19 Şubat 2015 Perşembe

ŞİPŞAK FOTO

 
"Kardan adamın hazin sonu" adlı çalışmam... Yazmaya verdiğim birkaç dakikalık arada, şipşak.
 

18 Şubat 2015 Çarşamba

BATTANİYE ALTI ETKİNLİKLERİ - 3

İstanbul'da artık her pazartesi hava soğur, her salı felaket kar yağar ve çarşamba perşembe de o karlar erir mi oldu nedir?


Feist - How Come You Never Go There: Indie pop, folk ve caz sularında gezinen Feist'ten nefis bir şarkı, nefis bir klip.


Göksel - Sen Orda Yoksun: Göksel'in yeni albümünün çıkış şarkısı.


O Hayat Benim, Gönül İşleri, Şeref Meselesi: Özellikle pazar akşamları ekranda tam bir reyting mücadelesi yaşanıyor. O Hayat Benim, Gönül İşleri ve Şeref Meselesi adeta birbiriyle savaşıyor! Gittikçe kızışan ve tansiyonu yükselen olayları nedeniyle O Hayat Benim son birkaç haftadır 1.liğini kimseye kaptırmıyor. Şeref Meselesi artık Gönül İşleri'ni geçerek 2. olmaya başladı. Dram olarak başlayan ama neredeyse komediye dönüşen Gönül İşleri ise ne yazık ki 3.lüğe geriledi. Oysa senaryodaki dram dozunu biraz daha artırsa Şeref Meselesi'ni de O Hayat Benim'i de geçebilecek harika bir oyuncu kadrosuna sahip. Durum şimdilik böyle. Dışarıda kar yağarken isterseniz O Hayat Benim'in polisiyesinde gözyaşlarına boğulun, isterseniz tebessümle Gönül İşleri'ni seyredin. Seçim sizin.

Bates Motel: Alternatif bir yabancı dizi. Bates Motel. Daha önce uzun uzun bahsettiğim için şimdi sadece 3. sezonunun 9 Mart'ta başlayacağını söylemekle yetiniyorum. Bu -8 derecelik havada yeni sezon başlayana kadar ilk 2 sezonun bölümlerini bitirirsiniz, eminim ben. Bir anne-oğul arasındaki ilişkiyi temel alıyor dizi. Cinayeti bol, gerilimi yüksek. 2. sezon, 1. sezona göre daha pasif kalsa da, 3. sezon için beklentilerimiz yüksek!


14 Şubat 2015 Cumartesi

SEVGİLİLER GÜNÜ'NDE HAYATTA KALMANIZ İÇİN YAPIVERMENİZ GEREKEN 9 HAMLE


Ne? Yine mi Sevgiler Günü?

1. Sevgilinizin kıllı eliyle sizin bebek cildi kadar kusursuz elinizin fotoğrafını çekip Instagram'da eski sevgilinize hava atıvermek.

2. Twitter'a hiç durmadan aşk dolu sözler yazıvermek. (Eğer bunu bugün saatler 00.00'ı gösterdiği andan beri yapmıyorsanız madde 6'dan yardım alıveriniz!)

3. Kadın ya da erkek fark etmez: Kırmızılara bürünüvermek.

4. İlla da sokaklarda/caddelerde fink atacaksanız elinize pelüş oyuncak ayı, gül ya da kalp şeklinde yastık tutuşturuvermek.
 
5. Facebook'ta eski sevgilinizin profil sayfasına göz atıvermek.
 
6. Eski sevgilinize laf sokmaya uygun şiirler buluvermek ve vakit geçirmeden tüvüt atıvermek.
 
7. Ümit Besen klasiklerinden uzak duruvermek.

8. Günübirlik bir sevgili edinip edinmeme ikilemine düşmeyivermek.

9. Bu listeyi elbette ki ciddiye alıvermemek!
 
Facebook

13 Şubat 2015 Cuma

SICACIK BİR KIŞ MASALI

 
19. sayı... Oldu mu o kadar yahu... Ayların nasıl geçtiğini, Kafa'ya kapak hazırlarken fark ediyorum...
 
Bildiğiniz gibi kapaklara o sayının en kapsamlı içeriğini yazıyorum... Bu sayıda da objektifimde ağırlıklı olarak Trabzon var... Kalandar'ıyla, yöresel lezzetleriyle, popüler mekanlarıyla ve yirmi derecelik bahar havasıyla Trabzon'da sıcacık bir kış masalı anlatacağım sizlere... Sizin de merak ettiğiniz mekanlar, yerler, "Trabzon'la ilgili şunu da anlat" dediğiniz bir şey varsa, hemen bu yazının altına yorum yapın, sonraki yazımda yanıt bulsun!
 
Ayrıca trileçe var gündemde... Bir anda moda olan bu tatlının İstanbul'daki duraklarını yazacağım...
 
Elbette her sayıda olduğu gibi bu sayıda da dizi, film, müzik ve kitap önerilerim son sürat devam ediyor... Edecek... Kafa'da takılmaya devam!
 
Bir de küçük hatırlatmam olsun sizlere:

 
 
 

12 Şubat 2015 Perşembe

DİZİ DİZİ TESPİTLER

An itibariyle blog'umu blogger üzerinden takip edenlerin sayısı 300 olmuş. Ben de bunun şerefine sabah sabah bir televizyon yazısı yazayım madem dedim... (Şaka şaka, zaten yazacaktım ama üye sayımın 300 olduğunu görünce bununla ilişkilendiriyorum.) Aslında blog yazıları üye sayısından çok daha fazla kişiye ulaşıyor (mesela bir yazım ortalama 750-1000 kişiye ulaşıyor), yani bu sayıların sadece sembolik olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Çünkü blog'lar twitter ve facebook üzerinden de takip edilebiliyor. Ayrıca hiçbir hesap üzerinden takip etmeyen bir sürü insan da olduğuna göre, bu konuyu kapatıyoruz!

O HAYAT BENİM'DEN 3. SEZON SİNYALİ
 
 
O Hayat Benim'in taze izleyicilerindenim. Diziyi izlemeye birkaç bölüm önce, pazar günleri Gönül İşleri'nin reklam aralarında gide gele başladım. Dizi ben başladığımda asıl konusunu ve cazibesini biraz kaybetmişti, ama yine de sıra dışı karakterler diziye merakla bağlanmamı sağladı. Pazar akşamlarının 1.si olması da zaten epeydir ilgimi çekiyordu.
 
Dizinin son bölümünde dikkatimi çeken bir şeyi paylaşayım sizinle... Karemizde Efsun, Nuran ve Sakine üçlüsü var. Onlar bir arada olur da, komik diyaloglar havada uçuşmaz mı! Efsun'la annesi tartışmakta... Yine yine tartışmakta...
 
Efsun: "Senin bu kininden iki sezon yerli dizi çıkar be!"
 
Nuran: "ÜÇ!"
 
Sakine'nin de bu sözler üstüne bir bakışı var ki, sanki gözleri "Yapmayın ya, bir sezon daha mı bu Gelincik Yokuşu'nda takılacağız?" demek istiyor!
 
DİZİ MÜZİKLERİ
 
 
Müzikler, beni bir diziye çeken en önemli sebeplerden biri diyebilirim. Güllerin Savaşı ve O Hayat Benim'e bakış atmam da müziklerine hayran kalmamla oldu aslında. İkisi de diğer dizi müziklerinden sıyrılan, farklı tınıları olan jenerik ve fon müziklerine sahip. İkisinde de (sanırım) fagot enstrümanı ön planda. Ama iki dizinin müzikleri de o kadar benzer ki, bu bende bir araştırma isteği doğurdu ve her iki diziyi de aynı müzik şirketinin, ENC'nin yaptığını öğrendim. Bazen fon müzikleri cidden karışıyor ve "Ben acaba hangisini izliyordum?" diye düşünmeden edemiyorum...
 
SERÇE SARAYI, SIRÇA KÖŞK VE DİĞERLERİ...
 
 
Umutsuz Ev Kadınları'ndaki sakar terzi Yasemin rolü ile hepimizin gönlünü fetheden Songül Öden'in yeni dizisi Serçe Sarayı'nda da, Yasemin'i andıran bir kadın görüyoruz. Hele fragmanda yer alan arabada sahnesinde bağıran sanki Serçe değil de Yasemin... Yeri gelmişken, dizide başkarakterin adının Serçe olması, dizinin adının biraz zorlamayla Serçe Sarayı olması bana biraz itici geldi... Ayrıca isim benzerliğinden ötürü aklıma o Sırça Köşk öyküsü geliyor her seferinde.
 
DİZİDE JÖN KITLIĞI YAŞANIYOR
 
Dizinin jönlerine itirazım var. Mert Fırat ve Alican Yücesoy. Hayır, yeteneklerine diyecek sözüm yok. Ama biz bu ikiliyi daha geçtiğimiz sezon "İntikam" dizisinde Beren Saat'in jönleri olarak izlememiş miydik... Yani niçin yine aynı ikiliyi bir kadının etrafına koydular... Yeni isim arayışına gidilmemiş, tembellik yapılmış, halihazırda bir arada olan iki isim kullanılmış... Bu bence çok çok çok yanlış bir hareket ve daha başlamadan eksi puan...
 
DRAM 10 KOMEDİ 0
 
Dizinin fragmanında göze çarpan bir diğer şey de komedi ve dramın harmanlanmış olması... Eyvah! Komediyi az tutun lütfen. Zira biz dram, gözyaşı ve entrika için Ulan İstanbul'u izlemeyi bile bırakıp Paramparça'ya geçiş yapmış bir seyirciyiz. (Ulan İstanbul ekranlarda daha fazla tutunamayıp yayından kaldırıldı ama yolculuğu internet üstünden devam edecek. Haftaya ilk kez internette yayınlanacak olan dizi, diğer haftalarda ise 1.99 lira karşılığında satın alınıp izlenebilecek. Ha satın alan olur mu, orası ayrı konu... Ama dizinin bu hareketiyle yeni bir dönemin kapısını araladığını, ekranda biten dizilerin istek alması üzerine internette devam edebileceğini gösterdiğini de hemen ekleyeyim.)
 
Uzun lafın kısası, yakında başlayacak olan diziyi de, Songül Öden'i de sabırsızlıkla bekliyoruz. Ve umuyoruz ki, dizi şöyle iddialı bir çıkış yapar da güllerin savaşının aman pardon reyting savaşlarının kurbanı olmaz...
 

11 Şubat 2015 Çarşamba

DERS SEÇİMİ İÇİN 5 ÖNERİ

 
Üniversite için tabii.
 
1. Programınızı zorunlu derslere göre belirleyin, seçmelilere göre değil. Sonra o seçmeliyi alamazsanız koca bir dönem boyunca vahlanıp durursunuz.
 
2. Seçmeyi planladığınız seçmeli ders eğer onay istiyorsa bu onayı/izni mutlaka ders kaydından önce alın. Ders için izin aldınız diye o derse girmeniz gerekmiyor. Böyle yaparak ders kaydı sırasında o seçmeliyi kendinize açtırmış olursunuz, bu da size hız kazandırır.
 
3. Ders kaydından günler önce programı didikleyip bin tane seçmeli belirleyin. Birinde yer yoksa diğeri, diğerinde de yoksa diğeri, diğerinin diğerinde de yoksa diğeri, diğerinin diğerinin diğerinde de yoksa diğeri için...
 
4. Zorunlu derslerinizin ve muhtemel seçmelileriniz saatlerini on kez kontrol edin. Sonra çakışan dersiniz olursa çok uğraşırsınız.
 
5. Kayıtlar 11.00'da açılıyorsa, 10.30'da bilgisayarın başına geçmeyin. Çünkü defalarca sayfayı yenilemenize rağmen bir saniye önce pazartesi 9.00'ı alabiliyorken bir bakacaksınız ki perşembe 12.00'a kalıvermişsiniz!

İlkokul ve ortaokul öğrencileri bu 5 maddeyi sanırım şöyle okudular:

1. msjgdflgdgjsrtwmekwjeywrt

2. A67dakf9Cjk0***KLakrıoamChHpdmrklşş

3. 9875903766+++------******

4. zdvmssokke

5. 11.00 10.30 9.00 12.00

Boş verin, her şey zamanında güzel.

8 Şubat 2015 Pazar

BATTANİYE ALTI ETKİNLİKLERİ - 2

Meteoroloji uyardı: Kar (yine) geliyor. Bu kasveti mutluluğa çevirmek için sarılabileceğimiz yegane şey ise battaniyelerimiz! İşte yaklaşan soğuk günleri en az hasarla atlatmak için sıcacık müzik, film ve kitap önerileri...

 
Frank Sinatra - Fly Me To The Moon (In Other Words): Kendi siyah-beyaz, ama anlattığı duygu rengarenk olan bir şarkı. Uçak piste indiğinde çalmaya başlaması da hayli şaşırtıcı ve mükemmel.

 
Anna Calvi - Eliza: Art rock türünün öncülerinden olan Calvi, bizde pek bilinmese de, bu sizin onu keşfetmenizin önünde bir engel olamaz! İşe "Eliza" ile başlayabilirsiniz. Lana Del Rey'den de sıyrılın artık... Calvi ile ses renkleri de benzeşiyor zaten.
 
 
 
The Shining (Cinnet): Eh, aslında "iç ısıtan battaniye altı etkinlikleri" listesinde böyle bir filme yer yok. Zira bu film içinde hiçbir sıcaklık barındırmamakla kalmıyor, sizi daha da ürpertiyor ve kanınızı donduruyor. Ama kısmen de olsa mutlu daha doğrusu olabilecek en iyi sonla bittiği için listeye koymakta bir sakınca görmedim. "The Shining", Stanley Kubrick'in Stephen King'in aynı adlı romanından uyarladığı bir film. Eğer izlemediyseniz bile adını daha önceden mutlaka duymuşsunuzdur. Filmde yazar Jack Torrance, eşi Wendy ve küçük oğlu Danny ile birlikte kış boyu şiddetli kar yağışı nedeniyle kapanacak olan Overlook Oteli'ne bekçilik yapmaya gidiyor. Sırf bu devasa otelde koca bir kış dönemi boyunca kalmak zorunda olmak bile yeterince kötüyken, üstüne bir de yaşanan gerilimli olayların tüyleri nasıl ürperttiğini en iyisi ben size hiç anlatmayayım. Bu filmi izlemek için en büyük sebebiniz, genel kültürde de kendine koca bir yer edinmesi olmasın sakın! Çünkü filmin popülerliğini kamçılayan oyunculuklar ve kamera hareketleri de muazzam. (Popüler bir film olur da Simpson ailesi bunu parodileştirmez mi!)
 
 
Zaten korkunç değil, sadece gerilim dolu bir film. Ruh hastası kocanın masum karısı Wendy rolüne cuk diye oturan Shelley Duvall'ın fiziki görünümü bile sizi germeye ve başına gelecekler için tedirgin etmeye yetecek, emin olun. Aslında bir komedi aktrisi kendisi. O kadar zayıf ve kemikli biri ki, bu filmle aynı tarihlerde Temel Reis'in Safinaz'ını bile oynamış. Elbette Jack'i oynayan Jack Nicholson'u da es geçmemeli. Kendisi bu filmin yıldızı ve bol ödüllü, çok yetenekli bir oyuncu, ama yine de bu film deyince Duvall'ın performansı geliyor benim aklıma. Ayrıca, filmde yedi yaşındaki Danny'i oynayan Danny Lloyd'u da unutmamalı. O kadar tatlı, sevimli bir çocuk ve rolünü o kadar iyi yapmış ki, hayran kalmamak elde değil. Yedi yaşındaki bir çocuk böylesine korkunç bir filmde nasıl oynadı, ona filmdeki sahneleri nasıl anlattılar, yani onu oynadığı şeye nasıl ikna ettiler ben anlamadım. Filmin kanlı sahnelerini, çocuk koçları ona başka türlü anlatmış olabilir, ama Lloyd film bittikten sonra filmde kendisini izledi mi izlemedi mi, en çok merak ettiğim kısım burası. Bu arada karakterleri canlandıranların isimleriyle karakter isimlerinin aynı olması da dikkatimi çeken bir diğer konu. Ne yapın edin, bu filmi izleyin. Korkunç sahnelerde battaniyenin altına saklanırsınız!
 
 
Arnauld Indridason - Sesler: Millennium üçlemesinden sonra Kuzey polisiyesi bir anda patladı. İşte "Sesler" adındaki bu roman da, İsveç ya da Norveç'ten değil ama, İzlanda'dan sesleniyor bize. Reykjavik'te Noel zamanında bir otelin kapıcısının öldürülmesiyle başlıyor olaylar. Dedektif Erlendur, Elinborg ve Sigurdur Oli bu cinayeti araştırıyorlar. Erlendur aynı zamanda otelde yaşamaya başlıyor. Zaten tuhaf ama tanıyınca seveceğiniz bir adam kendisi. Kızı Eva Lind ile değişik bir ilişkisi var. Otel, turist ve İzlanda arka fonu oluştururken, öldürülen kapıcı Gulli'nin geçmişine doğru bir yolculuğa çıkıyoruz. Acaba katil kim?
 
 

Diziler, Filmler... Ne İzlesek?

The Shards 80'ler modası Instagram üstünden pazarlanırken ve insanlar da gönüllü üreticiler olarak 80'ler fotoğraflarını keyifle pa...