DERGİ HAYATI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
DERGİ HAYATI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ağustos 2019 Cuma

VE GÖKSEL'LE TANIŞTIM!


Ve Ağustos da geldi...

Ben tabii bu yaz iş temposundan hala tatil yapamadım, neyse ki bayram haftası uzun zamandır iple çektiğim tatilime çıkacağım. Evet, birçoğunuzun tahmin ettiği üzere Marmaris'e gideceğim. "Çünkü her yaz bir başka güzel Marmaris..." 

Biz yine bu sıcaklarda içinizi serinletecek dopdolu bir sayı çıkardık! Yılın en kalın sayılarından biri oldu bu. Göksel röportajım benim için bu sayının en özel yerinde. O, hayatımızda uzun süredir olan bir isim. Bazen mektubunu bulduk, bazen yalnız kuş olup göklerde süzüldük, bazen bi’ onu konuştuk, bazen karar verdik, bazen yalan aşklara isyan ettik, bazen acıyor deyip acımızı paylaştık. İşte o an’larda Göksel hep yanımızdaydı. Şimdi, mükemmel bir imaj ve tarzı daha içinden çıkardı: 80’lerin disko kraliçesi! Nostaljik görünüme rağmen o aslında yeniliğe o kadar hevesli ve tutkun biri ki, röportajımızın satır aralarında, gelecekte yapacağı işlere dair küçük ipuçları verip bizi iyice heyecanlandırdı. Tanısanız; asaletinden, zekasından ve hoşluğundan bir o kadar daha etkilenip onu daha çok seversiniz. Benim gibi… 


Fotoğrafta ikimizde de bir yorgunluk ama tatlı bir gülümseme var.
Göksel'inki haklı sebepten: 24 saattir uyumamış. Ama o yine de enerjik ve zarif!

Hiç Yok
adlı şarkısı ve klibi çıktığı andan itibaren bayıldım. Bunu her yerde söyledim de, bir tek ona söylemedim sanırım: B
ence bu yazın en iyi şarkısı ve klibi Göksel'in. Şarkı ile klibi birbirine uydurmak ayrı bir başarıdır, bu işte bu da başarılmış. Şarkı sözlerinin daha duygusal olup kliplerin sırf yaz mevsimi diye havuz başında çekildiği durumları da görüyor bu gözler... Ya da tam tersi... İşte Göksel buna çok dikkat etmiş. Sahi, Hiç Yok dışında sizin bu yaz sürekli dinlediğiniz bir şarkı var mı? Ozan Çolakoğlu ile birlikte çalışmaya devam etmek istediğini söyledi. Sonbahara yeni bir albüm planlıyor ve evinde hem plak çalan hem de dijital platformlardan şarkı dinleyen bir ruhtan nasıl bir albüm geleceğini merak etmeden duramıyor insan. "Maalesef artık single dönemindeyiz," diye içtenlikle anlatıyor durumu. Ama o en az bir, hatta belki iki albüm daha yapmak istiyor. O kadar değerli açıklamalarda bulundu ki röportajımız sırasında... "Artık her şey çok hızlı ve naylonumsu. Sosyal medya zamanımızı çalıyor, narsisizmi körüklüyor ve üretim enerjimizi alıyor." Katılmamak elde değil!



Röportajımızın ertesi günü, hoş bir tesadüftü bu, Göksel'in Hiç Yok'u seslendireceği ilk açık hava konseri vardı. Tabii ki koşa koşa gittim! Abartmıyorum, bugüne dek izlediğim en iyi konser olabilir. Göksel'in sahne coşkusu ve ışığı inanılmazdı. Aşkın Yalanmış ve Bi' Seni Konuşurum şarkıları da, yıllar sonra yeniden dilime dolandı. Son bir aydır en çok onları dinliyorum. 


Dergiye dönecek olursak... Bu sayıda ilk kez kendi memleketim Trabzon’a dair bir yazı yazdım! Şehri her satırda adeta adım adım gezdim. Benim için inişler ve çıkışlar, yani yokuşlar şehri olan Trabzon’un kent merkezini sayfalar yettiğince anlatmaya çalıştım. Tabii şehrin bozulmaya başlayan mimari ve doğasından da bahsetmeden edemedim. 

Galata’dan Beyoğlu’na yaptığım müze turumdaysa, içinde bulundukları binalarla da başlı başına birer sanat eseri olan ünlü müzelerde bir gezintiye çıktım. Yazımın açılışındaki fotoğrafta onları gördüğünüz için sadece bu üçünden bahsettim, ama dünyanın dört bir yanındaki rengarenk seyahat rotalarından yaşam konularına, yemek sayfalarından ay içindeki etkinlikleri derlediğimiz sayfalarımıza daha çok pek çok konu sizi bekliyor! Bize de Eylül sayısı için çalışmak düşüyor. Ve yeni kitabımın revizesini de bitirip yayınevine teslim ettiğim için, sanırım tatili en fazla hak edenlerden biri benim... Yani kitap zaten bitmişti de, bininci kez son okumasını yapıp artık benden, aklımdan çıksın istedim. Çıkarabilirsem... 

Beni sosyal medyadan takip etmek için: 

2 Temmuz 2019 Salı

DERGİDEKİ YAZILARIMDAN PAYLAŞIMLAR


Uzun zamandır, Atlas/Glober dergisindeki yazılarımdan paylaşamadım... Hatta tam üç aydır... Hepsini paylaşamayacağım için, tadımlık olması amacıyla röportajlarımdan, seyahat yazılarımdan, yaşam stili dosyalarımdan ve yemek yazılarımdan kesitler paylaşıyorum. Fotoğrafları büyütüp okuyabilirsiniz de.

CANER CİNDORUK: "ASIL TUTKUM HİKAYE ANLATMAK" (Röportaj, Mayıs sayısından)

Caner Cindoruk ile, başrolünde yer aldığı "İçerdekiler" filmi için buluştum... En bilinenleri "Hanımın Çiftliği", "Aramızda Kalsın" ve "Kadın" olmak üzere, yer aldığı uzun soluklu dizilerle "evimizin oğlu", içimizden biri gibi. Peki gerçek hayatta da bu kadar sakin biri mi? Cevabı röportajımızda! 




Bu da, röportaj sonrası çektirdiğimiz fotoğraf... 


17 Nisan 2019 Çarşamba

BU AY BEĞENDİĞİM RÖPORTAJ CÜMLELERİ

 



Yoğunluktan, bir de yorgunluktan, Nisan sayısı geldi geçiyor, ama ben Nisan sayısındaki Bülent Şakrak röportajını blog'a koymaya ancak zaman bulabiliyorum. Malum, blog'larımız instagram gibi "koy geç" değil. Yazarken düşünmen, özenmen gerekiyor. Neyse, o röportajdan bir kısmı paylaşmak istiyorum. Bakın ne diyor Bülent Şakrak: "20 yılımı doldurduğum meslek hayatımda şöyle bir gözlemim var: Kimse kimseye 'aferin' demiyor ya da kimsenin sırtını sıvazlamıyor. Kimse halinden memnun değil. Aslında birine 'helal olsun' desek, belki bir şey yapmak için kendini zorlayacak. Beğenmemek üzerinden kurguladığımız şeyler, bir şekilde başarı olarak adlandırılıyor..." Haklı değil mi?

Bu ay InStyle'de de Damla Sönmez ve Onur Tuna röportajları var. Onlardan da beğendiğim şu iki cümleyi paylaşmak istiyorum. Onur Tuna'ya Yasak Elma'daki karakteri sorulmuş: "Alihan'ı seviyor musun? Karakterinin en çok hangi taraflarını beğeniyorsun?" Verdiği cevabı fazlasıyla doğru buldum ve hak verdim: "Ülkemizde dizi sürelerinin uzunluğundan ötürü, uzun vadede oynadığınız karakteri olay örgülerinin içinde kaybedebiliyorsunuz. O yüzden Alihan'ı özellikleri doğrultusunda sevemem. Ama durum içerisinde niyeti iyi olan ve kendiyle alakalı çabaları maddesel olmayan biri. O yüzden seviyorum Alihan'ı..." Yerinde bir açıklama. Yasak Elma'nın senaryosu da bir süredir yerinde sayıyor aslında. Ama diziyi gelecek sezona da devam ettirme kararı aldılar. 

Sibel filmiyle adından söz ettiren Damla Sönmez de, film ödülleriyle ilgili, "Çelenk ibaresi görünce afişin üstünde, korkuyor bizde insanlar," diyor. "Fransa'da durum tam tersi. Ne kadar çok çelenk varsa, ona göre seçiyormuş gidecekleri filmi oranın izleyicisi." Sahiden, ödüllü filmlerden neden korkulur ki bizde? 

Beni sosyal medya hesaplarımdan takip edebilirsiniz: 

instagram: @ofluoglumert
twitter: @ofluoglumert
facebook: @ofluoglumert 

1 Mart 2019 Cuma

ASLI TANDOĞAN, REFİKA BİRGÜL VE ÇOK DAHA FAZLASI!





Mart ayı, Mart sayısıyla birlikte geldi! Bu sayıda da yine dopdolu bir içerik hazırladık. Yine yurt içi ve yurt dışından çeşitli seyahat rotalarını bir araya getirdik. “Doğal” ve “içten” sıfatlarını sonuna kadar hak eden Aslı Tandoğan ile, YouTube’da kendi ismiyle açtığı kanalı ve ailecek sergiledikleri “evli, mutlu, çocuklu” tablosunu konuştuk. Fotoğraf çekiminde de o oyunculuğunu konuşturdu ve ortaya şahane kareler çıktı! Yemek sayfamız için, yaptığı programlar ve yazdığı kitaplarla “yemek” denildiğinde akla gelen ilk isimlerden olan Refika Birgül ile mutfakta öze dönmeye dikkat çektik. Yapılan yemeklerde kullanılan sebze ve meyveyi olabildiğince kısa mesafeden, mesela kendi bahçenizden veya terasınızdan temin etmeyi esas alan “hiperyerellik” trendiyle ilgili pek çok şey söyledi. Tabii her ayın vazgeçilmezlerinden olan kültür-sanat sayfalarımızı ve daha fazlasını da unutmamalı… Ben hepsini paylaşamıyorum, ama siz derginin tamamını internetten okuyabilirsiniz. Veya belki Glober’la havada karşılaşırsınız, kim bilir? ✈☁️ Şimdi tatlı bir yorgunluk içinde, hafta sonunu, bu ayın diğer yeni dergilerini okumaya ayırmak istiyorum! Tabii biz Nisan sayısı için çoktan çalışmaya başladık bile. Yeri gelmişken söylemeden geçmeyeyim, bu tempo bana bazen kafa karışıklığı da yaşatmıyor değil: Her ay, gelecek ayın dergisini hazırlamaktan kendimi gelecek ayda zannediyorum. 🙊 Yani şu an Mart’ın 1’inde değil de, Nisan’ın 1’inde gibi hissediyorum kendimi. Ne denilebilir ki, sanırım bir çeşit mesleki deformasyon bu. 🤷‍♂️ Ama en güzelinden! Herkese bol okumalı hafta sonları! 




Beni sosyal medya hesaplarımdan da takip edebilirsiniz:

instagram: @ofluoglumert

twitter: @ofluoglumert

facebook: @ofluoglumert

26 Şubat 2019 Salı

BİR UÇUŞ DERGİSİNDE İLK KEZ TELEVİZYON KÖŞESİ

Yazı işleri müdürü olduğum Atlas Glober'ın Şubat sayısı için yine pek çok içerik hazırladık. Tabii ki dergiyi internetten okuyabilirsiniz. Bu sayıda güzel de bir yenilik var.


Yanlış olmasın ama; ilk kez bir uçak dergisinde kitap, sinema ve tiyatro gibi bölümlerin yanı sıra televizyon bölümü de yer alıyor ve bu değişikliği yapan kişi olmanın heyecanını duyuyorum.

Dergi çift dilli olduğu için yabancı yapımlara yer verdik. The Umbrella Academy'yi ve Big Little Lies'ı yazdım. Dizi, Nicole Kidman, Shailene Woodley ve Reese Witherspoon’ın da aralarında olduğu oyuncu kadrosuyla ses getirmişti. Yapımın ikinci sezon sürprizi ise ünlü oyuncu Meryl Streep. Ama bu sayfada yerli içeriklere yer vermeyi de kesinlikle istiyorum.


Ebru Cündübeyoğlu ile röportaj yaptığımdan bahsetmiştim hani... 



Süleymaniye'den Vefa'ya, oradan Balat'a uzanan bir seyahat yazısı da kaleme aldım... 




Bunlar Şubat'ın içerikleri tabii... Şimdi biz Mart sayımızın matbaadan gelmesini bekliyoruz!

Beni sosyal medya hesaplarımdan takip etmeyi unutmayın:

instagram: @ofluoglumert


twitter: @ofluoglumert


facebook: @ofluoglumert


21 Şubat 2019 Perşembe

SİSLİ HAVANIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ...


Dün akşam. Saat 18.30'u geçiyor. Dergiden çıkıyorum. Bitirmek üzere olduğumuz Mart sayısının yoğunluğu, yorgunluğu içindeyim. Bir de kafa karışıklığı diye eklemeliyim. Bu dergi işi beni böyle yaptı: Her ay, gelecek ayın dergisini hazırlamaktan kendimi gelecek ayda zannediyorum. Yani şu an Şubat'ın 21'inde değil de, Mart'ın 21'inde gibi hissediyorum kendimi. Sanırım bir çeşit mesleki deformasyon bu. Her ayın son haftası geldiğinde, geride kalan koca bir ayın yorgunluğu hem omuzlarıma çökmüş oluyor hem gözlerime. Neyse ki matbaadan gelen yeni sayıyı nihayet ellerime alabilmenin mutluluğuyla, tatlı bir yorgunluk içinde oluyorum.

Dışarıda ne kar ne yağmur, yalnızca havadaki incecik sis ve buz gibi bir soğuk… Pazartesiden, salıdan beri şehrin üstüne çöktü kaldı bu sis. Kaldırımlara yayılan akşamüstü sisiyle birlikte ilerliyorum adeta. Havadaki ayaz kendini iyiden iyiye hissettiriyor; öyle ki, ellerimi eldivenli olmasına rağmen cebime sokuyorum. Üşümüş bir vaziyette kendimi kafenin birinden içeri atıyorum. İçerisi pek kalabalık sayılmaz. Bir kadın, cam kenarında sokağı gören bir masaya oturmuş; bir yandan manzarayı seyrederken, diğer yandan çayını yudumluyor. Bir başka masada iki genç sevgili, sohbet ederken önlerindeki salep fincanlarını sıkı sıkıya avuçlamayı ihmal etmiyorlar. Ben de hemen siparişimi veriyor ve en sevdiğim kitabı çantamdan çıkarıyorum. Ama çok da uzun oturmuyorum, ne de olsa tek istediğim trafiğin biraz olsun azalması. İş çıkışında arkadaşıma diyorum ki: Şu anda Manhattan sokaklarında eve dönüyor da olabilirdik, gel gör ki Mecidiyeköy'de metrobüse yürüyoruz... Ya da daha da güzeli, Stockholm sokaklarında eve bisikletle dönüyor da olabilirdim. Oysa ayağıma sakız ya da sigara izmariti yapışmasın diye kaldırımlara bakarak yürümek zorundayım bu şehirde. 

Dahası, dün akşam bu gözler neler gördü bir bilseniz! Normalde, ulaşım için, yolumu uzatsa da vapuru tercih ediyorum. Ancak sisten dolayı şu sıralar metrobüsü kullanıyorum. Dün Gayrettepe metrosundan Zincirlikuyu metrobüsüne bağlanan alt geçitte, dakikalarca ilerlemeden duran bir kuyruğun içinde buldum kendimi. Ve pek çok kişi metrobüs izdihamında beklemeye dayanamayıp, aşağı inen yürüyen merdivenden yukarı doğru çıkmaya çalıştı! Kimileri başarılı da oldu... Taksi de bulamadım bu sabah. Arayınca bulamıyorsunuz zaten. İstanbul'un çilesi çekilir gibi değil gerçekten.

Hafta sonu havalar iyice soğuyacak, kar gelecek diyor hava durumu. Şu sıralar elimin altında okunmayı bekleyen çok sayıda kitap var. Aslında bir ay içinde bitirdiğim çok kitap var, sizlere burada uzun uzun yazmak istiyorum. Ama şimdi yeni başladığım iki kitaptan bahsedeceğim. 


Dergi temposuna girdiğimden beri o kadar yoğunum ki, hafta içi kitap okumaya pek fazla vaktim olmuyor desem yeridir. Ama bu açığımı hafta sonları fazlasıyla telafi edebildiğim için de memnunum. İthaki Yayınları'ndan çıkan, geçen hafta sonu okumaya başladığım Carol Gömülmeden'e devam edebilmeyi dört gözle bekliyorum. Bir oturuşta yüz sayfasını sürüklenerek okuyup bitirdiğim kitap, geçtiğimiz aylarda Netflix'te izlediğimiz "Bird Box"a ilham veren "Kafes" kitabının yazarının (Josh Malerman) dilimize çevrilen yeni kitabı. Adı ve kapak tasarımı da zaten başlı başına cezbedici olan kitabın konusu hayli ilginç: Komaya girdiğinde dışarıdan bakanlar için bir ölüden farksız olan Carol Evers ve onun bu sırrını bilip onu diri diri mezara gömerek servetine konmak isteyen kocası. Eski bir zamanda, Harrows adlı kasabada geçen roman gizemli, gerilimli ve bir sonraki sayfasını gerçekten merak içinde çevirdiğiniz, sonunu asla öngöremediğiniz bir okuma keyfi sunuyor. Kitapla ilgili konuşmam için şu an erken, zira daha sadece başlarındayım. Ama nasıl ilerleyeceğiyle ilgili gerçekten hiçbir fikrim yok ve bu beni heyecanlandırıyor. 


"Polisiye kitap" denilince aklıma Altın Kitaplar'dan başkası gelmiyor. Ya da en azından ilk sırada o geliyor diyeyim. Agatha Christie serisinin hepsi kütüphanemde sıralı bir şekilde durur. Hatta yeni birkaç kitabı daha yayımlanmış, onları da çok merak ediyorum. Şimdi bahsedeceğimse bir Stephen King kitabı. İlk kez 1998'de yayımlanan, hatta biraz araştırınca öğrendim ki filme de çekilen romanın yeni baskısı bu: "Hayatı Emen Karanlık". Bu sefer karakterimiz bir yazar. Thad Beaumont. Yıllarca George Stark takma adını kullanarak romanlar yazıyor ve kitapları "çok satanlar" arasına giriyor. Ama bu yazarın karanlık bir sırrı var... Konusunun yanı sıra, kapak tasarımı da gerçekten muazzam ve içeriğine dair pek çok ipucu veriyor. "Hayatı Emen Karanlık"tan da yine geçen hafta sonu yüz sayfa okudum ve yarın devam etmek için sabırsızlanıyorum. İkisiyle ilgili de bitirdikten sonra daha detaylı yazacak vakti bulmayı umuyorum!

Hazır günlerdir havada esrarengiz bir sis dolanıyorken ve hafta sonu kar da yağacakken, sıcak bir fincan çay alıp okuma koltuğuma gömülmek için bu iki kitaptan daha iyisini düşünemiyorum.

Beni sosyal medya hesaplarımdan da takip edebilirsiniz:

instagram: @ofluoglumert

twitter: @ofluoglumert

facebook: @ofluoglumert

13 Şubat 2019 Çarşamba

TERS DÜZ'ÜN ECE'Sİ OLMASINI İSTEDİĞİM ASLI TANDOĞAN'LA BULUŞTUM!


Aslı Tandoğan ve Ters Düz!

Bugün benim için çok özel bir buluşma yaşandı... Kişisel tarihime altın harflerle not etmek istiyorum!

Konuyu bilenler, daha fotoğrafı görür görmez neyi kastettiğimi anladı ve beni instagram'da mesaj yağmuruna tutmaya başladı bile; ama bilmeyenler için: Bundan üç buçuk yıl önce çıkmış olan, aynı zamanda Bozbalık Serisi'nin de ilk kitabı olan ilk kitabım Ters Düz'ün iç kapağını açar açmaz benim biyografi kısmımda karşınıza "Üç kitap olarak tasarladığı Bozbalık Serisi'ni üç sezonluk bir televizyon dizisine dönüştürmek istiyor (Hatta oyuncu kadrosunu bile kafasında belirlemiş durumda)" diye bir cümle çıkıyor...

Aslı Tandoğan'ın çektiği "Ters Düz'lü" selfie 

İşte, kitabın baş karakteri olan Ece Duman için düşündüğüm isim Aslı Tandoğan'dan başkası değil...

Bunu o zamanlar blog’uma da yazmıştım (yan tarafta linkini bulabilirsiniz) ve okuyan herkes de çok yakıştırmıştı/yakıştırıyor. 

Bugün kendisiyle tanışma fırsatı buldum ve bir kez daha anladım ki, olur da Ters Düz dizi olursa, Ece'yi Aslı Tandoğan kadar hakkıyla canlandırabilecek bir başkası yok benim için.


Muhteşem Aslı Tandoğan! Ters Düz bir gün dizi olur mu, olursa Ece’yi siz mi oynarsınız bilmiyorum, ama benim ve okurlarımın kitabı okudukça Ece karakterini size benzeyen biri olarak gözlerinde canlandırdıklarını ve Ece’nin siz olmanızı istediklerini biliyorum. 

Belki de bu heyecan bize yeter de artar, değil mi arkadaşlar?

Onunla tanıştığıma çok memnun oldum ve Ece Duman için olmasa bile, yollarımızın bir yerde tekrar kesişeceğini hissediyorum. Sıcacık kalbiniz, güleryüzünüz ve zarafetiniz için minnettarım...

Not 1: Serinin ilk kitabı Ters Düz'dü, bitti, ama Ece ve etrafındakilerin Bozbalık'ta yaşayacakları daha bitmedi! Bildiğiniz üzere ben ikinci kitabı da çoktan bitirdim, yola devam edebileceğim dürüst bir yayınevi bulmayı bekliyorum (serinin yeni kitaplarıyla birlikte ilk kitap da tekrar yayımlanacak).


Not 2: Ters Düz bir süredir çeşitli yapımcıların ilgilendiği bir proje, ama henüz bir netlik yok. Bu fotoğraf sadece dostane bir sohbetin sonucu. Hem bakalım Aslı Tandoğan kitabı okuyunca Ece olmak isteyecek mi? Ne de olsa Bozbalık’a gidince başından öyle pek de keyifli şeyler geçmiyor Ece’nin... Üstelik ilk kitapta yaşadıkları daha sadece başlangıçtı. Neyse neyse, spoiler yok.

Beni sosyal medya hesaplarımdan takip etmeyi unutmayın:

instagram: @ofluoglumert

twitter: @ofluoglumert

facebook: @ofluoglumert

6 Şubat 2019 Çarşamba

EBRU CÜNDÜBEYOĞLU İLE BULUŞTUM!


Glober'ın bu ayki sayısı için Ebru Cündübeyoğlu ile bir araya geldim ve onunla Hep Kitap'tan çıkan ilk kitabı Ferda ile ilgili bir röportaj yaptım. Sizce de o sanki hep hayatımızın içindeymiş gibi hissettiğimiz oyunculardan değil mi? En son Gülizar'daki unutulmaz Suzi karakteriyle karşımıza çıkan Cündübeyoğlu, oyunculuk dışında şarkılar söyleyip şiirler de yazıyor. Ve şimdi ilk kez roman yazarı kimliğiyle karşımızda. Üstelik, aslında bir film senaryosu olarak ortaya çıkmış Ferda. Ancak maddi imkansızlık nedeniyle proje yarım kalmış. Yarım kalınca da Cündübeyoğlu'nun aklı yazdığı hikayede kalmış. İyi ki de kalmış! İşte Ferda şimdi kitap raflarında yerini aldı.


Üstelik, romanı yazmaya başladığında bir anda her şeyin çok daha kolaylaştığını, "tüm kelimelerin hizmetinde" olduğunu da söylüyor. Gerçekten öyle... Senaryo yazarken görsel ve maddi olarak çekilebilir olup olmadığını düşünmeniz gerekiyor. Ancak romanda istediğinizi yazabilirsiniz! Bir detay olarak, 1993 yılında Türkiye 4. Güzeli seçilen oyuncunun annesi de aynı derecede güzel seçilmiş. "Bu 4. güzellik bizim genlerimizde var!" diye gülerek anlattı.

Röportajdan kesitleri aşağıda paylaşıyorum. Tamamını Glober'dan okuyabilirsiniz. Derginin Şubat sayısıyla ilgili söyleyeceklerimse daha bitmedi, onları da önümüzdeki günlerde paylaşacağım.



Beni sosyal medya hesaplarımdan takip etmeyi unutmayın:

instagram: @ofluoglumert

twitter: @ofluoglumert

facebook: @ofluoglumert

21 Ocak 2019 Pazartesi

DERGİDEKİ MASAMDAN...


Dergideki masamdan bir fotoğrafımı buraya bırakıp kaçıyorum...

Mikael Blomkvist oldum, Erika Berger'imi arıyorum!


Beni sosyal medya hesaplarımdan takipte kalabilirsiniz:

instagram: @ofluoglumert

twitter: @ofluoglumert

facebook: @ofluoglumert

10 Ocak 2019 Perşembe

İLK SAYIM ÇIKTI!


Bildiğiniz gibi geçen yıl internette blog'umda yazdığım hikaye serimin baş karakteri, Atlas adında bir gençti… 

Ve kitabın adı da, "Mürekkep Kokunu İçime Çektim"… 

Şimdi bir yıl sonra şu tesadüfe bakın ki, Atlas'ın dergisi Glober'ın yazı işleri müdürü oldum ve mürekkep kokularını dilediğimce içime çekebileceğim; çünkü sevdiğim ve zaten alıcısı olduğum pek çok derginin çıktığı bir yayın kuruluşu olan Group Medya’dayım! 

Ben Glober'da yazıyorum ama InStyle’dan Marie Claire Maison’a, National Geographic’ten Psychologies’e dek pek çok dergi de buradan çıkıyor. Bu dergiler bir alıcılarını kaybetti diyebiliriz! 

Ama siz dergi almaktan hiç vazgeçmeyin, olur mu? Dergi kültürü bambaşka bir şey, internet bunun yerini tutamaz. Ve bir gün olur da matbu yayınlar tarihe karışırsa diye, ben çocukluktan beri istediğim iş olan dergiciliği ucundan kıyısından da olsa yakalayabildiğim için çok mutluyum! 

***

Çocukluğumda saman kağıtlara yaptığım el yapımı yüzlerce dergiyi hala saklıyorum. 

Bu dergileri yaparak büyüdüm ben. 

Okuma yazmayı öğrendiğimden beri kağıtları ortadan ikiye katlayarak bazen sekiz, bazen on altı sayfalık o kadar çok dergi yaptım ki... 

Kimi çizgi roman dergisi olurdu bunların, kimi televizyon-sinema, kimine yazılar yazardım, kiminin içine testler, bulmacalar bile yapardım! 

Daha o zamanlar biliyordum yani ileride "büyüyünce" bu işi yapacağımı. 

İşte şimdi elimde tuttuğum, benim diyebileceğim bir dergide çalışıyorum.



İlk sayım olan Ocak 2019 sayısında zarafetiyle ve doğallığıyla beni her seferinde kendisine hayran bırakan Bennu Yıldırımlar’la yaptığım röportajımdan, kışın doğada olmaya dek pek çok yazım ve röportajım yer alıyor.




Ayrıca ay boyunca görülmesi gereken sergiler, filmler, tiyatrolar, konserler ve yeni çıkan kitaplar da ajanda sayfalarında… 

Siz de dergiyi internetten tablet şeklinde okuyabilirsiniz. Havayolunun kendi stesinde mevcut.

Bu arada siz bu sayıyı okurken, biz Şubat 2019 sayısı için çoktan çalışmaya başladık bile. Günlerim inanılmaz yoğun geçiyor. Sınırlı hafta sonu günlerimde bile, yine çok uzağa gitmiyorum, yoğunluktan hafta boyunca fırsat bulamadığım dergi ve kitapları okuyorum. Ve bir de, bugünlerde son okumasını yapmam gereken bir romanım var. 

Kısacası yazı işlerine devam!

Beni sosyal medya hesaplarımdan takipte kalabilirsiniz:

instagram: @ofluoglumert

twitter: @ofluoglumert

facebook: @ofluoglumert

Diziler, Filmler... Ne İzlesek?

The Shards 80'ler modası Instagram üstünden pazarlanırken ve insanlar da gönüllü üreticiler olarak 80'ler fotoğraflarını keyifle pa...