11 Aralık 2015 Cuma

YILIN DİZİLERİ VE KİTAPÇIDA KENDİ KİTABINI GÖRMEK


Soğuk bir cuma akşamından herkese merhaba! Malum, bugünlerde konumuz bu hafta çıkan ilk kitabım Ters Düz. Daha kısa süre önce dağıtılmaya başlanmasına rağmen ben sizlerden geri dönüşler almaya başladım bile... Gelen ilk tepkiler beklentimin çok üstünde... Aslında beklediğim bir şey de yoktu... Kitabın çıkmış olması, benden başka sadece bir kişinin bile kurguladığım dünyanın içine girecek olması yeterliydi benim için... Şimdi gelen bu güzel yorumlar, kitabı elinden bırakamadığını söyleyenler sevincimi ikiye katlıyor... Sağ olun... Var olun... Hep olun... 

Üstteki fotoğrafı az önce bir alışveriş merkezindeki D&R'da çektim... D&R başta olmak üzere her kitapçıda kendi kitabına rastlamak... Gerçekten değişik bir his, güzel bir his... Aklınızda bulunsun, kitap her yerde "Yeni çıkanlar" rafında olmuyor, mesela bu D&R'da "Türk edebiyatı" rafındaydı. Yani "Yeni çıkanlar"da göremeyince "Aaa, daha gelmemiş!" demeyin, görevliye mutlaka sorun. Çünkü kitap İstanbul'da artık her yerde var. Diğer şehirlere de yavaş yavaş dağıtılıyor. "Yok ben bekleyemem" derseniz internetten de sipariş verebilirsiniz efendim. Kitap Yurdu, idefix, D&R, Babil, yayınevinin kendi sitesi (Altın Bilek) bunlar ne güne duruyor... 


Ters düz olanlar güzel yorumların yanı sıra güzel fotoğraflar da göndermeye başladılar! Bu fotoğrafı, kitabı dün alan bir okurum "Çalışma masama oturdum şu an ödev yapmam gerekiyor ama elimden bırakamıyorum!" notuyla göndermiş. Eh, açıkçası bu okurumun ödevini aksatmasına üzüldüm ama Ters Düz olmasına da sevindim doğrusu! Siz de eğer okumaya başladıysanız masanızdaki, komodininizdeki, rafınızdaki Ters Düz'ü gönderin, zevkle paylaşayım! (Zaten böyle blog yazıları da yazacağım fotoğraflar biriktikçe.)

Şimdi bu Ters Düz muhabbetine biraz ara vererek ve yarınki yazımın merakla beklediğiniz "Ters Düz dizi olsa kimi kim oynar" olacağını söyleyerek, bizim ekrandaki dizileri eleştirme yazılarımdan birine başlıyorum! Bu sezon diziler arasında resmen kanlı reyting savaşları yaşanıyor. Ben bu sezon pek dizi izlemiyorum ama televizyonda yirmi dört saat dönen fragmanlar ve internet haberleri sağ olsun, hepsinin konusunu az çok biliyorum. Hangimiz bilmiyoruz ki? Kiralık Aşk diye bir dizi var, hiç izlemedim ama Barış Arduç'tan geçilmiyor ortalık son günlerde. Ya böyle hiçbir konusu olmayan romantik komedi dizileri nasıl tutuyor, nasıl izleniyor ben anlamıyorum. Dizide sadece yakışıklı Barış Arduç ve güzel Elçin Sangu bakışıyor, ayrılıp barışıyor. Bakın ama bu da bir furya, bu dizinin de sonu yakındır. Bakın, o bayıla bayıla seyrettiğiniz Kiraz Mevsimi, Adı Mutluluk ve Çilek Kokusu'na ne oldu? Bittiler. Çünkü reytingleri düştü. Reytingleri niye düştü, çünkü hikayelerinin bir konusu yoktu, o jön o kıza bakıyordu, o kız ona aşık oluyordu falan. İzleyici de sıkılıyor bir süre sonra. İşte Kiralık Aşk'ın sonu da bu olacak. Herkesin, her şeyin tuttuğu bir dönem var, bu da geçecek. Kiralık Aşk bitecek, Barış Arduç gözden düşecek, yerine başkaları gelecek. 


Paramparça geçen sezonun ikinci yarısında başlamıştı. Bergüzar Korel ve Kenan İmirzalıoğlu'nun oynadığı Karadayı'nın karşısına çıkarak, zirveye oturmuştu. Açıkçası bu sezon dizi gözden de reytinglerden de bir tık düştü, çünkü dizinin asıl konusu olan Hazal ve Cansu meselesi çoktan çözüldü. Cihan'la Dilara da boşandığından, Cihan Gülseren'e kaldı, yani Dilara-Gülseren cephesinde de bir heyecan kalmadı. Buna rağmen, diziye yeni eklenen karakterler ve yan hikayelerle dizi yine reytinglerde ikinci, hatta bazen birinci oluyor (eh, bunda biraz da pazartesi akşamı izlenecek pek fazla dizi olmaması etken). Keriman'ın komik halleri de diziyi izlettiriyor, Nursel Köse gerçekten iyi oynuyor. Ama ben esas, Dilara'yı canlandıran Ebru Özkan'ın muazzam oyunculuğuna bayılıyorum. Güllerin Savaşı'ndaki Gülfem gibi, o da bir "buz kraliçe". Gülseren'i canlandıran Nurgül Yeşilçay ve Cihan'ı canlandıran Erkan Petekkaya ise bana pek inandırıcı gelmiyor maalesef, hatta bazen yapmacık bile geliyorlar, yani Dilara karakteri kadar inanamıyorum onlara. Dilara gerçekten de dizideki en gerçekçi karakter. Ebru Özkan'ı tebrik etmek gerek. Bu arada yukarıdaki afişten de anlamış olacağınız gibi, Paramparça, "Broken Pieces" adıyla yurt dışında da tanıtılıyor. 


Güllerin Savaşı cumartesi akşamlarının en çok izlenen dizisiydi. Ama sonra, Ömer'le Gülru'yu ilk sezondaki o "büyük aşk"a rağmen ikinci sezonda birbirlerine düşman ederek seyirci gözündeki inandırıcılığını zedelemişti. Şimdilerde dizi Gülfem ile Gülru'yu kız kardeş yaparak senaryoyu dallandırıp budaklandırıyor, aslında iyi hikayeler de çıkarıyor, ama dizi Ocak sonunda bitecek (eh, artık zamanı gelmişti). İnsan yine de bir üzülüyor tabii. Egolar kraliçesi Gülfem Sipahi'yi canlandıran Canan Ergüder'i izlemek gerçekten keyifli çünkü. Güllerin Savaşı bu ikinci sezonunda iki kız kardeş arasında aynı adama duyulan aşk için değil de iş hayatındaki başarı için yapılan savaşı anlatıyor. Gülru da Gülfem de şimdi Ömer için değil, moda dünyasında bir numara olmak için savaşıyorlar. Her hafta kulakların pasını silen kaliteli müzikler eşliğinde bir kuru boyalarıyla harıl harıl çizim yapan Gülru'yu, bir de moda sektörünün soğuk kraliçesi Gülfem'i izliyoruz. Bir hafta Gülru merdivenden düşüp bebeğini kaybediyor, diğer hafta hop diye hastaneden çıkıp Gülfem'i hamamda yere itiyor. Bir sabah Gülfem gazetede önceki geceki davette Gülru'yla yaşadığı skandalın haberini okuyup Cücü'ye bağırırken, bir sabah Gülru elindeki tabletten skandal haberini gösteren Aslan Kral'dan azar işitiyor. Açıkçası, dizinin ilk sezonunda aranılan adam olan Ömer'e bu yeni sezonda resmen bir yer kalmadı, çünkü Ömer yani Barış Kılıç resmen senaryo dışı kaldı. Dediğim gibi, bu iki Gül arasındaki savaş, aynı adama olan aşk için olmaktan çıktı, moda sektöründe birbirlerini ezmek gibi spesifik bir konuya döndü. Mert karakteri üzerinden işlenen şöhret olma, Yonca karakteri üzerinden işlenen sınıf atlama konuları da cabası. Ama, ben dizinin aşk konusunu bir yana bırakıp bu moda, şöhret yönetimi, para meseleleri gibi konulara da eğilmesini sevdim sanki. Ayrıca Gülru ve Gülfem arasındaki psikolojik savaş, Gülru'nun giderek "Gülfemleşmesi" ve bozulan psikolojisi de çok güzel işleniyor. (Damla Sönmez ve Canan Ergüder'in muazzam oyunculukları, bu denli saçmalayan senaryoya rağmen diziyi hala seyrettiren çok güçlü sebeplerden). Şu yukarıdaki fotoğraf bile Gülru'nun Gülfemleşme yolunda emin adımlarla gittiğini gösteriyor. Bakalım dizi finalini nasıl yapacak... 


Ve... Gelelim sezonun en iddialı dizisine... O dizi tabii ki pazar akşamları yayınlanan Hatırla Gönül! Sezonun en orijinal, en gerçekçi dizisi. Senaryosu bizim ekranda görmeye alıştığımız dizilerden o kadar farklı ve gerçekçi ki, her hafta koltuğa yapışıp nefesimi tutarak izliyorum. Keşke pazar akşamları değil de hafta içi, mesela salı günü (zira Star'daki Kaderimin Yazıldığı Gün artık ömrünü doldurdu) yayınlansaydı da daha çok izleyiciye ve hak ettiği yere ulaşabilseydi, ama olsun, yine de dizi çok güzel tepkiler alıyor. Umarım beklenen reytingi alamıyor diye yayından kaldırmazlar. Onur Saylak Tekin performansıyla resmen tarihe adını yazdı. Gökçe Bahadır Jülide ve Gönül rolleriyle muazzam bir iş çıkarıyor. Figen karakteriyle Selen Öztürk bu yılki en iyi yardımcı kadın oyuncu ödüllerinin hepsini almalı. Biğkem Karavuş'un canlandırdığı Neşe ile Cahit Gök'ün canlandırdığı Hilmi arasındaki ilişki ekran tarihinin en Avrupai ilişkisi olabilir. Dizide zenginlik alışık olduğumuz gibi snob bir üslupla işlenmiyor. Yani zenginler öyle binlerce hizmetçiyle yaşamıyor, sabah kahvaltılarında portakal suyundan bir yudum içip evden çıkmıyor. Dizinin zenginleri çok gerçekçi, çok doğal, herkes gibi sorunları olan gerçekçi insanlar. Ali'yi canlandıran Tuğrul Tülek, Şermin'i canlandıran Perihan Ünlücan, Lale'yi canlandıran Berrin Şeker Civil, Mazhar'ı canlandıran Turgay Kantürk, Özlem'i canlandıran Özcan Tekdemir rollerine uymuş. Kürşat'ı canlandıran Ali İpin harikalar yaratıyordu, ama beşinci bölümde senaryonun gerektirdiği bir şekilde ölerek diziden ayrıldı. Şimdi Selma karakteriyle Sezin Akbaşoğulları girdi ve dizinin akışına cuk diye oturdu. O üstünü örttüğü tabloda ne resmi var gerçekten merak ediyorum. Yani izleyin veya izlemeyin, reytinglerde iyi olsun veya olmasın, bu dizi, bu sezonun, hatta bu bizim ekranların gelmiş geçmiş en kaliteli dizisi. Her sahnesi önemli, her sahnesinde bir olay oluyor ve her sahnesinde de oyunculuklar çok inandırıcı. Özetinin öyle bir saat değil de sadece on dakikacık olması da dizinin kalitesini gösteriyor zaten. Aşk, sırlar, tutku, hırs, şiddet, geçmiş, gelecek, öfke, intikam, bunların hepsini muhteşem fon müzikleriyle izliyoruz. Bazen geriliyoruz, bazen duygulanıyoruz. Bakalım dizide neler olacak... Umarım reyting kurbanı olmaz. Mutlaka izleyin!


Gelelim yabancı dizilere... Flesh and Bone (8 bölüm) ve Olive Kitteridge (4 bölüm) mini dizi olduklarından ilgimi çekti. Olive Kitteridge, bugüne dek izlediğim en iyi yabancı dizi olabilir. Frances McDormand, Olive karakterini inanılmaz bir inandırıcılıkla canlandırıyor, tıpkı Hatırla Gönül'deki Tekin'e inandığımız gibi. Tekin demişken, Tekin'i canlandıran Onur Saylak'ın ve Paramparça'daki Dilara Ebru Özkan'ın oynadığı Rüzgarın Hatıraları bu hafta vizyona girdi. Bu filmi de merak ediyorum ama şu sıralar sinemaya gitmeye bile vaktim olmayabilir.

Peki siz hangi dizileri izliyorsunuz? Ve Ters Düz'ü okumaya başlayanınız var mı? Ters Düz'ü okuyup yorumlarsanız bana yazmayı unutmayın sakın! Bu yazılar birikince, sizin bloglarınızdaki ilgili linklerinizi paylaşacağım. Yayınevi de bu linkleri kendi sayfasında paylaşacağını söyledi. Böyle işte sevgili blogger dostlarım... Haydi hepinize iyi akşamlar! 

9 Aralık 2015 Çarşamba

MUTLUYKEN MUTSUZ OLMAK MI DESEM, NE DESEM?

Kitabım çıktığı, onu sonunda iki elimle tuttuğum için mutluyum elbette... İnsanın kendi kitabını iki eliyle tutması, evdeki masada görmesi, kütüphanesinin rafına yerleştirmesi, gece yatarken başucundaki komodine koyması gerçekten çok hoş ve farklı bir duygu... Ama bu mutluluk verici durumun yanı sıra içimde bir de mutsuzluk, üzüntü ve çaresizlik var. Biliyorsunuz, geçen yazımda bahsettiğim gibi, internette bir dizi izleme sitesi üzerinden açılan bir pencereye tıkladığım için bilgisayarıma virüs bulaştı ve bir anda tüm dosyalarım şifrelendi. Bu yeni virüs çeşidinin ilk kurbanlarından biri ben oldum, çünkü bu virüsün çıkmasıyla benim virüsün tuzağına düşmem arasında sadece bir gün var, dolayısıyla bu taze virüsten nasıl kurtulabileceğimle ilgili internette hiçbir bilgi yok henüz ve dolayısıyla ben de bilgisayarımdaki tüm dosyalarımı kaybettim. Evet... Sekiz bin fotoğrafım ve Ters Düz'ün devamı olarak yazdığım yeni romanımın dosyası (bunun yanı sıra başka öykü ve romanlarım da) bir anda silindi. Şimdi ne yapacağım ben? Yazdığım o romanı yeniden mi yazacağım, bilmiyorum, inanın bilmiyorum. İşte bu yüzden de Ters Düz'ün çıkmasının mutluluğu içindeyken diğer romanımı kaybetmenin mutsuzluğu içindeyim. Ha çözüm yok mu? Var. Bu virüsü yapan hacker'ların talep ettiği birkaç bin doları verirseniz, dosyalarınıza koydukları şifreyi kaldırabilirler. Ama bunun da garantisi yok. Zaten o parayı niçin vereyim? Anlayacağınız, bilgisayarım yeni doğmuş bir bebek gibi şu günlerde. Tertemiz, hiçbir resim ve yazı klasörü yok masa üstünde... (E neyse iyi tarafından bakmaya çalışayım madem, temizlik oldu, masa üstüm daha derli toplu artık.)



Stieg Larsson'un Millennium Serisi, hele de ilk kitap olan Ejderha Dövmeli Kız, bugüne dek okumuş olduğum en iyi kitap olabilir. Hatta evet, öyle! Larsson öldükten sonra seri yarım kalmıştı, bu seriyi David Lagercrantz'ın devam ettireceği haberleri yıllardır gündemdeydi, ben de heyecanlı bir bekleyiş içindeydim. Serinin üçüncü kitabını okuduğumdan beri beş yıldır beklediğim Örümcek Ağındaki Kız çıkmış olabilir, ama benim Ters Düz'ümle aynı anda çıkmak gibi bir hataya düştü, çünkü ben Ters Düz'ün çıkmasını ta kendimi bildiğimden beri bekliyordum, dolayısıyla Bozbalık Serisi > Millennium Serisi ve yine dolayısıyla, sıranı bekle Lisbeth Salander! Önce Ece Duman'ın hikayesi okunacak! (Kendi yazdığım romanı tabii ki de okuyacağım, siz ne sanmıştınız?)

Kendi yazdığım romanı okumak derken, hani Microsoft Word'de yazdığım cümleler bakayım kitap sayfasında nasıl duruyor görmek için... Biliyorsunuz, kitabın editing'inden sayfalamasına, düzeltmesinden kapak tasarımına kadar basıma gidene kadarki her aşamasına el attım. Hatta geçen ay yayınevinde sabahlayıp sayfalama yaptığımı yazmıştım sizlere, hatırladınız mı? Ama sabahladım da ne oldu, kitabı elime alıp okurken bir de ne göreyim, İlker Abi, kitabı o gece birlikte bitirdikten sonra bana sormadan bazı kelimeleri değiştirmiş, çıkarmış, bazı cümleleri silmiş (Bak bak sen!). Benim özenle seçtiğim kelimeler uçmuş, cümlede yaratmak istediğim anlamlar değişmiş. Bir yerde bir kelimeyi silmiş, yerine yeni bir kelime yazmayı unutmuş. Hatta benim başka bir paragraftan başlattığım bir cümleyi, önceki paragrafın dibine sokarak okura "Ne alaka?" dedirtecek hatalar bile yapmış. Güya da ben bu yüzden sabahlamıştım yayınevinde, romanımı sizlere güzel bir okuma keyfi sunmak için kılı kırk yararak düzeltmiştim, her kelimenin yazılışını, her cümleyi kontrol etmiştim, ama İlker Abi benim peşimden yine değişiklikler yapmış benden habersiz. Gözümden kaçar mı hiç? Tabii siz fark etmezsiniz bu değişiklikleri. Ama kitabı okurken bir yerde "Bu ne biçim cümle? Bir anlamsızlık var sanki!" ya da "Bu paragraflar arasında boşluk yok!" derseniz, bilin ki onun sorumlusu Mert değil, İlker Abi'dir!

Ya neyse, şaka bir yana da, bakın gene aklıma düştü şifrelenen dosyalarım... Emeklerim... O sekiz bin fotoğraf, anı bir tarafta, yeni roman taslağım diğer tarafta benim için... Keşke o romanın yedeğini alsaymışım... Hep yaparım aslında ama boşluğuma geldi bu sefer. Ah ah bu hacker'lar mahvetti beni. 

Hepinize iyi günler... 

7 Aralık 2015 Pazartesi

TERS DÜZ HAPPY BİRTHDAY PARTİSİ VE HACKER'LARIN SON KURBANI MERT

Cumartesi günkü Happy Birthday Ters Düz partisinden geriye kalanlar... Pastanın üstündeki üç mum serinin üç kitabını simgeliyor... Gerçi kurbanı olduğum hacker'lar yüzünden, serinin yazmakta olduğum ikinci kitabı yok oldu... Yaptığınız bir yemeğin balkondan aşağı dökülmesi gibi bir şey bu... Kalanlar yerde ama bundan sonra yapacağınız hiçbir yemeğin lezzeti o ilkininki gibi olmayacak... Neyse, Ters Düz çıktı ve bugünden itibaren kitapçılardaki yerini aldı! Ama eğer İstanbul dışında yaşıyorsanız kitapçılara koşmak için birkaç gün daha bekleyin ki kitaplar gelmiş olsun. Ve siz siz olun, sakın internette gördüğünüz her şeye tıklamayın!


Öncelikle... Samimi ve sıcakkanlı yorumlarınız, e-mailleriniz, hatta (twitter ve facebook üzerinden) yolladığınız mesajlarınız için çok teşekkür ederim. Şaşırtıyor, bazen de utandırıyor beni bu mesajlarınız. O kadar güzel şeyler yazıyorsunuz ki, gerçekten mutlu oluyorum. Gerçekten çok teşekkürler! 

Biliyorsunuz, cumartesi günkü Happy Birthday Ters Düz partisi için kafa patlatmaya tam bir ay öncesinden başlamıştım. Bu, aile içinde yapılacak bir kutlama (son günlerde pek moda oldu bu sözcük, hadi biz de kitap lansmanı diyelim) olacaktı ve ben sırf bu yüzden 21 Kasım'daki doğum günümü kutlamamış, Ters Düz kitabımı elime aldığımda Ters Düz'ün doğum günüyle benimkini bir kutlamaya karar vermiştim. Bunun tarihini de kitapları 1 Aralık'ta elime alacağımı düşünerek 5 Aralık olarak belirlemiştim. Ancak kitapların matbaadan çıkması gecikti, hatta o kadar gecikti ki, 5 Aralık günü, yani Ters Düz'ü kutlayıp pasta keseceğimiz gün kitaplar hala benim elimde olmayacak gibiydi. Ben de, yayıncımın matbaaya kitapların geç kalmışlığını yeterince iyi anlatamaması sonucu, "Mert" dedim kendi kendime, "ipleri eline almalısın" ve matbaayı basmaya karar verdim! Bu işin şakası tabii. Yayıncım bana matbaadaki birinin telefon numarasını verdi "Ben anlatamıyorum al sen konuş" diye. Ben de cuma günü o kişiyle konuştum ve cumartesi kitaplarımdan almam gerektiğini söyledim. Meğerse zaten bu kitap basılmış, yani şöyle ki, geriye bir tek kapak ve sayfaları birleştirme işlemi kalmış, buna da "ciltleme" diyorlar. Matbaadaki kişi bana cumartesi sabahı bu işi halledeceğini söyledi. Telefonlaştık. Ben de cumartesi günü, sırf pastayı kuru kuru kesmeyelim, kutlama partimizde söz konusu kitaplar da olsun diye, üşenmedim, metrobüse binip ta Cevizlibağ'a kadar gittim. Kitapları almak için matbaaya gideceğimi sanıyordum ama matbaadan biri kitapları metrobüs çıkışına getirmişti. Ben de kitaplarımı aldım ve kutlama hazırlıkları için tekrar metrobüsle geri döndüm. Bu örnekte de gördüğünüz gibi, bir şeyi kafama koydum mu yapmakta üstüme yoktur! 



Pasta için tam iki haftadır kafamdaki pastayı yapacak bir pastane arıyorduk... Sonunda o pastaneyi bulmuş ve cuma günü Ters Düz'lü pastam için özel sipariş vermiştik... Ters Düz'ün kitap kapağını pastanın üstüne bastırdık. Biraz pahalı oldu ama benim için anlamı büyüktü. (Pastayı sipariş ettiğimiz pastanedeki kadın pasta için gerektiğinden fazla özen göstermiş belli ki, zira pastanın kenarlarına çiçekler, kalpler, boncuklar serpiştirmişti. Konseptimize pek uymasa da, belli ki ince düşünmüş... Bu süslemeleri üstünden çıkarsam mı çıkarmasam mı derken çıkarmadım, emeğe saygı...)


İşte sonunda Ters Düz pastamla Ters Düz kitaplarımı aynı karede fotoğrafladığım an! 


Pastanın üstüne bir tane mum koyacaktım. Sonra rastgele üç mum koydum... Sonra baktım ki, çok da anlamlı olmuş! Çünkü Bozbalık Serisi üç kitaptan oluşuyor ve işte ilki Ters Düz çıktı. Bu üç mum, serinin üç kitabını simgelesin o halde! Hüüüüüf! 


Öhöm öhöm... Hangi kameraya bakıyoruz?


İki yaşındaki kuzenim de kitabımla objektiflere poz veriyor... (Tabii flaşlar patladıktan sonra ben kitapları onun elinden hızla alıyorum! Yırtar mırtar...)


Pastanın dışının bembeyaz olduğuna bakmayın. Pasta çikolata ve frambuazlı. Mmmmmm... Nefisti... (Ama şekeri biraz az gibiydi...) 


Kendi doğum günümü Ters Düz'ün çıktığı gün yaparım diyerek ertelemiştim ya hani, valla ne yalan söyleyeyim ben bu işten zararlı çıktım, çünkü bu kutlama tamamen Ters Düz'ün doğum gününe döndü ve benim partim bildiğiniz arada kaynadı. (Canım ailem her zamanki gibi hediyelerini almışlardı ama akrabalar baya baya unuttu doğum gününe geldiklerini!) Şaka bir yana, 20 yaşına girdiğim şu günlerde ilk kitabımı çıkardım. Hatta bence geç bile kaldım bunun için, yani ilk kitabım 17-18 yaşlarımda da çıkabilirdi, neyse, zaten kitabın teşekkür kısmında yazdım bunları...

Anlayacağınız, cumartesi günü kutlamamızı da son derece güzel bir şekilde yaptık... Ama... Aslında yazar Mert'iniz o gün hacker'ların son kurbanı olmuştu... Yani Ters Düz'ün çıktığı gün resmen ters düz olmuştu... 

Şimdi şöyle...

İnternete yirmi dokuz kasımda hacker'lar yeni bir virüs salmış... Ben de bir dizi izleme sitesi üzerinden otuz kasımda bu virüsün kurbanı oldum ve bilgisayarımdaki tüm dosyalar (fotoğraflar, yazılar, her şey işte) bir anda şifrelendi. Oradaydılar, ama açılmıyorlardı, içleri boş gibi görünüyordu. Şifreyi kaldırmak için binlerce dolar talep ediyorlardı. Sekiz bin fotoğrafım ve Ters Düz'ün devamı olarak yazdığım yeni romanımın dosyası bir anda silindi. Şanslıyım ki internet çağındayız ve bu fotoğrafların bin tanesi falan zaten blog'umda, ama ya diğer fotoğraflar ve yazılarım ne olacak? Hepsi silindi işte... İşte teknoloji çağının böyle zararları da var... Tek bir tık yüzünden tüm geçmişim bir anda silindi. Virüs yeni çıktığı için henüz çözümü de yok, yani ben bu virüsün ilk kurbanlarındanım. Virüs o kadar yeni ki, daha internette hakkında yazılmış sadece birkaç "Help me!" cümlesi var, hepsi bu. 

Binlerce fotoğrafımın silinmesine de üzüldüm elbette, ama en çok, o roman dosyalarımın silinmesine üzüldüm... Özellikle de Bozbalık Serisi'nin yeni kitabı olarak yazdığım roman dosyamın silinmesine... (Yani silinmek dediğim şifrelenmek, yukarıda açıkladığım gibi.) Bir romanım piyasaya çıkarken, yazmakta olduğum bir diğeri hacker'ların eline geçerek "orada bir köy var uzakta" misali oldu... Ah! Keşke daktiloyla yazsaymışım romanımı! İşte teknoloji çağının kötü yanlarından biri! 

Yaptığınız bir yemeğin balkondan aşağı dökülmesi gibi bir şey bu. Kalanlar yerde ama bundan sonra yapacağınız hiçbir yemeğin lezzeti o ilkininki gibi olmayacak. Ben de elbette kendi yazdığım romanı unutmadım (üçte birine kadar yazmıştım), hala yazabilirim ama aynısı olur mu? Olmaz. Bakalım neler olacak...

İşte böyle...

Ama yine de çok sevinçliyim kitabım çıktığı için. Ters Düz bugün kitapçılara dağıtıldı sanıyorum. Eğer İstanbul dışında yaşıyorsanız kitapçılara koşmak için birkaç gün daha bekleyin ki kitaplar gelmiş olsun. Ve siz siz olun, sakın internette gördüğünüz her şeye tıklamayın! 

4 Aralık 2015 Cuma

DARMADAĞIN


Bu nasıl iş ben anlamadım… Kitap ha çıktı ha çıkacak derken, bir sürü insan günlerdir kitapçılara gidip gelirken, kitabı elimize alacağımız günü heyecanla beklerken, bir de az önce ne öğreneyim, meğer bizim yayınevi daha kitabı dağıtmamış, çünkü DAHA kitabın kapağı takılmamış! İnanabiliyor musunuz? Ve işin daha da tuhafı, ben bunu, bu kitabın yazarı olarak ben bunu, DAHA az önce öğrendim. Öğrenir öğrenmez de hemen size yazmalıyım, duyurmalıyım dedim, çünkü sizleri bekletmeye ...kimsenin hakkı yok. Ben kendi adıma ve yayınevi adına bekletildiğiniz için çok özür diliyorum, çok mahcubum. Sevginiz ve desteğiniz o kadar büyük ki, sizin bu güzel enerjinizi kalbimde hissediyorum. Başta Blog’um olmak üzere Facebook, Twitter ve Instagram’dan aldığım mesajlar ve e-postalar kalbime öyle çok dokunuyor ki… Beni hiç tanımayan yüzlerce insanın bu desteği beni şaşırtıyor, utandırıyor… Kitabı benden daha büyük heyecanlarla bekleyen sizlersiniz, biliyorum. Ben sırf Ters Düz’ün çıkışıyla aynı olsun diye 21 Kasım’da kutlamadım doğum günümü, 1 Aralık’a ertelediler, tamam dedik, ben de doğum günü kutlamamı 1 Aralık’a erteledim, sonra 5 Aralık dendi, gene tamam dedik, kutlamayı 5 Aralık yaptık, ama ben şimdi, kitabın haftaya kaldığını öğreniyorum. Ters Düz’lü özel pastayı da sipariş etmiştik yarın için, e ne olacak şimdi, ortada daha kitap yok... Şimdi soruyorum size, ben ne yapayım… Normalde Kasım’ın ortalarında çıkması gereken kitap yüzünden kaç haftadır hepimiz beklenti içindeyiz, ama gecike gecike neredeyse Aralık’ın da ortasını buldu bu kitap! Yemin ediyorum Ters Düz’ü beklerken ters düz oldum. Yayınevi matbaanın hatası diyor ama ben onu bunu bilmem. Ben bu hatayı Altın Bilek Yayınları'nın hatası diye görüyorum ve yayınevi adına hepinizden tekrar özür diliyorum.

Not: En sonunda matbaayı basacağım. O 2000 kapağı ellerimle tek tek yapıştıracağım o kitaplara. Yarına kadar çıkarırız diyorlar. Kutlamaya yetişir mi dersiniz?

267 SAYFALIK TERS DÜZ 23 KELİMEYE SIĞSAYDI...

 
267 sayfalık Ters Düz, 23 kelimeye sığdaydı, anahtar kelimeler büyük ihtimalle şunlar olurdu: Sır, ihanet, kayıp, aşk, gizem, deli, arı, tutku, Bozbalık, macera, şok, gerilim, orman, aile, yalan, nefret, geçmiş, dere, acı, yabancı, muamma, kardeş, hırs. Başka kelimeler de olurdu elbette ama 23 dediysek ilk 23'te bunlar olurdu herhalde!

 
Bildiğiniz gibi, 21 Kasım olan doğum günü kutlamamı, Ters Düz'ün çıkmasını beklediğim için ertelemiştim. Elbette pasta kesilmiş, mumlar üflenmişti, ama bunlar sadece ön hazırlıklardı. Esas parti, yani Ters Düz'ün doğum günü partisi/lansmanı yarın!
 
"Bu son derece lokal ve küçük home party'de, Ters Düz ve yazarı Mert'in doğum günü kutlanıyor. Bozbalık Serisi'nin ilk kitabı olan Ters Düz, tek arzusu geçmişini geride bırakmak olan Ece'nin hayatının bir anda ters düz olmasını konu alıyor." (Hey! Sandığınız gibi bir şey değil! İnternette gördüğünüz her şeye inanmayın!)

Not: Kendi kitabımı daha ben bile iki elime alamadım. Yarına kadar almayı umuyorum!

3 Aralık 2015 Perşembe

KİTAP ÇIKMADAN GÜZEL YORUMLAR GELDİ!

 
Herkese günaydın! (Sabahın erken saatlerinde kalkıp blog'unun başına geçenlere daha çok günaydın!) Aralık ayı geldi, kabarık montlar, atkılar dışarı çıktı, hoş geldin Aralık, bana Ters Düz'le geldin, bana Ters Düz'ü getirdin... Hadi hep beraber Ters Düz olalım!

"Heeeeey!" diye bağırmak istiyorum. O zaman... Heeeeey! Önceki gün aldığım bir bilgiye göre 1 Aralık'ta ülke genelindeki D&R'lara Ters Düz akını olmuş (Şaka yaptığımı sananlar, hayır, gerçek bir olaydan bahsediyorum)! Ancak kitabın İstanbul dışına dağıtımı bir haftayı bulabilirmiş. Kimsenin kitapçılardan eli boş dönmesini istemezdim, ama olmuş, kitapçıda çalışanlar, kitabı soranlara daha gelmediğini söylemiş. Dağıtım işi gerçekten koca bir muamma. O nedenle İstanbul içinde bile lütfen acele etmeyin, kitabın raflara dizilmesi bir iki günü bulacak gibi görünüyor. Not: Beklemek istemezseniz idefix, Kitap Yurdu, D&R, Babil gibi pek çok siteden de sipariş verebilirsiniz. Not 2: Ben bekleyip kitapçıdan alma hissini daha çok severim.

Öte yanda, pek çok blogger kitabı internetten sipariş verdi sanırım, çünkü kendi blog'larında öyle yazmışlar. Deep de bunlardan biri. Zaten o bir alem. Kendi eğlenceli yazı üslubuyla, kelime oyunlarıyla kitap hakkında atıp tutmuş, her zamanki gibi beni de güldürdü yine.
Epey şey yazmış, ama en esprili kısımları derledim: "Bir kadın kahraman. Ece. Bizim Mert Kafa'nın Ece'si. Ecoş. Mert Bozbalıklı Ece'yi köye gönderdiğinde hep düşündüm. Nolcak bu Ece'ye. Mert'in kitabııı çıktııı oeeey. Sipariş verdim. Keyifle okuyciim: Başarılar Mert. Mert'in kitabı Ters Düz. İkinci kitabı da şöyle olcak, İki Ters bir Düz."

Kitap daha çıkmamasına rağmen başka güzel yorumlar da alıyorum. Canay Ç. "Mert Ofluoğlu hayallerinin peşinden gidiyor. Yürüyerek de değil, koşarak gidiyor. Kitap yazdı, hem de roman. Bugün çıktı. Bir göz atın, bir de ismini bir yere not edin." diye yazmış. Nazlı B. G. de "Küçük yaşından beri müthiş hayal dünyasını nasıl güzel anlattığını düşününce kitabı okumak için sabırsızlanıyorum! Tekrar tebrikler Mert Ofluoğlu... Harikasın!" demiş. Benim arkadaşlarım da kitabı sabırsızlıkla bekliyor. Mesela Pınar, bakın ne güzel yazmış: "Kendimi bildim bileli yanımda olan, hayal kurarak, bütün macera kitaplarını okuyup sonra günlerce tartışarak, bütün aylık dergileri sabırsızlıkla bekleyerek, onun senaryolarıyla kısa filmler çekerek hatta bazen abartıp o kısa filmlerin içinde yaşayarak, kışları Karadeniz ormanlarında, yazları Ege köylerinde, birlikte maceraya atıldığımız canım arkadaşım, benim için Mert sizin için yazar Mert Ofluoğlu'nun ilk kitabı Ters Düz çıkıyor! Saman kağıdı el yapımı çizgi romanlardan koskoca romana, hayallerinden hiç vazgeçmeyen Mert'e başarılar diliyorum..." Bu güzel yorumlar karşısında hem mutlu oluyor, hem de duygulanıyorum, ne yalan söyleyeyim...

Sizin de kitapla ilgili görüşlerinizi çok merak ediyorum. Okuyup bir şeyler yazarsanız mutlaka bana söyleyin olur mu, habersiz bırakmayın beni, hem ayrıca ben
 burada yayımlarım, yayınevi de kendi sayfasında yayımlar. Bunca yıldır blog'umu okuyan, destekleyen herkese en içten teşekkürlerimi yolluyorum!

1 Aralık 2015 Salı

01.12.2015

 
Vız arı geliyor. Kız köye geri dönüyor. Ters Düz bugün çıkıyor!
 
#sıkıtutunun ve #buköydençıkışyok etiketleriyle, siz de Twitter, Instagram, Facebook gibi sosyal medya siteleri üzerinden fikirlerinizi paylaşabilirsiniz.
 
Ayrıca kitapla ilgili görüşlerinizi de çok merak ediyorum. Okuyup bir şeyler yazarsanız linkini benimle paylaşın olur mu, ben burada yayımlarım, yayınevi de kendi sayfasında yayımlar.
 
Ters Düz bugün kitapçı raflarına çıkıyor dedik ama, her yerde aynı hızla olmayabilir. O nedenle siz eğer gidip kitapçıdan almayı düşünüyorsanız hemen bugün gitmeyin, yarın ya da öbür gün gidin ki, kitapçılar kitapları raflara yerleştirmiş olsunlar. (Ya da isterseniz hemen bugün gidin, belki de birileri tam şu anda Ters Düz'leri raflara diziyordur.)
 
Ben de bu heyecan sürerken, beş tane fragman hazırladım. Hiç kitap fragmanı olur mu demeyin, olur, hem de çok güzel olur, trailer olur, teaser olur, olur yani. Buyurun, yarına kadar izleyin, kitapta olayların geçtiği kurgu ürünü köy Bozbalık'taki son gelişmelerden habersiz kalmayın efendim:
 
 
 
 
 
 

Edebiyat Dünyasından Son Dedikodular...

Edebiyat dünyasının gündemi bazen en heyecanlı magazin haberlerini aratmıyor. Kitabını yapay zeka ile yazdığı iddia edildiği için prestijli ...