TERS DÜZ - RÖPORTAJ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TERS DÜZ - RÖPORTAJ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Mayıs 2022 Pazartesi

MERT OFLUOĞLU - UÇURUM ZAMANI RÖPORTAJI

İyi bir edebiyat eseri okumaktan daha fazla tatmin edici çok az, belki de tek bir şey var ve o da, eseri objektif bir şekilde okuyup değerlendiren usta işi bir roman kritiği okumak... Uçurum Zamanı’nı okuyan Müge İplikçi’nin soruları, romanın kuytularında kalmış köşelere öyle güzel ışık tuttu ki, yazarı olarak beni bile gerek röportaj sırasında gerekse sonrasında çokça düşünmeye itti. Müge Hoca’nın bir sürü tecrübeli yazarı ağırladığı Zeytin Dalı programına konuk olmak benim için unutmayacağım bir deneyim oldu. Söyleşimizde kitabın ana karakteri olarak tanımladığım Bozbalık Köyü çerçevesinde zaman ve mekanın önemini, romanın merkezindeki kadın karakterler arasındaki çatışmayı, polisiye olay örgüsünü ve daha pek çok şeyi konuştuk. Ben de, konuştuklarımızın bir kısmını yazıya dökerek, birkaç bazı eklemeyle buradan sizlerle paylaşmak istedim. Keyifli okumalar efendim... 

"ÜÇLEME; ÇÜNKÜ ANLATACAKLARIM TEK KİTABA SIĞMADI!"

Bir üçleme fikriyle yola çıkan genç bir yazar var karşımızda... Sizin yaşınızda bir yazar neden üçleme yazmaya girişti? 

Bunun aslında çok basit bir cevabı var: Anlatacaklarım tek bir kitaba sığmadı! Bozbalık Üçlemesi’nin başı ve sonu 2012’den beri belli. Benim lise yıllarımda oluşturduğum, o yıllarda yazdığım bir roman bu. Ters Düz, 2015’in sonunda yayımlandı ama aslında ben onu 18 yaşında tamamladım. Uçurum Zamanı’nı da 2016’da yazdım ama o da ancak 2021 gibi çok geç bir tarihte yayımlanabildi. Ters Düz’ün ilk cümlesini yazarken, son kitabın son cümlesi bile kafamda netti. Olaylar, karakterler dahi kesindi. Ben yıllar içinde kafamdakileri oturup kâğıda döktüm sadece. Bu üçlemeyi, ister birbirinden bağımsız üç ayrı kitap, ister iki bin sayfalık tek bir roman olarak ele alabilirsiniz.

Bir röportajınızda diyorsunuz ki, Uçurum Zamanı’nda kahramanımız aslında bir mekan: Bozbalık. Ece Duman çok rahatlıkla kahramanımız olabilecekken, hayır diyorsunuz ve Bozbalık Köyü’nü karşımıza bir kahraman olarak çıkarıyorsunuz. Neden?

Bozbalık Üçlemesi’nin her kitabında bir sürü insan var ama ana karakter olayların geçtiği Bozbalık Köyü. Ve zamanın kendisi. Ters Düz’de köyün sonbaharını anlatıyordum. Uçurum Zamanı’nda köyün kışına ve ilkbaharına tanıklık ediyoruz. Serinin son kitabında da tekrar sonbaharı ve ilerisini göreceğiz. Böylece üçleme aslında bir mekanda yaşayan insanların bir yıllık süre zarfında geçirdiği dönüşümleri ele almış oluyor. Zaman geçerken karakterler bıraktığımız noktada kalmıyor, onlar da çok fazla değişip dönüşüyor. Fizikselden ziyade psikolojik bir dönüşüm bu... Bozbalık’sa hayali, kurgu ürünü bir köy. Bir o kadar da haritadaki koordinatları belli aslında! Trabzon’un Maçka ilçesine bağlı bir dağ köyü. Romanlar için bu doğa harikası, ormanlarla çevrili küçücük köyü kurguladım ve içini görünürde renkli, gerçekteyse sır küpü karakterlerle doldurdum.

"BOZBALIK KENDİ OLARAK KALABİLMEK, VAR OLABİLMEK İSTİYOR" 

Uçurum  Zamanı’nda çok sayıda karakter var. İnsan okurken şunu düşünüyor: İnsanın olduğu her yerde hakikaten çok büyük bir cehennem var. Peki, Bozbalık kahramanımızsa, bu kahramanın temel yarası nedir?

Bu sorunun yanıtını üçlemenin final kitabında veriyorum. Uçurum Zamanı’nda alttan alta son kitapta neler olabileceğinin sinyalini vermeye çalıştım. Kitabın bir sahnesinde köyde bir fırtına oluyor ve orada doğanın köye yaptığı tahribatı görüyoruz. O an için karakterler en kötüsünün bu olduğunu düşünüyor belki de. Ancak köyde etkisini giderek göstermekte olan çok ciddi bir yapılaşma mevzusu var. Karakterlerimiz henüz bilmiyor ki doğadan ziyade insanın vereceği tahribat gelmekte Bozbalık’a. Bozbalık aslında kendi olarak kalabilmek, var olabilmek istiyor. Ama insanlar buna ne ölçüde izin verecek, bu üçüncü ve final kitabının konusu.

Sözü açılmışken, kitabın final sahnesinde gördüğümüz fırtına, mekan karakterlerimizin simgesel düşmanı mı?

Şimdi, kitabın yazarı olarak düşünüyorum da, Bozbalık Üçlemesi’nde doğa insana yeniden başlama imkânı sunuyor belki de. Ters Düz’ün sonlarında şöyle bir cümle vardı: “İki kız kardeş, isteyerek veya istemeyerek yaptıkları her şeyin, karın zarafetinde yıkanıp kaybolmasını dilediler.” Yağmaya başlayan o karın altında pür-i pak olmak istediler. Aslında, affedilmek istediler. Uçurum Zamanı’nın finalindeki fırtına da bir şekilde herkesi eşitleyip haklıyla haksızın, dürüstle yalancının, cesurla korkağın açığa çıkmasını sağlıyor. Aslında o fırtına, karakterlerimizin düşmanı değil, dostu. Fırtınadan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmuyor. Bunun izlerini de üçüncü kitapta göreceğiz zaten.

"ANNE, ÜVEY ANNE VE KIZ KARDEŞ ÇATIŞMASINI İŞLEMEK İSTEDİM" 

Şimdi kahramanlara gelmek istiyorum... Çok kalabalık bir ekip var karşımızda. Özellikle de Ece, Nilgün, Münevver gibi kadın karakterlerin ön plana çıktığı bir kitap okuyoruz. Bu kadınların kendi iç dinamikleri neler?

Kadın karakterler kesinlikle ön planda. Ece’nin “erkekleri” de var elbette; Burak, Ali, Kerem. Ama bu bir kadın hikayesi. Ece-Nilgün, Nilgün-Münevver ve Ece-Münevver arasında hem geçmişten gelen hem de halihazırdaki konum itibariyle türlü türlü çatışmalar var. Bu çatışmalar bitmiyor. Daha çok bu üç kadının birbiriyle olan ilişkisini irdelemek istedim. Ters Düz’de Ece Duman’ı yirmi sekiz yaşında, yakında yeni kitabını çıkaracak olan, geleceği parlak bir yazar, İstanbul’da tek başına yaşayan, kendi ayakları üstünde duran şehirli bir genç kadın olarak tanıdık. Pek çok yaşıtına göre çok daha olgun, çünkü küçük yaşında çok şey yaşamış ve hayat da onu erken olgunlaşmaya mecbur kılmış. Annesiz büyümüş. Onu babası ve amcası büyütmüş. Babası Kadir, sonradan Münevver’le evlenmiş. Münevver ona iyi bir anne olmamış, kötü davranmış, ondan nefret etmiş; başka bir kadının çocuğu olduğu için onu Kadir’le gerçek bir karı-koca olmasının önünde bir engel olarak görmüş. Ne Münevver Ece’yi, ne de Ece Münevver’i sevmiş. Ece çocukken çeşitli sebeplerle köyü terk edip İstanbul’a gelen bir karakter. Ve yıllar sonra babasının kaybolduğunu öğrenince köye geri dönmek durumunda kalıyor. Üvey annesi Münevver şimdi ortalarda yok. 

Çok ilginç bir öyküsü var Münevver’in...

Ece on yaşındayken Münevver’in hamile kaldığı bebek, yani Nilgün, Ece yıllar sonra köye geri döndüğünde on yedi-on sekiz yaşlarında bir kız olarak çıkıyor karşısına. Tabii yine çeşitli sebeplerle aralarında, daha çok Nilgün’den Ece’ye karşı bir birbirlerinden hoşlanmama durumu var. Bu anne, üvey anne ve kız kardeş çatışmasını işlemek istedim.

Ve bayağı da çatışıyorlar aslında...

Çatışıyorlar, evet! Spoiler vermeden konuşmam zor, o nedenle tam da bu noktada susma hakkımı kullanmak istiyorum.

Bir de Meryem var tabii. Uçurum Zamanı'nda kadınlar bitmiyor! Meryem’i konuşalım biraz...

Meryem, Bozbalık’tan çıkamamış bir karakter. Nilgün de öyle ama o Uçurum Zamanı’nda nihayet şeytanın bacağını kırıp kısa da olsa bir çıkıyor! Meryem, Bozbalık’tan çıkamamış bir karakter olsa da, köyün “aura”sı olan, iddialı da bir kadını. Bozbalık kurgu ürünü bir köy ama Meryem o köy standartları içinde hayli iddialı, çekici bir karakter. Ne zaman ki Ece İstanbul’dan oranın havasını solumuş biri olarak köye geri dönüyor, çocukluk arkadaşı olan Meryem ister istemez onda biraz başka bir hayatını görüyor. Köyden gitseydi belki o da daha farklı bir kadın olabilirdi. Başarılı bir kariyeri olan Ece, ışıltılı bir insan. Meryem biraz da ondaki bu ışıltıyı kıskanıyor. İşin içine çeşitli aşk durumları da girince, Meryem, Ece’den pek hazzetmeyen bir karakter olarak karşımıza çıkıyor.

"BU KİTAPTA MÜNEVVER'İN KAYBEDECEK BİR ŞEYLERİ VAR. MERYEM'İNSE KAYBEDECEK HİÇBİR ŞEYİ YOK, CANINDAN BAŞKA"

Şimdi gel buraya Münevver Kara’yı da koy! Münevver ve Meryem, cidden “femme fatale” gibi çıkıyorlar karşımıza... Bu iki kadının kitap boyunca bize ne tür bir denge sağladığını da sizden öğrenmek istiyorum. Münevver Kara ve Meryem Uzun’un birbirine benzeyen yanları neler?

Birbirlerine benzeyen yanları var mı, emin değilim. Ters Düz’ü geride bırakarak, Uçurum Zamanı özelinde konuşuyorum. Bu kitapta Münevver kaybedecek bir şeyleri olan bir kadın artık. Nilgün ve Ece’yle ilişkisinde “çeşitli” gelişmeler oluyor ve belki de Nilgün tarafından kendisine verilen ikinci bir şansla elindekilerin değerini anlıyor, anlamaya başlıyor. Dolayısıyla Münevver bu kitapta çok da gözü kara bir karakter değil. Meryem’inse kaybedecek hiçbir şeyi yok. Tam anlamıyla hiçbir şeyi yok; vereceği bir candan başka. Hikâyenin bir noktasında bu iki karakterin yolu bir noktada kesişiyor ve kısa bir süre için de olsa bir ittifak yapılıyor. Meryem akıllı bir kadın. Münevver’se, hiç de öyle görünmemesine, hatta köylülerce “deli” olarak etiketlenmesine rağmen, belki de oradaki herkesten çok daha akıllı bir kadın. Meryem duygularıyla, Münevver’se aklıyla hareket ediyor. Üstelik dediğim gibi, hiç de “yarım” filan değil aklı! Neyin ne olduğunun çok farkında bir karakter.

Burada bir parantez açmak istiyorum: Doğrusu, Münevver’i daha çok okumak istedim... Sanki orada frene basmış, “daha ileri gitmeyeyim, burada durayım” demişsiniz gibi geldi. Doğru mu bu tespit?

Her ne kadar Münevver üç ana kadın karakterimden biri olsa da, ben Uçurum Zamanı’nda Ece ve Nilgün’ü anlattım. Final kitabı için Münevver’i ve onun geçmişinde gizli bıraktığım yanları açığa çıkaracağım, ilginç sürprizlerim var.

Gelelim şimdi Hasan ve Kadir kardeşlere... Onlar, bu kadın ordusuna karşın iki erkek olarak olayların akışına acayip yön veren figürler...

Yön veriyorlar, hem de çok ilginç bir şekilde: İkisi de aslında kitapta yok. Buna rağmen olaylara yön veriyorlar. Ama bu karakterlerin geçmişte yaptıkları hatalar ya da seçimler, kadınlarımızın hayatını etkilemiş, etkilemeye de devam ediyor.

O yanı çok güzel vermişsiniz...

Teşekkür ederim... Şu anda olmayan bu karakterlerimizden bir tanesi, kitapta daha sonra bir kedinin adı olarak yer alıyor: Kedi Kadir. 

"BİR BAŞKOMİSER ZATEN SUÇLULARIN PEŞİNDEDİR. SIRADAN BİR EV KADININ DAHİL OLDUĞU POLİSİYELER BANA DAHA CAZİP GELİYOR." 

Uçurum Zamanı bir polisiye mi?

Kesinlikle öyle.  Ben dedektiflerin ya da başkomiserlerin başrolde olduğu polisiyeleri değil, sıradan, gündelik yaşamın içindeki insanların hayatlarına devam ederken kendilerini birdenbire içinde buldukları, dahil oldukları polisiyeleri daha çok seviyorum. Sonuçta bir dedektif ya da başkomiser zaten suç ve suçlularla ilgilenmek durumunda; onun hayatının bir parçası bu. Ama kendi halindeki bir ev kadını, köyde yaşayan bir kızcağız ya da yazar bir kadın kendini böyle bir polisiye olaylar örgüsünün içinde bulunca onların buna nasıl reaksiyon vereceğini düşünmek ve bunu yazmaya çalışmak bana daha cazip geliyor. Çünkü ben de okurken bundan keyif alıyorum. Elbette Bozbalık Üçlemesi’nde de olaylar bir köyde geçtiği için, yaşanan her türlü polisiye vakada iz süren, araştıran bir jandarma komutanımız var. Ama asıl karakterimiz o değil. Onun bakışından pek görmüyoruz olanı biteni. Bir yandan kendi özel hayatındaki sorunlarla boğuşan, bir yandan mesleğini icra etmeye çalışan herhangi bir insanın karıştığı polisiye olaylar var Uçurum Zamanı’nda. Şunu da söylemek isterim: Bir polisiyede illa bir cinayet olması gerekmiyor. Yapılmaması gereken şeyleri kim yapıyor sorusu olması önemli. Buna birini öldürmek de dahil, çok daha basit bir hırsızlık da, entrikalı bir şantaj da. Uçurum Zamanı’nda da polisiye hem o bildiğimiz, klasik anlamdaki polisiye olarak var hem de diğer şekillerde. Hatta, Ters Düz’den farklı olarak tek değil, ayrı ayrı birkaç tane polisiye olay örgüsü var. Bunun haricinde, Uçurum Zamanı bir aşk ve doğa romanı.

Son olarak, Bozbalık Üçlemesi’nin üçüncü kitabı ne zaman çıkacak?

Onu henüz yazıyorum. Ama öncesinde, çekmecemden, bilgisayarımdaki tozlu (!) dosyalardan çıkardığım bir başka roman var. 2018 yılında yazmıştım. Şimdi onu baştan yazıyorum ve zannediyorum ki üçlemenin son kitabından önce bu bahsettiğim yeni roman gelecek. Bundan sonra devam etmek istediğim tarza  daha uygun stilde bir roman. Elbette Bozbalık Üçlemesi de etkileyici, belki de üçlemenin en iyi kitabı olacak bir romanla kapanış yapacak. 

Ters Düz ve Uçurum Zamanı'nı Kitapyurdu'ndan inceleyip satın alabilirsiniz: https://www.kitapyurdu.com/yazar/mert-ofluoglu/184576.html)

instagram.com/ofluoglumert

24 Kasım 2021 Çarşamba

YENİ KİTABIM UÇURUM ZAMANI'YLA İLGİLİ RÖPORTAJIM BİRGÜN KİTAP'TA!

Merhaba...

BirGün gazetesinin Kitap ekiyle yeni kitabım Uçurum Zamanı için (tabii ilk göz ağrım Ters Düz'ün de kulağını çınlatarak) keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. 

Yeni bir yazarsanız kitabınızı yayımlatma çabasının tam bir savaş meydanına dönüştüğünden, bu ülkede sosyal medya fenomeni olmanın kendini bir yazar olarak ispatlamaya çalışmaktan çok daha kolay olduğundan, yazar olarak "Ben buradayım!" demeye çalışmanın zorluğundan, ama ne olursa olsun yazmaya hep devam ettiğimden, hep ediyor olduğumdan ve hep edeceğimden bahsettiğim çok samimi bir röportaj oldu. 

İnternetteki bu linkten de okuyabilirsiniz.



Bu arada dolar ve euro haberleri malum; ekonomi battı batacak, her şey gibi kitaplara da çok fena zam gelecek, bunu hatırlatmanın pek sırası değil ama okumak istiyorsanız bence vakit kaybetmeden edinin!

İnsanın istediği bir şeye ulaşması bu kadar zor olmamalı ya!


6 Nisan 2016 Çarşamba

DÜNÜN DEVAMI VE TERS DÜZ VE DİĞER ŞEYLER


Dünkü yazımda Gökçe Bahadır'a Ters Düz'ü hediye ettiğimden bahsetmiştim. Bugün kendi hesabında paylaşmış fotoğrafımızı, çok da güzel bir notla... "Mert kendi yazdığı kitabını hediye etti. Okumak için sabırsızlanıyorum. Tebrikler!" demiş... Keyifli okumalar koca yürekli insan... Yorumları sabırsızlıkla bekliyorum!

Ben de bu aralar harıl harıl Ters Düz'ün devamını yazmakla meşgulüm, biliyorsunuz... İşte onunla ilgili yapmış olduğum ön tanıtım videosu. Bu bir kolaj video.


Ve en son bir de 20 saniyede Bozbalık'ta neler olduğunu anlatan bir video yaptım. 20 saniye içinde bu köyde neler oluyor bilmek ister misiniz? Neler olmuyor ki! İşte Bates Motel için çekilmiş bir klibi Bozbalık'a uyarlayınca bakın ortaya nasıl bir şey çıktı...


Bugün okulda çekilen on dakikalık bir talk show programına katıldım. Kitapla ilgili kısa bir sohbet yaptık. Sabah 10'da başlayacak olan çekimlere ben 9.30'da gittim, ama çekimler 11.45'te ancak başladı! Programın sorumlusu çok kızdı "Konukları 11.30'da çağırmalıydınız, niye beklettiniz..." falan diye. Ama benim için önemli değil bu. Daha iyi, arkadaki hazırlık sürecini de görmüş oldum. Kamera işleri çok zor arkadaşlar çok! Kaydı bana verirlerse ben de buradan sizlerle paylaşırım.


Yazıyı keyifli bir karikatürle kapatayım. İşte Ters Düz'ün kapağındaki arı birdenbire canlanınca ben... 🐝 Nasıl olmuş? 


Instagram hesabım: instagram.com/ofluoglumert
Twitter hesabım: twitter.com/ofluoglumert
Facebook hesabım: facebook.com/ofluoglumert


🌹 Ters Düz'ü çok keyifle okuması dileklerimle (okuyacağını söyledi, söylediyse oku

1 Mart 2016 Salı

MERT OFLUOĞLU RÖPORTAJ (SIKÇA SORULAN SORULAR)

Kitap çıktığından beri sizlerden gelen soruları derleyip cevapladım... Keyifli okumalar!


ÇOCUKLUĞUMDA SAMAN KAĞITLARA DERGİLER YAPARDIM. BU KİTABI ÇIKARMAK İÇİN ÇOK GEÇ KALDIM. 

Yazmaya çocukluğunda başladın... Biraz bunu anlatır mısın? Yazıyla olan ilişkini?

Okuma yazmayı öğrendiğim 1. sınıftan beri kısa roman ve öyküler yazıyor, çizgi romanlar yapıyorum. Yazıyla ve resimle ilgili çeşitli ödüllerim var. 5. sınıftayken Can Yayınları'nın düzenlediği Türkiye çapındaki masal yarışmasında kazandığım ödül bunların en büyüğü. O yaşta böyle bir ödül almak beni çok mutlu etmişti. Benim çocukluğumdan beri aklımdaki tek şey yazarlıktı… Hiçbir zaman pilot, doktor ya da öğretmen olmak istediğini söyleyen çocuklardan olmadım. İleride yapacağım şey(ler) ta en başından beri belliydi, ne istediğimi kendimi bildiğimden beri biliyordum. Ve bu amacım doğrultusunda, okuma yazmayı öğrendiğim ilk günden itibaren kağıtla, kalemle, kendi kendime haftalık çizgi öyküler çıkarmakla, dergiler yapmakla, bu dergileri postayla uzaklardaki akrabalarıma göndermekle uğraştım. Bilenler bilir, çocukluğumda yaratıp yıllarca hikayelerini yazdığım, çizdiğim kahramanlar, karakterler var, böyle bir sürü çizgi roman serim var. Ama artık onlar da büyüdü, tıpkı benim gibi. Paylaştığım veya kendime sakladığım çizgi romanlar, şiirler, öyküler, yazılar derken artık ilk kitabımı okuyucuyla buluşturma zamanı gelmişti. Yaşım 20 ve ben neredeyse 20 yıldır bunları yapan biri olarak çok geç kaldığımı bile düşünüyorum.

6 yıldır blog'un var.

Evet, Eylül 2009'dan beri. Yıllardan beri saman kağıtlara dergiler yapıp bunları posta yoluyla uzaktaki akrabalarıma ulaştırıyordum. Derken bir yakınım blogspot'tan bahsedince, kendimi bir anda burada buldum. Blog benim saman kağıtlara dergi yapma alışkanlığımın yerine geçen bir şey oldu. Yani "blogger kitap çıkarttı" desinler istemiyorum, demiyorlar da zaten. Beni "blog'u da olan bir yazar" olarak tanımlasınlar. Çünkü ben yazarım. Her şeyi yazarım, her konuda yazarım.

Bozbalık Serisi'nin ilk kitabı olan Ters Düz'ü ne kadar zamanda yazdın?

Ters Düz, Bozbalık Serisi'nin ilk kitabı. Bu aslında bir üçleme, ama belki dördüncü bir kitap da olur diye, üçleme demek yerine seri demeyi tercih ettim. Ters Düz'ü yazmak yaklaşık iki-iki buçuk yılımı aldı. Tabii basılmasını bekleme süreci de var. En yıpratan, stres eden, umutsuzluğa yol açan da o süreç oluyor. Yazarken tek başınasınız, keyifle yazıyorsunuz. Ama sonra işin içine yayınevi giriyor.

İnternette kitabı okuyup yazmayan kalmadı sanırım. Geri dönüşler karakterlerin, konunun ve kurgunun çok iyi olduğu yönünde.

Evet, bu yönde çok sayıda geri dönüş alıyorum. Çünkü şu an 3. kitabın sonunda ne olacağı bile belli. Ben yazmaya başlamadan önce hikayeyi kafamda bitiririm, geriye sadece yazması kalır. Mesela 1'i yazarken 2'yi kafamda bitirmiştim, şimdi oturdum yazıyorum. Kafanızda bir giriş, gelişme ve sonuç olmadan yazmaya başlarsanız kitabın sonunu asla getiremezsiniz.


YAYINCIM BASMA DEDİ AMA BEN KALBİMİN SESİNİ DİNLEDİM. ŞİMDİ O DA PİŞMAN.

Kitapta bahsetmişsin, yayıncın seni Ters Düz'ü çıkarmaktan vazgeçirmeye çalışmış. Sen kitabının bu kadar ilgi çekeceğini düşünüyor muydun?

Aslında evet. Ben okuyanların seveceğini tahmin ediyordum ama mesela yayıncım böyle düşünmüyordu. Bana çok yetenekli olduğumu, gelecek vaat ettiğimi, ama başka bir kitap yazmamı, Ters Düz'den vazgeçmemi söyledi. Bunları kitabın arkasında daha uzun anlattım. Sonuç olarak ben kimseyi dinlemedim, sadece kalbimin sesini dinledim ve bu kitabın basılmasında ısrarcı davrandım. Dediğim gibi, bu çok zor bir süreçti. İyi ki de öyle yapmışım! Şimdi sonuçtan memnunum. Ama yayıncım beni boş yere bir yıl bekletmiş oldu. Ters Düz geçen yıl çıkabilirdi. Şimdi serinin 2. kitabını okuyor olabilirdiniz. Böyle şeyler oluyor maalesef... 

Ters Düz'de olaylar kurgu ürünü Bozbalık Köyü'nde geçiyor. Böyle bir köy yaratmak nereden geldi aklına?

Trabzon kültürel çeşitliliğiyle ve tarihiyle beni çok etkileyen, çok önemli bir şehir. En az İstanbul kadar zengin buluyorum Trabzon'u. İlk kitabımın Trabzon'da, bir köyde geçmesini istiyordum. Ama bir yandan da mekan olarak gerçek bir köy seçmek istemiyordum. Tamamen bana özgü, benim istediğim her şeyin olacağı, yazarken sınırlamalara bağlı kalmadan özgür davranabileceğim bir köy yaratmak istedim. Böylece Bozbalık doğmuş oldu. Yanlış anlaşılmasın, Bozbalık kurgu bir köy ama gerçekte olabilecek bir köy. Yani fantastik bir yer falan değil. 

Peki sen Bozbalık'ta yaşamak ister miydin?

Bir yanım hiç tereddüt etmeden "Evet!" diye bağırmak istiyor, ama diğer yanım "Hmm, bu kadar entrikanın içinde mi?" diye sorguluyor. Ama yine de "evet"! Geri dönüşlerden anladığım kadarıyla, aslında okuyan herkes Bozbalık'ta yaşamak istiyor. Buna pek şaşırmadım, çünkü herkesin özlemi böyle huzurlu bir yaşam aslında... İstanbul gibi büyük şehirlerde trafik, kalabalık gibi stres unsurları içinde boğuşarak boşuna zaman kaybediyoruz. Bozbalık gibi küçük yerlerde ise, Facebook'a bakma ihtiyacı duymadan kimin nerede olduğunu bilirsiniz. Kısacası Bozbalık sevildiği için çok mutluyum. Köy, adeta başlı başına bir karakteri gibi oldu kitabın. Ben de keşke Bozbalık'ta ya da en azından ona benzer bir yerde yaşayabilsem!


Bir köyde neler olabilir ki diye düşünürken, insanoğlunun olduğu her yerde her şeyin olabileceğini görüp şaşırıyoruz kitapta...

Evet, bu, kitapla ilgili çok sevdiğim okur yorumlarından biri oldu. Büyük şehirde karşılaşmadığınız insan çeşitleriyle bile karşılaşabilirsiniz küçük yerlerde. "Küçük=huzur" diye bir şey yok. İnsanlar arasındaki duygular ve ilişki ağları her yerde aynı. Aşk, sevgi, özlem, kıskançlık, nefret... İnsan olan her yerde her an her şey olabilir. Ters Düz'de de bunu anlatmak istedim ve sanırım başardım.

Günün birinde Bozbalık müzesi kurulur mu?

Bu soruyu geçenlerde oturuyorken bir arkadaşım da sordu. Evet, neden olmasın? Benim aslında önce 360 derece gezilebilen sanal bir Bozbalık Köyü yapma düşüncem var! Mesela o site öyle bir şey olsun ki; Ece ve çocukların yaşadığı evden Burak'ın evine yürüyebilelim, Meryem'in evinde gezinebilelim, Hasan'ın kütüphanesindeki kitaplara bakabilelim... Tabii bunlar nasıl olacak bilmiyorum! Hatta kitaptaki birkaç sahneyi basit bilgisayar oyunları şeklinde oynasak da ne güzel olur! Gerçek bir müze fikrine gelince... Bozbalık'ın müzesi kapalı bir mekanda değil, açık havada olur herhalde. Böyle bir açık hava köyü yapılabilir, evet. Hayaller hayaller... Ya da en iyisi, Trabzon'da herhangi bir köye gidelim ve "Şu Ali'nin evi olsun, şu Ece'nin!" diye kendi kafamıza göre hayal kuralım. Hayal kurmak bedava.

Kitabın kapağı çok iyi. Senin fikrin olduğunu biliyoruz...

Evet. Ben kapağı nasıl olur diye daha en başından beri düşünüyordum. Ters Düz'ün ters yazılması, arılar... Arılar riskti. Kitapçılardaki kitapların kapaklarına bakın, yarısından fazlasında güzel kız, yakışıklı erkek fotoğrafları var. Böyle bir ortamda klişeye teslim olmak istemedim, risk derken bunu kastediyorum. Arılar gerçekten cesaret isteyen bir işti. Ama böyle olsun istedim. Tipografi, renkler, kapakta neyin nerede duracağı... Her şeye tek tek kafa yordum, kitabın her aşamasıyla ilgilendim. Kapak kitabın atmosferini yansıtan bir kapak oldu. Şimdi ikinci ve hatta üçüncü kitabın kapakları nasıl olur diye de düşünüyorum yazarken. İkinci kitabın, adıyla uyumlu olacak bir kapak görseli var aklımda. Mavi bir kapak olsun istiyorum.



BU BİR EDEBİYAT ROMANI DEĞİL. BEN BU KİTABI İLERİDE TELEVİZYON DİZİSİNİ ÇEKMEK İÇİN YAZDIM. 

Kitapta anlatımın çok sürükleyici ve akıcı. Film izler gibi okuduğunu söyleyenler var. Bazı sahneler okurlarına gerçekten bir filmin içinde gibi hissettiriyor... 

Başından beri söylüyorum, kitabın ilk sayfasına da yazdım, artık duymayan kalmadı sanırım: Ben bu kitabı ileride dizisini çekmek için yazdım! Televizyon hayalim var. 3 kitap olarak tasarladığım Bozbalık Serisi'nden 3 sezonluk heyecanlı bir dizi çıkabilir. Bunu gönül rahatlığıyla, hatta büyük bir gurur ve heyecan içinde söylüyorum her yerde... Bu kitabı yazarken günün birinde dizi olacağına dair inancım öyle güçlüydü ki, hangi karakteri hangi oyuncunun canlandırabileceğini bile düşündüm... Yayınevi kitabın arkasına "edebiyat" tanımını koydu, ama bu bence yanlış, çünkü bu kitap öyle bir kitap değil... Klasik olmak gibi bir iddiası yok... Aksine, bu kitap bir popüler kültür örneği... Yani hızla tüketin, ama gene de itinayla saklayın. 

Başka neler yapıyorsun?

2. kitabı yazmanın dışında başka sürprizlerle geliyorum! Daha "görülür" bir şey olacak.

2. kitap kaç sayfa olacak, ne zaman çıkacak? 

Şunu kesin olarak söyleyebilirim ki Ters Düz'den daha uzun olacak. Bir süredir Microsoft Word'le boğuşuyorum, ne zaman bitiririm bilmiyorum. Ama yine de bir roman defalarca yazılıyor, yani bitti dediğiniz yerde başa dönüp yeniden gözden geçiriyorsunuz. O nedenle net bir çıkış tarihi söyleyemem. Ben bu yaz çıksın isterdim ama yetişmesi zor görünüyor. Eh, Ters Düz de daha yeni çıktı zaten. 2. kitap için aceleye gerek yok-muş.


BOZBALIK'TA YER YERİNDEN OYNAYACAK! 

Ters Düz adının hakkını verip okuyanları ters düz ederek bitti! Şaşırdık, şok olduk, inanamadık. 2. kitapta neler olabileceğiyle ilgili bir ipucu alabilir miyiz?

Şöyle bir ilginçliği sizlerle paylaşayım. Kimisi, olayların bu kitapta bittiğini, 2.de neler olacağını tahmin edemediğini söylüyor. Ama çoğunluk bu kitabın açık uçlu bittiği görüşünde. Böyle iki karşıt görüş olması güzel. Şöyle ki, ilk kitapta bazı olaylar sonuçlanırken yeni olayların da tohumları atıldı. Yani, "Ben Ters Düz'ü okudum bu bana yeter" gibi bir durum yok diyebiliriz. Hatta "Son sayfayı çevirdikten sonra bittiğine inanamadım, devam ediyor sanıp çevirecek başka sayfa aradım" diye bir yorum yapıldı. Bunlar almak istediğim tepkilerdi. Şu kadarını söyleyebilirim, Ters Düz bir giriş kitabı olarak değerlendirilebilir. Esas hikaye 2 ve 3'te başlıyor. İşte bu yüzden bir 4. kitap da olabilir diyorum, çünkü inanın yazacak çok şey var! Ters Düz'de karakterleri, karakterlerin geçmişini tanıdık, meselelerini kavradık. Henüz ilk kitabı okumayanlar da bu yazıyı okuyor olabileceğinden finaliyle ilgili fazla bir şey söylemek istemiyorum ama dediğiniz gibi, ilk kitap öyle veya böyle her karakteri etkileyen bir şekilde bitti. Beklemediğimiz şeyler oldu, bazı karakterler bizi gerçekten şaşırttı ve "Bunu nasıl yapar?!" dedirtti. Eh, böyle olması böyle devam edeceği anlamına gelmiyor. Çok açık konuşamıyorum. 2.de de yine aşk, sır, gizem, dram, gerilim ögeleri olacak. İlk kitapta ismen geçen veya arka planda kalan, bunun yanı sıra yeni Bozbalıklılar'ı da tanımaya başlayacağız. Zaten Ters Düz'ün özelliği ve sanırım sevilen tarafı da bu. Baş karakter Ece Duman ama onunla birlikte başta -üvey- ailesi olmak üzere, Bozbalık'ın diğer sakinlerinin hayatlarında neler olup bittiğini de görüyoruz.

Peki 2. kitabın adı belli mi?

3.nünki bile belli ama bir süre daha sürpriz olarak kalmalı. En azından ben "2. bitti! Yakında çıkacak!" diye bağırana kadar!


6 MART PAZAR GÜNÜ CNR'DAYIM!

Son olarak: Yakında bir imza günün var mı? 

Evet: 6 Mart pazar günü, yani bu pazar, 14'ten itibaren CNR kitap fuarındayım. Ters Düz'ü imzalayacağım ama imza bahane, sohbet şahane. Gelin, tanışalım!



Sorularınız olursa her zaman mail, Twitter, Facebook, Instagram üzerinden benimle iletişime geçebilirsiniz. İlginiz için çok teşekkür ediyorum! 

kafadergi@gmail.com
https://twitter.com/ofluoglumert
https://www.facebook.com/ofluoglumert
https://www.instagram.com/ofluoglumert

Edebiyat Dünyasından Son Dedikodular...

Edebiyat dünyasının gündemi bazen en heyecanlı magazin haberlerini aratmıyor. Kitabını yapay zeka ile yazdığı iddia edildiği için prestijli ...