TERS DÜZ'Ü BEKLERKEN TERS DÜZ OLMAK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TERS DÜZ'Ü BEKLERKEN TERS DÜZ OLMAK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Haziran 2021 Salı

İLK KİTABIM TERS DÜZ'ÜN YENİ BASKISI, YEPYENİ KAPAK TASARIMIYLA KARŞINIZDA!


Sürpriz! 

Beş yıldır beklediğiniz yeni kitap öncesi heyecanı biraz daha tazelemek için, ilk göz ağrım Ters Düz'ün yeni baskısı, yepyeni kapak tasarımıyla kütüphanenizdeki yerini alsın istedim!

KIZ KÖYE GERİ DÖNER. 
VE KOVANDA GİZLENEN ARILARIN SAKLADIĞI BİR SIR VARDIR.

Yakında yeni kitabını çıkaracak genç bir yazar olan Ece Duman, yıllardan beri hiç iletişim kurmadığı babasının kaybolduğunu öğrenince herkesten, kendisinden bile sakladığı geçmişiyle yüzleşmek zorunda kalır. Ece, on sekiz yıl sonra çocukluğunun geçtiği Trabzon’daki Bozbalık Köyü’ne geri döner. Köyde hiçbir şeyin bıraktığı gibi kalmadığını, her şeyin zaman içinde değişmiş olduğunu görür. O zamana dek varlıklarından bile haberdar olmadığı üvey kardeşleriyle tanışır. Kendini bir anda karmaşık bir ilişkiler ağının, karanlıkta gizlenen sırların, baş etmesi zor bir aşk ikileminin içinde bulur. Ve karşılaştığı her imkânsızlığa rağmen, babasına ne olduğunu bulmaya kararlıdır. Ucunda ölüm bile olsa…

Mert Ofluoğlu, Bozbalık Üçlemesi’nin ilk kitabı Ters Düz’de, okurlarını sırlarla örülü bir köye davet ediyor. Aşk, gizem ve beklenmedik bir ihanet. Bu köyden çıkış yok!


Ters Düz'ün bu özel baskısı sadece Kitapyurdu'nda satışta. 


Bozbalık Köyü'yle ilk kez tanışacaklar ve Ece'yle ailesinin sizi ters düz edecek hikayesini yeniden okumak isteyenler, yorumlarınızı sabırsızlıkla bekliyorum! 

Bozbalık'ta görüşmek üzere!


18 Ekim 2016 Salı

ÇÜNKÜ DÜŞÜNECEK, YAZACAK VE YAŞAYACAK ÇOK ŞEY VAR...


Kendimi bildiğimden beri kocaman bir hayal dünyam var. Yarattığım karakterlerim, benimle birlikte büyüyen kahramanlarım… 1. sınıfta okuma yazmayı öğrendiğim gün, yazarak yepyeni dünyalar yaratabileceğimi anlayınca, kalemi elimden hiç bırakmaz oldum. Hep diyorum ya en büyük teşekkürüm anne babama benim. Yazma, üretme, ortaya koyma tutkumu hep desteklediler. Onlar, çocukluğumda saman kağıtlara yaptığım dergileri satın aldılar, yetmedi bir de o dergilere aylık üye oldular, kendi kendime yazıp oynadığım tiyatroları seyrettiler; kısacası hayal gücümün evin her yerinde özgürce dolaşmasına izin verdiler. Çevremdeki akrabalar, tanıdıklar, küçükken, postayla ülkenin bir ucundan diğer ucuna yolladığım el yapımı dergilerimi/çizgi romanlarımı hala saklıyorlar ve ben misafirliğe gittiğimiz evlerde ev sahiplerinin yazmam için önüme sehpa çektiklerini hala hatırlıyorum. Ne diyordum, evet, yazmayı öğrendiğim günden beri kalemi elimden hiç bırakmadığımdan bahsediyordum. Müthiş bir içsel düşünme eylemi de gerektiriyor bu. Sürekli kafamda bir öykü, bir hikaye, bir roman, bir senaryo, bir sahne, bir diyalog, bir betimleme, bir olay şekillenir benim. Sabah uyandığımda yataktan yazmak için hayali bir olayla kalkarım, gece tekrar başımı yastığa koyduğumda arka planda yine bir sahne devam ediyor olur. Gün boyu bu akış hiç kesilmez. Ailem ve yakın arkadaşlarım bilir, bazen durup dururken heyecanlanırım; işte o yeni bir fikrin, yeni bir sahnenin, hatta belki yeni bir hikayenin doğum anı, doğum sancısıdır. Şimdi birine anlatsam, inanmaz ki bana. Bir önemi de yok aslında. Kendimi bildim bileli böyle bu. Sanatla, düşünceyle, yazıyla uğraşan herkesin içinde deli bir taraf vardır derler, ben de biraz deliyim belki de. Enerjim her zaman çok yüksektir ve sürekli bunun sırrının ne olduğunu soranlarla karşılaşırım. "Gözlerinin içi hep gülüyor!" derler. Doğrudur, beni hiçbir zaman durgun göremezsiniz, hep hareketli, güler yüzlü, sıcak ve konuşkanımdır. Çünkü düşünecek, yazacak ve yaşayacak çok şey var! Bu yüzden sabah en geç yedide kalkarım, uyuyarak günü kaçıramam! Şu anda aynen burada anlattıklarımı 2010'da şöyle ifade etmiş, yazmışım: "Bu benim için hayatın akışı. Öğle saatlerine kadar uyuyan, gün boyunca televizyon karşısında tembellik yapan ve akşam olunca gece geç saatlere kadar bilgisayar başında internette gezinen bir Mert düşünemezsiniz. Bir şeyler düşünmeden, yeni projelerimi gerçekleştirmeden yaşamak benim için ölümden farksız. Anlayacağınız hayat enerjimi bunlardan sağlıyorum ve aynı enerjiyi bunlar için tüketiyorum. Zevk amaçlı yaptığım bu hobiler benim için bazen tam bir dert nedeni haline gelebiliyor. Böyle olunca bir çözüm bulmak için beynimi de, ruhumu da, etrafımdakileri de yoruyorum. Beynim sürekli bir şeyler üretiyor. Okulda teneffüslerde, evde dersten kalan zamanlarımda, kısacası boş vakitlerimde konu düşünüyorum. Keşke daha çok zamanım olsa. Beynimde her an yeni bir şeyler üretmek için çarklar dönüyor. Durdurmak istesem de durduramıyorum. En rahat olduğumu söylediğim anımda bile kafamın içinde hikayelerim, blogum, projelerim için bin türlü şey düşünüyorum." Bazen diyorum ki keşke vurdumduymaz biri olsaydım da hiçbir şeyi kafaya takmasam, güle oynaya hayatın tadını çıkarsaydım. Yine çıkarıyorum elbette, ama bizim gibilerin hep bir meseleleri vardır ve onu halletmeden içleri rahat etmez (korkarım ki bu "halletme" sürecinin bütün bir ömrü kapladığının farkındayım). Şu an kendimi çok geç kalmış hissediyorum. Bir tek #tersdüz çıktı şu an. Benimle ilgili yorum yapabileceğiniz, hepinizin gördüğü, bildiği tek üretimim o. Ama daha yaptığım ve sizlerle paylaşmadığım ya da yapmayı istediğim çok şey var. Boş vakitlerini yazmaya, hayal kurmaya ve bu hayallerini gerçekleştirmeye ayıran biriyim ben. Anneannem yıllar önce bana "Bu kadar yorma kendini, 20 yaşına geldiğinde kafan bitecek senin!" demişti. Öyle korkmuştum ki o böyle söyleyince. Neyse ki 20'yi sağ salim atlattım. Ve 21 Kasım'da 21'imi bitirip 22'me giriyorum! Diye işi doğum günüme bağlayarak bu bahsi burada kapatalım. Şimdilik. 

instagram.com/ofluoglumert

twitter.com/ofluoglumert

facebook.com/ofluoglumert

17 Ekim 2016 Pazartesi

INSTAGRAM

İtiraf ediyorum, ben son zamanlarda blogdan çok daha aktif olarak kullanmaya başladım şu Instagram'ı...

Aslında yıllarca girmemekte ısrarcı oldum Instagram'a.

Açalı daha bir yıl bile olmadı. 

Şu son birkaç aydırsa epey ilgilenir oldum...

Meğer Ters Düz okuyan daha başka ne çok insan varmış, her gün yazıp duruyorlar!

Elbette hangi blogger kitap hakkında ne demiş yazısı başka bir yerde duruyor. 

Bakın Ters Düz okuyan üç kişi şöyle yazışmış birbirleriyle. Biri beni de etiketlemiş, oradan gördüm.

Şimdi iki kişi, bu üçüncü kişiye niye Mert'i takip/follow etmiyorsun diye sormuş. :)


Üçüncü kişi de şöyle tatlı bir yanıt vermiş: 


Ne diyeyim, hepiniz çok tatlısınız "Bozbalık fanları"! :)

E haydi, sizi de eğer daha gelmediyseniz Instagram'ıma bekliyorum:

instagram.com/ofluoglumert 



21 Eylül 2016 Çarşamba

ECE&BURAK AŞIKLARINI KİM CANLANDIRMALI?


Bozbalık Serisi'nin ikinci kitabının ne zaman çıkacağı belirsizliğini koruyadursun, hani olur da, serinin ilk kitabı Ters Düz bir sinema filmi ya da dizi olursa, işte baş karakterler Ece Duman ve Burak Çevik için oyuncu tahminleri. Ece için liste başını Melis Birkan, Aslı Tandoğan ve Begüm Birgören çekiyor. Şükrü Özyıldız, Seçkin Özdemir ve Ekin Mert Daymaz da Burak için en üst sırada. Şu birkaç yıl içinde, yaşları geçmeden elbette (Ece yirmi sekiz yaşında, Burak ondan birkaç yaş büyük). Hoş geçse de doğal görünüşleri ve sağlam oyunculuklarıyla o açıklarını ustalıkla kapatırlar. Peki sizce kim Ece, kim Burak olmalı? Yorumlara yazın!

ECE DUMAN 


Trabzon'un Bozbalık Köyü'nde doğan Ece'nin çocukluğu, annesi onu doğururken öldüğü ve babası başka bir kadınla evlendiği için çok kötü geçmiştir. On yaşına geldiğinde, üvey annesi Münevver'in hamile olduğunu öğrenir ve İstanbul'daki teyzesinin yanına taşınır. Ece şimdi yirmi sekiz yaşında, yakında yeni kitabını çıkaracak olan tanınmış bir yazardır. Eski hayatını tamamen geride bırakmayı başarmış ve hiçbir şeyin bunu bozmasına izin vermez. Ta ki, yıllardan beri hiç iletişim kurmadığı babasının kaybolduğunu öğrenene dek. Artık herkesten, kendisinden bile sakladığı geçmişiyle yüzleşmek zorundadır. On sekiz yıl sonra döndüğü köyünde üvey kardeşleriyle tanışacak, kendini baş etmesi zor bir aşk ikileminin içinde bulacak ve babasına ne olduğunu bulma yolunda adım adım ilerleyecektir. Bu amaçtan hiç vazgeçmeyecektir, ucunda ölüm bile olsa... 

BURAK ÇEVİK 


 Ece'nin çocukluk arkadaşı. Yerel bir gazetede futbol yazıları yazıyor, her yere küçük motosikletiyle gidiyor. Kendini bildiğinden beri Ece'ye aşık. Yıllar sonra Ece köye dönünce bu aşkı yeniden alevleniyor ve içinde ona karşı bir umut ışığı doğuyor. Ne var ki aralarında bir ilişki yaşanması neredeyse imkansız, çünkü Ece'nin Kerem'le evliliğe giden bir ilişkisi var. Ama tüm bunlar, ikili arasında zamanla karşı konulamaz bir çekim başlaması için engel değil. Bozbalık'taki aşk ilişkilerinin kolay olduğunu kim söyledi ki?

Ters Düz'deki tüm karakterler hakkında detaylı oyuncu yakıştırmaları ise şu yazıdaydı! 

Not: Fotoğrafta eliyle size Ters Düz uzatan bir adet Kıvanç Tatlıtuğ görmektesiniz ama onun şu an konuyla alakası yok. :) 




9 Eylül 2016 Cuma

İKİNCİ KİTAPLA İLGİLİ ÖNEMLİ DUYURU


Merhaba.

Yazdığım Bozbalık Serisi'nin (şu anki düşünceme/planıma göre, üçlemesinin) ilk kitabı olan Ters Düz 21 Kasım 2015'te, doğum günümde çıkmıştı.

Kitabın çıkış süreci başlı başına zor bir süreçti (ki siz bunu blog yazılarımdan zaten gayet iyi biliyorsunuz) ve bunu başarabildiğim, nihayet ilk kitabımı ellerimde tutabildiğim için benden mutlusu yoktu. 

Ters Düz tanıdığım tanımadığım birçok insanın evine girdi ve aldığım güzel yorumlarla, desteklerle Bozbalık ailesi büyüdükçe büyüdü.

Bloglarda, internette, sosyal medyada hiç tanımadığım insanların kitap hakkında hala ve hala yazılar yazması inanılmaz sevindirici bir şey.

Ama maalesef, davulun sesi bazen sadece uzaktan hoş geliyor...

Şimdi serinin ikinci kitabını neredeyse tamamladım, ama aynı yayınevinden çıkmayacak kitabım.

Çünkü istemiyorum.

Çünkü ismini bile yazmak istemediğim o yayınevi, yayınevinin en çok satan kitaplarından biri olmasına rağmen Ters Düz'ü sanki kendi kitabı değilmiş gibi önemsizleştirdi, hatta yayınevinde çalışan bir editör, kendi bastığı bu kitap hakkında bir nickname kullanarak internette bile isteye kötü bir yorum yaptı. Öyle düşünmediği halde. Sırf can acıtmak için. Sırf kitabı çok sevdiği için. 20 yaşındaki Mert'in yüzüne gelecek vadeden çok parlak bir yazar olduğunu söylemesine, hem de bunu gerçekten inanarak söylemesine rağmen. 

Aslında bunun sinyallerini başından beri veriyordu bu yayınevi. Sonuçta bir Can Yayınları, bir Doğan Kitap, bir İletişim, bir İthaki değildi. 

Oysa herkes sanıyor ki "Ooo Mert kitabın çok sattı şimdi zengin olmuşsundur!"

Evet, kitap sattı ama...

Ama'sını siz biliyorsunuz. 

Yazarın para kazandığı yok.

Hele de kitap böyle bir yayınevinden çıkmışsa. 

Hani Ters Düz'de Ece'nin de yazar olması sebebiyle şöyle bir cümle yazmıştım ya:

Yayınevleri aslında edebiyat heveslilerinin bir araya toplanıp sanatsal konuşmalar yaptıkları yerler değil, para kazanma hırsıyla birbirini yiyen insanların ne tür kitaplar basıp daha çok para kazanabileceklerini tartıştıkları ticarethanelerdi.

diye... 


Aynen öyle işte...

Ben bunu başından beri biliyordum ama...

Durumun bu kadar vahim olabileceğini tahmin edememiştim...

Sonuç olarak...

Serinin ikinci kitabının çıkmasını istiyorum, bunu tutkuyla istiyorum, yazmak benim için bir tutku, bir hobi, bir macera...

Ama yayıncılık sektörünün böyle olduğu bir dönemde, hangi yayınevine nasıl güvenebilir bir yazar? 

Tabii eğer kitabınızın adı Aşk Adası, Aşk Vadisi, Papatya Falı, Aşkım Canikom, Erkeğimin Peşinde, Kiralık Sevgili, Aşk Oyunu, Aşkın Yolu, Gel Evlenelim, Pardon Bana Mı Dedin, Ya Seversen, İki Kere İki Dört Etmez, Lise Aşkım, Çok Yakışıklı Çocuk, Karizmatik Çocuk, Hoş Çocuk, Çok Yakışıklı Çocuk II, Önüm Arkam Aşk, Arkam Önüm Aşk, Aşkımızın Meyveleri, Aşk Meyveleri, Çekirdeksiz Aşk gibi bir şeyler değilse.

***

Bazen diyorum ki, bir matbaaya gidip kitabımı kendim basayım ve dağıtımına da yine kargoyla falan kendim yapayım!

Harika olmaz mıydı?

Zaten para derdinde değiliz ki, bunu tutkuyla yapıyoruz. (Para derdinde olanlar kitap yazmasın zaten. Bu sektörde para kazanılmaz kitaptan.)

E o zaman ne engelliyor bizi bunu yapmaktan?

Bunu gerçekten soruyorum size...

Böyle bir şey mi yapsam?

Kitabın her şeyiyle kendim uğraşıp serinin ikinci kitabını kendim mi çıkarsam?

Ve Ece Duman'ın Bozbalık maceraları böyle devam etse...




31 Aralık 2015 Perşembe

TERS DÜZ'Ü OKUYUP TERS DÜZ OLMAK İÇİN 5 SEBEP


Geldi çattı yılın son günü... Koca 2015'i de devirdik ya, helal olsun bize! Bugün, günün ruhuna uygun olarak "yılın son günü yazısı" yazacaktım aslında, ama son anda, klişelerden uzak bir şey yapayım deyip rotayı tamamen başka bir yazıya kırdım ve ortaya bu 5 sebep çıktı! Şimdi dışarıda "her yerde kar var"ken, Ters Düz için bugüne dek yapılan yorum ve eleştirilerden yola çıkarak böyle bir derleme yazısı hazırlamaya karar verdim. Kitap çıkalı daha iki hafta olmasına rağmen sizlerden, okurlarımdan bir sürü güzel yorum almaya başladım. Ve her yorum, her düşünce, her fikir benim için çok kıymetli. Bu kitap yorumlarından yola çıkarak, yani aslında okuyanların yazdığı eleştiri ve yazılardan yola çıkarak yazdım bu yazıyı. Sizin/okurların cümlelerini tırnak içinde kullandım. İnsanın kendi kitabı hakkında yazması başka türlü imkansız çünkü. Ve Ters Düz'ü henüz okumayanlar için gelsin bu yazı... İnsanlar Ters Düz'ü neden okumalılar? Okur yorumlarından yola çıkarak, Ters Düz'ü okuyup Ters Düz olmak için 5 sebep. İşte başlıyoruz: 

1 - BOZBALIK

Acaba Bozbalık burası olabilir mi? 

Kitapta olayların geçtiği Bozbalık Köyü, tamamen kurgu ürünü bir köy. Ve "bu bile Ters Düz'ü okumak için başlı başlına bir sebep". Kitabın en çok övgü alan kısımlarından biri, olayların Bozbalık'ta geçmesi. Trabzon şehir merkezine bir buçuk saat uzaklıkta, Maçka ilçesine bağlı bir köy burası. Ama aman diyeyim, sakın siz de Bozbalık'ı internette aramaya kalkmayın, yoksa "Murat Boz Balık burcu mu?" gibi bir sonuçla karşılaşabilirsiniz. Çünkü dediğim gibi, Bozbalık aslında bir "yok köy", "olmayan köy". 

Bozbalık için kısa sürede çeşitli benzetmeler yapıldı. "Topladım bavulları Bozbalık'a yerleşiyorum!" diyen de var, "Kitabın son cümlesiyle apar topar Bozbalık'tan gerçek dünyaya döndüğüm için çok üzgünüm..." diyen de, "Kendime ait bir dünya gibiydi Bozbalık, kitapta geçen onca olay bile Bozbalık'ın hissettirdiği sakinliği alamıyordu benden" diyen de... Sahiden de, spoiler vermiş olmayalım, ama kitapta Bozbalık'ta yaşanan onca şeye rağmen Bozbalık'ta yaşamak isteyenlerin çıkması ve çoğalması hayli şaşırtıcı ve güzel. Kitabı yazarken Bozbalık'ın bu kadar beğeni toplayacağını tahmin etmiyordum doğrusu. (İtiraf: Ben de orada yaşamak istiyorum!) 

İlk kitap Ters Düz, Bozbalık'ın sonbahar ve kış dönemini anlatıyor (Ekim, Kasım, Aralık, Ocak). Köy halkının günlük hayatta kullandığı kelimeler, yiyecekler ve geleneklerin de bu kadar ilgi çekeceğini düşünmüyordum. Fazla spoiler vermeyeyim ama Bozbalık'taki Kalandar şöleni (ki ben de geçen yıl bizzat deneyimleyip kitaba uyarlamıştım) başta olmak üzere, hamofta reçekinin ne olduğu da bilmedikleri halde okurlarda lezzetli olduğuna dair bir izlenim uyandırmış. Yöresel lezzetlerden olan Laz böreği ve kuymağı da es geçmeyelim tabii. 

Uzun lafın kısası, Ters Düz'ü okumak için en önemli sebeplerden bir tanesi "başlı başına" Bozbalık Köyü! 

2 - ORİJİNAL KONU VE SIRA DIŞI KARAKTERLER 

Ters Düz dizi olsa Ece'ye en iyi hangi oyuncu canlandırabilir dersiniz?

Bu tanımlama da bir okurun eleştiri yazısından... "Yirmi yaşında birinden böyle orijinal bir konu ve bu sıra dışı, gerçekçi, sıcak, inandırıcı karakterleri beklemiyordum..." demiş okurum... Böyle yorumlar aldıkça, utanıyorum gerçekten... Ters Düz'ün konusu beklediğimden daha çok sevildi... O zaman henüz okumayanlar için kitabın konusunu bir kez daha hatırlatalım: 

"Trabzon'un Bozbalık Köyü'nde doğan Ece Duman'ın çocukluğu, annesi onu doğururken öldüğü ve babası başka bir kadınla evlendiği için çok kötü geçmiştir. Ece on yaşına geldiğinde, üvey annesinin hamile olduğunu öğrenir ve İstanbul’daki teyzesinin yanına taşınır. Şimdi yirmi sekiz yaşında, yakında yeni kitabını çıkaracak olan tanınmış bir yazardır. Eski hayatını tamamen geride bırakmayı başarmıştır ve hiçbir şeyin bunu bozmasına izin vermez. Ta ki, yıllardan beri hiç iletişim kurmadığı babasının kaybolduğunu öğrenene dek. Artık herkesten, kendisinden bile sakladığı geçmişiyle yüzleşmek zorundadır. Ece, on sekiz yıl sonra Bozbalık'a geri döner. Köyde hiçbir şeyin bıraktığı gibi kalmadığını, her şeyin zaman içinde değişmiş olduğunu görür. O zamana dek varlıklarından bile haberdar olmadığı üvey kardeşleriyle tanışır. Kendini bir anda karmaşık bir ilişkiler ağının, karanlıkta gizlenen sırların, baş etmesi zor bir aşk ikileminin içinde bulur. Ve karşılaştığı her imkansızlığa rağmen, babasına ne olduğunu bulmaya kararlıdır. Ucunda ölüm bile olsa... Genç yazar Mert Ofluoğlu, Bozbalık Serisi'nin ilk kitabı olan Ters Düz'de, okurlarını sırlarla örülü Bozbalık Köyü'ne davet ediyor. Aşk, gizem ve beklenmedik bir ihanet. Bu köyden çıkış yok!"

Kitapta Ece'nin hayatına dahil oluyoruz. Karakterlerle ilgili şu yazımda her karakteri detaylı detaylı anlatmıştım. Ece, Burak, Nilgün, Mehmet, Ali, Kerem, Meryem, Safiye, Hasan, Bora, Melek... Ters Düz'ün karakter kadrosu epey kalabalık! 

Daha önce de söylediğim ve yazdığım şeyi tekrar hatırlatmakta fayda var: Ben bu kitabı popüler kültüre armağan ediyorum. Kitabın türü olarak yayınevi "edebiyat" tanımını uygun gördü... Kitapları kategorize etmek gerçekten zor; ama ben bu "edebiyat"la ilgili kararsızım, hatta bunu pek doğru bulmuyorum, çünkü "edebiyat" çok iddialı bir laf... Yani Ters Düz için "aşk", "macera", "gizem", hatta belki "polisiye" dururken "edebiyat" pek olmadı... Ayrıca insanın aklına daha klasik, daha başka şeyler getiriyor bu "edebiyat"... Ters Düz'ün ise "klasik olmak" gibi bir iddiası yok... Aksine, bu kitabı yıllar sonra dizisini çekmek için yazdığımı gönül rahatlığıyla, hatta büyük bir gurur ve heyecan içinde söyleyeyim... O nedenle... Ben bu kitabı popüler kültüre armağan ediyorum. Hızla tüketin, ama gene de itinayla saklayın.

3 - "YOK ARTIK! ŞİMDİ NE OLACAK?" ETKİSİ

"23 kelimede bile bunlar varsa 267 sayfada ne anlatıyor bu çocuk kardeşim?"

Ters Düz'le ilgili en çok aldığım yorumlardan birisi de, kitapta temponun, heyecanın hiç düşmediği yönünde. Özellikle de sonuyla ilgili "asla tahmin edemedim" tepkileri alıyorum, mutlu oluyorum. Kitap boyunca patlayan bir sürü bomba var. Bunları spoiler vermeden anlatmam imkansız, o nedenle biz bu 3. maddeyi kısa tutalım, okuyanlar kendileri okuyup görsün...

4 - "DİZİ/FİLM GİBİ"


Ters Düz'le ilgili yaratmak istediğim etki TAM OLARAK buydu. Kitabı okuyan herkes ama herkes, "Sahneler film gibi", "Okurken kafamda çok rahat canlandırabiliyorum", "Dizi olsa izleriz" diyor. Bu yorumlar beni gerçekten mutlu ediyor çünkü ben de Ters Düz'ü yazarken okuyanlara böyle hissettirmeyi amaçlamıştım. Zaten bu üç kitaplık Bozbalık Serisi'ni üç sezonluk bir televizyon dizisine dönüştürme hayalimi kitabın başına da yazdım. Eh, biraz hayalperest olmak güzeldir...

5 - MACERANIN DEVAM EDECEK OLMASI! 

Ve! Ben bir şeyin devam etme, devam edecek olma hissini, o şey için beklemeyi, beklerken "Acaba bundan sonra ne olacak?" diye kafamda kurmayı çok seviyorum, belki de seri kitapları ve televizyon dizilerini sevmem bundan. Çok sevdiğim bir kitap pat diye biterse ve devamı gelmezse üzülebiliyorum, çünkü biz yaşamaya devam ediyoruz da, o karakterler devam etmiyor mu? Elbette bir kitap sonsuza dek sürüp gidemez, gitmemeli, ama öyle çabucak da bitmemeli. Belki de bu nedenle, yani kendi sevdiğim tarz bu olduğu için, ilk kitabımı bir seri olarak ortaya koydum. Ters Düz, Bozbalık Serisi'nin ilk kitabıydı. Kitabın sonunda bazı olaylar çözüldü, sonuçlandı, ama yeni olayların da tohumları atıldı. Yani, seri kaldığı yerden devam edecek! Hatta ikinci (ve hatta az çok üçüncü) kitabın adı da belli! Şimdilik daha çok erken olduğundan sadece şu kadarını söyleyeyim: Serinin ilk kitabı Ters Düz'ü beğenenler ikinci kitaba ba-yı-la-cak! 

Hepinize harika bir gün ve mutlu bir yıl diliyorum... 2016'da görüşmek üzere! 




9 Aralık 2015 Çarşamba

MUTLUYKEN MUTSUZ OLMAK MI DESEM, NE DESEM?

Kitabım çıktığı, onu sonunda iki elimle tuttuğum için mutluyum elbette... İnsanın kendi kitabını iki eliyle tutması, evdeki masada görmesi, kütüphanesinin rafına yerleştirmesi, gece yatarken başucundaki komodine koyması gerçekten çok hoş ve farklı bir duygu... Ama bu mutluluk verici durumun yanı sıra içimde bir de mutsuzluk, üzüntü ve çaresizlik var. Biliyorsunuz, geçen yazımda bahsettiğim gibi, internette bir dizi izleme sitesi üzerinden açılan bir pencereye tıkladığım için bilgisayarıma virüs bulaştı ve bir anda tüm dosyalarım şifrelendi. Bu yeni virüs çeşidinin ilk kurbanlarından biri ben oldum, çünkü bu virüsün çıkmasıyla benim virüsün tuzağına düşmem arasında sadece bir gün var, dolayısıyla bu taze virüsten nasıl kurtulabileceğimle ilgili internette hiçbir bilgi yok henüz ve dolayısıyla ben de bilgisayarımdaki tüm dosyalarımı kaybettim. Evet... Sekiz bin fotoğrafım ve Ters Düz'ün devamı olarak yazdığım yeni romanımın dosyası (bunun yanı sıra başka öykü ve romanlarım da) bir anda silindi. Şimdi ne yapacağım ben? Yazdığım o romanı yeniden mi yazacağım, bilmiyorum, inanın bilmiyorum. İşte bu yüzden de Ters Düz'ün çıkmasının mutluluğu içindeyken diğer romanımı kaybetmenin mutsuzluğu içindeyim. Ha çözüm yok mu? Var. Bu virüsü yapan hacker'ların talep ettiği birkaç bin doları verirseniz, dosyalarınıza koydukları şifreyi kaldırabilirler. Ama bunun da garantisi yok. Zaten o parayı niçin vereyim? Anlayacağınız, bilgisayarım yeni doğmuş bir bebek gibi şu günlerde. Tertemiz, hiçbir resim ve yazı klasörü yok masa üstünde... (E neyse iyi tarafından bakmaya çalışayım madem, temizlik oldu, masa üstüm daha derli toplu artık.)



Stieg Larsson'un Millennium Serisi, hele de ilk kitap olan Ejderha Dövmeli Kız, bugüne dek okumuş olduğum en iyi kitap olabilir. Hatta evet, öyle! Larsson öldükten sonra seri yarım kalmıştı, bu seriyi David Lagercrantz'ın devam ettireceği haberleri yıllardır gündemdeydi, ben de heyecanlı bir bekleyiş içindeydim. Serinin üçüncü kitabını okuduğumdan beri beş yıldır beklediğim Örümcek Ağındaki Kız çıkmış olabilir, ama benim Ters Düz'ümle aynı anda çıkmak gibi bir hataya düştü, çünkü ben Ters Düz'ün çıkmasını ta kendimi bildiğimden beri bekliyordum, dolayısıyla Bozbalık Serisi > Millennium Serisi ve yine dolayısıyla, sıranı bekle Lisbeth Salander! Önce Ece Duman'ın hikayesi okunacak! (Kendi yazdığım romanı tabii ki de okuyacağım, siz ne sanmıştınız?)

Kendi yazdığım romanı okumak derken, hani Microsoft Word'de yazdığım cümleler bakayım kitap sayfasında nasıl duruyor görmek için... Biliyorsunuz, kitabın editing'inden sayfalamasına, düzeltmesinden kapak tasarımına kadar basıma gidene kadarki her aşamasına el attım. Hatta geçen ay yayınevinde sabahlayıp sayfalama yaptığımı yazmıştım sizlere, hatırladınız mı? Ama sabahladım da ne oldu, kitabı elime alıp okurken bir de ne göreyim, İlker Abi, kitabı o gece birlikte bitirdikten sonra bana sormadan bazı kelimeleri değiştirmiş, çıkarmış, bazı cümleleri silmiş (Bak bak sen!). Benim özenle seçtiğim kelimeler uçmuş, cümlede yaratmak istediğim anlamlar değişmiş. Bir yerde bir kelimeyi silmiş, yerine yeni bir kelime yazmayı unutmuş. Hatta benim başka bir paragraftan başlattığım bir cümleyi, önceki paragrafın dibine sokarak okura "Ne alaka?" dedirtecek hatalar bile yapmış. Güya da ben bu yüzden sabahlamıştım yayınevinde, romanımı sizlere güzel bir okuma keyfi sunmak için kılı kırk yararak düzeltmiştim, her kelimenin yazılışını, her cümleyi kontrol etmiştim, ama İlker Abi benim peşimden yine değişiklikler yapmış benden habersiz. Gözümden kaçar mı hiç? Tabii siz fark etmezsiniz bu değişiklikleri. Ama kitabı okurken bir yerde "Bu ne biçim cümle? Bir anlamsızlık var sanki!" ya da "Bu paragraflar arasında boşluk yok!" derseniz, bilin ki onun sorumlusu Mert değil, İlker Abi'dir!

Ya neyse, şaka bir yana da, bakın gene aklıma düştü şifrelenen dosyalarım... Emeklerim... O sekiz bin fotoğraf, anı bir tarafta, yeni roman taslağım diğer tarafta benim için... Keşke o romanın yedeğini alsaymışım... Hep yaparım aslında ama boşluğuma geldi bu sefer. Ah ah bu hacker'lar mahvetti beni. 

Hepinize iyi günler... 

7 Aralık 2015 Pazartesi

TERS DÜZ HAPPY BİRTHDAY PARTİSİ VE HACKER'LARIN SON KURBANI MERT

Cumartesi günkü Happy Birthday Ters Düz partisinden geriye kalanlar... Pastanın üstündeki üç mum serinin üç kitabını simgeliyor... Gerçi kurbanı olduğum hacker'lar yüzünden, serinin yazmakta olduğum ikinci kitabı yok oldu... Yaptığınız bir yemeğin balkondan aşağı dökülmesi gibi bir şey bu... Kalanlar yerde ama bundan sonra yapacağınız hiçbir yemeğin lezzeti o ilkininki gibi olmayacak... Neyse, Ters Düz çıktı ve bugünden itibaren kitapçılardaki yerini aldı! Ama eğer İstanbul dışında yaşıyorsanız kitapçılara koşmak için birkaç gün daha bekleyin ki kitaplar gelmiş olsun. Ve siz siz olun, sakın internette gördüğünüz her şeye tıklamayın!


Öncelikle... Samimi ve sıcakkanlı yorumlarınız, e-mailleriniz, hatta (twitter ve facebook üzerinden) yolladığınız mesajlarınız için çok teşekkür ederim. Şaşırtıyor, bazen de utandırıyor beni bu mesajlarınız. O kadar güzel şeyler yazıyorsunuz ki, gerçekten mutlu oluyorum. Gerçekten çok teşekkürler! 

Biliyorsunuz, cumartesi günkü Happy Birthday Ters Düz partisi için kafa patlatmaya tam bir ay öncesinden başlamıştım. Bu, aile içinde yapılacak bir kutlama (son günlerde pek moda oldu bu sözcük, hadi biz de kitap lansmanı diyelim) olacaktı ve ben sırf bu yüzden 21 Kasım'daki doğum günümü kutlamamış, Ters Düz kitabımı elime aldığımda Ters Düz'ün doğum günüyle benimkini bir kutlamaya karar vermiştim. Bunun tarihini de kitapları 1 Aralık'ta elime alacağımı düşünerek 5 Aralık olarak belirlemiştim. Ancak kitapların matbaadan çıkması gecikti, hatta o kadar gecikti ki, 5 Aralık günü, yani Ters Düz'ü kutlayıp pasta keseceğimiz gün kitaplar hala benim elimde olmayacak gibiydi. Ben de, yayıncımın matbaaya kitapların geç kalmışlığını yeterince iyi anlatamaması sonucu, "Mert" dedim kendi kendime, "ipleri eline almalısın" ve matbaayı basmaya karar verdim! Bu işin şakası tabii. Yayıncım bana matbaadaki birinin telefon numarasını verdi "Ben anlatamıyorum al sen konuş" diye. Ben de cuma günü o kişiyle konuştum ve cumartesi kitaplarımdan almam gerektiğini söyledim. Meğerse zaten bu kitap basılmış, yani şöyle ki, geriye bir tek kapak ve sayfaları birleştirme işlemi kalmış, buna da "ciltleme" diyorlar. Matbaadaki kişi bana cumartesi sabahı bu işi halledeceğini söyledi. Telefonlaştık. Ben de cumartesi günü, sırf pastayı kuru kuru kesmeyelim, kutlama partimizde söz konusu kitaplar da olsun diye, üşenmedim, metrobüse binip ta Cevizlibağ'a kadar gittim. Kitapları almak için matbaaya gideceğimi sanıyordum ama matbaadan biri kitapları metrobüs çıkışına getirmişti. Ben de kitaplarımı aldım ve kutlama hazırlıkları için tekrar metrobüsle geri döndüm. Bu örnekte de gördüğünüz gibi, bir şeyi kafama koydum mu yapmakta üstüme yoktur! 



Pasta için tam iki haftadır kafamdaki pastayı yapacak bir pastane arıyorduk... Sonunda o pastaneyi bulmuş ve cuma günü Ters Düz'lü pastam için özel sipariş vermiştik... Ters Düz'ün kitap kapağını pastanın üstüne bastırdık. Biraz pahalı oldu ama benim için anlamı büyüktü. (Pastayı sipariş ettiğimiz pastanedeki kadın pasta için gerektiğinden fazla özen göstermiş belli ki, zira pastanın kenarlarına çiçekler, kalpler, boncuklar serpiştirmişti. Konseptimize pek uymasa da, belli ki ince düşünmüş... Bu süslemeleri üstünden çıkarsam mı çıkarmasam mı derken çıkarmadım, emeğe saygı...)


İşte sonunda Ters Düz pastamla Ters Düz kitaplarımı aynı karede fotoğrafladığım an! 


Pastanın üstüne bir tane mum koyacaktım. Sonra rastgele üç mum koydum... Sonra baktım ki, çok da anlamlı olmuş! Çünkü Bozbalık Serisi üç kitaptan oluşuyor ve işte ilki Ters Düz çıktı. Bu üç mum, serinin üç kitabını simgelesin o halde! Hüüüüüf! 


Öhöm öhöm... Hangi kameraya bakıyoruz?


İki yaşındaki kuzenim de kitabımla objektiflere poz veriyor... (Tabii flaşlar patladıktan sonra ben kitapları onun elinden hızla alıyorum! Yırtar mırtar...)


Pastanın dışının bembeyaz olduğuna bakmayın. Pasta çikolata ve frambuazlı. Mmmmmm... Nefisti... (Ama şekeri biraz az gibiydi...) 


Kendi doğum günümü Ters Düz'ün çıktığı gün yaparım diyerek ertelemiştim ya hani, valla ne yalan söyleyeyim ben bu işten zararlı çıktım, çünkü bu kutlama tamamen Ters Düz'ün doğum gününe döndü ve benim partim bildiğiniz arada kaynadı. (Canım ailem her zamanki gibi hediyelerini almışlardı ama akrabalar baya baya unuttu doğum gününe geldiklerini!) Şaka bir yana, 20 yaşına girdiğim şu günlerde ilk kitabımı çıkardım. Hatta bence geç bile kaldım bunun için, yani ilk kitabım 17-18 yaşlarımda da çıkabilirdi, neyse, zaten kitabın teşekkür kısmında yazdım bunları...

Anlayacağınız, cumartesi günü kutlamamızı da son derece güzel bir şekilde yaptık... Ama... Aslında yazar Mert'iniz o gün hacker'ların son kurbanı olmuştu... Yani Ters Düz'ün çıktığı gün resmen ters düz olmuştu... 

Şimdi şöyle...

İnternete yirmi dokuz kasımda hacker'lar yeni bir virüs salmış... Ben de bir dizi izleme sitesi üzerinden otuz kasımda bu virüsün kurbanı oldum ve bilgisayarımdaki tüm dosyalar (fotoğraflar, yazılar, her şey işte) bir anda şifrelendi. Oradaydılar, ama açılmıyorlardı, içleri boş gibi görünüyordu. Şifreyi kaldırmak için binlerce dolar talep ediyorlardı. Sekiz bin fotoğrafım ve Ters Düz'ün devamı olarak yazdığım yeni romanımın dosyası bir anda silindi. Şanslıyım ki internet çağındayız ve bu fotoğrafların bin tanesi falan zaten blog'umda, ama ya diğer fotoğraflar ve yazılarım ne olacak? Hepsi silindi işte... İşte teknoloji çağının böyle zararları da var... Tek bir tık yüzünden tüm geçmişim bir anda silindi. Virüs yeni çıktığı için henüz çözümü de yok, yani ben bu virüsün ilk kurbanlarındanım. Virüs o kadar yeni ki, daha internette hakkında yazılmış sadece birkaç "Help me!" cümlesi var, hepsi bu. 

Binlerce fotoğrafımın silinmesine de üzüldüm elbette, ama en çok, o roman dosyalarımın silinmesine üzüldüm... Özellikle de Bozbalık Serisi'nin yeni kitabı olarak yazdığım roman dosyamın silinmesine... (Yani silinmek dediğim şifrelenmek, yukarıda açıkladığım gibi.) Bir romanım piyasaya çıkarken, yazmakta olduğum bir diğeri hacker'ların eline geçerek "orada bir köy var uzakta" misali oldu... Ah! Keşke daktiloyla yazsaymışım romanımı! İşte teknoloji çağının kötü yanlarından biri! 

Yaptığınız bir yemeğin balkondan aşağı dökülmesi gibi bir şey bu. Kalanlar yerde ama bundan sonra yapacağınız hiçbir yemeğin lezzeti o ilkininki gibi olmayacak. Ben de elbette kendi yazdığım romanı unutmadım (üçte birine kadar yazmıştım), hala yazabilirim ama aynısı olur mu? Olmaz. Bakalım neler olacak...

İşte böyle...

Ama yine de çok sevinçliyim kitabım çıktığı için. Ters Düz bugün kitapçılara dağıtıldı sanıyorum. Eğer İstanbul dışında yaşıyorsanız kitapçılara koşmak için birkaç gün daha bekleyin ki kitaplar gelmiş olsun. Ve siz siz olun, sakın internette gördüğünüz her şeye tıklamayın! 

4 Aralık 2015 Cuma

DARMADAĞIN


Bu nasıl iş ben anlamadım… Kitap ha çıktı ha çıkacak derken, bir sürü insan günlerdir kitapçılara gidip gelirken, kitabı elimize alacağımız günü heyecanla beklerken, bir de az önce ne öğreneyim, meğer bizim yayınevi daha kitabı dağıtmamış, çünkü DAHA kitabın kapağı takılmamış! İnanabiliyor musunuz? Ve işin daha da tuhafı, ben bunu, bu kitabın yazarı olarak ben bunu, DAHA az önce öğrendim. Öğrenir öğrenmez de hemen size yazmalıyım, duyurmalıyım dedim, çünkü sizleri bekletmeye ...kimsenin hakkı yok. Ben kendi adıma ve yayınevi adına bekletildiğiniz için çok özür diliyorum, çok mahcubum. Sevginiz ve desteğiniz o kadar büyük ki, sizin bu güzel enerjinizi kalbimde hissediyorum. Başta Blog’um olmak üzere Facebook, Twitter ve Instagram’dan aldığım mesajlar ve e-postalar kalbime öyle çok dokunuyor ki… Beni hiç tanımayan yüzlerce insanın bu desteği beni şaşırtıyor, utandırıyor… Kitabı benden daha büyük heyecanlarla bekleyen sizlersiniz, biliyorum. Ben sırf Ters Düz’ün çıkışıyla aynı olsun diye 21 Kasım’da kutlamadım doğum günümü, 1 Aralık’a ertelediler, tamam dedik, ben de doğum günü kutlamamı 1 Aralık’a erteledim, sonra 5 Aralık dendi, gene tamam dedik, kutlamayı 5 Aralık yaptık, ama ben şimdi, kitabın haftaya kaldığını öğreniyorum. Ters Düz’lü özel pastayı da sipariş etmiştik yarın için, e ne olacak şimdi, ortada daha kitap yok... Şimdi soruyorum size, ben ne yapayım… Normalde Kasım’ın ortalarında çıkması gereken kitap yüzünden kaç haftadır hepimiz beklenti içindeyiz, ama gecike gecike neredeyse Aralık’ın da ortasını buldu bu kitap! Yemin ediyorum Ters Düz’ü beklerken ters düz oldum. Yayınevi matbaanın hatası diyor ama ben onu bunu bilmem. Ben bu hatayı Altın Bilek Yayınları'nın hatası diye görüyorum ve yayınevi adına hepinizden tekrar özür diliyorum.

Not: En sonunda matbaayı basacağım. O 2000 kapağı ellerimle tek tek yapıştıracağım o kitaplara. Yarına kadar çıkarırız diyorlar. Kutlamaya yetişir mi dersiniz?

Diziler, Filmler... Ne İzlesek?

The Shards 80'ler modası Instagram üstünden pazarlanırken ve insanlar da gönüllü üreticiler olarak 80'ler fotoğraflarını keyifle pa...