29 Aralık 2017 Cuma

MÜREKKEP KOKUNU İÇİME ÇEKTİM - 9. BÖLÜM


7. bölüm

6. bölüm

5. bölüm

4. bölüm

3. bölüm

2. bölüm

1. bölüm 


Nerede kaldığımızı hatırlıyorsunuz, değil mi? Irmak, Necati peşlerine adam taktığı için, hayatı hala bilmediği gizemlerle dolu olan Atlas'ı terk etmiş, eski sevgilisi Aslı'nın evinde kendini havuza atan Uzay da en olmayacak kişiyle, Selin'le bir ilişkiye başlamaya karar vermişti. O zaman heyecan doruktayken, hemen bölüme geçelim!
 O zaman heyecan doruktayken, hemen bölüme geçelim! Oylarınızı ve satır arası yorumlarınızı bekliyorum!
Bölüm şarkısı: Lana Del Rey - Video Games 
DIŞARIDAKİ KOCAMAN TABELADA yazılı "AÇIK" kelimesinin akıllarda bir şekilde kan tonlarını çağrıştıran kırmızımsı neon ışıkları suratında yanıp sönerken, Atlas Siyah gözlerini camdan ayırmıyordu. Depoya giden orman yolu üzerinde, genellikle uzun yollarda direksiyon sallayan tır ve kamyon şoförlerinin mola verdiği bir kafedeydi. Saat 23.05'i gösteriyordu, Irmak'la parktaki buluşmalarının Necati'nin peşlerine taktığı adamlar tarafından kesildiği günün gecesiydi. Yaklaşık beş dakika önce gelmiş ve bir kahve ısmarlamıştı. Canından bezmiş olduğu her halinden belli olan garson önüne soğuk bir kahve getirdiğinde, Atlas ona şöyle bir bakmış, ama bir şey söylememişti. Bir süre daha oturup gittikçe daha da soğuyan kahvesinden isteksiz yudumlar aldıktan sonra, kapı açıldı ve Necati içeri girdi. Dışarıda felaket bir yağmur vardı.
Şemsiyesini sallayıp üstündeki damlacıkları silkeleyen Necati, ağır adımlarla gidip Atlas'ın karşısına oturdu. Selamlaşmak yerine direkt konuya girdi Atlas.
"Tam olarak ne yapmaya çalıştığını anlayamıyorum. Irmak'la aramdaki şey seni neden ilgilendiriyor?" Ses tonu son derece ciddiydi. Necati'yse sırılsıklam ıslanmış olmasına rağmen gayet keyifli görünüyordu.
"Beni depoya bu kadar yakın bir yere çağırdığına göre, gecenin devamı orada geçecek," dedi. Yapılı vücudu ve simsiyah saçı sakalı onu olduğundan daha büyük gösterse de, aslında Necati daha otuzunda bile değildi. Atlas'ın cevap vermediğini görünce devam etti. "Bu kadar şanslı olman hoşuma gidiyor, biliyor musun? Yani kızlarla aranın bu kadar iyi olması." Masanın üstündeki yırtık menüyü alıp elinde çevirmeye başladı. "Ama beni de düşünmeni isterdim. İçlerinden birini bana ayarlamanı istiyorum."
"İçlerinden birini mi?" dedi Atlas, hırsla öne eğilerek. "Aklından bile geçirme!"
Necati uzanıp onun önündeki kahve bardağını aldı ve bir yudum içti. Sonra yüzünü buruşturdu. "Bu ne, bu soğumuş. Bana layık gördüğün bu mu? Hem de senin için yaptığım onca şeyden sonra?"
Atlas öfkeyle ona baktı. Kastettiği şeyin kahve değil, kızlardan biri olduğunu biliyordu.
"Bana bir çay getir, ama kahven kadar rezil olmasın," dedi Necati, garsona el ederek. Sonra tekrar Atlas'a döndü. "Sarışın olandan bahsediyorum. Sanırım adı Selin."
Atlas afallamış görünüyordu. "Bak, bana inanmayacaksın ama ben onu tanımıyorum." Ki bu doğruydu.
Necati, cevap vermek için acele etmeden, iç mekanda olmalarına ve duvardaki göstermelik uyarıya hiç aldırış etmeyerek bir sigara yaktı. Paketi Atlas'ın önüne ittirdi. Atlas, Necati'nin uzattığı bir şeyi geri çeviremeyeceğini çok uzun zaman önce öğrenmişti. O nedenle hiç hevesli olmamasına rağmen, pakete uzanıp bir sigara da kendi dudaklarının arasına götürdü. Birkaç dakika sessizce oturup karşılıklı sigara içtiler.
"Onu gördüm, Atlas," dedi Necati sonra. "Sürekli Irmak'ın etrafında dolaşıyor. Yani onun arkadaşı olmalı. Eğer şimdi karşına Pelin'i unutmanı sağlayacak bir kız çıktıysa, hiç durma, ama bana da birini bulmak zorundasın. Irmak'la görüşmene izin vermemi istiyorsan buna mecbursun." Sigarasını bir peçetenin üzerinde söndürdü.
Atlas ona baktı. "Sana onu ayarlayamam, ben onu tanımıyorum bile." O da aynı şekilde sigarasını söndürdü.
"Bak." Necati soluyarak konuşunca burnundan dumanlar çıkmıştı. "Eğer istersem onu kendim tavlayabilirim, değil mi? Ama bu sefer böyle yapmak istemiyorum. Her şey usulünce, güzellikle hallolsun istiyorum. O kızı gerçekten istiyorum."
Atlas yüzünde hafif bir alayla konuştu. "Neredeyse aşık olduğuna inanacağım."
"Olamaz mı? Yeni yıl geliyor, o akşamı yalnız geçirmek istemiyorum." O sırada önüne çayını getiren garsona kibarca teşekkür etti. Necati'nin bu tezatlıklarla dolu kişiliği Atlas'ı her zaman şaşırtırdı.
Onun aklından geçenin tek gecelik bir ilişki olduğunu biliyordu Atlas ve ne Irmak'ı ne de onun etrafındaki başka birini iştahı gittikçe açılan Necati'nin önüne bir yem gibi itmeye hiç niyeti yoktu. 
"Böyle şeylerden hoşlanmadığımı biliyorsun. İyi geceler Necati," diyen Atlas sandalyeden kalktı ama Necati elini kaldırarak onu durdurdu.
"Akıllı ol, Atlas. Sen buna cesaret edemezsin."
Atlas istemeyerek de olsa tekrar yerine oturdu. Edemezdi. Babaannesini düşündü. Edemezdi.
"Eğer şu an özgürsen, bu benim sayemde. Bunu sakın unutma."
Atlas masanın altından yumruğunu sıktı. Bilinçsizce, neredeyse bir refleks olarak yapmıştı bunu. Necati çok fazla sinirine dokunmaya başlamıştı. Ne var ki dediği doğruydu. Atlas eğer özgürse, bu Necati sayesindeydi. 
"Peşimize adam takarak Irmak'ı korkuttun. Şimdi bir daha bana güvenecek mi sanıyorsun?"
Necati güldü. "Sen gel deyince gelmeyecek bir kız olduğunu sanmıyorum. Bu konuda en tecrübelimiz sensin ne de olsa, değil mi?"
Atlas ona baktı. "Selin'i hiç tanımıyorum. Ama Irmak'la aynı okuldadır," dedi ve masadan kalkıp kapıya doğru yürümeye başladı. Bir an duraksadıktan sonra dönüp, "Çok ciddiyim, bu konuda elimden başka bir şey gelmez," diye ekledi. 
Necati arkasından bakıp kapıyı açmasını, dışarı çıkmasını, motosikletine binmesine uzun uzun izledi. 
Garson biraz sonra yanına gelip "Bir çay daha ister misin abi?" diye sordu. Buraların kralı gibi duran adamla biraz daha yakınlık kurmak niyetindeydi. 
Necati'nin aklında hala Selin'in yüzü vardı. "İstiyorum."
  ---***---    
IRMAK, ATLAS'I TERK ettikten (buna inanamıyordu, onu gerçekten terk mi etmişti?) sonra yurduna geri döndüğünde, Uzay'la Selin'i kendi odasında bilgisayarının başında oyun oynarlarken buldu. Hava kararmış, akşam olmuştu. Yerde iki pizza kutusu duruyordu. Uzay'ın üstünde hala Selin'in eski erkek arkadaşının giysileri vardı.
"Bu inanılmaz!" dedi Selin, onun geldiğini görünce. "Kardeşinle o kadar ortak noktamız çıktı ki! Mesela o da vişne suyunu çok seviyor, ben de! Ayrıca o da tam bir Desperate Housewives, Sünger Bob ve Gumball delisiymiş, ben de! İki saat boyunca çizgi film izledik. Sonra da peynirli patlamış mısır yedik ve Desperate Housewives'ın yeniden başlaması ihtimalini konuştuk. Harikaydı!"
"Sahi sen nereye gittin Irmak?" dedi Uzay, ama bunu dert etmişe benzemiyordu.
Irmak odasının girişinde şaşkınlıkla kalakalmıştı. Uzay'la Selin bir günde nasıl bu kadar samimi olmuş olabilirlerdi? Kucağında, Uzay'ın sabah çamaşırhanedeki kurutucuya bıraktığı giysileri vardı ve "Selin'e teşekkür edip ona giysilerini verebilirsin," dedi. "Kendi giysilerini aldım çamaşırhaneden."
"Yoo bence kalabilirler," dedi Selin. "Bir acelesi yok. Hem ben yakıştırdım."
Irmak ona Sen hala burada mısın? dercesine baktı. 
"Uzay, annem seni çok merak etmiş, hemen eve gideceksin," dedi, ama bu basbayağı yalandı. Uzay'ın Selin'le arkadaşlığı ilerletmesini istemediği için öyle söylemişti.
"Ah, tamam," dedi mesajı alan Selin, ayağa kalkarak. "Ben gideyim artık."
"Bugün beni yalnız bırakmadığın için teşekkür ederim," dedi Uzay. "Haberleşiriz." Üstelik bunu yapmaya gerçekten hevesli görünüyordu. 
Irmak kapıyı Selin'in arkasından kapadıktan sonra, "Bir de ona telefon numaranı mı verdin?"
"Ya ne yapsaydım? Ateşle mi haberleşseydik, yoksa birbirimize telgraf mı çekseydik?"
"Uzay!"
"O çok tatlı biri. Bana hayatını anlattı. Biliyor musun, çizgi roman yapıyormuş ve okulda notları çok iyiymiş."
"Ahh, sana öyle mi dedi?"
Uzay, Selin'in eski erkek arkadaşının giysilerini çıkarıp kendi kıyafetlerini giydi. Çoraplarını dizlerine kadar çekti.
"Bana bak, aranızda bir şey olmadı değil mi? Mesela..."
"Üzgünüm, çoktan öpüştük." Elbette öpüşmemişlerdi, ama ablasını kızdırmak için öyle söyledi.
"Sana inanamıyorum Uzay! Onunla öpüşmeden önce bana sorman gerekirdi!"
"Ne? Öpüşmek için senden izin mi alacağım?"
"Şey... Hayır." Irmak, göründüğü kadar masum olmayan Selin'le ilgili gerçekleri Uzay'a hemen söyleyemezdi. Çünkü bunun için ona önce Atlas'tan bahsetmesi gerekirdi ve bu da, şu anki şartlar dahilinde pek mümkün görünmüyordu. Ama onu yine de bir şekilde Selin'den uzak tutması gerekiyordu. "Ama yani, baksana, sana eski erkek arkadaşının giysilerini veriyorsa, bu gizli bir anlam taşıyor demektir."
"Nasıl bir anlam?"
"Yani hala onu düşünüyor olabilir. Unutamamış olabilir."
"Ne var sanki, ben de Aslı'yı hala unutamadım," dedi Uzay, sıradan bir sesle. "Irmak, merak etme. Az önce söylediklerim şakaydı. Senin odanda onunla işi ileri götürecek değilim. Ama uzun zaman sonra Aslı'yı bana unutturacak bir kız buldum ve sırf sen ona gıcık oluyorsun diye, hayır... bunu yapmayacağım," dedi ve gitti.
  -*-   
IRMAK, UZAY'IN SELİN'LE bir ilişkiye başlamasını asla istemiyordu, çünkü Selin'in onun Aslı'dan kalan boşluğunu dolduramayacağını biliyordu. Ayrıca Selin ilişkiye başlanacak bir kız gibi de durmuyordu. Üstelik Uzay'ın tipi bile değildi. Irmak ona Aslı'yı unutması için kendine yeni bir kız bulmasını söylerken, bunun pembe giyinen, siyah ojeler süren, dibi gelmiş sarı boyalı saçları olan ve Atlas'la olan ilişkisini Cem'e söylemekle onu tehdit eden bir kız olacağını tahmin etmemişti. Tabii Uzay'ın bunların hiçbirinden haberi yoktu.
Ama şimdi derdi bu değildi Irmak'ın.
Düşüncelerle doluydu. Eli sürekli telefona gidiyor, Atlas'a aslında içinden gelenin öyle davranmak olmadığını, onu terk etmediğini söylemek istiyordu, ama bunu yapmaya cesareti yoktu.
Korkuyordu.
Ama neden korktuğundan emin değildi.
Oralarda bir yerlerde Necati'nin Atlas'ın onunla olan ilişkisine müdahale etmesinden mi, yoksa Cem'in bu ilişkiyi öğrenmesinden mi korkuyordu, bilmiyordu.
Pencerenin önünde durmuş, şehrin üstüne yağan yağmuru izliyordu. Hiçbir şeyden etkilenmeyen koca gökdelenler, orada öylece durmaya devam ediyordu.
  ---***---    
İKİ GÜN SONRA Uzay evdeydi. O gün tam üç kez duş alma girişiminde bulundu ve üçü de suların kesilmesiyle yarıda kaldı. Sonunda bornozunu giyip yatak odasına geri dönerken, ardında ıslak ayak izleri bıraktı. Tıraş bıçağı çenesinin bir köşesini kanatmıştı (aslında çok sakalı yoktu ve o bu işi makineyle yapmayı seviyordu, ama o gün bıçakla yapası gelmiş ve şansına sular kesilmişti). Biraz tereddütten sonra ıslak ıslak bilgisayar koltuğuna oturdu. Twitter'a girip "Ya su ne zaman gelecek bilen var mı? Ona göre kıta değiştiricem" diye yazdı (gerçekten de eğer hemen gelmeyecekse babasının dairesine gidebilirdi) ve bu konuda başka dertli insanlar olduğunu da gördü. Biraz sonra Irmak görüntülü arama talebinde bulundu. Kabul etti. Uzay'ın yanağının köşesinin kanlı, saçlarının ıslak ve yarı çıplak olduğunu gören Irmak, pek de tarzı olmayan bir şekilde:
"Lan oğlum bu ne? Ek gelir olsun diye web cam'de görüntülü şov yapmaya mı başladın?" dedi.
"Tam iki buçuk saattir bu haldeyim. Sular kesik. Gidip geliyor diye hala ümidimi kesmedim. Irmak... Orada sular var mı? Acaba gene sizin yurtta mı duşa girsem?"
"Sen çok zekisin galiba ama ben senden daha zekiyim." Irmak gülümsedi.
Uzay gülümsemedi. "Merak etme şakaydı zaten." Sulanmış burnunu çekip boğazını işaret etti. "Akşam bir ıhlamur içerim artık sular gelirse."
"Uzay, yurt demişken... Şu Selin meselesinin nereden çıktığını, bir anda nasıl bu kadar samimi olduğunuzu bilmek istiyorum."
"Of Irmak, yine mi o mesele?"
"Evet, o yüzden görüntülü aradım seni."
Uzay banyodan gelen sesleri dinliyormuş gibi kulak kesilerek, "Aaa, bir saniye, sular geldi galiba," dedi ve görüntülü aramayı sonlandırdı.
Sular gelmedi ve Uzay dört saat boyunca yarı çıplak oturmanın onu yeni yıl öncesi durduk yere hasta etmek dışında hiçbir anlam ifade etmediğini anlayınca, kirli sepetine attığı çamaşırlarını geri giyindi. Mısır gevreği kasesini, çikolata kağıtlarını ve çay lekeli kupasını mutfağa götürdü. Annesi arkadaşlarıyla buluşmaya gitmişti, evde yalnızdı. Ders yapası yoktu. Sıkıldı çıktı. Spora gitse iyiydi ama aylardır gitmiyordu. Aboneliğini iptal ettirmesi gerekiyordu.
Bir kafeye gidip oturduktan sonra, sürekli Selin'i düşündüğünü fark etti. Onunla daha yeni tanışmıştı ama hep onu görmek istiyordu. Bu biraz ilginçti, çünkü Selin'in Aslı'yla hiç alakası yoktu. Pek çok açıdan daha farklı ve aslında Uzay'ın o zamana dek beğenmeyip burun kıvırdığı tarzda kızlardan biriydi. Ama yine de onu çekiyordu işte. Selin'i arayıp o kafeye çağırabilirdi. Ama gülünçtü bu. Acınası.
Ya da belki de değildi.
Kafeden çıktığında karar vermişti: Selin'i arayacak, ertesi gün buluşmaya davet edecekti.
  -*-   
UZAY VARDIĞINDA SELİN dudaklarının arasındaki pipetle bardağındaki kolanın dibini süpürmeye çalışıyordu.
"Çok beklettim mi? Ne zaman geldin?"
"Bir kolayı sipariş edip içecek kadar bir süre önce," dedi Selin gülümseyerek. 
Uzay da gülümsedi ve o an, hayatında ilk kez Aslı dışında bir kızla flört ettiğini düşünüp panikledi. Ama sonra bunu düşünmemeye çalıştı, bunun altından başarıyla kalkabilirdi.
Öyle de oldu. Kafede bir saat boyunca oturdular. Sarı saçları, pembe kazağı ve gri eteğiyle Selin o kadar tatlı ve konuşkan görünüyordu ki, sohbet kendiliğinden akıp gitti. Kafeden çıktıklarında Selin ona dönüp:
"Hadi senin evine gidelim. Yani eğer müsaitse."
"Mm... olabilir." Uzay bunda bir sakınca olduğunu düşünmüyordu. Hazır annesi de evde yokken, bu teklifi değerlendirmeliydi. Bir taksiye el edip durdurdu ve ikisi de neşeyle arka koltuğa oturdular.
"Uzay, gerçekten bir sakıncası yok, değil mi?"
"Saçmalama."
"Evini çok merak ediyorum."
Yarım saat sonra evin bahçesinden içeri giriyorlardı. Büyük bahçeli evden etkilenmiş gibiydi Selin.
"Bana Irmak'ın odasını göstersene."
"Şey, o evde yokken..."
"Tamam, anlıyorum," dedi Selin.
"Tamam."
"Ama, madem evi burada, neden yurtta kalıyor?"
"Ah, o ve annem... Yani... Böylesi herkes için daha iyi olduğu için. Benim odama bu taraftan." Onu bir el işaretiyle yandaki kapıyı açmaya davet etti.
Selin kapı kolunu indirip Uzay'ın odasına adım attı. Aslında tipik bir erkek odasıyla karşılaşmayı beklerken, zevkli ve ince düşünceli bir erkeğin odasına girdiğini görüp şaşırdı. Ders masasının karşısındaki duvarda iki bin parçalık bir puzzle'dan dönüştürülmüş tablo, çapraz duvarda siyah beyaz nostaljik bir kadın aktris fotoğrafı, tamamen espri olsun diye alındığı her halinden belli olan küçük bir ahşap model manken, kitaplıkta dağınık ama uyum içinde duran kitaplar... Evet, Selin yere fırlatılıp unutulmuş bir boxer'ı kesinlikle görmezden gelebilirdi. Bunu fark edip kızaran Uzay'ın onu ayağının ucuyla çevik bir hareketle yatağın altına ittirmesini de.
"Evin, odan harikaymış! Puzzle'ı sevdim."
"Sağ ol. Ne içmek istersin?"
"Lavaboyu kullanabilir miyim?"
Uzay ona tuvaletin yerini gösterdi ve geri gelmesi için beş dakika beklerken, daha önce hiç olmadığı kadar heyecanlı olduğunu fark etti. Bu çok garip bir duyguydu ama hislerine hakim olmak zorundaydı. Sonra Selin odaya döndü, beraberinde çilekli şeker kokusunu getirmişti. Odanın ortasında beklentiyle, hatta uysallıkla duruyor gibiydi. Uzay yavaşça yanına gidip onu öptü. Sonra hemen geri çekildi. Selin'in onu isteyip istemediğini bile bilmiyordu daha. Ne aptaldı! Bir tokat yemesi an meselesiydi. Ama öyle olmadı. Selin de bir elini yanağına koyup onu öptü –öyle ki ojeli uzun tırnakları, Uzay'ın önceki gün tıraş olurken kestiği yeri bir an için acıtmıştı. Üstelik öpüşü, onunkinden çok daha uzundu.
"Seninle çıkmak istiyorum," dedi Selin.
"Yeni yıl partisine beraber gidelim istiyorum," dedi Uzay.
"Bunu evet olarak kabul ediyorum," dedi Selin ve onu öpmeye devam etti. Ta ki lavabonun musluğunu açık unuttuğunu fark edinceye kadar.
  ---***---    
ATLAS HALA ARAMAMIŞTI. Oysa Irmak onun aramasını bekliyordu. O da Atlas'ı aramamıştı. İlişkileri gerçekten bitmiş gibiydi. Belki de Atlas Siyah bunu bir fırsat olarak görmüş, hayatıyla ilgili her şeye burnunu sokan kızdan uzak durmaya karar vermişti. 
Böyle düşününce, Irmak kendini suçlu hissetti.
Dönem sonu yaklaşıyordu ve yeni yıla girmeden teslim etmesi gereken bir projesi vardı. Minimum 2500 kelime yazması gerekiyordu ama kafasının bir yerinde sürekli Atlas'ı düşünüyordu. Ve onu yok saymak için tamamen ödeve yoğunlaşıp 6000 kelimeden çok yazdı. Sonra yurdunun bulunduğu sokaktaki kalitesiz ama ucuz markete gitti, en küçük boylarda (çünkü buzdolabı yoktu ve açtığını o gün bitirmesi gerekiyordu) bir süt, bir yoğurt, müsli ve bisküviler aldı. Odasının camını açtı ve pis kirli şehirde yükselen gökdelenlere baktı. Atlas'ın da çatı katının aynı manzaraya baktığını düşününce camı kapattı. Onu özlemişti.
Okula gitti. Hava kötüydü. Dersin olduğu beşinci kata çıkmak için asansör bekliyordu. O sırada kapı açıldı ve Efe indi. Irmak bir an için Aslı'nın da onun yanında olduğunu sanıp gerildi ama onu görmeyince rahatlamıştı. Efe'yi hiç görmemiş gibi davranmayı seçti ama Efe buna izin vermedi.
"Naber?" Elini asansörün arasına sokmuş, böylece kapının kapanmasını engelliyordu. 
Irmak ona cevap vermedi. "Acelem var Efe."
"Benim yok. Biraz laflayalım mı?" 
Tamam. Efe son zamanlarda moda olduğu üzere saatlerini spor salonunda geçiren kaslı, yakışıklı bir çocuktu. Üstelik bir sporla uğraşıyordu. Yelken mi yapıyordu ya da basketbol mu? Ya da her ikisini birden? Galiba şu topu birbirine sertçe fırlattığın sporlardan birini de yapıyordu, okulun takımında hayli önemli bir pozisyondaydı. Sosyal medyasında, yazın bir otelin açık havadaki jakuzisinde çekilmiş, pazularını ve o umursamaz küstah bakışlarını sergilediği, nereden baksan davetkar bir fotoğrafı vardı ama tüm bunlara rağmen, Irmak'ın ilgisini hiç mi hiç çekmiyordu, üzgündü.
"Bay bay Efe."
"Neden?"
"Yalancılarla takılmıyorum, eğer duymak istediğin buysa."
"Yalancı mı? Ben asla yalan söylemem."
"Sen ciddi misin? Sana şurada on tane yalanını sayabilirim?"
"Say bakalım," dedi Efe, asansörün kapısına yaslanıp.
" 'Aslı öldü.' " 
"Dokuz tane daha bekliyorum?"
"Of git ya!" dedi Irmak ve onu asansörün dışına doğru ittirdi. Ama Efe asansörün beşinci kata kadar olan tüm tuşlarına bastı. Asansörün kapısı iki yandan kapanırken, Irmak'a bakıp zevkle sırıtıyordu. Aklınca Irmak'ı gıcık edecek, derse geç kalmasını sağlayacaktı. 
"GERİZEKALI! Uğraşma benimle ya! Çocuk musun sen?" dedi Irmak, ama kendi kendine. Çünkü asansör çoktan yukarı çıkmaya başlamıştı. Belki çok saçmaydı ama, Sana bu talimatları Aslı mı veriyor? diye bile düşündü bir an için. 
  ---***---    
YAĞMUR YAĞIYORDU. BARDAKTAN boşanırcasına. Evden çıkmak için pek de uygun bir gün değildi, ama bazı şeyler için daha fazla sabredemeyen biri, yağmurun çamurlaştırdığı patika yolda hızlı adımlarla ilerliyordu. Bir an önce hedefine varmak istiyordu sanki. Siyah gömleğinin iliklenmemiş düğmelerinin açıkta bıraktığı boynunda, daktilo tuşları şeklinde küçük dövmeler göze çarpıyordu.
Mezarlıkta ondan başka hiç kimse yoktu.
Bir tek, girişteki çeşmenin yanında, küçük bir şemsiyenin altında, masaya dizdiği çiçekleri satan bir çocuk vardı. Çiçekleri güzel değildi, çoğu kurumuş ya da solmuştu. Ama gidip iki tane aldı, bunlardan biri gül, diğeri papatyaydı ve çocuğa hak ettiğinden daha fazlasını verdi.
İlk önce Pelin'in mezarına gitti. Onu oraya koydukları günü dün gibi hatırlıyordu. Çektiği acı hala tazeydi, hiçbir zaman tam olarak kabuk bağlamayacaktı. Bir süre durup onunla sessizce konuştu. Gülü yavaşça toprağın üstüne yerleştirdikten sonra bir süre daha kaldı. Sonra gitti.
Aradığı ikinci mezar taşına vardığında, bir süre yaklaşmayıp uzakta durdu. Sonra adımları yavaşça çözüldü ve mezar taşının başına gidip, papatyayı toprağın üstüne bıraktı. Taşın üstünde bu sefer bir erkeğin adı soyadı yazıyordu.
"Özür dilerim," diye mırıldandı Atlas. Önce sessizce, sonra giderek daha yüksek sesle. "Özür dilerim. Özür dilerim." Ve artık bağırıyordu. "ÖZÜR DİLERİM!"
Gömleği sırılsıklam olmuştu.
Sular artık kaşlarından damlıyordu.
Çiçekçi çocuk ona uzaktan bakıyordu.
Vicdan azabıyla kasıp kavrulan Atlas Siyah, içini soğutması için yağmurun altında sonsuza dek durabilirdi.
Vicdan azabıyla kasıp kavrulan Atlas Siyah, içini soğutması için yağmurun altında sonsuza dek durabilirdi
9. bölüm sonu, devam edecek
-----------********------------
Nasıl, bu bölümü beğendiniz mi? 
Üstelik gelecek bölüm çok daha uzun olacak! 
İlk kez bir bölümde gif kullandım, sevdiniz mi? 
Yorumlarınızı bekliyorum!
Son olarak: Karakterlerin kafamdaki hallerine benzer bulduğum bazı fotoğrafları paylaşayım mı? Çünkü karakterlerin fotoğraflarını paylaş diye çok fazla soru-istek geliyor. Irmak, Atlas, Uzay, Aslı, Cem? Neye benziyorlar? Ya da hiç paylaşmayayım, hayal ettiğimiz gibi mi kalsınlar? Bunları bir süredir düşünüyordum. Sonra aklıma şu geldi: Siz sevdiğiniz karakterlerin kafanızdaki hallerinin fotoğraflarını kendi sayfalarınızda-bloglarınızda istediğiniz gibi yayımlamaya ne dersiniz? Böylece herkesin kafasındaki Irmak'ı, Atlas'ı görmüş oluruz. Ben de o yazıları, fotoğrafları gelecek bölümün sonunda paylaşacağım. Bekliyorum! 
instagram:ofluoglumert
twitter:ofluoglumert
facebook:ofluoglumert 

4 yorum:

  1. Gif muhteşem olmuş bölüm desen yine şahane, karakter kısmını sana bırakıyorum:)ve teşekkür ediyorum :)))

    YanıtlaSil
  2. Yine güzel bir bölüm olmuş. Kurgu harika. Bir sonraki bölümü merak ettirecek kadar başarılı. Karakterlerin hayalimde kalmasını isterdim ben. Ama siz ne düşünürsünüz bilemem. Kaleminize sağlık...

    YanıtlaSil
  3. hey allam yaaaa seline iki aşık birden he, uzay necati, işler karışıyor :)

    YanıtlaSil
  4. Ben gif kullanmanı sevdim açıkçası. :)
    Şu Pelin olayını umarım yakın zamanda öğrenebiliriz, çünkü gerçekten merak ediyorum. ^_^
    Gumball'u ben de çok severim, söylemeden geçemeyeceğim. ^_^
    Yine hiç sıkılmadan, neler olacağını merak ederek okuduğum çok hoş bir bölümdü, kalemine sağlık! ^_^


    YanıtlaSil

Yorumlarınız için çok teşekkür ederim!