1 Eylül 2013 Pazar

MARMARİS YAZI, İSTANBUL YAZISI


Ben olanı aktarmayı değil, içerik üretmeyi seviyorum.

Gazetelerde çıkan bir röportajı duyurmak yerine kendi röportajımı yapıyorum. İnternetten bulduğum ev fotoğraflarını yayımlamak yerine bir dekorasyon dergisinin çalışanı gibi gidip ilgi çekici evlerin dosyasını oluşturuyorum. Seyahat eklerini tanıtmak yerine gezdiğim yerlerin gezi yazısını yazıp sizlerle paylaşıyorum. Roman yazıyorum, çizgi roman çiziyorum işte. Bunları söylemekteki amacım, bir farklılık yaratmaya çalıştığım ve konuyu da buradan Kafa Dergi'nin ilk sayısının başarısına bağlayacağım.
Derginin daha 1 Ağustos’taki ilk yazısı o gün 1042 kez tıklanmış. Hiç sevmem böyle rakamlar vermeyi, bu kadar yorum yapıldı veya şu kadar tıklandı demeyi ama gerçekten şaşırdım kaldım! Kim girmiş olabilir ilk günden? Bilenler tabii. İyi de bilenler kim: Ailem ve eski blogumdaki birkaç kemik takipçim. Aileme ölçüm yapacağımı söyleyip girmemelerini tembihlemiştim. Yani sitemi ziyaret edenler hiç tanımadığım insanlar. Kafa Dergi sevilmiş olacak ki, ünü yavaş yavaş yayılmaya başladı. Ay boyunca yorumlar yapıldı, istatistikler arttı. Aynı "kafa"dan kişilere ulaşabilmek çok güzel tabii.
Blog dünyasından, hiç tanımadığım, ilk kez yaptıkları yorumlarla tanıdığım bir sürü kişi oldu! Teşvik edici ve mutluluk verici şeyler yazdılar. Ben tanımadığım insanlara hep "siz" diye hitap ederim, ama onların "sen" diye seslenmelerini bir kabalık değil tam tersine sıcak, samimi ve açık sözlü olmalarına bağlıyorum. Doğallıklarını hissediyorum. Gerek buradaki yazılarımın yorum kısımlarına gerek Kafa Dergi'nin gmail'ine çok yorum geldi. Gmail'e gelen yorumlara, sorulara, beğenilere hemen cevap veriyorum ama bloguma yapılanlara cevap vermek istemiyorum. Çünkü eğer on yorum varsa benim cevaplarımla yirmi yoruma çıkıyor ve bu da bana hileli, fazla yorum yapılmış diye gösteriyormuşum gibi geliyor. Böyle yapan bloglara da sitemim yok, sadece ben bu tercihten yanayım. Zaten bence bu bloglardaki kodların hatası. Blog sahibinin yaptığı yorum, yorum olarak adlandırılmayıp yorum sayısında artışa sebep olmamalı. O yüzden siz cevap bekleyen sorularınızı gmail'e gönderin, hemen yanıtlayayım. Çok da mutlu oluyorum cevap yazarken. Hepinize teşekkür ediyorum beni şaşırtan bu desteğiniz, ilginiz için. İlk sayımdaki konularımı hatırlatmak istiyorum.

Ayraçlar da insan! Ayraçlar ve kitaplar üstüne bir yazı... Ayın son yazısı. Devamı bu ay!
Tayfun Pirselimoğlu "Kim"in peşinde? Röportaja ilgi tahmin ettiğimden de büyük oldu.
Neşeli bir kişiliğin çatı katındaki dünyası! Kafa Dergi'nin en beğenilen bölümlerinden biri bu oldu hiç şüphesiz... Maison Française, Elle Decor ve InStyle Home gibi ev dergilerinde asla göremeyeceğiniz evler Kafa Dergi’nin ev ve dekorasyon bölümlerinde yer almaya devam edecek.
Bu canavarlar çok sevimli! İlk film yorumu geldi, devamı geliyor!
En iyi 7 komik Marilyn filmi (Sahnelerle ve repliklerle) Biraz uzun mu oldu, diye düşünürken sinemaseverler güzel  bir derleme olduğuna ilişkin mesajlar yollayınca rahatladım.
Heyecan! 1 Ağustos olur olmaz gece 00.00'da yolladığım yazı... Nasıl zor beklediğimi siz anlayın! Bundan sonra editör bölümündeki yazılarımı her ayın ilk günü 00.00'da yayımlayacağım, dikkat edin. Bu yazım üstte de bahsettiğim gibi çok tıklandı ve sıcak yorumlarınız içimi ısıttı.

Sizlere bunları Marmaris'ten yazıyorum, ama siz okurken ben üniversite kayıtları için İstanbul'a gidiyor olabilirim. İlk blogumu sekizinci sınıfın sonunda açıp lisenin dört yılında, on ikinci sınıfın yaz tatiline kadar devam ettirdim. Yani bu yaz tatiline, Haziran'da Kafa Dergi'yi ve Ters Düz'ü açana kadar. Şimdi üniversiteyi kazandım. Bunları niçin söyledim? Yorumlarda ve gmail'de çok sorulmuş hangi okulda okuduğum, hangi bölümde olduğum. Üniversite başlasın, onu da yazacağım. Bölümüme ilişkin tahminleriniz varsa beklerim, bakalım en yakın tahmin kimin olacak?

Bir de Kafa'nın formatı çok beğenilmiş, tasarımı hem şık hem işlevsel bulunmuş. Hepsiyle çok uğraştım ve uğraşmaya devam ediyorum. Bilgisayar başında ben de böyle şeylere vakit harcıyorum. Yazmaya, çizmeye, klip yapmaya, bloguma. Ters Düz'ün formatı da hoşa gitmiş, hikaye henüz başlamamasına rağmen. Bu hikaye hem okunur hem izlenir: Televizyon dizisi gibi bölüm fragmanı yayımlayıp bölümü hikaye şeklinde verme fikrim yaratıcı bulunmuş, teşekkür ediyorum. 15 Eylül'de ilk bölümü yayımlayacağım, bakalım beğenecek misiniz?  Formatımı herkes beğenir umarım, çok ama çok uğraşıyorum. Ters Düz'le ilgili yazılar, çizimler, dosyalar, trailer'lar, videolar ve tabii ki bölümler o blogumda ama ben ilk bölüm şerefine, orada paylaşacağım bir dosyayı bir seferliğine burada da paylaşacağım: Yani Ters Düz olmak için 7 nedeni! Sıkı tutunun, karışmam.

Yaklaşık bir aydır Marmaris'te, tatildeydim. Her yıl olduğu gibi. O yüzden Eylül sayısında başrol Marmaris'in. "Eller yukarı!" dedim bu şirin ilçeye. Girilmedik delik bırakmadım. Şehir meraklısı kafalar için restoranları, barları, beach'leri, mağazaları tanıttım; gezmeye doyamayan kafalaraysa Marmaris'ten, Selimiye'den, Bördübet'ten, Amazon'dan bol fotoğraflı gezi yazıları hazırladım/hazırlıyorum. Yani hem gezdim hem de bilgisayar başında Kafa mesaisi yaptım. Kafam Kafa'daydı yani bu yaz!

İlle de roman, ille de müzik olsun! Kuma düşürdüğüm ve kuma attığım yaz kitapları listesi, güneş kremine bulanmış kulağımın duyurdukları da bu sayıda!

Ve... Eylül demek yeni diziler, yeni maceralar demek. Ben de kendi serimi -yani Ters Düz'ü- başlatmak için niçin sabırsızlıkla Eylül'ü bekledim sanıyorsunuz? Bu ay yeni projeler için başlangıçlar ayı. Bağımlısı olacağınız dizilerin ömürlerini tahmin ettim... Kaç bölüm/kaç sezon? Kafa Dergi'nin Eylül sayısında!

İlk sayımın beklediğimden fazla kişiye ulaşıp beğenilince, bu sayı için daha çok çalışıyorum anlayacağınız. Dergilerin Eylül sayıları güzel olmalıdır zaten. Mevsim başı çünkü.

E hadi! Her sene aynı manşetlerle satmaya çalışan dergiler yerine, orijinal bir şeyler okumak istemez misiniz? Hem de bedavaya!

Kaçırmayın, üzülürsünüz.

En içten sevgilerimle, Mert...

Kapak görseli: Kafa Dergi etiketiyle paylaştığım her fotoğrafın çekeni benim, o fotoğraflar bana aittir. Bu ay o kadar güzel yerlere gittim ki, kapak fotoğrafını hangisi yapsam diye zorlandım. Seçtiğim fotoğrafın mekanı Marmaris'in Amazon koyu.

3 yorum:

  1. heyeacanlı yazıyorsun.Konuşur gibi;bu arada çizgi roman yazıyor/çiziyor olman ilgimi çekti.Şu anda ,çay masalını yazıyorum.Belki onu çizebilirsin.(işbirliği öneriyorum)mail adresim var.Kalbimde ,nedense onun bir çizgi film olacağına dair bir duygu var.

    YanıtlaSil
  2. çok güzel yazmışsın.
    tüm detayları sevdim.
    ama bak yorum konusuna takılma yaa.
    ben de hep mert neden yorumlara yanıt vermiyor diyordum.
    sanırım hiç zamanı yok diyordum.
    yorum sayısının az veya çok olmasının ne önemi var ki.
    blogçuların yorumlara yanıt vermesi gerekir ki.
    ama çok da önemli değil.
    yorumlara özen gösterdiğin de belli.

    okul, bunu düşünmüştüm biliyor musun.
    şimdiye dek yazdıklarından dolayı, ben seni, sinema tv radyo veya yani iletişime uygun bulmuştum. belki marmara veya iü. ya da basın yayın, gazetecilik. bunu hangi okul bilemedim şimdi bak.

    ayrıca iyi tatiller.
    sonra da umarım bölümünde de çok heyecanlı ve verimli olursun.

    yazılarının okunmasına da sevindim.

    tüm ilgi alanlarını ve yaklaşımlarını da.

    asla vazgeçme yolundan.

    :)

    YanıtlaSil
  3. Mert iyi tatiller sana,
    basın yayın sana uygun bir meslek bence
    ama bilemiyorum senin bu kabiliyetlerini göstereceğin bir meslek sahibi olmanı dilerim,
    Ayrıca, diğer sayılar için her türlü desteği sana verebileceğimiz söylemek isterim,
    Röportaj, fotoğraf, makale, sen nasıl uygun görürsen :)
    fatmaerdem@yahoo.com 'a da yazabilirsin
    başarılar diliyorum

    YanıtlaSil

YORUMLARINIZ İÇİN ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM!