkün: Bir yanıyla pastoral bir anlatı, bir yanıyla polisiye özellikleri taşıyan bir kurgu, bir yanıyla da eko-feminist edebiyat. Ama bu, kolayca tek bir "tür"e indirgenecek kitaplardan biri değil. Roman, tam da bu noktada ilgi çekici bir hal almaya başlıyor zaten. Birbirinden değişik karakterler de cabası. Hele finalindeki o sürpriz… Sırf doğa, hayvanlar, otorite, kadın-erkek ve insan üzerine tartışmaya açtığı konularla bile önem arz ediyor. 🌱

Herkesin söz alıp konuşabileceği samimi bir ortam için kulübe katılım kontenjanla sınırlı. İlk kez katılacaksanız, sizi ve kitaplarla olan ilişkinizi daha iyi tanıyabilmemiz için kayıt formunu doldurmanız gerekiyor. Katılmak istediğinizin yüz yüze mi yoksa online kitap kulübü mü olduğunu formda seçebilirsiniz. 📬

*Online buluşma, yeterli sayıya ulaşmamız durumunda gerçekleşecek.

**Mert'in Kitap Kulübü'nde konuştuğumuz kitapların reklam olmadığını belirtmek isterim. Kulüp buluşmaları için seçtiğim kitaplar tamamen şahsi tercihlerimle seçilmiştir, yani kitap tavsiyesidir. Bu kitaplar beğendiğim kitaplar olabileceği gibi; farklı perspektiflerden okurlar olarak meselesini hep beraber tartışmak ve kimi zaman birlikte eleştirmek üzere seçtiğim kitaplar da olabilmektedir.

Bu da yazının şarkısı olsun bari. Beth Hart - Bad Woman Blues.

instagram.com/ofluoglumert

instagram.com/mertinkitapkulubu

En son çıkan romanımı incelemek için: https://www.remzi.com.tr/kitap/benim-kucuk-saheserim

Kitabı sesli kitap olarak dinlemek için: https://www.storytel.com/benim-kucuk-saheserim

12 Ocak 2026 Pazartesi

2026. Ve hala blog'larımızdayız.

2026.

Yepyeni bir yıl.

2009'dan beri blog yazdığımı düşünecek olursak, 20. yılıma doğru gidiyorum. Hadi bakalım. 

Buralar bizim sanal günlüklerimiz. Blog'larla başlayıp, sonradan daha pratik olduğu ve daha çok kişiye ulaşma imkanı olduğu için, takip edilme, takipçilerle dolup taşma arzusuyla instagram'a, twitter'a gidenler, blog'larını terk edenler oldu. 

Bizlerse hala buradayız. 

Elbette artık o eski okunmalarımız, yorumlaşmalarımız yok. Çok çok azaldık. 

Ama zaten buradaki birinci amacımızın da yazmak, kaydetmek olduğunu düşünüyorum ben. 

"Fenomen" ya da "influencer" olmak için blog yazan kimse olamaz.

İşte bizler, bu blog yazmayı sevenler olarak, blogspot'lar kapatılana, internet çökene kadar yazılarımızı uzay boşluğuna bırakmaya devam edeceğiz gibi görünüyor. 

Acaba yıllar yıllar sonra, benim şu an odamda, camdan düşen kar tanelerini seyredip çayımı yudumlarken yazdığım bu yazıyı kim okuyacak? Ya da, "aradığınız yazıya ulaşılamıyor" yazısı mı çıkacak ekranlarda?

Blog'larımızın geleceğe kalacağının bir garantisi olmadığını bir kez daha vurgulayayım.

Gmail kapanabilir, Blogspot kapanabilir. Veya kapatılabilir.

X hesabım kapatıldı mesela. 2014'ten beri Twitter'daydım. Bu yıl (pardon, 2025 demem gerek) eylül ayında bir gün hesabıma girdiğimde, profilimin bomboş olduğunu gördüm. "Hesabınız askıya alındı" diye hiç anlam veremediğim bir şey yazıyordu. İtiraz ettim, cevap bile vermediler. 2 ayım bekleyişle geçti. 2 ay sonra, hesap yine bana hiçbir açıklama yapılmadan tamamen kapatıldı. Hiçbir neden, gerekçe yok. Zaten hesapta da kitaplar ve gezi fotoğrafları dışında hiçbir şey paylaşmadığım için, hani başka türlü bir sebebi de olamaz. X tamamen keyfi olarak sayfamı kapatmış. Sonra şikayetvar gibi sitelere baktım, herkes, sıradan vatandaş, bu dertten muzdarip. Neredeyse 10 bin takipçim olan Twitter hesabım birdenbire kapatıldı ve yıllar boyunca yazdığım, biriktirdiğim her şey yok oldu gitti. O yüzden diyorum, bu yazılarımıza da bir gün ulaşamayabiliriz...

Ama o güne kadar buralardayız.

***

Astrolojik öngörüler/tahminler her sene bize umut veriyor, öyle değil mi? Hangi burçsak, "bu yıl bizim yılımız olacak!" diye motive oluyoruz (nedense her burç kazançlı çıkıyor bu işten, hiç negatif bir burç yorumu alan olmuyor, çaktırmayın, maksat herkes mutlu olsun). Umutlanmaya, bir yerinden hayata tutunmaya o kadar ihtiyacımız var ki, burçlardan medet umuyoruz, ne yapalım... Hiç değilse onlar bize genelde hep güzel şeyler söylüyor. 

Geçmiş yılların burç tahminlerini okuyorum. Mesela 2023'te benim burcum hakkında söylenenleri yaşadım mı? Hayır. 2017'de yaşadım mı? Hayır. Yine de fala inanma falsız kalma hesabı, seviyorum burç tahminlerime bakmayı... Burçların genel özelliklerinin gezegen hareketleriyle ilgili olduğu gibi bir gerçeklik de var aslında, ama günlük tahminler falan pek de tutmuyor. Tutacak gibi de değil. Şimdilerde okuduğum, Olga Tokarczuk'un Sür Pulluğunu Ölülerin Kemikleri Üzerinde romanındaki Janina karakterinin astrolojiyle ve gökte neler olduğuyla ilgilenmesi de yazıyı yazdığım zamana denk geldi. 

Neyse, 2026 yılı burç tahminlerimi okuyunca bu yıl da yine benim yılım olacak, onu anladım.

Hepimiz, daha doğrusu kalbi iyi niyetlerle, güzelliklerle dolu olanlarımız, güzelliklerle karşılaşalım bu yıl.

Bu çabuk çabuk yazdığım yazı da böylece 2026'nın ilk blog yazısı oluverdi.

instagram.com/ofluoglumert

instagram.com/mertinkitapkulubu

En son çıkan romanımı incelemek için: https://www.remzi.com.tr/kitap/benim-kucuk-saheserim

Kitabı sesli kitap olarak dinlemek için: https://www.storytel.com/benim-kucuk-saheserim

Pazar Tavsiyesi: Din Felsefesi Üzerine İyi Bir Korku Filmi

Hafta sonları bile erkenden uyanan benden, günaydın! Çok yeni izlediğim bir filmi (dün gece), sevebileceğinizi düşünerek taze taze paylaşm...