20 Şubat 2016 Cumartesi

İŞTE KARŞINIZDA TERS DÜZ - SOUNDTRACK!


Herkese günaydın!

Ters Düz'le ilgili dizi olsa kimi kim oynar yazısı yazdığımda, "E arka fonda hangi müzikleri dinleyeceğiz?" diyenler olmuştu. İşte onlar için, karşınızda Ters Düz - Soundtrack! (Albümdeki şarkıları peş peşe dinlemek için tıklayın.)

Beş şarkıdan oluşan bu albümdeki parçaların adları şöyle:

Ters Düz - Hayatını Renklendirmeyi Unutan Adam 2:25


Ters Düz - Doğma Büyüme İnsan 1:20


Ters Düz - Ruhumu Sana Soymuştum 1:40


Ters Düz - Yere Dökülen Duygular 3:55


Ters Düz - Bozbalık'tan Çıkış Yok! 2:50 


Not: Şarkılar tabii ki hazırdır. Zaten birçoğu da size tanıdık gelecektir. Ben sadece Ters Düz'ün bölümlerindeki atmosferlere uygun parçalar belirlemeye çalıştım. Bakalım beğenecek misiniz?

 

17 Şubat 2016 Çarşamba

BEN BUGÜN MAVİLİYİM!

Çalışma masamın rutin hallerinden fotoğraflar çekip paylaşmayı seviyorum, biliyorsunuz. 

Bu fotoğrafları siz de seviyorsunuz, biliyorum. 

O nedenle gelsin yeni fotoğraflar! 


Masamda bulduğum mavi "şey"leri bir araya getirerek bu fotoğrafı çektim. Evet... Ben bugün maviliyim!


Devasa kütüphanemizin objektife sığdığı kadarını görüyorsunuz... 


Abur cubura karşı mesafeliyim. Bitteri hiç sevmem çünkü tadı bana çok acı gelir ama mesela frambuazlı ve beyaz çikolataları severim. Mısır gevreğini de severim. Kurabiye, kek, pasta, kruvasan, grissini, yaprak galeta, makaron, selanik gevreği, kuru yemiş ve kurutulmuş meyve gibi tatlı ve tuzlu şeyleri çok çok severim! 


Tabii hiçbirini ayraçlarım kadar çok sevmem! (Ama onları kullanmaya kıyamıyorum, kalemliklerimde süs diye duruyorlar.)


Kuru boyaları da seviyorum. Her şeye de ekrandan "dokunmak" zorunda değiliz ya! 

16 Şubat 2016 Salı

RÖPORTAJ


Kitabım hakkındaki bu radyo röportajının üstünden tam bir ay geçmiş... Zaman su gibi akıp gidiyor gerçekten! Oysa insanlar bekliyor:

- Bütün haftayı hafta sonu tatili için...
- Bütün yılı yaz için...
- Bütün bir hayatı mutluluk için...

Beklemeyi kesin ve derhal şu anda anı yaşayın! 

13 Şubat 2016 Cumartesi

TESTİ ÇÖZ, HANGİ BOZBALIK KARAKTERİ OLDUĞUNU ÖĞREN!


Bozbalık Serisi'nin ilk kitabı Ters Düz'de Ece sorunsuz bir şekilde kendi hayatını yaşarken, yıllardır görüşmediği babasının kaybolduğunu ve geride dört üvey kardeşi olduğunu öğrenince tası tarağı toplayıp Bozbalık'a gidiyor. Peki onun yerinde sen olsaydın ne yapardın? Güllük gülistanlık hayatını yarıda bırakıp geçmişinle yüzleşmeye gider miydin yoksa kardeşlerini görmezden gelip kendi yoluna bakmaya devam mı ederdin? Senin içinde de bir Ece yatıyor mu? Ya da belki Nilgün? Meryem? Münevver? Yoksa bu sonuncusu için "Ben almayayım!" mı diyorsun? Bozbalıklılar seni hayatta bırakmaz! Testi çöz, bu dört karakterden hangisine daha yakın durduğunu herkese göster! 

1. Bir kafeye gittin ve yan masadaki kızla erkeğin tartıştığını gördün. O da ne? Erkek kıza birden tokat atmasın mı! Ne yaparsın?

a) Pek renkli bir sosyal hayatım olmadığından muhtemelen o kafeye gitmemişimdir, bu soruyu pas geçiyorum.
b) Hemen müdahale edip o erkeği uyarırım.
c) Benimle bir alakası olmadığı için görmezden gelirim.
d) Dikkatli biri değilim. Muhtemelen farkına bile varmam.

2. Çalıştığın iş yerine veya sınıfına yeni bir hemcinsin geldi ama daha ilk günden birbirinizi sevemediniz. Ne yaparsın?

a) Bırakırım öyle kalır.
b) Hata belki de bendedir? Onunla sıcak ama seviyeli bir ilişki kurmaya çalışırım.
c) Bana bir zarar vermediği müddetçe kafaya bile takmam. 
d) Ne hali varsa görsün.

3. Peki olay ilerledi ve aranızda ciddi bir tartışma yaşandı. Sıradaki hamlen ne olur?

a) Çayına tuz atarak intikamımı alırım.
b) Sakinliğimi korumam gerektiğini düşünürüm.
c) Büyüklük yapacak değilim, onunla zıtlaşmaya devam ederim. 
d) Onun canını yakacak ciddi bir plan yaparım.


4. Bir akraban sende kalıcı bir sağlık sorununa yol açtı (diyelim ki gözüne taş attı ve görme yetini kaybettin ya da seni kızgın sobaya itti ve sırtını yaktı). Ona nasıl davranırsın?

a) Onunla bir saniye bile aynı ortamda bulunmak istemem. 
b) İsteyerek yapmadığına inanmayı tercih ederim. Geçmişe takılı kalmam, hayat devam ediyor.
c) Bir daha karşıma çıkmasın. Çok fena kin güderim. 
d) Bana yaptığının aynısını yaparak ondan intikam alırım. Bunu yanına bırakacağımı mı sanıyor?

5. Aşık olduğun kişi seni aldattı. Tepkin ne olur?

a) Benden sıkıldığı için böyle bir şey yaptığını düşünürüm. Kendime olan güvenimi iyice kaybederim.
b) Ne olursa olsun aldatmak asla affedilmez. İlişkiyi derhal bitiririm.
c) İlişkimin devamı için göz yumup affederim. Bir seferlik. 
d) Ortalığı başına yıkarım. 

6. Ailenle ilgili çok tehlikeli bir sır öğrendin. Bunun ortaya çıkması pek iyi olmayacak. Ne yaparsın?

a) Güvendiğim biriyle paylaşarak bu sırrı tek başıma taşımaktan kurtulurum.
b) Birisine söylemem durumunda olacakları düşünürüm. Gerekirse herkesin iyiliği için kendime saklayıp sonsuza dek içimde tutarım.
c) Sırrın sahibini de zor duruma sokacak bir şey düşünürüm. 
d) Tamamen o anki halet-i ruhiyeme bağlı. 

Test bitti! Şimdi en çok işaretlediğin şıkkı say ve ona göre hangi karaktere daha yakın durduğunu öğren! Eğer iki şıkkı eşit sayıda işaretlediysen başa dönüp bir şıkkı daha fazla işaretleyene kadar testi tekrar çöz. Hangi soruya hangi cevabı verdiğini ve sonuç olarak hangi karakter çıktığını da yorumunda yazarsan birlikte bunun üstüne sohbet ederiz!

A'LAR ÇOĞUNLUKTAYSA NİLGÜN


Kadir'in Münevver'den olan ilk çocuğu, Ece'nin evden ayrılmasına sebep olan üvey kardeşi. Münevver evi terk edince okulu bırakıp hem kardeşlerine hem babasına bakmaya başlamış. Babası kaybolmadan önce de evin yükünü omuzlarında taşıyan Nilgün, günün birinde hiç tanımadığı üvey ablası Ece hayatlarına girince ona düşman kesilecek ve duyduğu öfkeyle, onun İstanbul'a geri dönmesi için aklına geleni yapmakta çekinmeyecek.

B'LER ÇOĞUNLUKTAYSA ECE 


Ece'nin çocukluğu, annesi onu doğururken öldüğü ve babası başka bir kadınla evlendiği için çok kötü geçmiş. On yaşına geldiğinde, üvey annesi Münevver'in hamile olduğunu öğrenince İstanbul'daki teyzesinin yanına taşınmış. Yıllardan beri hiç iletişim kurmadığı babasının kaybolduğunu öğrenince, tam on sekiz yıl sonra köyüne geri dönüyor. 

C'LER ÇOĞUNLUKTAYSA MERYEM


Üç ay önce Ali'yle evlenmiş. Ece'yle okul yıllarına dayanan sorunlu bir arkadaşlığı var, iyi anlaşamıyorlar. Ece köye geri dönünce onun kocasını elinden almaya çalıştığını düşünecek ve evliliğini korumak için elinden geleni yapacak. Bu amaç doğrultusunda ne kadar ileri gidebileceğini henüz o da bilmiyor.

D'LER ÇOĞUNLUKTAYSA MÜNEVVER 


Kadir'in köydeki arsalarından etkilenmiş ve onu evliliğe ikna etmeyi başarmış. Ancak üvey kızı Ece’yi sahiplenmemiş ve ona iyi davranmamış. Nilgün'e hamile kalınca Kadir'le Ece'nin arası onun yüzünden bozulmuş ve Ece evi terk etmiş. Kadir arsalarını kaybetmeye başlayınca Münevver de iyice sorumsuzlaşmış. Dördüncü çocuğu Melek'i doğurduktan sonra bir gece ansızın evi terk ediyor. O günden beri ondan haber alan yok ve nerede olduğunu, hatta sağ olup olmadığını bile kimse bilmiyor. 



12 Şubat 2016 Cuma

DİZİLER VE KİTAPLAR

Hafta içinin son gününden herkese merhaba!

Yazdığım her yazıda bir şekilde Ters Düz'e değinirken buluyorum kendimi, çünkü kitap aralık ayında çıkmış olmasına rağmen hala çoğu blog'da ve internet sitesinde hakkında yazılan yazılar görüyorum. E şimdi teşekkür etmeden nasıl geçeyim? Yine yeni yeniden herkese çok teşekkür ediyorum! Yazılarda pek çok soru da geliyor kitapla ve benim kitabı yazma sürecimle ilgili. Bunlarla ilgili de bir "sıkça sorulan sorular" yazısı yazıp her soruyu cevaplamalıyım çünkü merak edilen epey bir şey var sanırım. Bugün yarın blogda böyle bir yazı yazacağım, haberiniz olsun!

Ama şimdi bu yazının konusu bazı televizyon dizileri ve kitaplar hakkında yorumlarım olacak. Ekranın en farklı, en orijinal, en heyecanlı dizisi Hatırla Gönül final yaptığından beri izlediğim belli bir dizi yok. Ama tabii ki televizyonda ve internette göre göre konularını ezberlediğim, ara ara göz ucuyla da baktığım diziler var.


Bunlardan biri de geçen cumartesi final yapan Güllerin Savaşı'ydı (entrikanın ve "sen şeytansın" tıslamalarının hiç eksik olmadığı, değişik bir psikolojik dramaydı). Finalde Damla Sönmez'in canlandırdığı Gülru, tam 68 bölümdür dillendirdiği "Ben Gülfem Sipahi olacağım!" hedefine ulaştı, hırs yaptı, kazandı, belki de kazandığını sandı; "Gülfem Sipahi olmanın" bedeli onun için yalnızlıktı. Ailesi, kardeşleri, herkes ona sırtını döndü ve Gülru koskoca köşkte tek başına kaldı. Sevdiği adamla sırf "Sipahi" olmak için bu kadar uğraştıktan sonra soyadı "Hekimoğlu" olmasın diye evlenmedi. Bu noktada hırsının boyutları epey abartılı ve aşırıydı ama yine de dizi fazla hırslı olmanın ve bir şeye saplantı derecesinde körü körüne bağlanmanın kötü sonuçlar doğurabileceğini gösterdi. En son Gülru köşkte yaşamaya başladı demiştik. Aradan zaman geçti. Müştemilata tıpkı yıllar önce Gülru ve ailesinin taşındığı gibi yeni bir aile taşındı. Bu ailenin de küçük bir kızı vardı. Gülru onu sevmek için yanına gitti ve sordu: 

"Adın ne senin?"

"Ayşegül."

"Büyüyünce ne olacaksın Ayşegül?"

"Ben büyüyünce Gülru Sipahi olacağım." O sahneyi izlemek için tıklayın!



Gülru donakaldı ve uzaklara baktı. Başına gelebilecekleri görebiliyordu. Başından aşağı kaynar sular döküldü, şimdi de bu küçük Ayşegül hırs yapacak ve Gülru Sipahi olacaktı. Yani hayat bir döngüden ibaretti. Onun Gülfem'e yaptıklarını bu kız da gün gelecek ona yapacaktı. Kızın adının Ayşegül olması da senaryonun esprisiydi. Dizi gider ayak kendisiyle dalga geçti. Köşkteki tüm Gül'leri lanetleyerek! 

Final sahnesinin çekimi, kameranın Gülru'nun gözünden uzaklaşıp tüm köşkü göreceğimiz şekilde yükselmesi, akabindeki müzikler, her şey çok iyiydi. Ben zaten geçen yıl da yazmıştım bu diziyi izlemeye enfes müzikleri için başladığımı... Müzik bence bir diziyi izlememizi sağlayan en önemli şeylerden biri. Kötü müzik olunca insanın izleyesi gelmiyor ama iyi müzik seyirciyi diziye bağlıyor. Bazen diziyi izlemiyorsunuz da müzikleri dinliyorsunuz, Güllerin Savaşı benim için böyle bir diziydi. 

Damla Sönmez'in final performansı tek kelimeyle inanılmazdı! Gülru'nun iyilikten kötülüğe geçişi yer yer korkuttu beni (bu atmosferin oluşmasında dediğim gibi müzikler de çok etkili oldu tabii). Sönmez'i tebrik etmek lazım. Neredeyse Canan Ergüder'in oyunculuğunu bile solladı final bölümünde. Günün birinde dizisi çekilirse Ters Düz'deki Meryem'i ona mı oynatmalı, ne dersiniz?


Dizi başlamadan defalarca söyledim: Bu dizi tut-ma-ya-cak! Nitekim tutmadı da. Ama beni dinleyen yok ki... İlk hatayı, dizinin tanıtımlarını iki yıl öncesinden başlatarak yaptılar. Senaryodan önce başrol oyuncuları yani Meryem Uzerli ve Murat Yıldırım belirlendi, senaryo onlara göre yazılmaya çalışıldı, ama olmadı çünkü bu daha baştan teknik bir hataydı, zaten yaklaşık on beş civarında senaryo ekibi değiştirildi. 

Meryem Uzerli kilolu, turuncu saçlı ve aksanlı Hürrem Sultan rolüyle izleyicinin gönlüne taht kurmuştu oysa. Şimdi bu sıfır beden ve sarı boyalı saçlı kadını kimse izlemek istemiyor. O aksan artık itici ve hatta zoraki geliyor. Samimiyet gittiği an iş bitmiş demektir. Gecenin Kraliçesi'nin hikayesine inanamadık. Çünkü dizi başlamadan günler önce Meryem Uzerli belgeselleri yapıldı, boy boy röportajlar oldu, tanıtımlar gerçekleşti. Yani bunun karakterlerle özdeşleşebileceğimiz bir hikaye değil, ticari amaçlar doğrultusunda çekilen bir dizi olduğu daha başından gözümüze gözümüze sokuldu. 

Dizinin iki yıldır  basında sıkça yer alması çok kötü etkiledi. İnsanların beklentisi çok büyüktü, ama dizi sıradan senaryosuyla bu beklentiyi karşılayamadı. Ayrıca ilk bölüm çok karışıktı ve izleyiciye samimi gelmeyen pek çok abartılı tesadüf yaşandı. Öte yandan Gecenin Kraliçesi'nin ilk bölümünün yayınlandığı salı akşamı pek çok arkadaşımdan aynı mesajı aldım: "E bu aynı senin hikayen!" Başta ne dediklerini anlamadım. Sonra o gözle izleyince ben de hak vermedim değil, dizide hakikaten Ters Düz'e benzeyen kısımlar var. Ama sadece ana karakterin ailesiyle tanışmak için Karadeniz'e gidiş kısmı ve onun da babasının kayıp olması vs. Yoksa dizinin tamamı benzemiyor elbette. Ama bölüm boyunca arkadaşlarım bir sürü mesaj atıp durdu senin hikayeni çalmışlar diye! Ben de Ters Düz dizi olsa ne güzel olur diye geçirdim aklımdan bir kez daha... Gecenin Kraliçesi Aşk-ı Memnu'yu taklit ediyor gibi geldi bana. Orada amca ve yeğen aynı kadına aşık oluyordu, burada da baba ve çocuk. Aynısı!


Bu dizi yakında biter gibime geliyor. Bu sezon sonunu bile görmeyebilir. Öte yandan, olan gerçek oyunculuklara olacak. Mesela  Funda Eryiğit canlandırdığı Esra karakteriyle harika bir performans sergiliyor. Bundan ta yıllar önce Canım Ailem'in Seyhan'ı olarak hayatımıza giren Eryiğit, Karadayı'yla birlikte her rolü canlandırabileceğini kanıtladı. İşte Esra rolüyle de hırslı, erkeğini kimseye kaptırmak istemeyen kadın portresi çiziyor.


Kördüğüm'ü izlemeye ise Tülay Günal sayesinde başladım. Günal, Umutsuz Ev Kadınları'nda Suzan'da da yine deli(ren) bir kadını canlandırmıştı. Kendisi çok yetenekli bir oyuncu, her role yakışıyor. Ve... Hani ben Bozbalık Serisi dizi olsaydı Komutan Ali'yi İbrahim Çelikkol oynar diyordum ya, e Kördüğüm'de de Çelikkol Ali diye bir karakteri canlandırıyor. Böyle işte... Espriliyim bugün... 



Kanal D'de Hayat Şarkısı başladı. Sıla, Merhamet, Hatırla Gönül'ü yapan Most'un yeni dizisi. Merhamet'i yazan Mahinur Ergun yazıyor Hayat Şarkısı'nı da. Yabancı bir dizinin uyarlaması bu. Yer yer Merhamet'le benzeştiği noktalar da yok değil. Örneğin orada da ana kadın karakterimizin çocukluğunu da izliyoruz flashback'lerle. Burada da o var. Burcu Biricik rolünün hakkını veriyor. Diğer karakterleri henüz tam çözemedik. Bakalım Hayat Şarkısı nasıl bir dizi olacak? 

Ama bence, bu sezon iddialı bir dizi çıkmadı. 


Stieg Larsson'un Millennium üçlemesi kitaplarının bugüne dek okuduğum en iyi kitaplar olduğunu sanırım defalarca söyledim. Bu üç kitabı zaman zaman kütüphanemden çıkarıp çıkarıp elime alır, sayfalarını karıştırır, kendimi baştan sona yeniden okurken bulurum. Hani şu bugünlerde iyice dillere düşen "başucu kitabı" tabiri var ya, işte Millennium kitapları benim başucu kitaplarımdır diyebilirim. Serinin üçüncü ve son kitabı 2011 yılında çıkmıştı. Öte yandan Stieg Larsson daha birinci kitabının bile başarısını göremeden bir kalp krizi sonucu hayatını kaybetmişti (zaten kitap da hep bu algıyla pazarlandı). Ama başka bir yazarın seriyi devam ettirmesi durumu da o zamandan beri konuşuluyordu. Uzun tartışmalar ve olur olmaz muhabbetlerinin ardından bu yazar David Lagercrantz oldu. Lagercrantz aslında bir gazeteci, ama koskoca Stieg Larsson'un Millennium dünyası ona emanet edildiğine göre, herhalde ortaya harika, Larsson'unkileri aratmayacak bir eser çıkmıştır diye düşünüp heveslenmiştim.

Sonuç: Tam bir hayal kırıklığı.

Pegasus Yayınları, büyük bir ego ve özgüvenle, "Örümcek Ağındaki Kız"ı aylar öncesinden şişirdikçe şişirdi, Ağustos'ta çıkacak dedi çıkması Kasım'ı buldu, üstelik yetmedi, kitabı tam 35 liradan piyasaya sürdü! Serinin Larsson imzalı ilk üç kitabı peş peşe piyasaya çıkmış ve 25 liradan satılmış, "Ejderha Dövmeli Kız", "Ateşle Oynayan Kız", "Arı Kovanına Çomak Sokan Kız" haftalarca çok satanlar rafından inmemişti. Bu "Örümcek Ağındaki Kız"sa artık 35 liralık fiyatından mı yoksa kitabın gerçekten kötü olmasından mı bilmiyorum, çok satanlara giremedi, dahası çok da satmadı, Pegasus'un elinde kaldı.

Serinin (başka bir yazar tarafından da olsa) devam edeceğini duyduğumda çok sevinmiştim oysa... Ama "Örümcek Ağındaki Kız"ı tam bir hayal kırıklığıyla bitirdim. Stieg Larsson mezarında ters dönmüş müdür acaba diye düşünmeden edemiyorum. Yani bu kitabı keşke David Lagercrantz yazmasaymış! Olmamış! Hem de hiç olmamış! Rezalet! Keşke seri devam ettirilmeseydi de karakterler zihnimizde, anılarımızda, kendi kurgu geleceklerinde yaşamaya devam etselerdi. Lagercrantz'ın elinden çıkan Millennium'da ne Mikael Blomkvist Mikael Blomkvist, ne Lisbeth Salander Lisbeth Salander... Serideki en önemli karakterlerden biri olan Erika Berger ise kitapta neredeyse hiç yok! Komşu kızı gibi birkaç sayfada adı geçmiş, o kadar. Larsson'un canlı, gerilimi bol, tansiyonu yüksek, aksiyonlu sahneleri nerede, bu berbat kitap nerede! Ben yazsam daha iyi yazardım valla. Hayır, anlayamadığım şu: Bu kitabı cidden beğenmişler de mi basmışlar? Yani dünya çapında bestseller olan bir serinin hak ettiği bu muydu? Buna kimse bir dur demedi mi? "Yok David abicim biz bunu sana teslim ettik ama bu olmamış biz bunu basmayalım" demedi mi? Milyonlarca okuru olan bir seri böyle rezil edilir mi? Millennium üçlemesinin devamı ancak bu kadar kötü yazılabilirdi! Karakterler, tasvirler öyle ruhsuz, öyle cansız, öyle zorlama ki... Kitabın bir olayı da yok aslında. İlk 250 sayfa boyunca bir şeyler olacak, olaylar başlayacak, ortalık hareketlenecek diye bekledim, ama yok, okuduğum tek şey kötü tasvirler ve dublaj tadı veren repliklerdi. Yazar, Larsson'u taklit edeyim derken batırmış bırakmış, bir üslup yaratamamış. Karakterler cidden çok sığ kalmış, derinlik yok. Lisbeth'in kardeşi Camilla var bu kitapta ama onunla ilgili bildiğimiz tek şey "güzel ve kötü" olduğu, başka hiçbir şey yok. Lisbeth ve Mikael zaten dediğim gibi çok sığ kalmış, yani acayip kötü, ne desem de anlatsam bilmiyorum. Kitabın arkasında vs yazan, hani şu bilmem ne gazetesinin yaptığı güzel yorumlara falansa hiç aldanmayın. Benim gibi Millennium meraklıları için fazlasıyla hayal kırıklığı olduğunu tahmin ediyorum. Dediğim gibi, bu kitapta Mikael-Erika aşkı hiç yok, çünkü ortada Erika yok! Kitabın başında "Erika bütün güzelliğiyle küvetten çıktı" diye bir cümle var, ki bu Larsson'un hiç yapmayacağı bir şeydir. Larsson anlatmaz, yaşatırdı. David Bey'se anlatmaya çalışmış ama olmamış, doğal olmamış, fazlasıyla suni kaçmış. Bundan sonra Millennium'un beşinci, altıncı, yedinci kitabı çıksa ne olur? O hep üç kitaplık bir seri olarak kalacak bizim için, Lisbeth ve Mikael anılarda yaşamaya devam edecek...

Böyle işte... Şu sıralar okumaktan çok yazmakla meşgulüm sanırım... Microsoft Word'le her zamanki gibi çok yakınız yani...

9 Şubat 2016 Salı

TERS DÜZ TRABZON'DA!

Yaklaşık bir ay boyunca Trabzon'daydım. Tabii Trabzon'un, kitabım Ters Düz'deki olayların geçtiği kurgu ürünü Bozbalık Köyü'ne ev sahipliği yaptığını siz artık benden iyi biliyorsunuz. Kitabımla Trabzon'a, memleketime, evime ilk kez gittim. Mutluydum. İşte şimdi Trabzon'da bir ay boyunca neler yaptığım...


Önce sürprizle başlayayım... Ters Düz'ün devamı, Bozbalık Serisi'nin ikinci kitabı geliyor! Gece gündüz demeden yazan ben, yazı köşemden bu kareyi sizlerle paylaşmak istedim. Kitabın adı ve konusu şimdilik bende kalsın, ama şu kadarını söyleyeyim: Ters Düz'ü sevenler buna ba-yı-la-cak! Çünkü Bozbalık'ta sular durulmuyor!


Trabzon'da belki de son elli yılın en yoğun karı! Tam da manzaraya karşı kitap okumalı... Ben böyle mani gibi söylüyorum ama, İstanbul'a kar yağdığı zaman Trabzon'a da kar yağdı ve gerçekten de son zamanlarda görülmemiş bir kardı bu. İki gün boyunca şehir merkezine bile durmadan yağdı. Havalar buz kesti. (Fotoğrafta en arkada denizin üstüne kurulan iş makinelerini görüyorsunuz. Deniz dola dola bitecek yakında,Trabzon İç Anadolu'da kalacak!)


Karlı, buz gibi bir günde, şehrin en sıcak kitapçısında kendi kitabına rastlamak... 


Masamdan bir kare... Kalemler, ayraçlar, atıştırmalıklar... 


Odamın en sevdiğim köşesi! Duvarda gördüğünüz, bir kitabın çıkmasını anlatan puzzle-tabloyu yıllar önce, bir gün kendi kitabımı çıkarma hayaliyle yapmıştım... 


"Hamsi, mezgit, istavrit, Ters Düz" adlı çalışmam. Bu fotoğrafı salaş ama pahalı bir restorana gittiğimde çektim, artık mekanlar küçülüyor ama fiyatlar artıyor, ne ilginç değil mi? Daha da ilginci ise fındığın kilosunun Trabzon'da 40-50 lira olması. Normalde Trabzon'da ucuz olması gereken bu tip yiyecekler aksine orada çok daha pahalı. 



İstanbul aşağı İstanbul yukarı... Ama ısrarla söylüyorum: Trabzon kültürüyle, tarihiyle, renkleriyle, dokusuyla ve çeşitliliğiyle en az İstanbul kadar etkileyici, büyüleyici ve önemli bir şehir. Ben Trabzon'u çok seviyorum... Trabzonlu sanatçı (yazar, çizer/karikatürist/ressam, şair, gazeteci, müzisyen, oyuncu, yönetmen ve diğerleri) sayısı inanılmaz... Aslında tek başına bu bile Trabzon'un ne kadar zengin bir kültürel ortamı olduğunu gösteriyor... Neyse, bu girişten sonra geleyim asıl konuya... Dün şehrin en şık kitabevinde, tamamen tesadüfi bir şekilde, bol ödüllü karikatürist, gazeteci ve muhabir Hikmet Aksoy'la karşılaştım... Böyle resmi bir şekilde yazdığıma bakmayın, Hikmet Amca'dan bahsediyorum... Ben ilkokuldayken yaptığım çizgi romanları, hikayeleri görmüş, benimle gazetedeki kültür sanat köşesinde bir röportaj yapmıştı Hikmet Amca... İşte uzun zaman sonra, dün, kitabevinde karşılaştık... Birbirimize heyecanla, özlemle sarıldık! Bu karşılaşmamızla ilgili öyle güzel şeyler yazmış ki kendi sayfasında... "Bu genç yazara dikkat... Genç-yaşlı birlikteliği..." diye başlamış. "Mert Ofluoğlu'nu ilkokul sıralarında iken tanıdım... O yaşında çizdiği resimli romanları gösterdi. Hepsi birer maşallahlıklı çalışmalar... Çalıştığım gazeteye her hafta düzenlediğim kültür sanat sayfasında Mert'in çalışmalarından övgü ile söz ettim. Aradan yıllar geçti. Dün 'Aaa Hikmet Amca' diyerek boynuma sarıldı. Maşallah, Mert tam bir delikanlı olmuş... Başarılı çizgi çalışmalarını anımsadım birden... Kitabını getirdi, imzalayıp verdi. Mert'in kitabı bir roman... Adı Ters Düz... Mert Ofluoğlu'nun ilk göz ağrısı, ilk romanı... Aklınızdan 'ilk' olduğu için sakın sıradan bir eser olarak düşünmeyiniz. Mert önce güzel Türkçesiyle, sonra kurgusuyla başarılı bir esere imza atmış... Diyeceğim o ki, Mert Ofluoğlu bir ilke, ama başarılı bir ilke imza atmış bulunuyor. Mert'i izlemenizi öneriyorum..." Hikmet Amca işte böyle... Yaptığı karikatürler gibi hem esprili hem düşündürücü hem de samimi/sevecen bir dille konuşur... Bu sıcacık sözleri, içten dilekleri için ona çok teşekkür ediyorum...(Fotoğrafta onun elinde benim kitabım, benim elimde de onunla yapılan söyleşi kitabı var. Kitaplarımızı birbirimize imzalayıp verdik, güzel de fotoğraflar çektirdik. İşte Hikmet Amca'nın "genç-yaşlı birlikteliği" demesi bundan...)


Blogda sizlerle paylaşmıştım radyo programına konuk olduğumu... Geçen yıl yarıyıl tatilimde Trabzon uçağımdan iner inmez ayağımın tozuyla Kalandar'a koşmuştum (bu deneyimi Ters Düz’de Ece Duman’ın başından geçecek bir olayı anlatmak için yaşamıştım), bu yıl da Trabzon’a gelir gelmez radyoya koştum diyebilirim. TRT Trabzon, Trabzonlu genç bir yazar olmam sebebiyle beni programa davet etti, ben de katıldım. Kelimenin tam anlamıyla sımsıcak, sanki evde koltuğumda oturuyormuşçasına rahat bir sohbetin içinde buldum kendimi. Söylemek istediğim bir sürü şeyi söylemedim belki, çünkü sohbet öyle güzel bir yere gitti ki, her şey tamamen doğaçlama gerçekleşti. Ters Düz’ün çıkış noktasının Trabzon gibi etkileyici ve büyüleyici bir şehrin kitaplarda daha çok ön plana çıkmasını istemem olmasını, Bozbalık Köyü’nün nasıl doğduğunu, kitabı, kitap kokusunu, teknolojiyi, sanala hapsolmamayı, yapmak istediğim diğer şeyleri, yazdığım şeyleri televizyona uyarlama isteğimi, çocukluğumu, Can Yayınları'nın masal yarışmasında kazandığım ödülle hayatımda radyoya ilk kez beşinci sınıfta yine TRT Trabzon'la çıktığımı konuştuk. Buyurun, kaçıranlar ve tekrar dinlemek isteyenler için kaydı işte burada:



Tamam, yazı özlemek için daha çok erken ama aramızda birazcık özleyenler olabilir... Birazcık.


Bu da güneşli bir günde, Rize yolunda, Sürmene'deki Memiş Ağa Konağı'ndan...

 

Kimi lüks restoranlar otantik olsun diye soba başı keyfi sunuyor. Diğer fotoğraf ise Trabzon yemek kültürünün vazgeçilmezlerinden olan kıymalı&peynirli pide ikilisi. Eve sipariş. 


Okuması kolay ama yazması zaman aldı...


Ve yine Trabzon'da, benim de çocukluğumdan beri gittiğim, verdiğim kitap siparişlerini anında getiren kitapçının vitrininde benim Ters Düz'üm...

İşte böyle... İstanbul'a döndüm ve bu gri şehirde koşturmaca bir kez daha başladı... Ben şimdilerde gece gündüz demeden Ters Düz'ün devam kitabını yazmakla meşgulüm... Takipte kalın dostlar!

8 Şubat 2016 Pazartesi

TERS DÜZ KİTAP YORUMLARI


Şu hayatta doğduğumdan beri en çok haşır neşir olduğum dört şeyi sıralasam bunlar herhalde kağıt, kalem, ayraç ve kitap olurdu. Kalemin her çeşidinden, kağıdın her çeşidinden bahsediyorum ve... ayracın da! Evet, işte bu fotoğrafta da ayraç koleksiyonumun en sevdiğim parçaları ve kütüphanemin en özel üyesi birlikte! 

Aralık ayının ortalarında çıkan ilk kitabım Ters Düz'le ilgili beklediğimden çok daha fazla geri dönüş aldım, almaya devam ediyorum. Açıkçası ben kitabın bu kadar çok okunacağını tahmin etmemiştim; kitabı önce kendim için yazmış, okunursa da tabii ki güzel olur diye düşünmüştüm. İşte bu nedenle gelen her güzel yorum mutluluk veriyor. 

Ters Düz'ü okuduktan sonra üşenmeyip üstüne bir de uzun uzun yazılar/eleştiriler/yorumlar yazan herkese çok teşekkür ederim. Güzel yorumlarınız, kitabı okurken yaşadığınız duyguları tüm samimiyetinizle anlattığınız için çok teşekkürler... Keyifle okumanıza çok seviniyorum. Kitapla ilgili her gün bir sürü güzel yazı, mesaj, tweet geliyor. İşte Bozbalık Serisi'nin ilk kitabı Ters Düz hakkında yazılan yazılardan birkaçı: 

http://sadevederin.blogspot.com.tr/2015/12/ters-duz-mert-ofluoglu.html

http://biposetkitap.blogspot.com.tr/2015/12/ters-duz-mert-ofluoglu-kitap-yorumu.html


http://okumagunlugum.blogspot.com.tr/2015/12/ters-duz-mert-ofluoglu.html


http://adammutlu.blogspot.com.tr/2016/03/ters-duz-mert-ofluoglu.html

http://bahargulce.blogspot.com.tr/2016/01/ters-duz-mert-ofluoglu.html


http://herseydenkonusmali.blogspot.com.tr/2016/01/ters-duz-mert-ofluoglu.html


http://kitapgunesim.blogspot.com.tr/2016/03/ters-duz-mert-ofluoglu-kitap-yorumu.html

http://duygusalzeka.blogspot.com.tr/2016/01/kitap-yorumu-s-duz-mert-ofluoglu.html

http://oceannekizsevgisi.blogspot.com.tr/2015/12/ters-duz-kitap-tantm.html


http://dikiskis.blogspot.com.tr/2016/01/taze-taze-ters-duz-mert-ofluoglu.html


Dünya Kupası ve Kariyer Mesajı

Kim demiş 40'lar başarı zirvesine oturmak için çok geç diye? Vozinha'nın cevabı sahadan geliyor. Başarı hikayeleri anlatılırken gene...