KASIM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KASIM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Kasım 2018 Çarşamba

BUGÜN BENİM DOĞUM GÜNÜM!


Yeni yaşımdan; bilgisayar başında gencecik yaşımda sırtımın iki büklüm kalması pahasına gece gündüz yazdığım her şeyin artık yalnızca benim hayal gücümde sınırlı kalmamasını, yıllardır biriktirdiğim dizi hikayelerinin/senaryoların seyirciyle buluşarak bir anlam kazanmasını, yine bilgisayarımın masaüstünde her gün taslaklarını görmekten bıktığım ikinci ve üçüncü kitaplarımın art arda çıkmasını (ki böyle bir dönemde pek ihtimal yok gibi ama olsun), dile kolay tam dokuz yıldır canla başla ve hiç aksatmadan düzenli olarak yazılar ve hikayeler paylaştığım blog’um Kafa Dergi’nin daha geniş kitlelere ulaşmasını diliyorum... Yazdığım karakterlerin er ya da geç hepinizle tanışacağını biliyorum, çünkü onlar yalnızca benim kafamın içinde yaşamaya devam edemeyecek kadar gerçekler, aramızda bir yerdeler. Kütüphanemin Ters Düz’lü köşesinden bir fotoğraf koydum, üç yıl önce doğum günümde çıktığı için onun da üçüncü yaşı bugün. Ha başka şeyler de diliyorum ama onlar da bana kalsın, di mi? Kendimize ve insanlara iyi gelecek her ne diliyorsak gerçek olsun! 

instagram: @ofluoglumert 
twitter: @ofluoglumert
facebook: @ofluoglumert

1 Kasım 2017 Çarşamba

VE KASIM GELDİ!


Ve Kasım da geldi! 

Sanki göz açıp kapayıncaya, nefes alıp verinceye dek hızla geçip gitmiyor mu günler, haftalar sizce de? 

Zamanın ne kadar hızlı geçtiğiyle ilgili hiçbir fikrimiz yok. 

Hayat dediğin böyle bir şey işte… 

Yemekten sonra tatlı beklerken şef garsonun bir anda çıkagelip, “Bu akşamlık bu kadar, kapatıyoruz!” demesi gibi, bir de bakacağız ki, ömrün sonu gelecek… 

Şimdi niye böyle laflar ediyorum bilmiyorum ama öyle yani (içimdeki gizemli ve melankolik yazar uyandı bir an). 

Bu fotoğrafı çok seviyorum çünkü resmen suluboya tablo gibi çıkmamış mı? Burgazada'da çekmiştim. 

Bu arada, Kasım'ın gelmesiyle birlikte 21 Kasım'daki doğum günüm için geri sayım da başladı. Sevenlerime duyurulur! :) 

Beni sosyal medyadan takip etmeyi de unutmayın: 





1 Kasım 2016 Salı

AKREP MİYİM YAY MI?


21 Kasım'da doğdum. (Doğum günüm yaklaşıyor öhöm.)

Akrebin son günü.

22'sinde doğsam Yay olacaktım.

Zaten yükselenim de Yay.

İkisinin özellikleri de bana uyuyor.

Duygusal tarafım, zevklerim, detaycı, ayrıntıcı, dikkatli, gözlemci, enerjik, kararlı, çalışkan olmam, hafızamın kuvvetli olması, yakın çevremdeki dostlarımı iyi seçmem, (evet kulağa acayip klişe ve arabesk gelecek ama) sevdim mi tam sevmem sildim mi tam silmem, bir sırrı sonuna kadar saklamam, gizemli, tehlikeli durumların ilgimi çekmesi, altıncı hissim ve sezgilerimin yüzde doksan dokuz oranında hep çıkması tam bir Akrep olduğumun göstergesi. Hayalperest, yaratıcı, sabırsız, dışa dönük, konuşkan, neşeli, meraklı, kararlıyken bile kararsız, esprili, maceraperest yanlarımsa içimdeki Yay'a işaret ediyor.

Şimdi ben Akrep miyim Yay mıyım? 

Severek aldığım ev-dekorasyon dergilerinden biri olan Maison Française'da okuduğum burçlara göre dekorayson önerileri yazısında, Akrep de Yay da tam olarak beni anlatıyor!

"Bir Akrep, kimseyi kolay kolay kendi kişisel ve özel alanına sokmaz. Siz dramatize etmeyi seven birisiniz, bu nedenle evinizin koyu renklerle dekore edilmiş bir tiyatro sahnesine benzemesi sürpriz olmayacaktır. Antrede dev bir tablo, salonda kadife perdeler, yatak odasında işli saten çarşaflar, banyoda ise mermer lavabo ve duvardan duvara bir ayna, sizi yansıtan seçimlerdir. Baskın desenli bir yastık, zebra baskılı bir halı ya da metal aksamlı bir yemek masası, kısacası pek çok kişi için kullanımı imkansız seçimler sizin tercihiniz olabilir, çünkü bir kimliği ve derin bir felsefesi olan eşyalar size çekici gelir. Renk paletinin koyu, gölgeli ve dumanlı tonları, siyah, mor ve mavinin her tonu tam size göre." 

Aynı yazı Yay için şunları söylüyor: "Sürekli seyahatte olan ve hayal gücüyle beslenen ruhunuzu yansıtan eviniz mümkün olduğu kadar üst katlarda olmalıdır ki gökyüzü ile ilişkiniz kesilmesin. Göçebe kültürlere ilgi duyan yay burcunun evi seyahatlerinde alıp taşıdığı objeler ve ara sokaklarda keşfettiği atölyelerden bulduğu özel parçalarla doludur; tasarım klasikleri arasından seçtiği mobilyaların organik tekstiller, küçük bronz heykeller, cam figürler ve seramik aksesuarlarla tamamlanması kaçınılmazdır. Hepsini nereden ve ne zaman aldığını bilir; özel bir hikayesi varsa hatırlar. Açık renkler, mavi, yeşil, sarı, turuncu, mor ve sütlü kahve renginden oluşan sıcak tonlarda bir palet sizi ifade eder."

Eee, bunların ikisi de bana uyuyor!

Daha karanlık, içsel, duygusal taraflarım Akrep'ken... 

Daha aydınlık, yaratıcı, sanatsal taraflarım Yay... 

Ya siyah ya beyaz olma durumu da vardır bende biraz... Yazı dekorasyondan bahsediyor ya, ben de oradan örnekleyeyim en basitinden: Evim ya zemin katta, ayakları yere basan, bahçeli bir villa olsun; ha yok üstte olacaksa da en üstte olsun, göğe yakın olsun, mümkünse de loft olsun. Neden bilmiyorum ama şu hayatta arada kalmışlıkları, belirsizlikleri hiç sevmiyorum. Yazıda Akrep için bahsedilen "pek çok kişi için kullanımı imkansız seçimler, evin tiyatro sahnesine benzemesi, kimliği ve derin bir felsefesi olan eşyaların çekici gelmesi" AYNI BEN. Yay için bahsedilen "hayal gücüyle beslenen ruh, evin seyahatlerde alınan objeler ve ara sokaklarda keşfedilen yerlerden bulunan özel parçalarla dolu olması, hepsinin nereden aldığının, varsa anısının hatırlanması" da AYNI BEN.

N'apcaz şimdi?

Yay gibi gerilir, Akrep gibi sokarım (hahaha nereden de bulurum bu lafları) diyeyim de bu "fala inanma falsız kalma" muhabbetini burada sonlandırayım en iyisi...

Veee bugün 1 Kasım! Doğum günüme az kaldı! İlk kitabım Ters Düz geçen yıl doğum günümde çıkmıştı, dolayısıyla 21 Kasım hem benim doğum günüm hem de Ters Düz'ün...

Ters Düz 1 yaşına girecek!

Instagram'ınız varsa... instagram.com/ofluoglumert

Twitter'ınız varsa... twitter.com/ofluoglumert

Facebook'unuz varsa... facebook.com/ofluoglumert

3 Kasım 2015 Salı

BU AY BİTMEDEN TRABZON'DA YAPMANIZ GEREKENLER

Kaçınız onun aslında tezek kokmadığını biliyor, dürüst olun... Dizi ve filmler nedeniyle yıllar içinde herkesin aklında şöyle bir algı oluştu: Her evde soba kuruludur, bahçede inekler vardır ve odalarda mutlaka Trabzonspor bayrakları asılıdır. Ayrıca insanlar her sabah uçsuz bucaksız orman manzarasına bakarak uyanırlar. YALAN (Eh, gerçi bu sonuncusu bir zamanlar doğruydu ama artık betonlaşma sevdası bu hikayenin de sonunu getirdi)! Son zamanlarda iyice popülerleşen ve kalabalıklaşan Trabzon yine karşınızda, ama bir farkla: Bu sefer doğa yok. Şehir rehberi var. İşte kentte bu ay bitmeden yapmanız gerekenler!

KOŞUN


Hala oradayken gidip Beşirli'den Ayasofya'ya uzanan sahil yolunda koşun. Ama elinizi çabuk tutun, zira siz koşarken iş makineleri de sizin peşiniz sıra denizi doldurmakla meşgul olacaklar. Yani koşuya başladığınızda geçtiğiniz sahil yolu dönüşte yerinde olmayabilir. Oysa Trabzon'un en güzel yerlerinden olan Beşirli'nin denizi/kumsalı/sahili daha, daha, daha, daha, daha, daha, daha fazla dol(durul)mak, karaya kat(tır)ılmak istemiyor. İşte her ağladığında yağmur yağması bundan... Ama bunu düşünen yok tabii. Siz acele edin, deniz sizden uzaklaşmadan ve dahası yok olmadan bol bol selfie çekin, Facebook'unuza fotoğraf yükleyin. Birkaç yıl sonra nostalji olacaklar çünkü.

YİYİN


Koştunuz, yoruldunuz, karnınız acıktı. Söz konusu Trabzon olduğunda yemek alternatifi çok. Örneğin sadece Trabzon'un değil, tüm Türkiye'nin en köklü, en tarihi lokantalarından biri olan Kalkanoğlu'nda pilav, et, kuru fasulye, kayısı hoşafı ve turşu yiyebilirsiniz. Ertuğrul Pide'de enfes peynirli ve kıymalının tadına bakabilirsiniz. Salaş bir balıkçı kulübesinde balık yemek istiyorsanız istikamet Dam Balık olmalı. Akçaabat köftesinin namını mutlaka duymuşsunuzdur. Eğer denize nazır şık bir restoranda köfte ve balık yemek istiyorsanız Körfez Köfte'ye, bir alternatif olarak sebzeli köfteyi denemek istiyorsanız Özdemir Kasap'a gitmelisiniz. Tüm bu yerlerde yemeğinizin üstüne fındıklı sütlaç ya da sıcak muhallebili Laz böreği tatlısından yemeyi unutmayın. Bu restoranlar şehirde ve hatta ülke çapında nam yapmış olduklarından, fiyatlar biraz kabarık, yine de bırakın mideniz şenlensin. Tabii şehirdeki sayısız lokantayı keşfetmek de size kalmış. Beş çayı saati geldiğinde Edward's, Time's, Mitra, Vira ve Soho Green's beşlisinden birine mutlaka uğrayın, şehrin bu hem şık hem lezzetli kafelerinde oturmadım demeyin. Özellikle Edward's ve Soho Green's'e giderseniz, kafelerin dekorasyonlarına aşık olun, aşkınızın karşılık bulamamasından ağlayın.

SİNİR OLUN


Gittiğiniz tüm bu yerlerde kalabalık Arap aileleri mutlaka olacaktır. Malumunuz, Türkiye, Arap
turistlerin gözdesi. Ve bu turistler, son birkaç yıldır Trabzon'u da keşfetmiş durumda. Keşfetmekle kalsalar iyi, şehrin altını üstüne getirdiler. Trabzon'da önümüz, arkamız, sağımız, solumuz Arap oldu! Araplar her yerde! Üstelik bu Araplar, villa tipindeki evlere günlük 2 bin lira verebiliyor. Dudak uçuklatıcı, değil mi? Bakın aylık değil, günlük bu fiyatlar (Ama evlerini onlara kiraya verenler pişman oluyormuş, çünkü Arapların geride bıraktıkları çer çöp yüzünden evlerini tanıyamıyormuş, bu da ayrı bir konu). Neyse, size sinir olun dememin sebebi şu: Gittiğiniz kafe ve restoranlarda önceliği sizden çok onlara verecekler. Ne de olsa para onlarda, zümrüt kaplamalı iPhone'lar da onlarda. Siz de beş yüz lira bahşiş bırakın, size de bebek gibi baksınlar!

SEYREDİN



Hem de mutlaka seyredin! Çünkü Trabzon Devlet Tiyatrosu'nun en yetenekli oyuncularından olan Banu Manioğlu'nun, tiyatronun yeni sezon oyunu "Ziyaretçi"deki "kayınvalide" performansı şu sıralarda şehirde herkesin dilinde. Kendi yaşamında da mütevazı, şeker, enerjik, cıvıl cıvıl ve dünya tatlısı olan Manioğlu, Trabzon sahnesinin en çok sevilen ve en çok alkış alan oyuncularından. Oynadığı her karakteri adeta yaşıyor, yaşatıyor, bizleri de kahkahalarla güldürüyor, yeri geliyor hüzünlendiriyor, düşündürüyor. Kendisi geçtiğimiz yıl Sadri Alışık Tiyatro Ödülleri'nde "yardımcı rolde en başarılı kadın oyuncu" ödülünü de kucakladı. Bir saat süren oyun (kısa, çok kısa, Manioğlu'nu izlemelere doyamıyor insan; üstelik bu sezon şimdilik tek bir yeni oyun var Trabzon Devlet Tiyatrosu'nda, neden?) turneye çıkacağından, 5, 6 ve 7 Kasım bu ay için son günler! Kaçırmayın! --Büyük ihtimalle bilet kalmamıştır ama olsun siz yine de şansınızı deneyin.

GÖZÜNÜZÜ DÖRT AÇIN

 
Zira başrollerinde Meryem Uzerli ve Murat Yıldırım'ın yer aldığı, sezonun daha başlamadan olay olan dizisi "Gecenin Kraliçesi"nin çekimleri Trabzon'da yapılacak! Şehrin en sosyetik kafe ve restoranlarında dizi ekibini görmek için gözünüzü dört açın. (Fısıltı 1: Dizinin çekimleri önümüzdeki günlerde başlayacakmış. Şimdilerde Trabzon'a yarım saat uzaklıkta olan Sürmene ilçesinde tarihi bir konak arayışındalarmış. Fısıltı 2: Gazeteciler, özellikle Beşirli'deki çalılıkların arkasına saklanın. Çünkü Trabzon'un Cihangir'i olan Beşirli'nin kafelerini ikinci evleri olarak mesken ediniyor burada dizi çekmekte olan oyuncular. Tecrübeyle sabit.)
 
OKUYUN
 

Bu yazıda kendi kitabımdan da bahsetmesem olmazdı! Çünkü ilk kitabım "Ters Düz" de bu ay içinde raflardaki yerini alacak ve kitaptaki olaylar Trabzon'da geçiyor. facebook.com/ofluoglumert, twitter.com/ofluoglumert ve instagram.com/ofluoglumert hesaplarımdan anında duyuracağım gelişmeleri. Görüşmek üzere dostlar!

25 Kasım 2014 Salı

MUMU ÜFLEDİKTEN SONRA...


Sanki de sulu kar.

Yani cuma gününden beri yağan.

Yani doğum günümden beri.

Söz buradan açıldı, buradan devam edelim!

Evet, geçtiğimiz cuma benim doğum günümdü efendim. 19'u bitirip 20'ye girdim, ama bitirdiğimiz yaşı söylediğimiz için 19'um diyorum. Hep de 19'da kalayım.

Öncelikle, doğum günü yazıma yaptığınız harika yorumlarınız için hepinize çok teşekkür ediyorum. Beni tanıyormuş gibi yazdığınız sıcacık cümleler inanın şu havanın buz gibi soğuduğu günlerde nasıl da içimi ısıttı... Çok teşekkür ederim hepinize! Sağ olun, hep de var olun!






Doğum günü soframda yok yoktu... Tatlıdan tuzluya her şey vardı! Canınızı çektirmemek için detaylara girmiyorum, fotoğraflardan bakabildiğiniz kadarına bakın. Doğum günümü biz bize, aile arasında kutladık. Bu kareler masadan... Akşam yemeğimizi yedik, sonra da pastamızı kestik yani. En güzeli aile arasında yapılan böyle samimi kutlamalar oluyor belki de.

Yorumlarda siz sormadan ben cevaplayayım: Pastamı Mado'dan aldık (44 lira). Değişik bir pasta. Kirpi gibi. Diken diken çikolata çubukları var. Ben aslında beyaz çikolatayı severim ama bu sefer bir değişiklik olsun dedik. Bu ise çikolatalı ve muzlu bir pastaydı. Aslında en güzeli annemin yaptığı yaş pastalar ama doğum günlerinde elbette dışarı-pastası yenir! (Annem gerçekten de bir lezzet ustası. Enfes tarifleri var. Kekleri, pastaları, kurabiyeleri, muhallebileri... Her şeyiyle mükemmel! Belki blogda onun özel tariflerinden de paylaşmaya başlarım, ne dersiniz?)

Kekikli-pul biberli elma dilimli patates ve Akçaabat köfte masanın yıldızlarındandı, çünkü ikisini de çok severim! Elma dilimli patates son birkaç yıldır restoranlarda moda oldu ama biz bu lezzeti yıllardan beri yapıp yeriz. En güzeli de evde, bu tip soslarla yapılanı zaten. Ayrıca restoranlarda ya çok tuzlu ya çok yağlı yapıyorlar, dengeyi tutturamıyorlar.

Eveeet... Doğum günü faslını böylece kapatıyorum. İyi dilekleriniz için tekrar hepinize teşekkür ederim.

Havalar cumadan beri soğudu artık, değil mi? Yani kış tam anlamıyla geldi. Gökyüzünde artık güneşi göremeyeceğiz gibi. Yedi sekiz derece hava. Bugün de yağmurluydu ama sanki arada sulu kar gibi de yağdı. Bakalım sezonun ilk karı şehre ne zaman düşecek?

Öğretmenlerimizin bu özel gününü de kutluyorum, unutmadan.

Bu arada tarihte bugün diye bir paylaşım yapacak olsaydım şu yazımı paylaşırdım. Geçen yıl bugün yaşadığım o olayı... (Üstelik ben o tabaktakilerin ve kadraja sığmayanların hiçbirini de bitirmemiştim. Tarihe Çerkezköy Vakası olarak geçsin bu. Şaka yapıyorum yahu, siz ciddiye alıp okuyor musunuz hala?)

Sevgilerimle!


Dünya Kupası ve Kariyer Mesajı

Kim demiş 40'lar başarı zirvesine oturmak için çok geç diye? Vozinha'nın cevabı sahadan geliyor. Başarı hikayeleri anlatılırken gene...