28 Ocak 2015 Çarşamba

O HAYAT BENİM'İ İZLETEN 7 SEBEP


Bir diziyi izlemeye bazen ikinci sezonunda başlayabilir seyirci. Ne de olsa bizim dizilerin özelliği, ortasından dalınıp izlenebilmesi! İşte pazar akşamları Gönül İşleri izleyicisiyken O Hayat Benim'e nasıl geçiş yaptığımın geniş özeti...

Gönül İşleri'nin ilk bölümünü izleyip yazdığım yazıda da demiştim: Eğer bu dizi,  senaryosunda ilk bölümündeki gibi sürpriz gelişmeler yaşanmazsa yoluna devam edemez. İlk bölümün şok edici finali seyircinin beklenti çıtasını fena halde yükseltti çünkü. Ne yazık ki dediğim çıktı çıkacak. Trajikomik bir hikaye olarak yola çıkan Gönül İşleri'nin senaryosu ucuz bir komediye dönüşmek üzere. Artık senaryo tıkandı, hele bir karakter var ki (Asrın), başrolde olmasına rağmen son bölümlerde dizide hiç gözükmüyor, adeta onu koyacak bir yer kalmadı! Bennu Yıldırımlar ve Selma Ergeç'in müthiş performanslarına oluyor olan... Bir de evin babası Sezai Aydın'a tabii... Timuçin Esen'i de unutmamalı...

Kısacası, Gönül İşleri dram yüklü ve şok edici bombalarını atıp ortalığı toz duman içinde bırakmazsa, güzelim diziye yazık olacak... Hani reyting almasa da ekranlarda kalmasına razıyız, ama yapımcılar dizinin reytingleri düşmeye devam ederse yayından kaldırabiliyorlar ne yazık ki... Halbuki bir dizinin yoluna devam etmesi için ille de o gün 1. olması mı gerekiyor? Yani illa tüm Türkiye mi izlemeli bir diziyi? Bunlar başka yazıların konusu tabii.

Şimdi gelelim O Hayat Benim'e nasıl sardığıma... Aslında dizi izlemeye pek vakit bulamayan biriyim. Yani internet, televizyon ve reyting listelerine olan merakım sayesinde, hemen her diziye genel hatlarıyla hakimim ancak izlediklerim sınırlı. Takip ettiğim dizileri de daha çok internetten takip ediyorum zaten. Arada bir Gönül İşleri ve Paramparça'ya bakıyorum, o kadar. Şimdi ise, yani Gönül İşleri beni sıkmaya başlayınca, aynı akşam Fox'ta yayınlanan O Hayat Benim'e bir bakayım dedim... Aslında bir sezondur ekranda dönmekte olan bu dizinin konusu ve oyuncuları beni pek cezbetmiyordu, yine de bu diziyi 1. yapan ne var diye düşünmüştüm... Ama gide gele dizinin seyircisi oldum ben de! Peki bu diziyi izleten 7 sebep diye bir liste hazırlayacak olsam, bu 7 sebep ne olurdu:

1. Yeşim Ceren Bozoğlu: Gelincik Yokuşu'nda yaşayan paragöz bir anne daha ne kadar iyi canlandırılabilir? Dizide Nuran karakterine hayat veren Bozoğlu, arada tiyatro sahnesinde oynuyormuş gibi davransa da, dizinin köşe taşlarından...


2. Ceren Moray: Kardeşinin hayatını çalan Efsun'u canlandıran Ceren Moray, ilk bakışta Yahşi Cazibe'deki Simge'yi oynayan Hande Katipoğlu'nun "özenti" hallerini taklit ediyormuş gibi görünüp itici gelse de, diziyi izledikçe niçin öyle davrandığına hak veriyor ve onu hiç de abartılı bulmuyor insan... Aksine hep onun sahnesi olsa da izlesek diyor...

3. Ezgi Asaroğlu: Harika bir oyuncu. Zaten ekranların aranılan oyuncusu. Sinema filmleriyle de göz dolduruyor. Hiçbir şeyden haberi olmayan, hayatı çalınan masum kız kardeş Bahar rolüne de çok yakışıyor. Sadece, arada bir kaşlarını çok çatıyormuş gibi geliyor bana. Belki de suratının genel ifadesi budur, kim bilir...

4. Açılan mezarlar: Artık itiraf etmenin zamanı geldi: Biz aslında polisiyeyi çok seviyoruz. Dizilerde de son yıllarda birbirini öldürüp çukura gömmeler, sonra o çukuru açıp cesedin orda olmadığını görünce şoka girmeler moda haline geldi. Ha bir de bu ölüm vakasını araştıran polisle sevgili olma durumu var. Umutsuz Ev Kadınları'nda iyice benimsediğimiz bu öykü, O Hayat Benim'de zirve yapıyor. Dizinin son bölümde baş karakterlerimiz gömdükleri cesedi yerinden çıkarmak isteyince, bir de ne görsünler, cesedin yerinde yeller esiyor! Çok klasik bir senaryo. Ama kendini izlettiriyor. Ne yalan söyleyeyim ben de bir dizi yazacak olsam bu temele bu klişeyi alabilirdim.


5. Köşk yaşamları: Aşk-ı Memnu ile hayatımıza girdi köşklerde yaşanılanlar... O Hayat Benim, Güllerin Savaşı ve son olarak da Paramparça ile birlikte iyice benimsedik bu durumu. On kapılı evlerde kulağımızı kapıya dayayıp içeride yaşananlara şahit olmayı seviyoruz! Ne var ki, O Hayat Benim'de senaryonun bu köşk ayağı biraz sallantıda. Zira evde yaşayanların sayısı öyle pek fazla değil ve bu da entrika eksikliği doğuruyor. Senaristler buraya biraz daha yüklenmeli.

6. Zengin-fakir çatışması: Bu klişe hep tuttu, hep de tutacak.

7. Aşk üçgenleri-dörtgenleri-beşgenleri: Bu klişeden de vazgeçmek mümkün değil.

Dizinin senaryosu Paramparça'ya benziyor. Daha doğrusu, Paramparça bu diziyi esas almış gibi. İki dizide de birbirlerinin hayatını yaşayan kız kardeşler var.

Gülsen Tuncer ve Ayla Algan diziden çıktılar. Oysa ikisi de pek yakışmıştı rollerine. Seçil ve Asım karakteri de kayıplara karıştı, onlardan da ses seda çıkmadı bir daha. Bu soru işaretleri, diziye benim gibi yeni başlayanlarda kafa karışıklığına yol açıyor...

4 yorum:

  1. ben de izlemeden duramıyorum bu diziyi
    güzel özetlemişsin
    gerçekten de karakterlerin güzel canlandırılması başarıyı artırıyor
    hep entrika hep bilinmezler mi seyirciyi bağlayan ekrana nedir?
    gönül işlerini seviyorum
    timuçin eseni izlemek keyif
    özlemişiz
    baba ve kzıları da güzel haklısın asrın başrol olmasına rağmen hiö yok
    sen güzel bir dizi senaryosu yaz
    ama LOST gibi olsun :)))
    tek geçerim hele de ilk sezonu müthişti

    YanıtlaSil
  2. Normalde pek dizi izlemem ama bir gün şans eseri denk geldim ve dizinin kendisini izlettirdiğini farkettim. Gerçekten yapanların eline emeğine sağlık. Tespitler şahane.

    YanıtlaSil
  3. İlk bölümden beri izleyen biri olarak zaman zaman off yeter dedirtsede oyunculuk bir harika . Çok başarılı bir tespit olmuş ;)

    YanıtlaSil
  4. medcezir ve kiraz mevsimi çok hececanlıııı diğerlerini bilmiyoom :)

    YanıtlaSil

YORUMLARINIZ İÇİN ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM!