BİZİM ÜLKEDE SENARYOYU ALTMIŞ YAŞINDA ADAMLAR YAZIYOR. KİTAPLARI KIRK YAŞINDAKİLER ÇIKARIYOR. KÖŞE YAZARLARI ELLİ YAŞINDA. SANAT DÜNYASI ORTA YAŞ VE ÜZERİ TAYFASININ YÖNETİMİNDE. GÜYA DA BİZİM ÜLKEDE GENÇ NÜFUS VAR, AMA HİÇBİRİNİN KENDİNİ GÖSTERMESİNE İZİN VERİLMİYOR. BANA, BENİM GİBİ GENÇLERE BİRAZ FIRSAT TANIYIN YA!
Benim bir mesleğim yok, benim bir hayatım var. Ben bunun için doğdum. Bunun için doğduğumun farkında olarak doğdum. Çocukluğumda bile hiçbir zaman "Öğretmen olacağım", "Polis olacağım", "Doktor olacağım" veya "Pilot olacağım" benzeri gelecekte edineceğim mesleğe ilişkin geçici heveslerim, tahminlerim olmadı. Çünkü benim ne olacağım zaten belliydi. Beni tanıyan herkesin bildiği bir şeydi bu. Küçükken misafirliğe gittiğimizde ev sahibinden bir sehpa isteyip çantamda getirdiğim kağıt kalemimi çıkarırdım. Hep yazardım ve çizerdim. Hayal gücüm durmadan yeni "proje"ler üretirdi. Yeni karakterler, yeni maceralar, yeni dünyalar işte... Ama bunları illa yazacak, saman kağıtlara dergilerini yapacak, yetmiyormuş gibi bir de bizimkilere satacaktım! Bu nedenle de yazar, editör, gazeteci, sinemacı, tiyatrocu, televizyoncu, reklamcı veya buna benzer şeylerden biri olacağım diyebilirim ki neredeyse doğduğumdan beri belliydi. Şimdi üniversitede de böyle bir bölümde okuyunca beni çocukluğumdan beri tanıyanlar "Ben demiştim..." diyorlar. E haklılar, demişlerdi. "Ünlü olunca bizi unutma" diye şaka da yaparlardı.
Bakın yalan söylemiyorum. Okuma yazmayı öğrendiğim ilkokul 1'den beri hayal gücümün sesini dinleyip yazıyorum. O zamandan beri öykü ve kısa romanlar, çizgi romanlar yazıyorum/yapıyorum. Yazıyla ilgili çeşitli ödüller kazandım. 5. sınıftayken Can Yayınları'nın düzenlediği Türkiye çapındaki masal yarışmasında kazandığım ödül bunların en büyüğü. İngilizce hazırlık sonrası bu yıl Medya ve İletişim Sistemleri bölümüne başladım. Halen üniversitemizin online dergisinde yazarlık yapmaya devam ediyorum. Yazdığım kitabı gönderdim, ger dönüş bekliyorum. Bir de senaryolar yazıyorum. En büyük hayallerimden biri yazdığım kitabın ya da kafamdaki öykülerden birinin televizyona uyarlanarak dizisinin çekilmesi. Sinema filmi de olur, hiç fark etmez.

Yaşıtlarım gibi değildim ve hala da değilim. Bilgisayar oyunu nedir bilmem mesela. Bilgisayar benim için Microsoft Word'de yazılarımı yazabileceğim ve blog'uma girebileceğim bir araç. Üretilmiş olanı tüketmeyi değil, ürettiğim şeyleri başkalarının tüketmesini seviyorum. Eğlenmeyi değil, eğlendirmeyi seviyorum. Anneannem bundan yıllar önce bana, "Yavrum biraz rahatlat kendini, bak yirmi yaşına geldiğinde kafan bitecek senin," demişti. Hiç unutamıyorum bu sözlerini. Kafam bitecek miydi sahiden? Yirmi yaşına gelene kadar her şeyi yapacak ve yirmimden sonra yaşlanıp sessizce oturacak mıydım? Eh, şimdi on dokuz olduğum düşünülürse pek öyle değil. Çünkü hevesim, heyecanım, hayallerim hala yerli yerinde duruyor. Hatta daha da ateşliler. Tüm enerjimi yazmaya harcıyorum ve enerjimi de yine bunlardan alıyorum. Ama aslında anneannem de pek haksız sayılmaz. Ben ölürsem yorgunluktan ölürüm. On kişinin işini tek başıma yapmaya çalıştığım için ölürüm.
Üniversiteye, istediğim bölüme başlayınca biraz tatmin olurum sanmıştım. Benim gibi yazan, üreten yaşıtlarımın arasında biraz da olsa rahatlar, herkesin benim gibi olduğunu görünce keyiflenirim sanmıştım. Ama hiç de öyle olmadı. Bölümde o kadar alakasız, o kadar ilgisiz, herhangi bir bölüme gelmiş olmak için gelmiş o kadar kişi var ki... Yani yine istediğim çevreyi bulamadım. Dersler de beni tatmin etmiyor. Hatta hafta içi çok boş vaktim bile kalıyor. Ben söylüyorum, bu bölüm dört yıllık falan değil. İsteseler yoğun bir programla iki yıla bile indirebilirler bu bölümü, ama bilerek yapmıyorlar. Olan da benim gibilere oluyor. Sıkılıyorum. Çok sıkılıyorum. Resmen vakit kaybediyormuşum gibi geliyor.
BURADAN YAPIMCILARA SESLENİYORUM: ALTMIŞ YAŞINDA DEĞİLİM AMA BENİM BİR "DİZİ PROJEM" VAR! BURADAN YAYINEVLERİNE SESLENİYORUM: KIRK YAŞINDA DEĞİLİM AMA BENİM BİR "ROMAN ÇALIŞMAM" VAR!
Oysa şimdi kitabım çıksa... Bunun yanı sıra bir yapımcıyla konuşup anlaşsam, onlara hararetli hararetli "dizi projelerim"i anlatsam... O diziler çekilse... Ben o esnada ikinci kitabımı yazsam... Neden beklemek zorundayım? Neden? Bu iş eğitimle değil, tecrübeyle olan bir şey işte. İstek, heves işi. Bu iş meslek olarak yapılmaz, bu iş bir hayat tarzıdır. Ama bizim ülkede senaryoyu altmış yaşında adamlar yazıyor. Kitapları kırk yaşındakiler çıkarıyor. Köşe yazarları elli yaşında. Sanat dünyası orta yaş ve üzeri tayfasının yönetiminde. Güya da bizim ülkede genç nüfus var, ama hiçbirinin kendini göstermesine izin verilmiyor. Yetenek yarışmaları bile yetenek çıkarmıyor, farkında mısınız? Oradaki jüri sadece kendini pohpohluyor ve para kazanıyor.
Uzun lafın kısası... Artık biri sesimi duysun ya! Bu yazıyı twitter'da, facebook'ta, blog'unuzda, instagram'da orada burada paylaşın ki herkes okusun. Gençlerin biraz daha sözü geçsin. Bana, benim gibi gençlere fırsat tanıyın. Kestirip atmadan önce bir birbirimizi dinleyelim, anlamaya çalışalım.
Ben on dokuz yıldır yazıyorum ve ölene kadar da yazacağım işte, daha ne söyleyeyim!
12 Kasım - Güncelleme: Güzel yorumlarınız için çok teşekkür ederim. Benim de bu yazar, yayıncı, sinemacı çevresinden epey tanıdığım var; ama bu dönemde herkes kendi işinin adını duyurma gayretinde olduğu için kimsenin bir başkasıyla ilgilenecek hali yok. Burada onlara da çok hak veriyorum. Kısacası iş kişide bitiyor. Çevresi olsa da olmasa da, eğer biri yetenekliyse değerini bulur diye düşünüyorum. Böyle olacağını umuyorum.
