PRAG GEZİSİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
PRAG GEZİSİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Haziran 2018 Cuma

PRAG GEZİ REHBERİ VOL. 3: GÜNÜBİRLİK KARLOVY VARY GEZİSİ

Prag caz kulüpleri, bohem yaşam tarzı, Franz Kafka’dan Nazım Hikmet’e, Atatürk’e sayısız ismin hatırası ve kafeleriyle, Avrupa’nın yükselen yıldızı. Caz melodilerinin arka fondan hiç eksik olmadığı bir şehir burası... Vltava Nehri kıyılarında taze bir nefes almanın şimdi tam zamanı. Sizler için hazırladığım Prag gezi rehberinin üçüncü ve son yazısı karşınızda! İşte günübirlik Karlovy Vary turumdan notlar... 

Herkese merhaba! Şu yazımda sizlere  Prag'da ne yapmalı, nerelere gitmeli, nereleri gezmeli gibi konularda bilgi vermeye çalışmış, şu yazımda da Prag'da nerede ne yemeli sorularına cevaplar vermiştim. Şimdi de Prag'a iki saat mesafede olan Karlovy Vary'yi anlatacağım kısaca. Böylelikle Prag dosyası da kapanmış olacak. 


Prag'dan Karlovy Vary'e giderkenki yol üstünde sapsarı kolza çiçekleri... . Sarı kolza çiçekleri, yol boyunca size eşlik ediyor. Prag'dan bunalanların hafta sonu evleri de yolda yanlarından geçtiğiniz küçük köylerde gözümüze çarpıyor. Almanların "hütte" evleri, Çeklerde "chata" olarak karşımıza çıkıyor (bilgi için babama teşekkürler).


Prag’a gelmişken, Karlovy Vary'e de günübirlik bir kaçamak yapmadan olmazdı… Prag'dan yaklaşık iki saat uzaklıkta bir yer olduğu için günün yarısının yollarda harcanacağı anlamına geliyordu bu; ama nihayet vardığınızda, bu yolu gitmeye fazlasıyla değen bir yer olduğunu anlıyorsunuz. Gerçekten de söylendiği gibi yemyeşil bir yeryüzü cenneti burası. Şifalı kaplıcaları ve sıcak suları var. Çeşmelerinden akan sıcak suları bazı hastalıklara şifa oluyormuş, ben tadı nedeniyle pek içemedim. "Kralın banyosu" anlamına gelen Karlovy Vary kimleri ağırlamamış ki... 1918 yılında Atatürk yaklaşık bir ay kadar burada kalmış, kaldığı otelin kapısında bugün onun adı yazıyor. 


Biz şansımıza soyluların buluşma gününe denk geldik! Her tarafta başlarında silindir şapka olan beyefendiler, saçlarına çiçek kondurulmuş hanımefendiler vardı! Soylu olsun veya olmasın, sokakta yürürken giyimine özen gösteren insanlara bayılıyorum. Pahalı/marka giyinmekle hiç alakası olmayan, tamamen önce kendine ve sonra başkalarına saygıyla alakalı bir şey bu. Temiz ve özenli olan tarz sahibi insanlar beni çok çekiyor. Bir saç bandı, bir kasket, bir kolye, bir saat... Bunlar, bir insana ait önemli ipuçları bence.


Karlovy Vary’den dönerken buraya özgü bardaklardan, porselenlerden, kremlerden ve yiyecek içeceklerden almayı ihmal etmemek gerek. Hava bir ara kapandı ama yağmur yağmadı. Harika bir bahar gününü geride bıraktık… Bakmayın Karlovy Vary’nin güzel, küçük bir kasaba olduğuna, sessiz sakin bu kasaba aynı zamanda Film Festivali ile de biliniyor. Hatta bu yıl da Haziran sonunda düzenleniyor film festivali. Son olarak, James Bond’un Casino Royale filminin görkemli otel sahnelerinin bu küçücük Karlovy Vary’de çekildiğini de not düşerek yazımı sonlandırayım. Umarım yazım yolu buralara düşeceklere faydalı olur. 

Beni sosyal medyadan da takipte kalmayı unutmayın: 

instagram.com/ofluoglumert

twitter.com/ofluoglumert

facebook.com/ofluoglumert 

12 Mayıs 2018 Cumartesi

PRAG GEZİ REHBERİ VOL. 2: NEREDE NE YEMELİ?

Prag caz kulüpleri, bohem yaşam tarzı, Franz Kafka’dan Nazım Hikmet’e, Atatürk’e sayısız ismin hatırası ve kafeleriyle, Avrupa’nın yükselen yıldızı. Caz melodilerinin arka fondan hiç eksik olmadığı bir şehir burası... Vltava Nehri kıyılarında taze bir nefes almanın şimdi tam zamanı. Sizler için hazırladığım Prag gezi rehberinin ikinci yazısı karşınızda! Bahşiş isteyen garson kız verdiğimiz bahşişi az bulunca ne yaptı? Maruz kaldığım sokak yiyeceği "trdelnik"le ilgili neden söylendim? Prag'da hangi kafe hayal kırıklığı yarattı, hangi kafe benden on üstünden yirmi aldı? Prag'da en çok sevdiğim restoran hangisiydi? Peki nerenin tuvaletinde dahiyane bir fikirle karşılaştım? Karlovy Vary'de sokakta kimlerle karşılaştım? Hepsi ve daha fazlası için keyifli okumalar! 🍽️

Herkese merhaba! Bir önceki yazımda sizlere Prag'da ne yapmalı, nerelere gitmeli, nereleri gezmeli gibi konularda bilgi vermeye çalışmıştım. Bu yazımdaysa Prag'da nerede ne yemeli konusunda tavsiye ve deneyimlerimi paylaşacağım. Sanırım öncelikle en sevdiğim yerden başlamam gerek.

Bistro Caprova: 9/10 

Prag'ın gizli hit'i neresi diye soracak olursanız, size hiç düşünmeden Bistro Kaprova derim! Listemde yoktu, sokakta yürüyorken önünden geçerken ışıltısına kapılıp içeri girdik.

Son derece şık bir yer burası... Prag'da Prag'a özgü yöresel yemek yapan bir yer pek yok, zaten Prag'ın öyle zengin bir mutfağı da yok. Bistro Kaprova da dünya mutfağı yapan bir yer. Çorbaları ve balıkları nefis. Yemekten önce getirdikleri ekmekler de öyle. Biraz pahalı bir yer, ama buna değer.


Ekmek ve zeytinyağı tam bir İtalya esintisi taşıyordu ve çok hoşuma gitti. Üstünde iri tuz taneleri olan bu yağlı ekmeğinin tadı hala damağımda. (Gerçi hesap gelince, bu ekmek sepetinden de para almış olduklarını gördüm.)

Adeta bir yosun görünümünde olan, erimiş peynirli bezelye çorbası nefisti. Aslında ilk başta sadece peynir geldi, ben bir an için “çorba buysa aç kaldık” diye kalakalmışken, şef garson şov yaparak gelip katımsı, yeşil bir sıvıyı tencereden peynirin üstüne dökerek çorbayı tamamladı. Kaprova’nın geometrik şekilli yamuk tabaklarına bayıldım. Bu çorba 22-23 lira civarında olmalı.

Somon balığı... Şu sunumun şıklığına bakar mısınız? Yemeklerinin sunumuyla ve lezzetiyle, mekanın atmosferi ve dekorasyonuyla Prag’a gelince kesinlikle uğranması gereken bir restoran burası. Az önce içtiğim çorbaya benzer yeşil sıvı, somon balığının zemininde de vardı ama tatları birebir aynı değildi. Bu tabakta gelen somon balığı 80 lira.

Size Kaprova biraz pahalı demiştim. Ama gerçekten buna değen bir yer. Üstelik üst katında güzel bir kitap bölümü de var. Yani eğer yolunuz Prag'a düşerse, Kaprova'ya mutlaka gidin. Tuvaletlerinde elinizi yıkadıktan sonra kutulamak yerine baya evdeki havlular gibi olan havlulara silip sonra da havluyu çöpe atıyorsunuz. Ben böyle bir konsepte Türkiye'de rastlamadım. Bence dahiyane bir fikir.

Prag'da bahşiş olayı 

Bahşiş isteyen garson kız verdiğimiz bahşişi az buldu! Prag'da gittiğiniz bir restoranda, hatta sadece kahve içtiğiniz bir kafede bile, bahşiş bırakmanız bekleniyor. Garsonlar hesabı getirdiklerinde “Bahşiş dahil değildir, bahşiş bırakmak ister misiniz?” diye soruyor. Böyle diyen bir yerde yaklaşık 10 lira bahşiş bıraktığımızda garson kız burun kıvırdı, “This is nothing” dedi (yorumu size bırakıyorum)… Bazı yerlerde de hesap istediğinizde fişin üstünde iki fiyat geliyor. Biri bahşişsiz, diğeri kendi kattıkları bahşişli fiyat. Tabii ki bahşişliyi ödemenizi bekliyorlar. Eğer vermezseniz soruyorlar. Yani “gönlünden ne koparsa ver abi” olayı Prag’da pek hoş karşılanmıyor ve yapılmıyor. Prag’daki garsonlar size vereceğiniz bahşişin miktarına kadar ayar çekmeyi seviyorlar. 

Trdelnik sorunsalı 


Trdelnik nedir? Bir çeşit tatlı. Çeklerin kalın şişlerde döndüre döndüre pişirdiği şekerli bir şey. Ama açıklıyorum: Bu trdelnik denen şey kesinlikle zorlama, kesinlikle uydurmasyon. Üstelik bunu ben değil, konuştuğum Çekler söylüyor! Onların böyle bir tatlıları yokmuş, meğerse bu trdelnik son birkaç yılda çıkmış! Ama Old Town bölgesinde her adım başı bir trdelnikçi olduğu için ben de maruz kaldım ve mecburen yedim. Sonuç: meh, yani burun kıvıran emoji. 


Bildiğin Nutellalı ekmek ya da waffle falan yani bu. Ortalama sade bir trdelnik 70 krona, içine eklemeler yaptıkça 150-160 krona kadar yolu var/çıkıyor. Yani ortalama bir trdelnik 14-15 lira. Waffle gibi işte. 

CAFE SLAVİA 


Nazım Hikmet’in gittiği Cafe Slavia hayal kırıklığı oldu… Ortam da, çalışanlar da beklediğimiz gibi değildi… İlgisiz ve soğuklardı... Kahvesi de kötü… Dondurması fena değildi… Zaten Slavia'yla ilgili beğendiğim tek şey dondurması oldu ama o da zaten Prag'da her yerde dondurma böyle güzel, çünkü hazır. Duvarda Hikmet’in fotoğrafını ara ara bulamadık! Garsonlar da bilmiyor. En sonunda bir köşede bulduk, küçücük bir Google resmi…Yani Google'da Nazım Hikmet yazınca çıkan resimlerden birini basıp duvara asmışlar. Onu da zorla bulduk. Cafe Slavia tam bir hayal kırıklığıydı. Eğer ille de gitmek istemiyorsanız, Prag gezinizde burayı kesinlikle es geçebilirsiniz. Zira bir aşağıda tanıttığım Cafe Cafe'ye övgüler geliyor birazdan.

CAFE CAFE 10/10 


Cafe Cafe'ye aşık oldum... Muhteşemdi! 


Buraya on üstünden yirmi veriyorum! Hangi kekini yediysek çok iyiydi, tadı damakta kaldı yani! Son derece şık ve nezih bir yer. Prag’ın en iddialı yeri. Rezervasyonsuz gitmeyin. Bistro Kaprova'yı öğle ve akşam yemekleri için, Cafe Cafe'yiyse sabah kahvaltıdan sonra veya kuşluk vaktinde çay içmek için gönül rahatlığıyla tercih edebilirsiniz. Ben beyaz çay içtim. Prag'da siyah çay bulmak gerçekten sorun çünkü.

Çaysız kaldım!

Otelin kahvaltısı çok güzel ama şöyle bir sorun var ki normal siyah çay bulunmuyor. Yok, demleme çay aradığımı sanmayın sakın, poşeti bile yok. Bergamotlu earl grey koymuşlar ve bu benim için büyük bir sorun çünkü asla sevmediğim bir kokusu ve tadı var ve kahvaltıda siyah çay yerine bergamotlu earl grey içmemi benden kimse beklemesin. 🙃 Kısacası kekler, reçeller, ekmekler, peynirler kuru kuruya iniyor boğazımdan aşağı. Tamam çok acıtasyon yaptım ama öyle yani. Peki benim gibi güne çaysız başlayamayanlar burada mı? Elbette normal siyah çaydan bahsediyorum. 

Ristorante Pizzeria Giovanni 4/10

Old Town'daki Ristorante Pizzeria Giovanni'yi de pek beğenmedim. Zaten Old Town'daki restoranlar genelde hep turist tuzağı ve özensiz yerler oluyor, bu hangi şehrin Old Town'ına giderseniz gidin genelde böyledir. Yemekleri de çok kötüydü. Ama haksız mıyım? Şu pizzaya bakın... Domates çorbası gibiydi içi! Üstelik hamuru da hiç ince değildi, tabak gibi kalındı. 



Hotel U Zlateho Stromu Restaurant

Burası da Old Town'daki turist tuzağı yerlerden biri... Sakın ha gitmeyin. Üstelik o kadar çok şey yiyip içtikten sonra, sokağın karşı tarafındaki trdelnik'çiden alıp geldiğim trdelnik'imi burada yememi çok gördüler. Garson kız yanımıza gelip "Bu bizim yiyeceğimiz değil, burada yiyemezsiniz!" dedi. Üstelik masada sadece ben yiyordum. Ve orada zaten yiyeceğimizi yemiştik. Ben de, "Sizde trdelnik var mıydı?" dedim. Cevabı biliyordum, tabii ki yoktu. Öyle olsa onlardan alırdım zaten, değil mi? Ama kız yine de onu orada yememe izin vermedi, trdelnik keyfimi bana zehir etti. O nedenle Hotel U Zlateho Stromo'nun restoranına 0 puan veriyorum...

Prag'da hemen her köşe başında rastlayabileceğiniz kurabiye dükkanları var. Zencefilli kurabiye adam, 5 lira. Apfelstrudel'leri de saymıyorum artık, onlardan da bol bol yedik çünkü burada hemen her kafede var bu kek. Uzun lafın kısası, özellikle Cafe Cafe ve Bistro Kaprova'ya gitmenizi şiddetle öneririm... 


Prag'da ne yemeli ne içmeli yazımın sonuna geldik... Bir sonraki yazıda size Karlovy Vary'i anlatacağım!

6 Mayıs 2018 Pazar

PRAG GEZİ REHBERİ VOL. 1: NE YAPMALI, NERELERE GİTMELİ?

Prag caz kulüpleri, bohem yaşam tarzı, Franz Kafka’dan Nazım Hikmet’e, Atatürk’e sayısız ismin hatırası ve kafeleriyle, Avrupa’nın yükselen yıldızı. Caz melodilerinin arka fondan hiç eksik olmadığı bir şehir burası... Vltava Nehri kıyılarında taze bir nefes almanın şimdi tam zamanı. Sizler için hazırladığım Prag gezi rehberi yazı dizisinin ilki karşınızda!


Beni Instagram'dan takip edenleriniz görmüştür (yani birçoğunuz), Çek Cumhuriyeti'nin başkenti Prag'daydım ve daha yeni döndüm. Harika bir Prag seyahatini geride bıraktım ve başımdan geçenleri sizlerle paylaşmak için sabırsızlanıyorum! Biliyorsunuz ki blog'da şöyle uzun uzadıya yazmanın keyfi bir başka oluyor. 

Euro 5 lirayı geçti... 


Sizler için Prag gezi rehberi hazırladım. Üç ayrı yazı halinde paylaşacağım bir yazı dizisi bu. Bu ilk yazıda, genel Prag notları ve Prag'ın merkezinde görülecek/yapılacak şeylerle başlıyorum. Sadece yeme-içme üzerine ve Karlovy Vary'e dair iki farklı yazı daha gelecek. Prag'da ne yapmalı, Prag'da nerelere gitmeli, Prag'da ne yemeli, Prag'da gezilecek yerler gibi pek çok soruyu yanıtlamaya çalışacağım. Öncelikle şunu söylemeliyim ki, Çek Cumhuriyeti'nin para birimi Çek korunası. Yani Euro değil. Ama biz turla gittiğimiz için tur içindeki çoğu şeyi Euro ile ödedik ve 1 Euro 5 lirayı geçti... Örneğin günübirlik Karlovy Vary gezisi için tura 60 Euro ödedik... O geziyi sonra anlatacağım... 

Prag'a kalın hırkalarla gittik, 30 dereceyi gördük!


İstanbul’dan 2,5 saat süren bir uçuşun ardından Prag’a vardığımızda, hava bulutlu ama ılık... Nisan ayının son haftası gittiğimiz için hava durumunun nasıl olacağını kestiremediğimizden her ihtimale karşı birkaç kalın hırka da, ince gömlek de almıştık yanımıza. Hava durumunun Türkiye’dekinden daha iyi olacağını, hatta gezimizin son günlerinde termometrelerin 28-30 dereceyi bile göstereceğini nereden bilebilirdik ki! Öyle ki benim şu anda bu yazıyı yazdığım İstanbul'da hava kapalı ve serin. Normalde bulutlu, yağmurlu olduğunu öğrendiğimiz Prag’a bizim gidişimizde hiç yağmur yağmadı. İnternette de hep gökyüzünün kapalı bir şehir olduğu yazıyordu ama hep güneş gördük biz. Oldukça şanslıydık! Ama gece gündüz arasındaki sıcaklık farkı çok Prag’da. Mesela sabahları otelimizden 8’de çıkarken hava 3-5 dereceydi ve donduk, ama aynı günün öğlen saatlerinde sıcaklık hızla 25-26’ya yükseldi ve akşam da bu ılıklık devam etti.


Prag beklediğimden çok daha kalabalık ve sıcaktı. Çok fazla turist vardı, öyle böyle değil. Charles Köprüsü’nde yürüyorken kendimi zaman zaman İstiklal Caddesi’nde yürüyor gibi hissetmedim desem yalan olur. Şehirse zaten muhteşem. Ben sevdim… Özellikle Vltava Nehri kıyılarında akşamüstü muhteşem bir günbatımı manzarası var


Prag güzel, görülmesi gereken bir şehir. Vltava Nehri kenarında yürümeli, köprülerden geçmeli, ara sokakları keşfetmeli. Daha fazla yapacağınız bir şey yok. Bir kafeye oturup kahvenizi yudumlayın. Kafelerde siyah çayın poşeti bile pek bulunmuyor, genelde earl grey ve beyaz çay var. Kekler, pastalar en-fes! Tabii her yerde değil. Bazı yerler çok pahalı, bazı yerler ucuz. Çok yeri denedim, dediğim gibi Prag’da ne yenir/ne yedim diye başlı başına ayrı bir yazı yazacağım, onu bekleyin.


Beklediğim kadar bisikletli görememekse beni üzdü... Gördüklerimin çoğu da kaldırımdan sürüyordu! Prag’ın daha bisiklet dostu bir şehir olmasını beklerken, aslında bu anlamda bizim İstanbul’dan çok da farklı olmadığını gördüm. Prag’da ulaşım hemen her yere giden kırmızı tramvaylarla ve yayan sağlanıyor. Biz de Prag seyahatimiz boyunca hiçbir toplu taşıma kullanmadık, her yere yürüdük. Tabii ki yoruluyorsunuz ama yürünmeyecek gibi de değil, haritanız elinizde olduktan sonra, zaten şehir de küçük, her yer birbirine yakın sonuçta. Ben ilk kez gittiğin bir şehrin yürüyerek daha iyi gezilebileceğinden yanayım.


Prag’da güneş batınca gün bitmiyor


Avrupa şehirlerinde, özellikle de düşük nüfuslu yerlerde gece hayatı pek olmaz. Dükkanlar, mağazalar, kafeler akşam 17-18’den sonra kepenklerini indirir. Ama Prag sanırım bir istisna olmalı. Tamam Çek Cumhuriyeti'nin başkenti, ama yine de nüfusu sadece 1.2 milyon, yani öyle çok kalabalık bir şehir değil aslında. Orada da akşam oturacak kafe bulamayacağımızı düşünüyordum. Dans eden şehir Prag beni yanılttı: Cuma ve cumartesi günleri, özellikle restoranlar ve caz kulüpleri, tıklım tıklım doluydu. Akşamları adeta yaz akşamları yaşadık, Vltava Nehri’nden tatlı bir rüzgar esiyordu. Zaten Çekler havada biraz güneş görünce hemen parmak arası terliklerini, kısa kollu tişörtlerini çıkarıyorlar. 


Gündüz nehir kıyısında üstü çıplak dolaşanları bile gördüm. Nehirde kano sürenler, deniz bisikleti çevirenler, dev su toplarının içinde debelenenler, seyahat tekneleri… neler yoktu ki! Parklarda çimlerin üstü dopdoluydu, herkes yatıyordu. Kendimi resmen yazın çoktan geldiği bir yerde hissettim. Biz havanın böyle olacağını bilmediğimizden, yanımızda hiç böyle ince bir şeyler getirmemiştik! Neyse ki mont giymeyip sadece gömlekle dolaşmak, günü kurtarmaya yetti.

Kalbimi Reduta Caz Kulübü’nde bıraktım!


Turla gittiğimiz için, turun ekstralarına katılmakla kendi istediğimiz şeyleri yapıp kendimize zaman ayırmak derken bir an bile boş geçmeyen bir Prag seyahatini güzel anılarla geride bıraktık... Sabahları 05.30’da havanın aydınlanmasıyla kalktık (tamam bu kadar erken uyanmak çok da istediğimiz bir şey değildi ama ne yaparsın işte; şu İsveç yazımda da yazdığım gibi, yeryüzündeki her noktada her türlü erkenciyim, huyum kurusun!), 7’de otelin kahvaltı salonundaydık ve her gün en geç 8 gibi Prag sokaklarına karışmıştık. Zaten Prag da bizim gibi erkenci, gün erken başlıyor. Prag’ın en eski, Avrupa’nın en eski caz kulüplerinden biri olan ve listelerde Avrupa’nın en iyi 10 caz kulübünden biri olarak gösterilen Reduta Caz Kulübü’ne gidin derim.


Zaten Prag’a gelmişken cazsız olur mu? Tabii ki olmaz! Kıpkırmızı koltukları ve bir evin büyükçe bir odasını andıran samimi atmosferiyle Reduta Caz Kulübü mekan olarak da sizi hemen kendine çekiyor. Orada esas istediğimiz türde müzik cumartesi günü çıkacaktı ama dediğim gibi, o akşam katılmak istediğimiz bir tur ekstrası vardı diye cuma günküne gittik. O da son derece güzeldi, dinlediğim müzikten çok keyif aldım. 


Farklı yerlere yerleştirilmiş kıpkırmızı koltuklar, duvarlarda Ella Fitzgerald ve Louis Armstrong gibi cazcıların siyah beyaz fotoğrafları ile nostaljik filmlerdeki gibi bir atmosfer vardı. Bill ClintonLouis ArmstrongB. B. King… Reduta kimleri ağırlamamış ki! Bu kadar önemli pek çok ismi ağırlamış bir yer olduğuna inanamıyorsunuz. Çünkü cidden çok küçük ve gündüz bilet almaya gittiğimizde kapıyı onu sanki gündüz uykusundan uyandırmışız gibi çoraplı bir genç açtı! Öyle de cool bir yer bu Reduta. Ama koskoca Reduta'yı çoluk çocuk da işletmiyordur herhalde... 


Çok önemli ve aynı zamanda tarihi bir yer olduğundan, bilet fiyatları belki pahalı gelebilir ama hem öyle çok abartılı değil, hem de her bütçeye uygun bir grup bulunabilir. Ve buna kesinlikle değer. Prag’a gelmişken caz dinlemeden dönülmez ki!

Prag'da başka ne yapmalı?

- Old Town'daki kalabalığa karışın, tabii çantalarınızı kollayın... Heykel gibi duran adamların fotoğrafını çekin... Baksanıza, hayat onlar için de zor belli ki... 


- Old Town'daki Astronomik Saat Kulesi tadilattaydı, üzdü...

- Havelska pazarına MUTLAKA gidin… Bizdeki gibi tam anlamıyla bir sebze meyve pazarı beklemeden giderseniz, mutlu olursunuz. Daha çok ahşap oyuncaklar, kuklalar, hediyelik eşyalar, magnetlerin satıldığı bir pazar burası ama güzel tarafı her gün açık olması. Biz gittiğimizde kıpkırmızı çilekler, böğürtlenler gibi yaz meyveleri de vardı tezgahlarda. Gerçekten güzel bir yer. 


Vaclavske Namesti yani Vaclav Meydanı’ndan mutlaka bir şeyler alın…


Franz Kafka Müzesi’nin girişindeki heykelleri mutlaka görün… İki tane adam heykeli, Çek haritası şeklindeki havuza işiyor! Üstelik heykellerin her yeri hareket ediyor. Evet, her yeri... 


- Dans Eden Ev'le selfie çekin... Ama hangi dans, onu çözemedim...

- Cafe Slavia'nın çaprazındaki dev Marilyn Monroe heykelini, isterseniz görün... İsterseniz diyorum; çünkü heykel Monroe'dan başka herkese benzemiş...


- Şehri benim gibi Stockholm'e benzetin... Ben Prag'ı köprüleri, nehirler ve Arnavut kaldırımları nedeniyle Stockholm'e aşırı derecede benzettim! Hele şu fotoğrafta burası bana cidden Stockholm'ü hatırlatıyor... 


- Ben Prag seyahatim inanılmaz yoğun ve bir dakika bile boş geçmediği için listemdeki Clementinum ve Strahov Kütüphanelerine gidemedim, siz gidin... Clementinum kapalıymış da Strahov'da biraz aklım kaldı... Petrin Tepesi'ne de çıkamadım çünkü fünikilerde çok sıra vardı... Biraz yürüdük ama yapacak başka şeyler vardı... Çok dolu geçti Prag anlayacağınız...


Diğer notlar...

Bu tarihi Bohemya şehrinin en güzel yanlarından biri de çeşme suyunun içilebilmesiydi. Avrupa şehirlerini en çok da bu yüzden seviyorum! 

- Enteresan yanıysa, yaya yeşil ışığı maksimum 12 saniye sürmesi… 3 saniye sürenini bile gördüm! Yani karşıya geçtin geçtin…


- Charles Köprüsü böyle aletler çalıp ilgi çekmeye çalışanlarla dolu... Ama şu koskoca şeyden hiç ses çıkmadı, inanır mısınız!


Prag’da dilencilerin yere tamamen kapanarak dilenmesi de ilginç ve acı bir görüntü oluşturuyor...

- Prag'da sıradan bir gündü... 


- Prag bir İsveç gibi öyle yemmmmyeşil değil, o kadar çok parkı da yok.


Geçen hafta bugün Prag'da, Old Town'ın kalabalığına karışmış "trdelnik" yiyor, hatıra alışverişleri yapıyordum... Bu hafta da size işte Prag yazımın ilkini yazdım! Umarım beğenmişsinizdir... 

Gelecek yazıda

Bahşiş isteyen garson kız verdiğimiz bahşişi az bulunca ne yaptı? Maruz kaldığım sokak yiyeceği "trdelnik"le ilgili neden söylendim? Prag'da hangi kafe hayal kırıklığı yarattı, hangi kafe benden on üstünden yirmi aldı? Prag'da en çok sevdiğim restoran hangisiydi? Peki nerenin tuvaletinde dahiyane bir fikirle karşılaştım? Karlovy Vary'de sokakta kimlerle karşılaştım? Hepsi ve daha fazlası, Prag gezi rehberi vol. 2'de! 

Sosyal medyadan takipte kalın: 

instagram.com/ofluoglumert

Dünya Kupası ve Kariyer Mesajı

Kim demiş 40'lar başarı zirvesine oturmak için çok geç diye? Vozinha'nın cevabı sahadan geliyor. Başarı hikayeleri anlatılırken gene...