İÇECEK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İÇECEK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Aralık 2017 Çarşamba

BEŞİKTAŞ'TA ŞİRİN BİR KAFE VE EKMEK DÜŞKÜNLERİ İÇİN BİR ADRES

Bu yazımda sizlere Beşiktaş'ta son derece hoş bir kafeden ve benim gibi ekmek düşkünlerinin bayılacağı bir adresten bahsedeceğim. 


Parodia'yı duydunuz mu? Burası hepimizin çoğu zaman yolunun düştüğü Beşiktaş’ta şirin, sevimli bir kafe. Daha içeri girer girmez zevkli dekorasyonuyla hemen dikkatinizi çekiyor. Yeşil, gri ve beyazı sıkça gördüğünüz, minimal ve endüstriyel diyebileceğimiz tarzda döşenmiş bir mekan. Ben içinde kitap ve dergi olan kafeleri çok seviyorum, Parodia da bunlardan bir tanesi. Kahvenizi yudumlarken tezgahın üstündeki dergileri karıştırabiliyorsunuz.



Menüdeki fiyatlar da son derece uygun Parodia’da. Ben tercihimi közlenmiş sebzeli tost ve mint mocha’dan yana kullandım. Pek fazla kahve seven biri olmasam da, yani çayı kahveye tercih etsem de, en kısa zamanda tekrar gidip mint mocha içmek istiyorum! Öyle sevdim. Bu arada Parodia adının bir anlamı var. Kendisi bir tür kaktüsmüş ve kafe adını bundan alıyor, ayrıca masaların üstünde de adına yakışan şirin küçük kaktüsler var. Beşiktaş’a yolunuz düşerse, Parodia’ya mutlaka uğrayın derim. Sayfalarına şuradan göz atabilirsiniz.


Özellikle kahvaltı, ekmek, çay saati ve tatlı-pasta gibi konulara çok düşkünüm, biliyorsunuz. İstanbul'da kahvaltı yaparken beyaz ekmek yemek istemiyorum, çünkü içine ne koydukları belli değil (ama mecburiyetler...). Hele İsveç'teyken yediklerim ekmekse, bizim ülkemizde ekmek diye alıp yediğimiz şeyler ne diye sormadan edemiyorum. Trabzon Vakfıkebir ekmeği ve mısır ekmeğini hariç tutarak söylüyorum tabii ki, ama Trabzon dışında satılan "Trabzon ekmekleri" hiç de öyle olmuyor. Anlayacağınız büyük şehirlerde, kalabalık yerlerde alıp yediğimiz ekmeklere maalesef ekmek gözüyle bakamıyorum, özellikle de Trabzon ve İsveç ekmeklerini bilen biri olarak... Neyse ki bazı özel ekmek üreticileri var. Bio Gurme de onlardan bir tanesi.


Benim gibi ekmek meraklıları için Bio Gurme son derece iyi bir adres! Ekşi mayalı ekmek, zeytinli-kuru domatesli ekmek, altamura (yoğurtlu ekşi maya ile hazırlanır tereyağlı sarı buğday ekmeği) ekmeği, cevizli çavdar ekmeği, tam buğday ekmeği, siyez tam buğday ekmeği, cevizli ekmek, rustik ekmek, biscotlar, kısacası burada yok yok... Ekşi mayalı, rustik, cevizli, zeytinli-domatesli ekmeklerine özellikle bayıldım. Ben işte böyle kek gibi ekmekleri seviyorum, içleri dolu dolu ve yoğun oluyor. Bio Gurme'de üzümlü, incirli, kayısılı sultan ekmeği ve yaban mersinli ekmek olduğunu duyunca, onları da çok merak etmeye başladım. Keşke cranberry’li ekmek de yapsalar - İsveç’te yemiştim, çok iyiydi ya!

En kısa zamanda yeniden sipariş vermek istiyorum. Siz de Balıkesir merkezli Bio Gurme'den sipariş vermek için sayfalarına bakabilirsiniz.


4 Aralık 2017 Pazartesi

NİŞANTAŞI'NIN GİZLİ HİT'İ: JUNO

Bu hafta sizlere Nişantaşı'ndaki yeni favori mekanınız olmaya aday Juno'yu tanıtmak istiyorum. Lezzetli yemekler, zevkli bir dekorasyon ve sakin bir ortam arıyorsanız, doğru adrestesiniz. Üstelik Nişantaşı'ndaki bazı mekanların üstüne sinmiş snob'luk burada asla yok; hatta daha içeri attığınız ilk adımdan itibaren çok samimi ve sıcak bir atmosferle karşılaşıyorsunuz. 


Nişantaşı'ndaki Mim Kemal Öke Caddesi'nde yer alan Juno, her gün saat 11'de açılıyor. Ben içeri girer girmez kafenin zevkli dekorasyonuna bayıldım ve köşedeki kitaplık hemen dikkatimi çekti. Raflarda pek çok yemek kitabı buldum, hemen bazılarını karıştırmaya başladım. Aynı anda duvarlardaki tablolar da dikkatimi çekti. Çok geçmeden öğrendim ki, Juno'nun duvarları dönem dönem çeşitli ressamların işlerine ev sahipliği yapıyor ve beğendiklerinizi satın alabiliyorsunuz. Zaman zaman bazı lansmanlar da düzenliyorlar ve ben de kendi -yeni- kitabımın lansmanı için bir an Juno'yu düşünmedim değil. Yani kafe olmasının yanı sıra küçük bir galeri havası da var Juno'nun. Ayrıca kesinlikle bir kitabevi-kafeye de dönüştürülebilir. Uzun lafın kısası, Juno'daki bu sanatsal çeşitlilik bence harika bir şey. Her gittiğinizde farklı bir şeyle karşılaşabilirsiniz burada. Kısacası sürprizi bol bir mekanda olduğunuzu baştan söyleyeyim. 


Juno'ya geçtiğimiz cumartesi günü gittiğimde hava -bugün birden soğuyan yağmurlu havayla hiç alakası yoktu- çok güzeldi, o nedenle içeride değil dışarıda oturmayı tercih ettim. İçerisi ayrı, dışarısı ayrı keyifli. Bu duvarda asılı gördüğünüz tahta parçalarıysa, sıkı durun, bir zamanlar tren raylarıymış! Juno'da böyle hikayesi olan parçalar görebiliyorsunuz yani... Dediğim gibi, sürprizli bir mekan burası ve kendine has bir havası/stili var. 



Juno'da hayli çeşitli ve her zevke hitap edecek bir menü mevcut. Burayı hem bir kafe hem de bir restoran olarak düşünebilirsiniz aslında. Ana yemek olarak bonfile, somon ızgara, dil balığı buğulaması, şnitzel, dana pirzola, kasap köfte gibi seçenekler var. Ben tercihimi dil balığı buğulamasından yana kullandım. O ne doğru bir tercihtir öyle! Havuç, patates, defne yaprağı ve limonla harika bir tat yakalanmış. Bir sonraki gidişimde yine yemeyi planlıyorum. 10/10


Juno'da odun fırını var ve bu da pizza yemek için doğru yerde olduğunuz anlamına geliyor. Ben pizza cipollayı severek yedim: karamelize soğan, keçi peyniri ve füme et. Çıtır çıtır, kıtır kıtır bir pizza hamuru. Keçi peyniri gerçekten çok yakışmış. Pizza sevenler için Juno doğru adres. Üstelik daha pek çok pizza alternatifi bulunuyor. 10/10 



Mekanın bir de fit menüsü var ki, o da yediğinin kaç kalori olduğuna dikkat etmek isteyenler için çok iyi bir fırsat. Kinoa salatası, bolonez soslu kabak spagetti, otlu omlet, füme somon, brownie gibi glütensiz ve/ya vejetaryen seçenekler bulunuyor bu diyette olanların bayılacağı fit menüde. Ben ılık kabak spagettiyi denedim. Makarna gibi ince ince kesilmiş kabaklara avokado, kinoa, lor peyniri ve pancar eşlik ediyor. Avokadoyu pek fazla seven ve her şeye yakıştıran biri değilim, ama sırf bu yüzden kabak spagettinin lezzetine de haksızlık edemem. Ilık kabak spagetti, daha hafif bir şeyler yemek isteyenler için fit menünün öne çıkanlarından. Görünüşüyle de öne çıkmıyor mu zaten? 8/10 



Ve gelelim tatlılara! Şu rengin güzelliğine bakar mısınız... Baştan alalım: Juno'nun menüsü sabit bir menü değil. Her sezon -her üç ayda bir diyelim-, menünün sezona özel lezzetler bölümü değişiyor. Yani menü değişkenlik gösteriyor ve bu da Juno'ya sık sık gitmek için bir sebep aslında. Benim sonundan yakaladığım bu sonbahar sezonunun özel tatlısı, poşe armut tatlısıydı. Menüden kalkmasına bir hafta falan kalmış. Tam zamanında yetişmişim yani! Pekmez, mürdüm eriği, tarçın ve çırpılmış krema ile sıcacık servis edilen bu tatlıyı ben çok sevdim. Övgüyü kesinlikle hak ediyor, sezon menüsünde kalmayıysa asla! Hatta mekanın ortaklarından Ömer Bey'e bu armut tatlısının menüde her zaman olması gerektiğini söyledim. Eğer şu günlerde yolunuz Nişantaşı'na düşerse, Juno'ya gidip bu armut tatlısının tadına kesinlikle bakın. 10/10 

Kış sezonu için pek çok yenilik de düşünüyorlarmış. Örneğin armut tatlısının yerine sufleyi getirmeye hazırlanıyorlar, o da eminim çok nefis olacaktır! Ayrıca bal kabağı çorbası ve bir süredir yeni trend olan bu kase olayı da Juno'ya geliyor. Başlıkta Nişantaşı'nın gizli hit'i deme sebebime gelince... Juno, kaldırımdan geçerken bahçe katında yer alıyor. Yani olur da gözden kaçırırsanız diye, yol üstündeki "Juno: Eat, drink, chill" tabelasını dikkatle kollayın. Her türlü damak tadına ve bütçeye hitap eden bu mekanı seveceğinize eminim. Giderseniz bana da yazmayı unutmayın! Son olarak, Juno'yu kendi sosyal medya hesabından takip edebilirsiniz. 

Beni sosyal medyadan takip etmek için:





29 Kasım 2017 Çarşamba

VEFA BOZACISI'NDA BİR AKŞAMÜSTÜ


İstanbul sayısız sürprizle dolu bir şehir ve keşfedilecek yerleri bitmiyor... Uzun zamandır gidip yerinde görmek istediğim Vefa Bozacısı'nı ve eski İstanbul'a dair bir şeylerin hala yaşadığını hissettiğiniz bir semti anlatacağım sizlere.

Öncelikle, bir önceki, doğum günümü Trabzon'da kutladığımdan bahsettiğim yazıma yaptığınız yorumlar için çok teşekkür ederim! Bu büyük şehirde sürekli ev-okul, ev-iş gibi rutin tempolara ayak uydurmak zorunda kalıyoruz ve bazen kendimize bile zaman ayırmaya vakit bulamıyoruz, değil mi? Ancak aslında İstanbul'dan çok uzaklaşmadan yeni yerler keşfetmek de yine bizim elimizde. Daha önce hiç gitmediğiniz bir semti gezmek de bu keşiflere dahil. Vefa, benim daha önce gitmediğim bir yerdi ama uzun zamandır da aklımdaydı. Özellikle de bozayı gidip yerinde içmek için Vefa Bozacısı'na gitmek istiyordum! Nihayet, geçtiğimiz günlerde, akşamüstü 17 gibi soluğu Vezneciler'de aldım. Otobüsle Mecidiyeköy'e, oradan da metroyla Vezneciler'e giderek Vefa'ya ulaştım. 


Mimar Sinan'ın Şehzade Camii, Süleymaniye Camii, Kalenderhane Camii, İstanbul Üniversitesi, Bozdoğan Kemeri... Hepsi bu civarda. Eski İstanbul'a dair bir şeyler hala yaşıyor gibi hissediyorsunuz bu semtte. Sahaflar, kitapçılar, antikacılar, dükkanlar yan yana sıralanmış. Adeta bir sakinlik var sokaklarda. Pastel renkli nostaljik evleri görünce de fotoğraflarını çekmeden duramıyorsunuz. 


Ben akşamüstü 17-18 gibi oradaydım ve doğal olarak hava kararmaya başlamıştı, o nedenle geçtiğim ara sokaklar bana bir film platosundan farksız göründü. Ama gerçekten o kadar eski ve el değmemiş hissi veren ara sokaklar var ki, adeta bir polisiye filminin içinde hissediyorsunuz kendinizi. Hava açık maviden koyu maviye dönerken, sarı, pembe, turuncu, mor gibi pek çok renk, o alacakaranlık paleti içinde yer bulabiliyor kendine ve her ne kadar sabah insanı olsam da, günün bu "renk değiştiren" saatlerini de seviyorum. Doğanın ışık oyunlarını izlemek gibisi var mı!


Ve bir saatlik yürüyüşümü Vefa Bozacısı'nda noktalıyorum. Aslında bu benim ikinci boza içişim, ilk kez yine geçen yıl bu zamanlarda bir kafede içmiştim ama boza tabii ki Vefa Bozacısı'nda içilmeli. Özellikle kış aylarında içildiği için bozayı sıcak içecek sananların sayısı bir hayli fazla ve ne yalan söyleyeyim, ben de onlardan biriydim. Bozanın soğuk bir içecek olduğunu öğrenince şaşırmış ve hatta neredeyse hayal kırıklığına uğramıştım. Çünkü üstüne tarçın serpilerek içildiği için salep gibi sıcak bir içecekle karşılaşmayı bekliyor insan. En azından ılık olsa keşke diye düşünsem de, yeni tatlara her zaman açık biri olduğum için bozayı seviyorum. Aslında boza için, içecekle yiyecek arası bir şey diyebiliriz, zira kaşıkla yeniyor. Aşure ve muhallebiye benziyor tadı, kıvamı yoğun, katı. Bu haliyle yoğurtlu müsliyi bile andırıyor doğrusu! Tarçın ve leblebiyle zenginleştirebildiğiniz bozanın bir bardağı Vefa Bozacısı'nda üç lira. Eğer yolunuz düşerse, nostaljik ve şirin Vefa Bozacısı'na uğramayı unutmayın. Unutmadan; Kemal Sunal, Şener Şen, Müjdat Gezen gibi ünlü isimlerin mezun olduğu Vefa Lisesi de bozacıya birkaç adım mesafede. 



Beni sosyal medya hesaplarımdan da takip edebilirsiniz:



Dünya Kupası ve Kariyer Mesajı

Kim demiş 40'lar başarı zirvesine oturmak için çok geç diye? Vozinha'nın cevabı sahadan geliyor. Başarı hikayeleri anlatılırken gene...