12 Nisan 2019 Cuma

BİR ZAMANLAR ÇUKUROVA: DİZİ NEREYE DOĞRU GİDİYOR?


Daha önce de pek çok kez yazdığım gibi, Bir Zamanlar Çukurova'nın en dikkatli izleyicilerinden biri benim.

Hem diziyi hem de senaryoyu dikkatle takip ediyorum. 

Ancak son birkaç bölümdür olay örgüsündeki durgunluk ve yerinde sayma, dahası hikaye için aslında hiç de gerekli olmayan, aksine hikayeyi "baltalayıcı" olan gelişmelere sapma gözden kaçacak gibi değil maalesef...

Elbette dizi reytinginden gözle görülür olarak bir şey kaybetmedi şimdilik, sezon sonuna kadar kaybedeceğini de sanmam, ama senaryo fena halde tıkanmaya başladı.

YAN KARAKTERLERİN ÖNEMİ 

Söylemiştim, dizinin en çok her karaktere, tarladaki çalışana bile evin hanımına yaklaştığı gibi eşit mesafeden yaklaşmasını ve onların da sorunlarını göstermesi yönünü seviyorum. 

Hatta bana kalırsa Aşk-ı Memnu'dan sonraki en derinlikli "aşağıdakiler-yukarıdakiler", yani ev sahipleri ve evde çalışanlar ilişkisi de yine Bir Zamanlar Çukurova'da işleniyor. 

Yan karakterleri ve hikayelerini seviyorum. 

Ama dünkü bölüm boyunca ana karakterleri değil, Saniye-Gaffur-Seher arasındaki ilişkiyi izlememize ben bile hiçbir anlam veremedim! Dün akşam başrol onlardı, bölümün 3/4'ünde onları izledik. Züleyha, Yılmaz ve Demir'se ortalıkta pek görünmedi. 

Yan karakter hikayeleri gayet iyi, ama bu bir spin-off dizisi değil ki... 

Belli ki sezon sonuna kadar ana hikayeyi ilerletmek yerine, yan hikayelerle izleyici oyalamak istiyorlar.


Dün akşam diziyi izlerken bir yandan da pek çok sosyal medya platformundan izleyici yorumlarını takip ettim. 

Benim anladığım, Züleyha'nın bir anda "delirtilmesi" de, mektubun Yılmaz'a bir türlü ulaşamaması da, Yılmaz-Müjgan ilişkisinin sıkıcılaşması da, Hünkar Yaman'ın anlamsızca yaptıkları da, Demir'in zalimliği de artık izleyiciyi yormaya, diziden soğutmaya başladı. 

Gaffur-Seher arasındaki yasak aşk da gördüğüm kadarıyla izleyicinin ilgisini çekmek bir yana, bir kısım izleyiciyi diziye küstürdü, gayet öfkeli hale getirdi. 

Genel izleyici Saniye ve Gaffur'u diziye nefes aldıran, hoşluk katan karakterler olarak görüyor; dolayısıyla Gaffur'un yaptıkları seyircinin kalbini kırdı. 


Bir de Şermin bu bölümde hiç yoktu mesela... 

Sezonun ilk yarısında arkadaşı Füsun'la Züleyha'nın üvey abisi üzerinden yaşamaya başlayacağı "aşk çekişmesi" de tam olaylar tırmanacakken karakterin senaryodan çıkartılması yüzünden söndü gitti.

Oysa Şermin-Füsun arasına bir hareketlilik gerekli. 

Şermin'in özel hayatını izleyici merak ediyor, dizideki en ilgi çekici, renkli karakterlerden biri o. 

Dolayısıyla, Hünkarların arasına duvar ördürdüğü bir kapı komşusu olmaktan fazlasını hak ediyor Şermin. 

Bu arada konakta tartışma çıktığında meraklı Şermin'in merdivenle duvara tırmanıp neler olup bittiğine bakması, köy dolmuşunda onun gibi "elit" bir kadının horozların saldırısına uğraması gibi detaylı işlenen sahneleri çok beğendiğimi de söylemeliyim. 

SEZON FİNALİNDE NELER OLACAĞINI İZLEYİCİ ANLADI...

Tekrar başa dönecek olursam, olaylar son birkaç bölümdür (belki son beş-altı bölümdür) sıkıcılaşmaya ve yerinde saymaya başladı. Diziyi artık sırf senaryonun nereye gideceğini merak ettiğimden izlemeye başladım. 

Muhtemelen sezon finalinde açığa çıkacak olan, çocuğun Demir'in değil Yılmaz'ın olduğu gerçeğinden başka ne var elimizde? 

Yaşanacak olan silahlı bir tartışmada iki erkekten biri veya Züleyha hayatını kaybedecek mi? 

Hayır. 

O zaman daha güçlü bir sezon finali kurgulamak gerek. 

Evet, Saniye'nin Seher'le Gaffur'u öğrenmesi sezon finaline bir hareket katar, ama o kadar.

Sezon finali için daha fazla atraksiyon gerekli görünüyor. Seyircinin ikinci sezonda perşembe akşamları yine bu diziyi izlemesi için bir neden gerek.

Bakalım dizi son gelişmelerden sonra izleyici kitlesini ve reytingini korumayı başarabilecek mi? 

Not: Bunlar tamamen benim yorumlarım. Diziyi baştan beri güçlü olay örgüsü nedeniyle çok seviyorum ve tam da bu nedenle senaryosunun daha dikkatli ele alınmasını istiyorum.

Beni sosyal medya hesaplarımdan takip edebilirsiniz: 

instagram: @ofluoglumert
twitter: @ofluoglumert
facebook: @ofluoglumert 

8 Nisan 2019 Pazartesi

KANDIRILDIK: SAÇLARIMIZA ZEHİR Mİ SÜRÜYORUZ?!

Sodyum lauril sülfat (SLS), sanayilerdeki kirli boru hatlarını temizlemekte kullanılan, çamaşır ve bulaşık deterjanlarında da bulunan köpürtücü bir temizlik maddesi... Peki bu kimyasal maddenin saçımıza, yüzümüze, elimize, dişimize sürdüğümüz şampuanlarda, sabunlarda ve diş fırçalarında ne işi var?!


Üstlerinde "doğal" yazan, çayırları, çimenleri, ormanları çağrıştıran yemyeşil şampuan, sabun, diş fırçası kutuları... Her şey bir aldatmacadan ibaret! (Tamam, zaten biliyorsunuz.)

Hemen her ürünü yeşil kutularda satılan Yves Rocher'in güya saç dökülmesini engelleyen, sözüm ona "organik" acı baklalı bir şampuanı var. Üstünde yazan böyle, ama biraz yakından bakıp etiketini okuduğunuzda, içinde sodyum lauril sülfat olduğunu görüyorsunuz! Ve sülfat, bırakın saç dökülmesini durdurmayı, olan saçlarınızın da dökülmesine neden olan bir madde! 

Eyüp Sabri Tuncer "Doğal" Sıvı Sabunu... Sensodyn diş macunu... Prozinc şampuanı... Bunların hepsinde sülfat var. Bu markaları örnek veriyorum, çünkü bunlar diğerlerine göre sağlığa daha az zararlı diye aldığımız pahalı markalar, ama yok, bunlarda bile sülfat var.

Şimdi tek tek marka ismi vermeye gerek yok, marketlerde satılan pek çok temizlik ve kozmetik ürününde zaten sülfat var... Paraben içermiyor diye satılıyor, ama hepsinde sülfat var... Yani ya paraben ya sülfat... %99'unda ikisinden biri mutlaka var!


Sülfatın çok zararı var. İnternette kısa bir araştırma yapınca görebilirsiniz. Aldığınız ürünün içindekiler kısmını mutlaka okuyun... Okuyun ama, ne fayda! Mecbur aldık, alıyoruz, bile bile de almaya devam edeceğiz... 

Marketlerde, eczanelerde bile hayatımızın içine sızmış sülfat... Satılan hemen her üründe var... Amonyum Laureth Sülfat(ALES), Sodyum Lauryl Sülfat (SLS) ve Sodyum Laureth Sülfat (SLES)... Bir şeyin içinde sülfat geçti mi, bilin ki o şey zararlı, kaçın ondan! Bitkisel olduğu iddia edilen şampuanlar ve hatta bebek şampuanları bile bunlarla dolu. Hem paraben hem sülfat içermeyeni bulmak gerekli... Tabii bulabilirseniz... 

Sırf şampuanlarımız, sabunlarımız, diş macunlarımız köpürsün, kullanana "temizleniyormuş" hissi versin diye… Zehirle temas ediyoruz farkında olmadan…

Ya ellerimizi, saçımızı sırf duru suyla yıkayacağız... Ki bunu yapmak da faydasız... Ya da kendimizi sülfatla köpürtmeye devam edeceğiz! 

Beni sosyal medya hesaplarımdan takip edebilirsiniz: 

instagram: @ofluoglumert
twitter: @ofluoglumert
facebook: @ofluoglumert 

3 Nisan 2019 Çarşamba

BİRBİRİNDEN İLGİNÇ GASTRONOMİ TRENDLERİ: BU YIL NELER YİYECEĞİZ!

Sebze ve meyve fiyatları almış başını gitmiş durumda... Mesela muzun kilosu 15 lira! En temel ihtiyacımız olan gıda ürünlerini almamız bile zorlaşmaya başladı. Ama öte yandan kafeler ve restoranlar her yerde tıklım tıklım dolu, çünkü bir şeyler yememiz içmemiz de gerek. Ve gastronomi trendleri ne yiyeceğimizi belirlemeye devam ediyor. Global olanın yerini yerelin, etin yerini sebzenin ve kahvenin yerini çayın alacağı 2019’un gastronomi trendleriyle tanışmaya hazır mısınız?

Çayın yükselişi


Uzun zamandır yeni dalga kahve akımı ve farklı demleme yöntemleriyle birbiri ardına açılan üçüncü nesil kahve mekanları, tahtını çay kafelerine kaptırmak üzere. Yalnızca siyah çay değil; yeşil, beyaz ve hatta sarı çay gibi pek çok çeşidiyle çay konseptli mekanları bu yıl daha sık duyacağız. Sağlık getiren çaylara yönelen çay markaları, otsu tada sahip olan çaylar üretmeye başlayacak. Ama ben siyah çayı daha çok seviyorum, yani bildiğimiz normal klasik çayı. Hatta bu yazımı yazarken de klavyemin yanında bana bir kupa dolusu sıcak çay eşlik ediyor. Ben kesinlikle ama kesinlikle bir çaycıyım, bunu duymayanınız kalmamıştır ve bu trend en çok beni sevindirecek gibi!

Denizden gelen atıştırmalıklar


Önümüzdeki dönemde "deniz ürünleri" zevkiniz yalnızca konserve ton balığı veya kalamar cipsiyle sınırlı olmayacak. "Denizden babam çıksa yerim!" diyenleri memnun edecek bu trend, sofralarımızı deniz yosunu cipsleri ve yine yosunlardan yapılan noodle'larla donatmaya niyetli. Yine de ben kendi adıma şimdilik almayayım. 

"Çirkin" sebze-meyve algısı değişecek


Her şeyin en güzelini paylaştığımız sosyal medya doğal, ezik, hatta neredeyse "çirkin" olan sebze ve meyveleri yemeklerimizde giderek dışlamamıza neden oldu. Ama her şeyi cilalayarak paylaştığımız bu akım bile artık doyum noktasına ulaştı ve bir şeyin en doğal hali yeniden rağbet görmeye başladı. Dünyanın yıllık yiyecek üretiminin üçte birinin çöpe gittiğini biliyor muydunuz? Bu, 1,3 milyar ton yenilebilir yiyeceğin israf edildiği anlamına geliyor. İşte bu yüzden 2019 trendlerinden biri de dünyaya karşı daha duyarlı olmamızı ve çürük meyve ve sebzelere mutfağımızda yer açmamızı söylüyor.

Instagram'lanabilir yemekler


Değişen trendlerden bahsettik ama bir yemeği yemeden önce fotoğrafını çekme döneminin sonu henüz gelmedi. Mekanlar, müşterilerini önlerine servis edilen yiyeceklerin önce fotoğrafını çekip sonra paylaşmaları için teşvik etmeye devam ediyor. Ben de özellikle yurt dışındaysam yediğim ilginç yemeklerin fotoğraflarını çekip paylaşmayı seviyorum. Ama burada görüntüden çok ilginçliğini önemsiyorum sanırım. Prag'da karşıma çıkan yosun rengindeki erimiş peynirli bezelye çorbası Instagram'ımda paylaştığım yemek fotoğraflarından biri mesela... 

Hiperyerellik


Dünyada pek çok restoran artık sebze ve meyvenin olabildiğince kısa mesafeden temin edilmesini esas alan "hiperyerellik" trendinin sesini dinliyor. Pek çok ünlü restoranın şefi, yemeklerinde kullanacağı sebzeleri kendi bahçesinde yetiştirdiklerinden seçiyor. Geçtiğimiz ay röportaj yaptığım şef Refika Birgül'e de sordum bunu. O da, programlarında yaptığı yemeklerde kendi terasında ektiği sebze ve otları kullandığını ya da Kuzguncuk'un semt pazarından, bostanlarından alışveriş yaptığını anlatarak şöyle söylüyor: "Farklılıkların yaşayabilmesi, bu dünyanın kaynaklarının daha hakkaniyetli kullanılabilmesi ve lezzetli yemekler için yerelliğin var olması ve devam etmesi çok önemli."

Her işin başı sağlık 


Sağlıklı beslenme gündemde olmaya devam ederken, bizi trend niteliğindeki çeşitli diyetlerle ve yeme biçimleriyle tanıştırmaya da devam ediyor. Glütensiz, ketojenik, paleolitik, şekersiz, vegan, vejetaryen ve pesketaryen gibi farklı beslenme alışkanlıkları ve yönelimleri her geçen gün artıyor. Gelecekte diyet mutfak şefi diye spesifik bir meslek bile olabilir. Kefir ve ev yapımı turşu gibi probiyotik özelliği olan yiyecekler de önemini korumaya devam edecek.

Hazır süt, yoğurt ve kefirler aslında zararlı mı? 


Tabii market raflarından aldığımız hazır kefirler, sütler ve yoğurtların "doğal" olmadığını, antibiyotikle raf ömürleri uzatılmış yapay sütler, yoğurtlar ve kefirler olduklarını maalesef biliyoruz. Hatta şu an bu yazıyı hazırlarken tesadüfen gördüm, Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği üstlerinde "doğal" yazarak ürünlerini pazarlayan bazı markalara karşı bir imza kampanyası başlatmış.

Daha az et


Araştırmalar, daha az et tüketilmesi halinde pek çok hastalıktan korunacağımızı ve çevreye daha az zarar verileceğini ortaya koyuyor. Belki de yemeklerimizde etsiz yapamıyoruz ve ete ihtiyaç duyuyoruz, ama et tüketimini sınırlandırmak gerektiği de ortada. Her gün hamburger ya da pizza yemek kesinlikle hiç sağlıklı değil. Bu nedenle "geleceğin eti" olarak öne çıkan yapay etin kullanımının giderek artacağı öngörülüyor. Pek çok restoran, menüsünde bitkilerden elde edilen yapay etle ya da falafelle yapılan hamburgerlere yer vermeye başladı bile. Bu sene restoranlarda daha az et, daha çok sebze yiyeceğiz gibi görünüyor. Tabii dışarıda yediğimiz salatalarda marulların yeterince yıkanmadan önümüze konduğu da bir gerçek. Zaten dışarıda yemek yemek zorunda olmak başlı başına sıkıntılı bir durum ya, neyse...

Beni sosyal medya hesaplarımdan takip edebilirsiniz: 

27 Mart 2019 Çarşamba

ŞU SIRALAR ELİMİN ALTINDA YENİ ÇIKMIŞ HANGİ KİTAPLAR VAR?


İlber Ortaylı - Bir Ömür Nasıl Yaşanır? (Kronik Kitap)
Josh Malerman - Carol Gömülmeden (İthaki Yayınları)
Stephen King - Hayatı Emen Karanlık (Altın Kitaplar)
Vladimir Sorokin - Tipi (Can Yayınları) 
Lisa Halliday - Asimetri (Domingo Yayınları)


Maxi Dylan Dog / Old Boy - Aylık Albüm (Lal Kitap)
Roy Jacobsen - Beyaz Deniz (Yapı Kredi Yayınları)
Volker Kutscher - Gereon Rath'ın Üçüncü Vakası (İletişim Yayınları)
Herman Melville - Veranda Öyküleri (Vakıf Bank Kültür Yayınları)
Selim Şeker - 5G Nesnelerin İnterneti ve Sağlığımız (Hayy Kitap)

Sosyal medya hesaplarım:

14 Mart 2019 Perşembe

SEZON DEVAM EDERKEN DİZİLERİN KARNESİ

Sezon devam ederken dizi dünyasında olup bitenler... Reyting canavarına direnenler ve kurban gidenler... Benim yorumlarım... 24'e kadar gözlerimi açık tutamayıp uyuyakalmalarım... Ve tabii Netflix... 

KARDEŞ ÇOCUKLARI (+++)


Kardeş Çocukları, yayınlandığı pazar günü ekranda pek başka dizi olmamasının haklı avantajını yaşıyor. Daha önce izlediğimiz benzer temalı dizileri andırmasına rağmen, Bir Zamanlar Çukurova gibi hem Total hem AB izleyicisini avucunun içine alan güçlü bir hikayeye ve çatışmalara sahip. Senaryoda bazı sarkmalar ve gereksiz uzatmalar olsa da, meselesini derli toplu bir şekilde anlatmaya devam ediyor. Kızıl saçlarıyla kötülük cadısı Umay Karay'ı hayli iyi canlandıran Nur Fettahoğlu, bence bu rolle Aşk-ı Memnu'daki Peyker'i kesinlikle unutturdu. Mehmet Aslantuğ ve Ayça Bingöl'le birlikte gayet güzel bir üçlü izliyoruz. Dört diziden üçünün reyting canavarına kurban gidip yayından kaldırıldığı şu dönemde, aldığı iyi reytinglerle Kardeş Çocukları ikinci sezonu çoktan garantiledi bile.

YASAK ELMA (---)



Gelecek sezonunu garantileyen bir başka iş de Yasak Elma... Dizi, drama olarak başladığı yolculuğunda izleyenlere "Gerçekten bu kadarı da saçmalık artık!" dedirtecek o kadar şey yaptı ki, yoluna benim için artık bir komedi dizisi olarak devam ediyor... Oyuncuları da projeyi de sevsem de, bölüm hikayeleri ve senaryo çok basitleşti! Güllerin Savaşı olabilecekken üçüncü sınıf komedi dizisine dönüştü... Üzgünüm... Ben sıkılarak, ayılarak, bayılarak ve göz ucuyla izliyorum artık ama dizi aldığı reytinglerle yeni sezonunu çoktan garantiledi bile. Aynı akşam ekranda bir başka kadın işi olmaması da izlenmesindeki en büyük sebeplerden biri tabii.

YÜZLEŞME (---)



Salı akşamı Kadın dizisinin karşısında yayın hayatına başlayan Yüzleşme, çok üzgünüm, ama üç kilometre öteden "Ben tutmayacağım!" diye bağırıyordu... Oyuncular da doğru seçim değildi, hikayenin işlenişi de çok yanlıştı. Eğer senaryosu iyi olsa Kadın'a rağmen bir şansı vardı. Ama görünen o ki dizinin finali yakındır. Geçmiş olsun.

BİR AİLE HİKAYESİ (+++)



Ekranlar Songül Öden'i gerçekten özlemişti... Umutsuz Ev Kadınları'ndan sonra, yine orada canlandırdığı karakterin tadını verebilecek bir karakterle karşımıza çıktı Songül Öden... This Is Us adlı dizinin uyarlaması bu. İkinci bölümü bu cumartesi yayınlanacak. Umarım uzun soluklu olur. Sonuçta cumartesi akşamı Erkenci Kuş ve Survivor'dan bıkan kitle için iyi bir seçim. 

VURGUN (---)



Bu sezon Hilal Saral'ın dizileri hep yarım kaldı. Şahin Tepesi'nin ardından yönetmenliğini üstlendiği Vurgun da dün akşam altıncı bölümüyle erken final yaptı. Dizi, daha önce defalarca işlenmiş bir konuyu işleyen, bayat bir diziydi. Olmayacağı belliydi... Emeklere yazık oldu...

KUZGUN (---)


Kurtlar Vadisi, Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz, İçerde, Çukur gibi diziler sağ olsun, ekranda "racon" kesen tiplerin sayısı arttıkça arttı. Mafya-intikam temalı diziler bunlardan geçilmiyor tabii, ama artık her dizide böyle en az bir tane karakter görüyoruz. Kasıla kasıla yürüyen "ağır" abiler... Sezonun yayın hayatına bir heves başlayıp beklenen reytingi sağlayamayan dizilerinden Çarpışma ve Kuzgun'da da bu durum geçerli... Barış Arduç'un Kıvanç Tatlıtuğ'un Kuzey karakterinin hal ve hareketlerini andıran Kuzgun'unu hiç sevemedim... Dizide de, Burcu Biricik gibi bir oyuncuya rağmen bir soğukluk, donukluk var... Hikayesi hiç çekmedi... Zaten Şubat'ta başladığı için bu sezonunu tamamlar diye düşünüyorum, ama gelecek sezonda devam etmesi zor görünüyor.

BİR ZAMANLAR ÇUKUROVA (+++)



Perşembe akşamları ekrana gelen Bir Zamanlar Çukurova'nın sezonun en iyi işi olacağını daha birinci bölüm fragmanını gördüğüm an söylemiştim. Öyle de oldu. Nedenlerini tekrar yazmayayım, çünkü daha önce çok yazdım burada. Ekleyebileceğim tek şey: Saniye'yle Gaffur'un spin-off dizisi çekilse bile izlerim!

İSTANBULLU GELİN (---)



İstanbullu Gelin'in yeni sezon fragmanında Süreyya'nın kızı Yaz'ın ağzından "Babaannemi kendi elleriyle öldüren Süreyya!" lafını hepimiz duyduk, değil mi? Sezonun ilk birkaç bölümünde gelecekten gösterilen sahnelerde Yaz'ı karşımıza çıkaran İstanbullu Gelin, sanırım reytinglerdeki düşüş yüzünden, Yaz'ı göstermeyi birdenbire kesti, reytingler de tekrar arttı. Yaz'ın büyük halini canlandıran Ahsen Eroğlu'nu flashforward'larda göreceğiz diye çok bekledim, ama sonunda olmayacağını anladım. Hatta Eroğlu da şu sıralar başka bir dizide, Kuzgun'da Kumru olarak yer alıyor. Belli ki o da İstanbullu Gelin'de sıranın kendisine geleceği an'ı beklemekten sıkıldı ve böyle bir şey olmayacağını anlayınca başka bir diziyle el sıkıştı. Ama benim anlamadığım, madem sezon planlamasında Süreyya'nın kızı Yaz'ı ve hatta Süreyya'nın Esma'yı öldürmesini planlanmış ve bunu fragmanda seyirciye duyurulmuştu, şimdi neden hikaye yarım bırakılıp bambaşka bir yola sokuldu? Seyirci, izlediği fragmanı yok mu sayacak? Yine de İstanbullu Gelin bu, finalde bu konuya bir açıklık getirileceğini tahmin ediyorum. 

Siz şu sıralar neler izliyor, nelere burun kıvırıyorsunuz? Yoksa siz de mi Netflix kuşu olanlardansınız? Netflix hayatlarımıza yerleşti yerleşeli ve Türk izleyicisi başka türlü bir dizi keyfinin de mümkün olabileceğini gördü göreli, her akşam 20-24 arası dizi izlemek insanlarda yavaş yavaş bir işkence haline gelmeye başladı gibi. Demedi demeyin. Ama geleneksel ekranın tadı da başka. Tabii dijitalin cazibesi de görmezden gelinemeyecek kadar yoğun.

Kararsızım! Sizce hangisi? Netflix mi, yoksa bildiğimiz eski televizyon mu?


Beni sosyal medya hesaplarımdan takip etmeyi unutmayın:

instagram: @ofluoglumert
twitter: @ofluoglumert
facebook: @ofluoglumert

4 Mart 2019 Pazartesi

BENİ ŞOK EDEN BİR YORUM!


Kitabım Ters Düz'ü biliyorsunuz...

Onu dizi yapmak istediğimi de... 

Hatta dizi olursa, baş karakter Ece Duman'ı kimin oynamasını istediğimi de...

İşte, o isim olan Aslı Tandoğan'la buluşmamı geçen gün şu yazımda yazmıştım...

Yazımı, "Tabii bakalım Aslı Tandoğan kitabı okuyunca Ece olmak isteyecek mi?" sorusuyla bitirmiştim. 

Aynı yazıyı, instagram hesabımda da paylaşmıştım...

İşte Aslı Tandoğan oraya, heyecandan ne yazacağımı bilemediğim bir yorum bırakmış!

"Sevgili Mert, senin gibi işine önem veren, nazik ve yetenekli biriyle tanıştığıma çok mutlu oldum. Umarım kitabın Ters Düz arzu ettiğin gibi dizi olur, o zaman mutlaka Ece'yi ben canlandırmak isterim."



Ben de heyecandan sadece bu emojileri bırakabildim: 😱❤😱

Peki sizce Ters Düz, geleneksel anlamda bir televizyon dizisi olmaya mı yoksa bir internet dizisi olmaya mı daha uygun? 

Beni sosyal medya hesaplarımdan takip etmeyi unutmayın:

instagram: @ofluoglumert

twitter: @ofluoglumert

facebook: @ofluoglumert

1 Mart 2019 Cuma

ASLI TANDOĞAN, REFİKA BİRGÜL VE ÇOK DAHA FAZLASI!





Mart ayı, Mart sayısıyla birlikte geldi! Bu sayıda da yine dopdolu bir içerik hazırladık. Yine yurt içi ve yurt dışından çeşitli seyahat rotalarını bir araya getirdik. “Doğal” ve “içten” sıfatlarını sonuna kadar hak eden Aslı Tandoğan ile, YouTube’da kendi ismiyle açtığı kanalı ve ailecek sergiledikleri “evli, mutlu, çocuklu” tablosunu konuştuk. Fotoğraf çekiminde de o oyunculuğunu konuşturdu ve ortaya şahane kareler çıktı! Yemek sayfamız için, yaptığı programlar ve yazdığı kitaplarla “yemek” denildiğinde akla gelen ilk isimlerden olan Refika Birgül ile mutfakta öze dönmeye dikkat çektik. Yapılan yemeklerde kullanılan sebze ve meyveyi olabildiğince kısa mesafeden, mesela kendi bahçenizden veya terasınızdan temin etmeyi esas alan “hiperyerellik” trendiyle ilgili pek çok şey söyledi. Tabii her ayın vazgeçilmezlerinden olan kültür-sanat sayfalarımızı ve daha fazlasını da unutmamalı… Ben hepsini paylaşamıyorum, ama siz derginin tamamını internetten okuyabilirsiniz. Veya belki Glober’la havada karşılaşırsınız, kim bilir? ✈☁️ Şimdi tatlı bir yorgunluk içinde, hafta sonunu, bu ayın diğer yeni dergilerini okumaya ayırmak istiyorum! Tabii biz Nisan sayısı için çoktan çalışmaya başladık bile. Yeri gelmişken söylemeden geçmeyeyim, bu tempo bana bazen kafa karışıklığı da yaşatmıyor değil: Her ay, gelecek ayın dergisini hazırlamaktan kendimi gelecek ayda zannediyorum. 🙊 Yani şu an Mart’ın 1’inde değil de, Nisan’ın 1’inde gibi hissediyorum kendimi. Ne denilebilir ki, sanırım bir çeşit mesleki deformasyon bu. 🤷‍♂️ Ama en güzelinden! Herkese bol okumalı hafta sonları! 




Beni sosyal medya hesaplarımdan da takip edebilirsiniz:

instagram: @ofluoglumert

twitter: @ofluoglumert

facebook: @ofluoglumert

Edebiyat Dünyasından Son Dedikodular...

Edebiyat dünyasının gündemi bazen en heyecanlı magazin haberlerini aratmıyor. Kitabını yapay zeka ile yazdığı iddia edildiği için prestijli ...