19 Eylül 2026 Cumartesi

Diziler, Filmler... Ne İzlesek?

The Shards

80'ler modası Instagram üstünden pazarlanırken ve insanlar da gönüllü üreticiler olarak 80'ler fotoğraflarını keyifle paylaşırken (hala yapay zekalı 80'ler fotoğrafını paylaşmamaya direnen kaç kişi kaldık şunun şurasında) Ryan Murphy'nin yeni dizisi de tesadüf bu ya, 80'lerde geçiyor. Dizinin yaratıcı ismi Ryan Murphy olunca beklenti de yüksek oluyor. 

Amerikan Sapığı kitabıyla tanınan Bret Easton Ellis'in The Shards adındaki henüz Türkçeye çevrilmemiş olan kitabından uyarlanan dizide 1980'ler Los Angeles'ında ortalıkta bir seri katil kol gezerken seçkin bir grup lise öğrencisinin ilişkilerini, şatafatlı yaşantılarını, havuz partilerini izliyoruz. (Laf aramızda, klişe bir hikaye anlayacağınız...) Bir yandan bu elit yaşamlardan görüntüler sergilenirken diğer yandan korku ögelerinin gayet iyi sunulması diziyi farklılaştırıyor. Dizi, sezon finaline kadar ortalama ilerliyor ve iyi bir sezon finali vaat ederek size bir şekilde kendini izletiyor. Ama sezon finali hiç sezon finali gibi değildi, ara bölüm gibiydi, soruların hiçbiri yanıtlanmadı, ikinci sezona büyük bir kanca atılsa da ilk sezon kendi içinde anlamlı bir bütünlük sağlayamamış oldu. 

Başrollerin milyon takipçili şöhretlerle sınırlı kalmayıp sadece birkaç bincik takipçisi olan no-name isimlere de yer verilmesini çok sevdim. İsme değil yeteneğe bakılmasına Türk dizi sektöründe pek rastlamayız. Bizde başrollerin hepsi "büyük" takipçi kitlesi olan isimlerdir (sonra da dizileri 3. bölümde final yapar). Ünlü model Cindy Crawford'un kızı Kaia Gerber (10 milyon) ve Graham Campbell (geçenlerde daha hala 10 bindi) sevgili bir çifti canlandırıyor mesela. Hikayelerin oyunculardan önce geldiği bir gün bizde de anlaşılacak. 

Oyunculuğuyla öne çıkansa, diziyi onun gözünden izlediğimiz Igby Rigney elbette... Igby, Bret'in ta kendisini canlandırıyor. Yani yazar kendi hikayesinden yola çıkarak yeni bir hikaye yazmış gibi düşünebiliriz. Buna oto-kurgu (autofiction) deniyor. Ama yazar kendi hayatındaki olayları birebir aktarmıyor, kurguyu değiştiriyor, yeni olaylar katıyor. Dizideki Bret de gerçek hayattaki Bret gibi yazar olmak isteyen bir genç, o da o yıllarda Los Angeles'ta öğrenciymiş, gibi gibi. Tabii hikayedeki seri katil ve korku atmosferi tamamen kurmaca. 

Bu arada, Richard Gere'in oğlu Homer Gere de kadroda, okula yeni gelen "gizemli öğrenci" rolünde. Hayes Werner de oyunculuğuyla dikkat çekiyor. 

The Invite/Davet

A24 bu işi biliyor. Yola bağımsız sanat filmleri yapma gayesiyle çıkan bir film şirketi olsa da, bugün gişede çok ses getiren filmlerin ardında onun imzası var. Nicole Kidman ve Harris Dickinson'lı Babygirl'in 2025 kışında Kadıköy Sineması'nda izlediğim seansın nasıl tıklım tıklım dolu olduğunu hala hatırlıyorum. Bugün bir filmden önce A24 logosunu gördüğümüzde o filmin hikaye, anlatım ve estetik açısından belli standartları koruyacağına en azından güveniyoruz.

The Invite/Davet bir akşamda tek mekanda geçen, diyalog ağırlıklı, sahnedeki bir tiyatro oyununu seyrediyor hissi veren bir film. Nitekim, bir tiyatro oyununun beyazperde uyarlaması. Çağdaş, şık bir hikaye. Bazı sahnelerde temposu düşüyor, daha da iyi bir kurgusu olabilirdi. Azıcık, kendi yazdığım bir öyküye de benzettim. Seth Rogen, Olivia Wilde, Penelope Cruz ve Edward Norton başrollerde. Film hala sinemalarda. 

A24'ün fragman tasarımları bazen filmin kendisinden başlı başına çok daha iyi olabiliyor. The Invite/Davet'te de biraz bu durum söz konusu. Merak uyandıran bir fragman; hele Anita Ward'ın 1979 yapımı Ring My Bell şarkısıyla tasarlamalarına on üstünden on puan! 

The Unknown / İçimdeki Yabancı 

The Substance'ta zirveye çıksa da aslında bir süredir beden algısı, beden değiştirme, yabancılaşma ve kimlik meselesini ele alan korku/bilim kurgu/dram türü filmlerde (ve hatta esasında edebiyatta da) ciddi artış var. Léa Seydoux ve Niels Schneider, bilinçleri birbirlerinin bedenlerine geçen iki insanı canlandırıyor. İlgiyle izlediğimiz Bir Düşüşün Anatomisi'nin yazarından yine çok ilginç, tuhaf bir şekilde asap bozucu bir film. Fransızca. Vizyona geçen cuma girdi (girer girmez gittim), hala sinemalarda. Huzursuz hissetmek istiyorsanız izleyin. 

Davet ve İçimdeki Yabancı'yı Bennu (Yıldırımlar) abla ile sinemada izledim. 

Kylie 

Dünyaca ünlü şarkıcı Kylie Minogue'un kendi ağzından anlattığı üç bölümlük belgesel. Şarkıcının pembe dizide oyunculuk yaparken nasıl bir dünya starına dönüştüğü, süreçte yaşadıkları o dönemin tanıkları ve belgeleriyle anlatılıyor. Çok iyi bir arşivleri varmış doğrusu... Kylie'ye ilginiz yoksa bile dünyanın nasıl değiştiğiyle ilgili güzel bir nostalji turu sunması açısından keyifle izlenebilir.

instagram.com/ofluoglumert

instagram.com/mertinkitapkulubu (Detaylı kitap yorumlarım burada)

En son çıkan romanımı incelemek için: https://www.remzi.com.tr/kitap/benim-kucuk-saheserim

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Diziler, Filmler... Ne İzlesek?

The Shards 80'ler modası Instagram üstünden pazarlanırken ve insanlar da gönüllü üreticiler olarak 80'ler fotoğraflarını keyifle pa...