MERT'İN KİTAP KULÜBÜ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
MERT'İN KİTAP KULÜBÜ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Mayıs 2026 Pazar

Mert'in Kitap Kulübü'nde Bir Maskenin İtirafları konuşuyoruz

İstanbul'da yüz yüze buluştuğumuz kitap kulübüm Mert'in Kitap Kulübü, Mayıs ayı buluşmasıyla birlikte dolu dolu geçen 3 yılını geride bırakmaya hazırlanıyor! 16 Mayıs Cumartesi günü saat 13'te Kadıköy'de buluşacağız.

Kitap kulübümüzün bu buluşmasında, dünya edebiyat tarihinin hayatıyla da ölümüyle de en merak (ve dehşet) uyandıran isimlerinden Yukio Mişima’nın tabu sayılan bir kendini keşif hikayesini ele aldığı ve otobiyografik ögeler de taşıdığı düşünülen (ya da bilinen) romanı Bir Maskenin İtirafları'nı konuşacağız. Ama bu kitabın bir de eşlikçisi olacak; o da Hançerli Hanım Hikâye-i Garibesi.

Hançerli Hanım, Osmanlı’da meddahların anlatageldiği ve 1851 yılında Âlî Efendi tarafından kitaplaştırılmış bir uzun hikaye. Peki Osmanlı’da bu toprakların sokaklarında, kahvehanelerinde anlatılan bir öykü ile dünyanın ta öbür ucunda, savaşın gölgesinde, okul sıralarında geçen, adaletsiz bir varoluşla gönül kırıklığı içinde mücadele eden bir gencin Japon bir yazar tarafından 1949'da yazılmış romanı arasında ne gibi bir bağlantı var? Edebiyat tarihi umulmadık sürprizler ve önyargılarımızı ters düz edecek gerçekler saklıyor olabilir.

"Shakespeare’i çok dert etmeden Hamlet’in tadının çıkarılabildiği zamanlar artık geçti!" diyor Marguerite Yourcenar, ünlü Japon yazar Yukio Mişima hakkında yazdığı deneme kitabı Bir Boşluk Algısı’nda. Kurgusal bir romanda anlatılan karakterlerin her bir hamlesinde yazarın yaşamından izler aramak ne kadar doğru sorusu, bildiğiniz üzere benim de sık sık üstüne düşündüğüm bir konu.

Fakat Bir Maskenin İtirafları için durum epey farklı. Bu kez yazarın kendi hayatından otobiyografik ögeler taşıdığını bizzat kendisinin söylediği bir roman var karşımızda. Mişima kolay olmayanı yaparak maskesini çıkarıyor ve bize kendi öyküsünü tüm çıplaklığıyla anlatıyor.

Kolay bir hayat değil onunki (ölümü de hiç kolay olmadı). Hep saklanmak zorunda kalmak, hislerinden emin olamamak, hiç de kapılmadığı duygulara kapılıyormuş gibi görünmek ve sahiden kapılmak için kendini zorlamak… Tüm bu uyanışı başlatan küçük tetikleyiciler ve sonra Guido Reni'nin Aziz Sebastian tablosuyla iyice açığa çıkan bir varoluş. Oysa hiç istemezdi böyle bir hayatı olmasını. "Öteki çocuklara gerçek yaradılışlarını olduğu gibi göstermek olanağı tanınmıştı; ben ise hep belirli bir rolü oynamaya kendimi zorlamak durumundaydım."

Güzel bir kurgu ve canlı sahneler. Bize sadece bir çocuğun kendini keşfetme hikayesini değil, bir dönemi ve bir ülkeyi anlatması bakımından da çok önemli. Magnus Hirschfeld, Oscar Wilde, Dostoyevski, Jeanne d'Ar gibi pek çok ismin kitabın sayfaları arasında kendine yer bulması da cabası.

Japon edebiyatının en önemli eserlerinden Bir Maskenin İtirafları'nı kitap kulübümüzün 16 Mayıs'taki Kadıköy buluşmasında detaylıca masaya yatıracağız.

Heyecanla bekliyorum.

Bu da bu kitabın/yazının şarkısı olur mu? Bence çok da güzel olur.

instagram.com/ofluoglumert

instagram.com/mertinkitapkulubu (Detaylı kitap yorumlarım burada)

En son çıkan romanımı incelemek için: https://www.remzi.com.tr/kitap/benim-kucuk-saheserim


15 Ocak 2026 Perşembe

Mert'in Kitap Kulübü'nde 7 Şubat'ta yüz yüze, 8 Şubat'ta ilk kez çevrim içi buluşuyoruz!

Merhabalar.

Huzurlarınızda, yeni yılın ilk Mert'in Kitap Kulübü buluşması! 🧡

Üstelik bir de sürprizle: İlk çevrim içi kitap kulübümüzü de 2026'nın gelişiyle birlikte gerçekleştiriyoruz! 🥳

İstanbul'daki yüz yüze buluşmalarımız Kadıköy'de/Üsküdar'da zaten devam ediyor.

Ama farklı şehirlerden "online kitap kulübü olsa ne güzel olur" diye yazanlarınız da oluyordu.

Ben de sonunda, bakalım altından kalkabilecek miyim diye düşünerek, neden denemiyoruz dedim.

Bu sebeple, Şubat ayında aynı kitapla iki farklı Mert'in Kitap Kulübü buluşması yapacağız ve tabii her ikisi de başka katılımcılarla olacak: 7 Şubat Cumartesi saat 13.00'da Kadıköy'de, 8 Şubat Pazar saat 20.00'da ise Google Meet'te toplaşıp kitap konuşacağız. 📚💻🫖

Kitabımız; Nobel ödüllü Polonyalı yazar Olga Tokarczuk'dan Sür Pulluğunu Ölülerin Kemikleri Üzerinde.

Romanın ikinci kez okumayı gerektiren ismi, William Blake'in şiirlerinden alıntılanan bir cümle aslında.

Uzak bir Polonya köyünde yaşayan, astrolojiye, yıldız haritalarına ve -benim gibi- siyah çaya meraklı olan yaşlıca kadın karakterimiz Janina, Blake şiirlerini de tercüme eden biri. Bir gün, komşusu Koca Ayak ölü olarak bulunuyor. Hem de avladığı bir geyiğin kemiği yüzünden. Ve peşi sıra başka şüpheli ölümler de meydana geliyor. Yoksa, Janina'nın inandığı gibi, kendilerini acımasızca öldüren insanlardan artık intikam almak isteyen hayvanların mı parmağı var bu işte?

Romanı bana kalırsa üç türlü yorumlamak mümkün: Bir yanıyla pastoral bir anlatı, bir yanıyla polisiye özellikleri taşıyan bir kurgu, bir yanıyla da eko-feminist edebiyat. Ama bu, kolayca tek bir "tür"e indirgenecek kitaplardan biri değil. Roman, tam da bu noktada ilgi çekici bir hal almaya başlıyor zaten. Birbirinden değişik karakterler de cabası. Hele finalindeki o sürpriz… Sırf doğa, hayvanlar, otorite, kadın-erkek ve insan üzerine tartışmaya açtığı konularla bile önem arz ediyor. 🌱

Herkesin söz alıp konuşabileceği samimi bir ortam için kulübe katılım kontenjanla sınırlı. İlk kez katılacaksanız, sizi ve kitaplarla olan ilişkinizi daha iyi tanıyabilmemiz için kayıt formunu doldurmanız gerekiyor. Katılmak istediğinizin yüz yüze mi yoksa online kitap kulübü mü olduğunu formda seçebilirsiniz. 📬

*Online buluşma, yeterli sayıya ulaşmamız durumunda gerçekleşecek.

**Mert'in Kitap Kulübü'nde konuştuğumuz kitapların reklam olmadığını belirtmek isterim. Kulüp buluşmaları için seçtiğim kitaplar tamamen şahsi tercihlerimle seçilmiştir, yani kitap tavsiyesidir. Bu kitaplar beğendiğim kitaplar olabileceği gibi; farklı perspektiflerden okurlar olarak meselesini hep beraber tartışmak ve kimi zaman birlikte eleştirmek üzere seçtiğim kitaplar da olabilmektedir.

Bu da yazının şarkısı olsun bari. Beth Hart - Bad Woman Blues.

instagram.com/ofluoglumert

instagram.com/mertinkitapkulubu

En son çıkan romanımı incelemek için: https://www.remzi.com.tr/kitap/benim-kucuk-saheserim

Kitabı sesli kitap olarak dinlemek için: https://www.storytel.com/benim-kucuk-saheserim

24 Aralık 2025 Çarşamba

Kitap Kulübünde Aralık Ayına Yakışır Bir Gotik Kitap ve 2025'i Bitirirken...

Shirley Jackson’ın 1958 yılında yayımlanan Güneş Saati romanında, dünyanın sonunun yaklaştığına inanan Halloran evindekiler, dünyanın geri kalanından daha ayrıcalıklı oldukları, bu evdekiler olarak kendilerinin kurtuluşa ereceği fikrine öylesine kapılıyorlar ki, yaşamakta oldukları günleri unutup kopmasını bekledikleri “kıyamet” için hazırlanmaya başlıyorlar.

Merkezleri İskandinavya'nın Gotland bölgesi olan Gotlar, Avrupa'ya inerek ele geçirdikleri yerlerde barbarlıkları, talancılıkları ve yağmacılıklarıyla bilinen bir kavimdi. 5. yüzyılda Batı Roma İmparatorluğu'nun yıkılmasına sebep oldular. Gotların her yere korku salması akıllarda (ve tarih kitaplarında) öyle kaldı ki, onlardan türetilen gotik kelimesi de aşağılayıcı ve pek de hoş olmayan anlamlarda kullanılmaya başlandı. 1500'lü yıllarda yaşayan ressam, yazar, mimar ve sanat tarihçisi Giorgio Vasari (ki kendisini, mitolojik bir hadise olan Uranüs'ün hadım edilmesi freskiyle de hatırlıyor olabilirsiniz) bu kelimeyi kötü anlamıyla kullanan ilk kişi oldu.

Gotik akım ilk önce mimaride ortaya çıktı. En ünlü ve tipik örneği de herhalde Paris'te bulunan Notre Dame Katedrali olsa gerek... Edebiyata sıçraması için ise daha uzun zaman geçmesi gerekecekti. Gotik edebiyat olarak kabul edilen ilk eser, 1764'te Horace Walpole'un Gotik Bir Hikaye alt başlığıyla yayımladığı Otranto Şatosu adlı romanı. Yazar, 1749 yılında, neogotik mimarinin örneklerinden biri olan Strawberry Hill'i yaptırmıştı. Otranto Şatosu'nu da, Strawberry Hill'de kaldığı bir gece gördüğü hayaletli bir kabustan yola çıkarak yazmış...

DİKKAT: YAZININ DEVAMI, KİTAP HAKKINDA KISMEN SPOILER İÇERMEKTEDİR.

Peki bu kısa girizgahı niçin yaptım? İstanbul'da yüz yüze toplandığımız kitap kulübüm Mert'in Kitap Kulübü'nün Aralık ayı için seçtiğim ve 20 Aralık Cumartesi günü Kadıköy'de toplanarak konuştuğumuz kitap Güneş Saati'ydi de ondan.

Güneş Saati, Amerikalı korku ve gotik kurgu yazarı Shirley Jackson'ın (1916-1965) 1958 yılında yayımlanan dördüncü romanı. Kitap için gotik ve apokaliptik kurgu tanımlaması yapılsa da, gotikten izler taşıyor demek sanırım daha yerinde olacaktır: Hayaletler, periler veya çeşitli doğaüstü güçlerle örülü bir gotik edebiyat yok burada, kitabı gotik yapan mütemadi tekinsizlik ve bir sonraki aşamada ne olacağını bilememenin verdiği belirsizlik hali. Eh, olayların büyük, gizemli bir malikanede geçmesi de gotik edebiyatın olmazsa olmazlarından... Netice itibariyle gotik olmasına gotik, ama ilk anda anlaşılan şekliyle değil. 

Yazarın en bilinen kitabı, Netflix'e dizisi de çekilen Tepedeki Ev. Güneş Saati ise ondan bir yıl önce, 1958'de yayımlanmış. Zaten Jackson'ın 48 yıllık yaşamında toplamda altı kitabı, ama iki yüzden fazla da hikayesi var. En bilinen hikayesi ise, 1948 yılında The New Yorker dergisinde yayımlanan Piyango adlı öyküsü. Bu hikaye, okurlardan pek çok eleştiri mektubu almasına ve dergi aboneliklerinin de iptal edilmesine neden olmuş, meraklısına okumasını öneririm. Ama aynı zamanda Shirley Jackson'ı da ünlü biri haline getirmiş. Bu arada Jackson'ın eşinin edebiyat eleştirmeni Stanley Edgar Hyman olduğunu da yeri gelmişken belirteyim. Yazar ve edebiyat eleştirmeni birlikteliği ilk etapta birbirini besleyen bir uyum gibi görünüyor. Fakat Hyman, Jackson'la olan evliliği boyunca başka başka kadınlarla da açık ilişkiler yaşamış. Biraz garip bir çift anlayacağınız... Nitekim sonunda da boşanmışlar.

Güneş Saati, Halloran ailesinin malikanesinde, evin oğlu ve her şeyin sahibi Lionel'in cenazesinin ardından eve dönüş sahnesiyle açılıyor. Roman bize daha ilk cümlesiyle, "artık tartışmasız bir şekilde Bayan Halloran'a ait olan eve" dönüldüğü bilgisini vererek başlıyor. Lionel'in ölümünde Bayan Halloran'ın parmağı olduğunu, Lionel'in artık bir dul olan karısı Maryjane ve on yaşlarındaki kızı Fancy'nin, Bayan Halloran hakkındaki düşüncelerinden öğreniyoruz. İkisi de onun ölmesini istiyor. Fancy, kelimenin tam anlamıyla "creepy" denecek cinste bir çocuk. On yaşında olduğuna inanmak güç. "Onu iteyim mi? Onun babamı ittiği gibi!" diye diye ortalıkta dolaşıyor. Belli ki bu ailede tekinsiz, entrikalar peşinde ve hepsi birbirinden çatlak üyeler var. Evin ve mirasın Lionel'e değil kendisine kalmasını istediği için, Bayan Halloran'ın onu ittiği fikrindeler. Bununla ilgili asla bir yüzleşme yaşanmasa da, sayfa 67'de Bayan Halloran'ın düşünceleriyle, evi kaybetmeyi göze alamayacağını öğreniyor, yani oğlunu sahiden de onun öldürmüş olduğunun imasını seziyoruz. Burada "merdivenden itmek" romanda birkaç yerde daha geçtiği, melodik bir biçimde tekrarlandığı için, benim aklıma leitmotiv kavramını getirdi, söylemeden geçemeyeceğim... 

Sonra çok geçmeden, Bayan Halloran'ın eşi Bay Halloran'ın (ki kendisi tekerlekli sandalyede ve aklı da gidip geliyor) kız kardeşi Fanny Hala'ya bahçede, güneş saatinin yanında bir "vahiy" iniyor: Çoktan ölmüş olan babası onunla konuşuyor ve kıyametin gelmek üzere olduğunu, herkesin evde kalmasını, evin güvenli alan olduğunu söylüyor. Ona neredeyse kimse pek de kulak asmayacakken, şöminenin içinde beliriveren bir yılan (sayfa 40), birdenbire Fanny Hala'ya inanmalarını sağlıyor. Devamında da, kitapta benim en sevdiğim şu cümleleri okuyoruz:

"Dünyada herhangi bir şeye inanmayan tek bir kişi bile yoktur. En eksantrik şeylere bile inanan birilerinin bulunacağı öne sürülebilir, kolay kolay çürütülemeyecek bir iddiadır bu. Öte yandan soyut inanç büyük oranda imkansızdır, inancı pekiştiren somut olandır; kupanın, mumun, sunak taşının gerçekliğidir; heykel gözyaşı dökene kadar değersizdir, felsefe filozof şehit düşene kadar değersizdir. ... Soyut bir inanç imkansız olduğundan ona ancak alametler sayesinde güven duyulur; tanrının, yerine geçtiği katılığın üzerinde silik de olsa kendi şeklini çıkarması sayesinde. Fanny Hala'nın çevresini saran kimse babasının uyarısına inanmamıştı ama hepsi yılandan korkmuştu."

Böylece, evdekileri birdenbire bu kıyamet gününün hazırlığı alıyor. Kasabaya gidip erzak ve hayatta kalmak üzere gerekli olan ne varsa satın almaya başlıyorlar. Hatta buna bir erkek de dahil. Evet. Kıyamet koparsa üremek için Essex dışında bir başka erkeğe daha ihtiyaç duyacaklarının hesabını yapan Fanny Hala, kasabada gördüğü ve Yüzbaşı adını taktığı bir adamı tutup eve getiriyor. Adam da onlarla yaşamaya başlıyor. Okuma önerisi: Olup biten hiçbir şeyi sorgulamadan okuyunuz... Bu, durup ikide bir olanı biteni ve karakterlerin akılalmaz davranışlarını eleştirebileceğiniz romanlardan biri değil. Halloran evinde yaşayan herkes, dünyanın geri kalanından daha ayrıcalıklı oldukları, bu evdekiler olarak kendilerinin kurtuluşa erecek insanlar oldukları fikrine kendilerini fazlasıyla kaptırıyorlar. Müthiş bir elitizm! Üstelik mücevher ya da evin odaları gibi konularda da hala yarış halindeler. Hepsi, kıyamete o kadar odaklanıyorlar ki, yaşamakta oldukları günleri unutuyorlar. Shirley Jackson da biz okurlarına bunu düşündürmek istemiş olsa gerek.

Zaten bununla ilgili de Fancy karakteri kitap boyunca sadece burada (sayfa 171) aklı başında bir laf ediyor: 

"Şahsen ben buna anlam veremiyorum. Baksana, hiçbiriniz bir şeyleri sadece sevmekle yetinemiyor musunuz? Hep dünya için endişeleniyorsunuz. Baksana. Fanny Hala çok güzel bir dünya olacağını söyleyip duruyor; her şeyin yeşil, durgun, mükemmel olacağını, hepimizin orada huzur içinde mutlu mesut yaşayacağını. Bu kulağıma gayet hoş geliyor ama halihazırda zaten çok güzel bir dünyada yaşıyorum, yemyeşil, durgun ve mükemmel, gerçi burada kimse pek huzurlu ya da mutlu görünmüyor; ama düşünüyorum da bu yeni dünyada Fanny Hala, büyükannem, sen, Essex, bu diğer delilerle annem olacak; insanlar neden geride sadece bir tek onlar kalacağı için daha mutlu ya da huzurlu olacaklarını sanıyorlar ki?" 

Halloran ailesi bu tekinsiz çocuğu bile kitabın sonunda çokbilmiş bir filozof yaptı!

Nitekim kitap, olup olmayacağı bile belli olmayan, "kıyamet"ten önceki son günle bitiyor. Aslında gelmesi beklenen o kıyamet değil de, karakterlerin bu anın geleceğine inanıp o süreçte yapıp ettikleri, yani bekleyişleri önemli olan. Ertesi gün nasıl bir dünyaya uyanacaklarını bilmiyoruz. Bir önemi de yok. Kıyamet haberini alan Bayan Halloran, hemen bir hiyerarşi kurup, daha önce göndermeyi planladıkları da dahil herkesin evde kalmasına izin verdiğini açıklıyor. Hatta eve dışarıdan gelen arkadaşları, Augusta Willow, kızları Julia ve Arabella ile babası Bayan Halloran'ın kuzeni olan Gloria Desmond da artık kendi hayatlarını bırakıp sorgusuz sualsiz bu evde yaşamaya başlıyor. Aklı gidip gelen Bay Halloran'ın bile, hemşiresinden kendisine Robinson Crusoe okumaya başlamasını istemesi, kitaba ilişkin iyi bir detaydı.

Evin çalışanları da dahil olmak üzere karakterlerin her biri o kadar kendi halinde ve o kadar narsisist ki, evin çalışanı Miss Ogilvie bile, "Acaba düzgün bir akşam yemeği olacak mı? Buraya geldiğimden beri ilk cenazem bu" deme cüretinde bulunabiliyor ve bunu herkes doğallıkla karşılıyor. Veya, Fanny Hala "Gelen babamdı" dediğinde, Bayan Halloran, "Umarım ona hürmetlerimi iletmişsindir" diyor. Kitapta ironi ve kara mizah her an her diyalogda karşımıza çıkıyor. Dahası, kitapta karakterlerin diyaloglarından ziyade monologları olduğunu söylemek isabetli olacaktır. Zira herkesin ayrı telden çalıp oynadığı roman boyunca, karşılıklı sağlıklı bir iletişim kuran karakterlere pek de rastlayamıyoruz. Herkesin kendi söylemek istediğini söylediğini, ama birbirini hiç de dinlemediği bir atmosfer hakim.

Kitaptaki en tuhaf karakterler herhalde Bayan Halloran, Fanny Hala ve çocuk Fancy. Bayan Halloran öyle bir kadın ki, dünya sona ererken ne giyeceğini, yeni dünyaya nasıl uyanacağını düşünüyor ve evde kasabalılara verecekleri son davette kendine bir taç takarak gösteriş yapıyor. Tabii dünyanın sona ereceğini Halloran ailesi dışarıdan hiç kimseyle paylaşmıyor. Bayan Halloran'sa, müthiş hazırlıklar yaptığı kıyamet gününü göremiyor: Çünkü o gece, merdivenlerin dibinde ölü olarak bulunuyor. Birisi de onu merdivenden aşağı itmiş. Ama bu olayın üstünde hiç durulmuyor. Evin erkekleri onun cansız bedenini bahçedeki güneş saatine yaslayıp tekrar eve geri dönüyorlar. Fanny Hala, "Buralarda ona gerçekten benzeyen tek şey güneş saatiydi" diyor. Sayfa 123'te, Fanny'nin oyuncak bir bez bebeğine iğneler batırıldığı sahnesi (vudu büyüsü), kitabın sonunda bir ölümle karşılaşacağımızın sinyalini veriyordu. Meğer o kişi Bayan Halloran'mış...

Kitapta, kitabın kalanıyla biri hiçbir ilgisi olmayan, diğeri bağlantılı, iki yan hikaye de var. Bunlardan ana kurguyla tamamen alakasız olanı, Harriet Stuart hikayesi. Kasabada geçmişte ailesini katleden Harriet diye bir kız varmış ve şimdi onların yaşadığı ev, Stuart Evi ve tüm bu hikaye, kasaba için bir turizm malzemesi haline dönüşmüş durumda. Acaba Jackson bize benzer bir durumun Halloran malikanesi için de geçerli olabileceğini mi söylemeye çalışıyor? Diğer hikaye de, Halloran evinden ayrılmaya karar veren Julia'nın nihayetinde bunu başaramayıp sonrasında eve geri dönmesiyle sonuçlanan sisli araba yolculuğu. Bu bölüm başlı başına ayrı bir hikaye olarak bile atmosfer yaratmada hayli iyi.

Mert'in Kitap Kulübü'nün Aralık ayındaki Kadıköy buluşmasında da işte bu kitabın kurgusunu masaya yatırdık, karakterleri çekiştirdik, konular konuları açtı ve nasıl başlayıp bittiğini şahsen hiç anlamadığım 2,5 saatlik keyifli bir sohbet daha kitap kulübü tarihindeki yerini aldı. Aramıza her zamanki gibi hem yeni kitapseverler dahil oldu hem de daimi katılımcılarımız katıldı. Bu kitapta da karakterlerden yola çıkarak insanları, insanların birbirlerine yapıp ettiklerini konuşurken aslında yine hırsları, entrikaları, yalanları, yani insana ait ne var ne yoksa onu konuştuk. Bu, aynı zamanda 2025'in de son kitap kulübü buluşmasıydı. Kitaplarla dolu bir yıl daha ne çabuk geçti, inanılır gibi değil...

Herkesin söz alıp konuşabileceği samimi bir ortam için kulübe katılım kontenjanla sınırlı. İlk kez katılacaksanız, sizi ve kitaplarla olan ilişkinizi daha iyi tanıyabilmemiz için profilde bulunan kayıt formunu doldurmanız gerekiyor. 📬 Mert'in Kitap Kulübü birbirinden iyi okurların ve insanların buluştuğu bir yer olma çizgisini sürdürüyor. Kapımız kitaplardan konuşmak isteyen herkese sonuna kadar açık. Kulüpte konuştuğumuz kitapların reklam olmadığını, kitapları tamamen şahsi tercihlerimle seçtiğimi de bir kez daha belirtmek isterim. Bu kitaplar beğendiğim kitaplar olabileceği gibi; farklı perspektiflerden okurlar olarak hep beraber tartışmak ve kimi zaman birlikte eleştirmek üzere seçtiğim kitaplar da olabilmektedir. 

Bu arada bu yazıyı İstanbul'da yazdım, ama yılbaşını memleketimde geçirmek üzere geldiğim Trabzon'da yayımlıyorum. Dilerim ki sağlıklı, mutlu, huzurlu bir 2026 yılı geçiririz.

2026'da yeni blog yazılarında görüşmek üzere!

28 Kasım 2025 Cuma

Aralık Ayında Kitap Kulübünde Gotik Edebiyat Konuşuyoruz!

Daha dün başlamış gibi hissettiren 2025 bitiyor bile!

"Mert'in Kitap Kulübü de olmasa konuşamayacağımız" yüz yüze kitap kulübü buluşmalarımızda Aralık ayında Shirley Jackson'ın Güneş Saati kitabını konuşuyoruz. 🧡 Kitap kulübümle ilgili en memnun olduğum geri dönüşler sanırım kitap seçimlerimle ilgili geliyor. Elbette her zaman kıyıda köşede kalmış kitapları konuşacağız diye bir şey yok, ama sanırım beni heyecanlandıran kitaplar genelde daha az bilinenler oluyor. 📚

Güneş Saati, kendisi de hayli ilginç bir karakter olan ve daha çok Tepedeki Ev romanıyla bilinen Jackson'ın 1958 yılında yayımlanan romanı. Gotik ve apokaliptik kurgunun iyi örneklerinden olmakla birlikte, bunun türlere mesafeli okurları bu buluşmadan uzak bırakmasını istemem. Zira romanımız her ne kadar tekinsiz bir evde geçse de, (neredeyse tümü kadın olan) birbirinden entrikalı aile üyeleriyle, aslında yine her zamanki gibi insanı konuşacağız. İnsanoğlunun hırsları, yalanları, inançları her şeyiyle bu romanda da karşımıza çıkıyor. Edebi açıdan pek güçlü bir metin olmadığını peşinen söyleyeyim. Fakat Soğuk Savaş yıllarının belirsizliğinin sürdüğü bir dönemde yazılmış, "kıyamet"ten korunmak için aynı malikanede toplanan insanların ele alındığı bir kitabın konuşulması gerek. Kara mizah bu kitapta da yine başrolde. 🕯

Herkesin söz alıp konuşabileceği samimi bir ortam için kulübe katılım kontenjanla sınırlı. İlk kez katılacaksanız, sizi ve kitaplarla olan ilişkinizi daha iyi tanıyabilmemiz için kayıt formunu doldurmanız gerekiyor. 📬

20 Aralık Cumartesi günü saat 13.30’da Kadıköy’de görüşmek üzere! Detaylı adresi her zamanki gibi katılımcılarımıza bildiriyor olacağız. 🧡

* Mert’in Kitap Kulübü'nde konuştuğumuz kitapların reklam olmadığını belirtmek isterim. Kulüp buluşmaları için seçtiğim kitaplar tamamen şahsi tercihlerimle seçilmiştir, yani kitap tavsiyesidir. Bu kitaplar beğendiğim kitaplar olabileceği gibi; farklı perspektiflerden okurlar olarak meselesini hep beraber tartışmak ve kimi zaman birlikte eleştirmek üzere seçtiğim kitaplar da olabilmektedir.

instagram.com/ofluoglumert

instagram.com/mertinkitapkulubu

En son çıkan romanımı incelemek için: https://www.remzi.com.tr/kitap/benim-kucuk-saheserim

Kitabı sesli kitap olarak dinlemek için: https://www.storytel.com/benim-kucuk-saheserim

26 Ekim 2025 Pazar

Yüz Yüze Kitap Kulübümün Yeni Dönem Buluşmaları Kadıköy'de Başlıyor!

Ve beklenen an geldi çattı: Mert'in Kitap Kulübü'nde yeni sezon başlıyor! Her zamanki gibi, İstanbul'da yüz yüze buluşan kitap kulübü olarak, kitaptaki kurguyu, karakterleri, romanın geçtiği dünyayı ve tabii yazarın okura anlatmak istediklerini masaya yatıracağız. Özleştik! 🥳🧡

Sezonu kalemi sert, kara mizahı bol ve tabulara meydan okuyan eserleriyle bilinen Chuck Palahniuk ile, yeraltı edebiyatının derinliklerine dalarak açıyoruz. Görünmez Canavarlar, çıkışını Dövüş Kulübü ile yapan yazarın aslında ondan da önce yazdığı ama yayınevlerinden ret üstüne ret yiyen romanı. Kendisinin toplumsal normlara, medyanın dayattığı güzellik algısına, tüketim çılgınlığına ve kimlik meselesine dair söyleyecek çok sözü var. Baştan söyleyeyim, sarsıcı bir kurguyla karşı karşıyayız.

Kitap kulübünün benim için en güzel tarafı, okuduğumuz aynı roman hakkında bambaşka yorumlarda bulunmamız ve kitap hakkında farklı fikirlerde de olsak bunu müthiş bir nezaket içinde, karşılıklı empatiyle yapıyor oluşumuz. Ben bu ortak paylaşım hissini çok özledim. Eğer siz de özlediyseniz veya bu birlikteliği bizimle ilk kez yaşamak istiyorsanız, 15 Kasım Cumartesi günü 13'te Kadıköy'de buluşalım. Detaylı adresi katılımcılara bildiriyor olacağız.

Herkesin söz alıp konuşabileceği samimi bir ortam için kulübe katılım bu dönem de yine kontenjanla sınırlı. İlk kez katılacaksanız, sizi ve kitaplarla olan ilişkinizi daha iyi tanıyabilmemiz için kayıt formunu doldurmanız gerekiyor.

15 Kasım'da görüşmek üzere! 📚🌱

* Mert’in Kitap Kulübü'nde konuştuğumuz kitapların reklam olmadığını belirtmek isterim. Kulüp buluşmaları için seçtiğim kitaplar tamamen şahsi tercihlerimle seçilmiştir, yani kitap tavsiyesidir. Bu kitaplar beğendiğim kitaplar olabileceği gibi; farklı perspektiflerden okurlar olarak meselesini hep beraber tartışmak ve kimi zaman birlikte eleştirmek üzere seçtiğim kitaplar da olabilmektedir.

19 Ağustos 2025 Salı

Kitap Kulübü Hazırlığı, Yeni Kitap Yorumu ve Öteki Şeyler

Kitap yorumlarıma hız kesmeden devam ediyorum.

İçinde doğadan, hayvanlardan bahseden, hatta bunları baş köşesine koyup kurgusunu tümüyle bu çerçeveye oturtan romanları pek seviyorum. Doğa sorunlarını, iklim krizini de ele aldı mı bu gibi kitaplara ekokurgu, ekolojik roman gibi isimler de veriliyor; bu romanda böyle bir tema yok tabii. Benim (şu anda piyasada baskıları bitmiş olan) ilk romanlarım Ters Düz ve Uçurum Zamanı Trabzon’un kurgu ürünü Bozbalık Köyü’nde geçtiğinden, arka plana Doğu Karadeniz’in bu köyündeki doğa yaşamından çeşitli tasvirler serpiştirmiştim. Gerald Durrell’in usta işi kaleminden (ve Alfa Kitap'tan) çıkan Ailem ve Öteki Hayvanlar’da ise, doğa ve hayvanlar tümüyle başrolde.

Müthiş bir romanla karşı karşıyayız. Çok çılgın, renkli Durrell ailesinin, dört çocuk ve annelerinin, İngiltere’nin havasından sıkılınca bir anda tası tarağı toplayıp Yunanistan’ın Korfu Adası’na taşınmalarıyla başlıyor macera. Hikayeyi, on yaşındaki Gerald’ın gözünden okuyoruz. Kitapta böceklerden kuşlara, kaplumbağalardan örümceklere aklınıza gelecek -ve gelmeyecek- her çeşit hayvanla ilişki kuruyor Gerald. Adadaki sonsuz hayvan çeşitliliğini okuyoruz. Hem bilgiler öğrenerek hem de kurgu edebiyatın tadına vararak yapıyoruz bunu. Mekan Korfu Adası olunca, romanı yazın okumak da ayrı bir keyif veriyor insana. En azından bana verdi.

Gerald Durrell deyince aklınıza Lawrence Durrell geldiyse, evet, kendisinin Lawrence’ın küçük erkek kardeşi olduğunu hemen belirtelim. Hatta kitaptaki karakterlerden biri de Larry kısaltmasıyla Lawrence’ın ta kendisi. Yazar kardeşlerin ikisinin de başarıları malumunuz aşikar. İskenderiye Dörtlüsü romanının ilk kitabı Justine’i de paylaşmıştım bu sayfada. Kardeşler adeta dünyayı kendi aralarında bölüşmüşler gibi. Sen Mısır’ı yaz. Tamam, ben de Yunanistan’ı yazacağım. Ama adaları da bölüşelim. Rodos’u sen al, Korfu’yu ben.

Durrell’ın o kadar eğlenceli, öylesine mizahi bir dili var ki, kendinizi satır aralarında kıkır kıkır gülerken bulabilirsiniz. Kitabın çevirisi (Ayşen Anadol) de çok iyi yapılmış. Sırada serinin diğer iki kitabı var. Bu bir yetişkin kitabı gibi görünse de, kesinlikle çocuklara da hitap edecek. Türsüz, yaşsız kitaplardan. Zaten başarısı da burada yatıyor. Herkese öneririm. (Balım’ın kafesine düşen büyük bir kuyruk tüyü eşliğinde kitabın kapağını kapadım. Tam kitabın fotoğrafını çekecekken tüyü görünce, böyle bir kare çekeyim dedim. Bu kitaba da bu kare yakışırdı.)

Romanın sahiden eğlenceli olduğunu, şu cümlelerle başlamasından bile anlayabilirsiniz: "Okuyacağınız kitap, ailemle birlikte bir Yunan adası olan Korfu’daki beş yıllık misafirliğimin hikayesidir. Yazmaya başlarken, adanın doğasını biraz nostaljik bir dille anlatmaya niyetlenmiştim; ancak kitabın ilk sayfalarında ailemi tanıtmak gibi bir yanılgıya düştüm. Bir kez kendilerini kağıt üzerinde bulunca iyice yerleştiler, çeşitli bölümlere dostlarını bile davet ettiler. Ancak tilki gibi kurnazca hareket ederek, büyük zorluklarla şurada burada birkaç sayfayı bütünüyle hayvanlara ayırmayı başardım."

Okumaya, yazmaya devam.


Ve Akyaka'da geçtiğimiz akşamüstü çekildiğim bu fotoğraf da, İstanbul'daki Mert'in Kitap Kulübü sonbahar buluşmaları için seçtiğim (ama duyurularını yapana kadar kendime sakladığım) kitapları düşünürken... Yüz yüze buluşmalarımızı, okuduğumuz aynı kitaplar hakkında başka yorumlarda bulunmamızı, hepimizin bambaşka detaylara dikkat ediyor oluşunu, karakterleri ve kurguyu heyecanla masaya yatırmalarımızı, samimi sohbetlerimizi, her birimiz nihayetinde farklı insanlar olduğumuzdan romanlarda işlenen temaları beğensek de yargılasak da bunu birbirimize karşı müthiş bir nezaket içinde yapışımızı, kısacası ne olursa olsun aynı sayfada buluşabilmemizi çok özledim doğrusu. 

İstanbul'da görüşmek üzere! 🤸🏻‍♂️📚🧡

instagram.com/ofluoglumert

instagram.com/mertinkitapkulubu

twitter.com/ofluoglumert

ofluoglumert.bsky.social (Evet, Blusky'da da yerimi aldım!)

En son çıkan romanımı incelemek için: https://www.remzi.com.tr/kitap/benim-kucuk-saheserim

Kitabı sesli kitap olarak dinlemek için: https://www.storytel.com/benim-kucuk-saheserim

27 Ocak 2025 Pazartesi

Kitap kulübümün Şubat ayı kitapları

Kim bilir? Belki de aynı kitabı okuyor, aynı sayfaya ayracımızı koyuyor, aynı karakterlere hayran oluyoruz ve aynı olay örgüsü karşısında ağzımız açık kalıyor. Tüm bunları yaparken birbirimizden ayrı olmamıza gerek yok. İşte tam da bu ilhamla oluşturduğum ve ilk kitap toplantısını 2023’te yaptığımız Mert’in Kitap Kulübü’nün blog'umda da şöyle detaylı bir duyurusu olmasın mı dedim ve şubat ayının buluşmasına hazırlanırken, henüz kulüpten haberi olmayanlarınız da haberdar olsun diye bu paylaşımı yapayım istedim.

Mert’in Kitap Kulübü, sizi kitapların büyülü dünyasında aynı okuma zevkini paylaştığınız yeni insanlarla tanışıp sosyalleşmeye ve toplantının kitabı hakkında çay sohbeti eşliğinde tartışmalar yapmaya davet ediyor. Evet, İstanbul’da buluşup kitaplar hakkında yüz yüze konuşuyoruz, çünkü masa etrafında birbirimizi görerek yaptığımız o gerçek, sahici paylaşımların verdiği his gibisi yok.

Şubat ayı buluşmamızın ana kitabı olarak belirlediğim kitap, Afro-Amerikan edebiyatının en önemli yazarlarından Nobel ödüllü Toni Morrison'ın iki farklı sınıftan iki farklı siyahi karakter arasındaki ilişkiyi ele alan çarpıcı romanı Katran Bebek; yan kitapsa, Wilhelm Jensen'ın Antik Çağ'dan kalma bir rölyefi saplantı haline getiren genç arkeoloğunun peşinden İtalya'ya uzanan ve psikanalitik bir incelemeye tabi tutulan (hem de Freud tarafından) ilk edebiyat yapıtı olan novellası Gradiva: Bir Pompei Düşü. Sel Yayıncılık ve Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları kitapları. Buluşmaya iki kitabı da okuyarak gelmeniz bekleniyor ancak kitaplardan en az birini okuyarak katılmanız zorunludur. 

Buluşmamızı, 22 Şubat cumartesi günü saat 15'te Üsküdar/Bağlarbaşı'nda bir kitabevi-kafede gerçekleştireceğiz. Detaylı adresi katılımcılara iletiyor olacağız. İstanbul kitap kulüpleri arayanlara duyurulur!

Kulübün sistematik bir buluşma takvimi bulunmuyor. Buluşmaları daha ziyade, okuyup diğer bibliyofil insanlarla birlikte masaya yatırmak ve üstünde derinlemesine konuşmak için beni dürten kitaplar oldukça organize ediyorum (ayrıca bunda mekân ayarlamak gibi bana küçük çaplı stres yaşatan organizasyonel sıkıntıların da payı var ama oralara şimdi hiç girmeyelim).

Eğer siz de katılmak isterseniz, şubat ayının kulüp kitabı duyurusunu yaptığım instagram.com/mertinkitapkulubu'nden bekleniyorsunuz. Kayıt için kayıt formunu doldurmanız gereklidir ve herkesin konuşabileceği samimi bir ortam için katılım kontenjanla sınırlıdır.

Görüşmek üzere! 

instagram.com/ofluoglumert

twitter.com/ofluoglumert

En son çıkan kitabımı incelemek için: https://www.remzi.com.tr/kitap/benim-kucuk-saheserim

18 Ocak 2024 Perşembe

KAYBOLAN BİR DİL ÜZERİNE

Mert'in Kitap Kulübü için bu ay seçtiğim kitap Audrey Magee imzalı Koloni'ydi.

Hikaye, 1979 yazında İngiliz ressam Bay Lloyd'un İrlanda'nın batı kıyılarındaki bir adaya gitmesiyle başlıyor. İsmini bilmediğimiz Lloyd'un amacı, burada üç ay kalarak kayalıkların resmini yapmak. Aslında gizli planı, adadaki İrlandalıların resmini yapmak. Bu arada arka planda, İrlanda'daki şiddetli patlamalar işleniyor. Huzursuz, çatışmalı bir dönem.

Bu küçük adada sadece on iki aile yaşıyor. Adanın yaşlıları İrlandaca konuşsa da çocuklar İngilizceyi de biliyor ve konuşuyor. Yani İrlandaca ölmek üzere. Kitap, İngilizcenin İrlandaca üstünde kurduğu baskıyı ve İrlandacanın giderek yok olmasını anlatıyor. Zaten ana karakterlerden biri de, Fransız bir dilbilimci.

Kitabı okurken aklımda şu gibi sorular belirdi:

Bir dilin kaybından kimi sorumlu tutmalı? O dili konuşmayı bırakanları mı, yoksa o dilleri ele geçiren dominant dilleri mi?

Kitaptan bir alıntı şöyle: "İngilizce konuşan ve İrlandalı isimlerini İngilizceleştiren Katolikler, İrlandaca bir ismi öğrenmekle ilgilenmeyen İngiliz işverenlerce tercih ediliyordu. İngilizce konuşan ve Protestanlığa dönen Katoliklerin durumu daha iyiydi."

Bir başka dikkat çekmek istediğim nokta daha var. Kitaptaki Fransız dilbilimci karakter JP Masson, 157. sayfada şöyle düşünüyor: "İngiltere'nin dilde bile toplumsal hiyerarşiye ihtiyaç duyması, İrlandalıların İngilizce konuşan güç sahibi kişilere hitap ederken sir veya sor sözcüğünü uyarlayıp kullanmasına yol açtı ve böylece daha önce var olmayan yeni bir dilsel ve sosyal eşitsizlik katmanı eklenmiş oldu."

Yorum sizin...

instagram.com/ofluoglumert

twitter.com/ofluoglumert

8 Aralık 2023 Cuma

MERT'İN KİTAP KULÜBÜNÜN OCAK AYI KİTABI BELLİ OLDU!


Yeni yılın ilk kitap buluşmasında, yani Ocak 2024’te ele alacağımız kitap, Audrey Magee’nin 2022 Booker Ödülü’ne aday gösterilen lirik romanı Koloni olacak. Buluşmaya nereden baksanız 1.5 ay daha var ama şimdiden duyuralım, herkes kitabını kuşansın istedik. 

Kontenjan 10 kişiyle sınırlı, kayıt olmak isteyenleri linkteki forma bekliyoruz. 

Buluşma Üsküdar veya Kuzguncuk’ta olacak, netleştirince duyuruyor olacağız. 

“Gelecek yıl” görüşmek üzere! 

12 Ekim 2023 Perşembe

JACK LONDON'IN EN AZ BİLİNEN ESERİ VE AKLA GETİRDİĞİ ETİK SORULAR

1876-1916 yılları arasında yaşamış Amerikalı yazar Jack London'ın en bilinen kitaplarından biri değil Suikast Bürosu. Onu genelde Martin Eden, Deniz Kurdu, Beyaz Diş, Yıldız Gezgini gibi kitaplarıyla tanırız. Bunun bir sebebi de London'ın kitabı bitirmeden bırakmış olması olabilir.

Suikast Bürosu'nu tamamlayan yazar, Robert L. Fish. Kitap 1963 yılının sonbaharında yayımlanıyor, tam da John F. Kennedy'nin suikastinin yaşandığı günlerde. Kennedy'nin ölüm günü 22 Kasım. Jack London da bir 22 Kasım günü hayata gözlerini yummuş, ilginç bir tesadüf. 

Kitapta üç ana karakter var: Ivan Dragomiloff, Grunya ve Winter Hall. Ivan, Suikast Bürosu'nun sahibi. Burası, "öldürülmeleri toplum açısından daha hayırlı (kime göre, neye göre...) olan" isimleri öldürme talebiyle gidebileceğiniz bir şirket. Ivan ve eğitimli filozof ve düşünür olan suikastçılardan oluşan ekibi, eğer bir kişinin öldürülmesini yararlı buluyorlarsa, müşterilerinin o kişiyi öldürme teklifini kabul ediyorlar. Hall, Ivan'ın kızı Grunya ile sevgili. Ve Ivan'ın onun babası olduğunu bilmeden, Ivan'ın kurucusu olduğu Suikast Bürosu'na gidip Ivan'ın öldürülmesini istiyor. Ivan da sözüne sadık, prensiplerine sıkı sıkıya bağlı bir adam: Kendi ölüm fermanını bizzat kendi onaylıyor! Hall, Ivan'ın Grunya'nın babası olduğunu öğrendikten sonra onu öldürme isteğinden vazgeçse de, etik değerlerine sıkı sıkıya bağlı olan Suikast Bürosu'nun sözü söz: Bu adam ölecek. Ölmeyi en çok isteyen de Ivan'ın kendisi. Burdan sonrası tam bir polisiye. 

Kitabı okurken aklıma pek çok soru geldi:

* Bir insanın ölümü toplum için faydalı ise bile onu öldürmek etik midir?

* İnsan hayatının önemine kim karar verebilir? 

* Bugün hangimiz, verdiğimiz bir sözün arkasında Ivan kadar sözünün eri olarak durabiliriz?

* Ahlak, toplumdan topluma değişir. Etikse her zaman her yerde geçerlidir. Sizce hangisi daha önemli? 

* Kitabın bir yerinde Suikast Bürosu'nda çalışan karakterlerden biri şöyle diyor: "Öldürdüğüm kişi sayısı arttıkça ölüm benim için çok basit bir hal aldı." Kötülük yapma sayısı arttıkça, bundan duyduğumuz suçluluk duygusu azalır mı?

Bu cumartesi Mert'in Kitap Kulübü olarak İstanbul'da toplanarak bu kitabı tartışacağız. 

instagram.com/ofluoglumert

twitter.com/ofluoglumert

instagram.com/mertinkitapkulubu

9 Mayıs 2023 Salı

MERT'İN KİTAP KULÜBÜ İSTANBUL BULUŞMALARI BAŞLIYOR!

Merhabalar, sevgili blog ailem!

Uzun zamandır (yaklaşık olarak 2,5 yıldır - çünkü ilk girişimi Eylül 2020'de Mert'in Kitap Kulübü adında bir instagram sayfası açarak yapmıştım) kafamda dönüp duran, öyle mi yapsam, yok yok şöyle yapmalıyım diye herkes için en iyisi nasıl olur diye düşündüğüm kitap kulübümü başlatıyorum!

Peki nedir bu Mert'in Kitap Kulübü? Nereden çıktı?

Kim bilir? Belki de aynı kitabı okuyor, aynı sayfaya ayracımızı koyuyor, aynı karakterlere hayran oluyoruz ve aynı olay örgüsü karşısında ağzımız açık kalıyor. Tüm bunları yaparken birbirimizden ayrı olmamıza gerek yok. İşte Mert’in Kitap Kulübü, tam da bu ilhamla açıldı. Ve sizi, kitapların büyülü dünyasında aynı okuma zevkini paylaştığınız yeni insanlarla tanışıp sosyalleşmeye ve en sevdiğiniz kitaplar hakkında çay sohbeti eşliğinde tartışmalar yapmaya davet ediyor. 

Aynı kitabın sayfalarında gezindiğimiz insanlarla buluşmak istiyoruz. Yola çıkarken, Martin Eden’daki “Seni kitap okuyan insanlarla tanıştıracağım. Hayat, ancak böyle insanlarla bir araya geliyorsan yaşanmaya değer olur.” sözü bana cesaret verdi. “Partilemeyi”, spor yapmayı ve dans etmeyi seviyorsanız sosyalleşmek çok kolay olabilir; peki ya tam bir kitap kurduysanız? Tek istediğiniz favori kitap ve yazarınızı masaya yatırıp sizinle sohbet etmeye hazır insanlarla bu konu üstünde saatlerce konuşmaksa? Nerede bu bibliyofil insanlar? Mert’in Kitap Kulübü’nde tam olarak böyle bir sosyalleşme ortamı yaratmayı amaçlıyoruz.

Mert’in Kitap Kulübü’nde kurgusal eserlere odaklanmak istiyoruz ancak yazar, kitap ve tür sınırlaması yok! Dünya klasiklerinden Türk edebiyatına, polisiyeden suça, psikolojik romandan gerilime, romantizmden melodrama, bilim kurgudan fantastiğe, büyülü gerçekçilikten gotiğe kurgunun farklı dallarında pek çok kitabı birlikte okumak ve tartışmak için sabırsızlanıyoruz. Aslında etiketlere ve kategorilere pek de inanmıyoruz. Bir sonraki sayfayı çevirirken kalbimizi heyecandan yerinden fırlatacak romanları hep beraber keşfedelim istiyoruz. Burada Sabahattin Ali’den Hüseyin Rahmi Gürpınar’a, Jack London’dan Heinrich Böll’e, Matt Haig’den Stefan Zweig’a, Agatha Christie’den Yaşar Kemal’e, Stieg Larsson’dan Stephen King’e bildiğiniz, ama en çok da bilmediğiniz pek çok yazarı tanıma fırsatı bulacaksınız. Evet, Mert’in Kitap Kulübü’nde yalnızca popüler kitaplara yer yok. Sizinle, edebiyat dünyasının kıyıda köşede kalmış nefis eserlerini de konuşmak istiyoruz. 

Kitap kulübümüze üye olmak için tek yapmanız gereken, kayıt formunu doldurmak... Böylece sizi biraz daha yakından tanımayı umuyoruz. Bir kitap türü olsaydın hangisi olurdun, ıssız bir adaya düşsen yanına hangi üç kitabı almak isterdin, ömrünün sonuna dek tek bir kitap dünyasının içinde yaşayacak olsan o kitap hangisi olurdu ve sevdiğin yazara o müthiş kurgusuyla ilgili hangi soruyu yöneltmek isterdin: Bu gibi soruların cevabını bilmek için can atıyoruz!

Mert'in Kitap Kulübü olarak ilk kulüp toplantımızı Haziran başında İstanbul'da Kadıköy/Üsküdar'da yapıp o ayın kitabını değerlendirmek istiyoruz. Ama aynı zamanda Zoom'dan/Google Meet'ten çevrimiçi olarak dünyanın dört bir tarafındaki kitap kurtlarıyla tanışmak için de heyecanlanıyoruz. 

Kitapla ve sevgiyle kalın...

Vee... Mert'in Kitap Kulübü'ne hoş geldiniz!

https://www.instagram.com/mertinkitapkulubu/


8 Ekim 2020 Perşembe

MERT'İN KİTAP KULÜBÜ AÇILIYOR!

Pandemi süresince giderek yalnızlaşarak eve kapanan kitap kurtlarının kendilerini yalnız hissetmemesi için aynı kitap sayfalarında buluşmasını hedefleyen bir oluşumdur. Trabzon'da bir sonbahar günü Mert'in aklına düşerek heyecan yaratan bir fikirle kurulmuş, binası hayal gücü olan bir kitap kulübüdür. Okumanın büyüsüne kapılmadan duramayan ve internet bağlantısı olan her kitap kurdu davetlidir! 

Bu kitap kulübünde her ay bir kitap okunacak ve ay boyunca okunan kitapla ilgili tartışmalar yürütülecek, alıntılar paylaşılacaktır. Katılımlar blog'daki veya instagram'da Mert'in Kitap Kulübü sayfasında yapılacak olan paylaşımların altından sağlanabilir. İnternet üzerinden kitap toplantıları, aynı şehirde olanlarla sosyal mesafeli buluşmalar yapılması da kulübün uzun vadeli hedefleri arasındadır. Kitabı olmayan da okuma etkinliğine katılıp yorumlarda diğer kitap kurtlarıyla buluşabilir. Kitaplar sonradan okunmak üzere öneri olarak da değerlendirilebilir. Mert'in Kitap Kulübü'ne DM'lerden ve mesajlardan her zaman ulaşılabilir.

Okunacak olan kitaplar arasında tür kısıtlaması yoktur ve bu kitap kulübü önerilere her zaman açıktır. Aşktan polisiyeye, dünya klasiklerinden bilim kurguya, gerilimden maceraya, Türk edebiyatından fantastiğe, psikolojikten suça edebiyatın farklı dallarında pek çok kitap okunacaktır.

Kendini yalnız hissettiğinde edebiyat sana müthiş bir aile sunar. Ve içindeki kalabalığı keşfetmene yardım eder. Mert'in Kitap Kulübü'ne hoş geldin!

(İlk ayımız olan Ekim ayının kitabı Jack London'ın Martin Eden'ı.)

Sosyal medyada buluşmak için:

Dünya Kupası ve Kariyer Mesajı

Kim demiş 40'lar başarı zirvesine oturmak için çok geç diye? Vozinha'nın cevabı sahadan geliyor. Başarı hikayeleri anlatılırken gene...