JOAN CRAWFORD etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
JOAN CRAWFORD etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Nisan 2020 Salı

BETTE VE JOAN: HOLLYWOOD'UN EN KANLI YILDIZ SAVAŞININ ENTRİKALI PERDE ARKASI


Bazen iki insanın birbiriyle geçinemiyor olmasının yeterli bir açıklaması yoktur. Belki yıldızları bir türlü barışmamıştır, kanları ısınmamıştır, birinin hareketi diğerine çok itici geliyordur ya da sadece kafa yapıları uyuşmuyordur. Ama mevzubahis Joan Crawford ve Bette Davis olduğunda, böyle bir durum söz konusu bile değil. Onların birbirlerinden hoşlanmamak, hatta birbirlerinden nefret etmek için nedeni çok. Bir zamanlarki Hollywood'un en ünlü iki yıldız aktrisi, birbirlerinin ayağını kaydırmak için ellerinden geleni yapmaya yemin etmiş, en sivri kılıçlarını kuşanmış ve içinde oldukları ezeli rekabete kendilerini fazlasıyla kaptırmış halde. Böyle bir tablodan ya oluk oluk kan, ya fokur fokur kaynayan bir dedikodu kazanı ya da şöyle ağız tadıyla izleyebileceğiniz entrikası bol bir dizi çıkar. Neyse ki bugünkü yazımın konusu, üçüncüsü. 

İçinde bulunduğumuz şu koronavirüs günleriyle ilgili yazıp çizmekten fazlasıyla bıkmış bir halde, sizi biraz farklı bir zaman dilimine götürmek için bilgisayarımın başına oturdum. Her dönem için gelecek bilinmez ve belirsiz olduğu için şüphelidir, eski olansa daha güvenilir ve tatlı gelir. Bizi büyük ihtimalle korkunç bilim kurgu filmlerinden hallice bir gelecek beklediğini düşünecek olursak, biraz nostalji yapmanın kimseye zararı olmaz diye düşünüyorum. Şahsen ben de sanırım daha naif, daha siyah-beyaz yıllarda, edebiyat ve sinemanın el üstünde tutulduğu bir dönemde yaşamayı tercih ederdim. Bu denli sosyal medya çılgınlığının olmadığı, insanların yolda karşılaştıklarında kafalarını telefonlarına gömmek yerine birbirlerine selam verdiği, cazın hala çok popüler olduğu, analog fotoğraf makinelerinin telefon kameralarına yenik düşmediği, çizgi romanların sadece sahaflarda bulunmadığı, matbu kelimesinin anlamını herkesin bildiği, gazetelerin mürekkebinin insanların elini boyamaya devam ettiği, kitapların story’ye koymak için satın alınmadığı ve fotoğrafların instagram’da paylaşmak için değil de gerçekten o an’ı ölümsüzleştirmek için çekildiği yıllar beni kesinlikle daha çok mutlu ederdi. Evet, her ne kadar sosyal medyayı son derece aktif bir şekilde kullanmam belki bunun tam tersini gösteriyor gibi olsa da, bu çağın yapaylığına uygun bir insan olamadım pek. Retro ve vintage gibi kelimeler bile beni mutlu etmeye yetiyor. Özellikle de şöyle ağzıma layık retro esintili bir dizi buldum mu, kaçırmadan içine dalıveriyorum. Bu, Alfred Hitchcock'un Psycho'sunun öncesindeki olayları anlatan ve modernize edilmiş şekliyle günümüzde geçmesine rağmen yine de buram buram vintage kokan (beş sezonluk dizide karakterlerin ellerine akıllı telefon alıp birbirleriyle mesajlaştığı sahne sayısı beşi geçmez) Bates Motel ya da farklı tarihlerde yaşamış üç farklı ev kadının aslında aynı dertten mustarip olduğunu gözler önüne seren, blog’umda sizlere daha önce tanıttığım Why Women Kill gibi bir dizi olabileceği gibi, bir zamanlar Hollywood'da yaşamış iki ünlü yıldızın çekişmesini anlatan yarı belgesel türündeki Feud: Bette and Joan gibi bir dizi de olabilir pekala.

Dünya Kupası ve Kariyer Mesajı

Kim demiş 40'lar başarı zirvesine oturmak için çok geç diye? Vozinha'nın cevabı sahadan geliyor. Başarı hikayeleri anlatılırken gene...