11 Ekim 2016 Salı

CAMILLA LACKBERG - SAKLI ÇOCUK - KİTAP ELEŞTİRİSİ

İsveç polisiyesinin gözdelerinden Camilla Lackberg'in ülkemizde yayımlanan beşinci kitabı Saklı Çocuk'ta başkarakter Erica nihayet ana kurgunun dışında kalmıyor. Ama bu sefer de yan karakterlerin adeta ayrı bir novella konusu olan öyküleri hikayenin ana seyrini o kadar çok bölüyor ki, yine bir olmamışlık kokuyor sayfalar... Yine de bir şekilde idare ediyoruz ve İsveç polisiyesi seven bizler için tatmin edici bir okuma sağlıyor Lackberg. 


Öncelikle, ülkesinde 2007'de çıkmış bir kitabın bizde ancak 2016'da yayımlanması... Çok geç çok... Erica'nın öyküsünde şu anda en az beş altı kitap geriden gidiyoruz...

Serinin dördüncü kitabı, benim Camilla Lackberg'den (o noktalı a harfi klavyede olmadığı ve kopyala yapıştırla da zor olacağı için böyle yazacağım) okuduğum ikinci kitap olan Yabancı'yı Ağustos'un sonunda şu yazımda eleştirmiş, ilk kitap Buz Prenses'te cinayeti birlikte çözen Erica ve Patrik'in, Yabancı'da ayrı ayrı bağımsız hikayelerde ilerlediklerini yazmıştım. Erica'nın olayların fazlasıyla dışında kaldığını ve kenar süsü gibi durduğunu... Neyse ki bu kitapta Lackberg durumu biraz toparlanmış. Patrik babalık izni nedeniyle evde olsa da en azından Erica'yla birlikte kendilerini cinayetle ilgili olayları çözmeye çalışmaktan geri durmuyorlar. Zaten konu kişisel olarak Erica'yı ilgilendirdiği için Erica olayların ortasında konumlanıyor. 

O yazımda bir de şöyle demiştim: Kitabın sonunda, cinayetlerin çözülmesi de öyle pat diye birdenbire oldu. Yazar sayfalar boyunca okuru bekletti bekletti ve sonra birkaç sayfalık açıklamanın ardından "Evet cinayet çözüldü, şimdi evlerinize dağılabilirsiniz" hayal kırıklığı yaşattı. Tabii okur hiç tatmin olmadı. Evet, Camilla Lackberg İsveç'in o daha sert, daha karanlık polisiye yazarlarından değil, kurgusunun daha popüler ve günlük bir akışı var, ama polisiyenin de gerektirdiği bazı şeyler var. O nedenle bu kitap pek olmamış Lackberg'cim... Şimdi hiç ara vermeden, bu yaz çıkan beşinci kitaba, Saklı Çocuk'a başlıyorum (öyle dediysem de Saklı Çocuk'u bu ekim ayında okudum). Bakalım o daha tatmin edici bir okuma sağlayabilecek mi?

Şimdi gelelim Saklı Çocuk hakkında söyleyeceklerime... Öncelikle kitabın konusundan bahsetmekte yarar var: İkinci Dünya Savaşı'na özel bir ilgisi olan tarihçi Erik Frankel, evinde ölü bulunuyor. Erica da, bir önceki kitabın sonunda annesinin sandığında bulduğu madalyayı ölümünden bir süre önce ona göstermiş. Belki de yaşlı adamın ölümü, sandıktaki bu gizemin de anahtarı... Nitekim öyle de oluyor. 



Lackberg, kitaplarında yan olaylar üstünde hep çok duruyor, abartıyor. Hatta öyle ki, bazen yan olay ana kurgunun çok önüne geçebiliyor ve bu da okuru sıkıyor haliyle. Çünkü ana olayların yaşanmasını ertelediği için sinir bozucu olabiliyor. Örneğin Lackberg, bir yan karakter olarak Mellberg'i ve kitaplarında Mellberg'e yer vermeyi çok seviyor. Yabancı'da, Mellberg'in bir kadına aşık olup sonu hüsranla biten hikayesini anlatmıştı. 528 sayfalık bu kitapta da Mellberg'in bir köpek ve salsa dersi veren Rita'yla olan maceralarını okuyoruz. Lackberg madem ki Mellberg'i bu kadar çok seviyor ve ona yeni yeni maceralar yaratmaktan zevk alıyor, e o zaman ne duruyor, yazsın bir spin-off ya da novella, Mellberg'i orada dilediğince başrol yapsın. Ama böyle olunca Erica ve Patrik'in hikayesini çok mu çok etkiliyor, geciktiriyor. 

Mellberg, Zagor'un Çiko'su gibi bir adeta. Her kitapta kendi hikayesi oluyor. Mellberg çapkın, Mellberg mirasyedi, Mellberg hapiste, Mellberg aşık oldu, Mellberg okula gidiyor...

Bu kitapta artık Anna ve Dan aynı evde yaşamaya başlıyor. Tabii Anna'nın çocukları ve Dan'in sorunlu kızı da onlarla. Onların hayatından kesitler görüyoruz, ama Anna ve Dan'in bu kitapta çok kritik bir sahneleri olduğunu söyleyemeyiz. Daha çok, yazar onları sayfaları doldurmak için kullanmış gibi.


Kitabın İsveç'te TV filmi olarak uyarlamasının fragmanı
kitaptan çok daha dikkat çekici ve karanlık duruyor.

Bu kitabın en az Erica kadar, hatta belki Erica'dan da çok adı geçen karakteri Karin. Hani şu Patrik'in onu aldattığı için boşandığı eski eşi Karin. Karin bu kitapta sürekli Patrik'in karşısına çıkıyor. Onun da bir bebeği var ve Patrik'le bebek pusetlerini birlikte sürdükleri bir sürü paragraf okuyoruz. Kitap boyunca puset sürme sahnesi o kadar çok yaşandı ki, kitabın sonunda artık acaba Erica Patrik'i kapının önüne mi koyacak diye düşündürdü. Eh, bu bir Türk dizisi olsaydı çoktan bir Karin krizi yaşanırdı. Hoş Erica da durumu olgunlukla ele almaya çalışıyormuş gibi görünse de aslında Karin'i bir parça kıskandı. Neyse ki öyle bir şey olmadı. Ama yani madem hiçbir şey olmayacaktı, neden sayfalarca Karin'den bahsettin bize Lackberg? Tıpkı Mellberg'in bir yere bağlanmayan yan hikayesi gibi, Karin de aynen öyle olmuş. Yani bu kitap aslında biraz sadeleştirilse, 528 sayfa değil rahatlıkla 250 sayfa, dolu dolu bir polisiye olabilirdi... Ama bu haliyle daha çok bir aşk macerasını anlatıyor. Evet, kitabın türü polisiye/gerilim değil, aşk/macera sanki. 

Lackberg'in Buz Prenses'ten beri okuduğum her kitabında sürekli bölüm başı girişleri oluyordu ve bu girişler italik yazılıyordu. Bu kitapta italik girişler kalkmış, yerlerine kitabın konusuna uygun olarak flashback sahneleri gelmiş, daha da iyi olmuş, değişiklik olmuş. Yani yine katilin gözünden o italik yazılan doldurma/zoraki sahneleri okumaya tahammül edemeyecektim çünkü.

Bir de anlayamadığım bir şey var. Aslında bu çok küçük bir detay. Hatta satır arasında pek çok okuyucunun gözünden kaçmış bile olabilir. Erica ne zaman kütüphaneye gitse ve ona kitabıyla ilgili sorsa, orada çalışan Christian kendisine çok soğuk davranıyordu. Bununla ilgili sonradan bir açıklama yok. Neden?



Kitapta İsveç, Norveç ve Almanya yer isimlerini sevdim. Mesela hakkında bilgi sahibi olduğum bir yer olan Kristiansand'ı kitapta görmek hoş oldu. 

Toparlayacak olursam, kitabı yan olaylar ana kurgunun önüne çok fazla geçtiği ve polisiye/gerilim çizgisinden çok aşk/maceraya kaydığı için biraz eleştiride bulunarak okudum. Ama kötü müydü? Hayır, değildi. İsveç polisiyesi seven bizler için gayet tatmin edici bir okumaydı.

İsim: Saklı Çocuk

Sayfa sayısı: 528

Fiyat: 32 TL

Puan: 8/10

SPOİLER ve NOT: "Saklı Çocuk" aslında Elsy ve Hans'ın çocukları. Yani Erica'nın üvey kardeşi! Kitabın sonunda onunla da tanışıyorlar ve buralar üstünde hiç durulmadan geçiştirilen, hızlı sahneler. Yabancı'daki bazı karakterlerin hikayeleri muğlakta kalmıştı. Bu kitapta Lackberg onlara değinir diye düşünmüştüm ama olmadı. Bu nedenle bir sonraki kitapta Erica'nın üvey abisi konusunu hiç ele almayıp böyle bir şey yaşanmamış gibi sayarsa da hiç şaşırmayacağım! 

instagram.com/ofluoglumert

twitter.com/ofluoglumert

facebook.com/ofluoglumert 

10 Ekim 2016 Pazartesi

TRABZON.


Yabani mantarlar, ısırgan otları, deli ballar... Hamoftalar, elmalar, kokulu üzümler, karayemişler... 

Burası Trabzon değil. 

Maalesef değil. 

Trabzon, İstanbul'dan daha beton bir şehre dönüşeli çok oldu. 

Burası, Trabzon'a bağlı ama merkeze saatlerce uzaklıkta, çok yukarılarda bir köy. 

El değmemiş. Şu an için. Ama iş makinelerinin sesleri duyulmaya başlandı bile. 

Umarım iki üç yıl sonra bu fotoğrafa bakıp da “Bir zamanlar böyleydi” demek zorunda kalmayız… 

instagram.com/ofluoglumert

twitter.com/ofluoglumert


facebook.com/ofluoglumert 


7 Ekim 2016 Cuma

ZAMAN NE ACIMASIZ!


Herkese merhaba! İstanbul Modern'e gittim, İnci Eviner'in retrospektifi hakkında fotoğraflı bir yazıyı daha sonra yazacağım ama sona ermeden gitmenizi tavsiye ederim. 23 Ekim son gün. 

17 Ekim'de de okul Erasmus hakkında bir bilgilendirme toplantısı yapacakmış (az önce mail attılar).

Nihayet!



Ve... Bu fotoğrafı bundan beş yıl önce çekmişim. Bilgisayarda albüm inceler gibi eski klasörlere bakarken buldum. Duygulanıyor insan. Zaman ne acımasız! 🐤


Fotoğraf #nofilter! Ona göre! Yani renk, ışık vs. uyumu tamamen doğal. Efekt yok! Sevmiyorum zaten efektleri, çektiğim her fotoğraf doğal ama bu fotoğrafta özellikle belirtmek istedim.

Şimdi de yazının yemek yazısı kısmına gelelim...


Ben bu yulaf, meyve ve reçelle yapılan atıştırmalık olayını iyice benimsedim ve artık bu işte gittikçe profesyonelleşmeye de mi başladım ne? Ve şimdi sıkı durun... Yakında evde kendi granola barımı da yapacağım! (Hiçbir fikri olmayanlar internette hemen aratsınlar, pişman olmayacağınız garanti.) Tabii ki yaparken fotoğraf çekip blogumda bir yazı da yazarım!

Ben ilk granola denemem için çok heyecanlıyım. Ya siz?

instagram.com/ofluoglumert

twitter.com/ofluoglumert

facebook.com/ofluoglumert 


5 Ekim 2016 Çarşamba

ERASMUS İŞLERİ


Santral'de yeni dönemin ilk yağmuru... Dünkü sıcak ve güneşli havadan sonra, bugün sabah saatlerinde sağanak döktü. Ben de, Erasmus için hazırladığım belgeleri fotokopicide taratmak için bugünü seçmiştim. Evet, scan edip pdf formatında yüklemek gerekiyor falan filan. Bu application prosedürleri zahmetli -diyorum ama önümüzde daha vize, oturma izni ve bir sürü yorucu iş var, o kısımları düşünmek bile istemiyorum. Neyse biraz yağmurun dinmesini bekledikten sonra, transkript, selection of courses, nomination form ve pasaport scan'i için fotokopiciye gittim. 4 tane scan için, hani scan işlemini biliyorsunuz, kağıt falan harcamıyorlar, verdiğiniz kağıtları taratıp elektronik ortama aktarıyorlar. 4 tane kağıt taradı diye, 4 lira aldı kadın! Normal fiyatının bu olmadığının, beni kazıkladığının tabii ki farkındaydım ama hava zaten yağmurlu, işim hallolsun diye, sesimi çıkarmadım, bir şey söylemedim.


Sonra arkadaşıma söyledim, o aynı işlemi tanesi 50 kuruşa yaptırmış! Bana dedi ki "Mert, kadın seni atkılı, kasketli entelektüel, asortik, sosyete biri olarak görünce..." 

O zaman kendime not: Bir daha o fotokopiciye giderken delikli pabuç bul ve giy! 

***

Evet, hani şu yazımda Erasmus'a nereye gittiğimle ilgili tahminlerinizi sormuştum. Bir kez daha tahmin alayım. Bir sonraki yazımda da nereye gittiğimi açıklayacağım artık. Bakalım kimler bilecek? 




4 Ekim 2016 Salı

BU AY BİTMEDEN...

Bu ay, film ve sinema açısından doyurucu bir ay. Takip etmek lazım.

Her şeyden önce Film Ekimi var. Diyorum da zaman yaratıp gidebilecek miyim, bilmiyorum. Daha programı bile inceleyemedim. 


Songül Öden'in oyunculuğunu Umutsuz Ev Kadınları'ndan beri bayılarak takip etmekteyim. Yeni filmi, daha doğrusu bir sanat filmi, Rüzgarda Salınan Nilüfer, vizyonda. Üstelik yönetmeni, Çoğunluk filmiyle tanınan Seren Yüce. Ama İstanbul'da yalnızca bir iki yerde gösteriliyor. Yine Umutsuz Ev Kadınları'ndaki partneri Tülay Günal da bu filmde rol alıyor üstelik.


Belki bir de kötü bir kitaptan güzel bir film yapabilmişler mi diye, Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları'na giderim. Instagram'daki popülaritesi karşısında şüpheyle yaklaştığım bu kitabı okumuş ve bir şu bir de şu yazıları yazmıştım. Kitapta hikaye ancak 200. sayfada falan başlıyordu ve ben öyle çığır açacak bir kitap olduğunu da düşünmüyorum. Seven niye bu kadar sevdi anlamadım, çünkü konu da orijinal değil ve daha önce defalarca işlendi... Yine de, Tim Burton yönetmenliğine olduğu için ve dediğim gibi, kötü bir kitaptan güzel bir film yapabilmişler mi diye izlemeye gidebilirim.

Ve İnci Eviner retrospektifi: İçinde Kim Var? İstanbul Modern'de. Gitmeden olur mu? Olmaz! Desenden resme, videodan yerleştirmeye, fotoğraftan heykele her şey var. Serginin küratörü Levent Çalıkoğlu. 23 Ekim'de son buluyor. Bitmeden mutlaka gitmeli. Gitmişken Karaköy'de bir kafede oturup dergi karıştırmalı. 

Yani bu ay bitmeden tüm bunların hepsini yapmalı. Yapmaya çalışmalı. Da nasıl, hangi ara?

Sizi sosyal medya hesaplarıma bekliyorum:

instagram.com/ofluoglumert
twitter.com/ofluoglumert
facebook.com/ofluoglumert 

3 Ekim 2016 Pazartesi

KAPTAN BRİAND, LAPACİ VE SİPACİ


Merhaba! Bu pazar birazcık nostalji yapmak istiyorum.

İlkokulda okuma yazmayı öğrendiğimden beri hikayeler yazdığımı zaten biliyorsunuz, ama aslında ilkokuldan çok daha önceye dayanan ilk merakımı biliyor musunuz: Çizmek. Cidden, çizgi roman yapmaya 3-4 yaşında başlamışım. Çizgi roman yapmak benim için her zaman vardı, şimdilerde yazmaya ağırlık versem de, hala var. "Kaptan Briand, Lapaci ve Sipaci" çizgi roman serime 2004 yılında, 9 yaşındayken haftalık (hatta bazen günlük) dergi şeklinde başladım. Üç denizcinin kimi zaman fantastik, kimi zaman dramatik, kimi zamansa komik olan maceralarıyla ilgili belki 1000'den fazla sayı/bölüm yazıp çizdim. 2004-2009 yılları arasında saman kağıtlara kurşun kalemle çizip elle renklendirdim. Bu şu anda gördüğünüz ise, 2009 yılında yine elle çizdiğim fakat bilgisayarda renklendirdiğim bir "Kaptan Briand, Lapaci ve Sipaci" yeniden doğuş bölümünün ilk sayfası -yani zaman içinde teknolojik gelişmelere bağlı olarak çizgi romanlarımı geliştirdim! O bahsettiğim tamamen elle yaptığım ilk nüshaları (1000 sayı olmalı dediğim bu elle yaptıklarım) ise şu an için asla ve asla internete koymayı düşünmüyorum, çünkü onlar benim için çok değerliler ve bir sürü anı/anlam taşıyorlar. Zaten onları ben ve o zamanlar verdiğim kişiler, yani bizimkiler, naylon poşetler/dosyalar içinde titizlikle saklıyoruz. Ama günün birinde ilk çizimlerimi de paylaşacağıma söz veriyorum. 2004'ten 2016'ya, inanılır gibi değil! Hey, Bozbalık fanları, Ece Duman'dan önce Kaptan Briand, Lapaci ve Sipaci vardı, tamam mı?!

instagram.com/ofluoglumert

twitter.com/ofluoglumert

facebook.com/ofluoglumert


1 Ekim 2016 Cumartesi

"EN İYİSİ YOUTUBER BİR SEVGİLİ BULMAK!" KAFASI


Ekim ayının ilk yazısında size daha başka şeylerden bahsetmek isterdim ama, bugünkü yazımın konusu Youtube. Neden mi? 10-25 yaş arasındaki Youtube videocuları hayatımızın her alanını işgal ettiler de ondan! Yok yahu Youtube'dan açıp izlediğim yok, Instagram'da her dakika reklam olarak karşımıza çıkıyorlar. Yani ana mecraları Youtube ama dört koldan kuşatıyorlar takipçilerini/"müşterilerini"... (Niye müşteri dediğime birazdan geleceğim.) Youtube'da yerli veya yabancı harika içerikler üreten kanallar, insanlar var. Siz de onlardan birisinizdir belki. Onlara tamam. Ama bazıları da resmen dakikalarca boş boş konuşuyor ve buna rağmen 20 bin izlenebiliyor. Hiçbir yeteneği olmayan, sadece ağzı laf yapan insanlar süslenip püslenip kameranın karşısına geçiyorlar ve başlıyorlar konuşmaya... Onları dinleyenler de mest oluyor, sanki dersin oradaki kız (evet genelde kız ama erkekleri de var, onlara da geleceğim) dünyanın yedi harikasından bahsediyor! Yok! Cümlelerin başı belli değil sonu belli değil... Çektikleri videoyu izlemeden mi yüklüyorlar Youtube'a, nedir? Bazıları da kendi kendilerine sözde ilginç hikayeler uydurup garip aksan ve tonlamalarla anlatıyor. Küçük yaştaki izleyiciler (evet, baya baya 8-13 yaş falan) reklamlarına tıklayınca para kazanıyor bu kızlar. Evet. Acayip para kazanıyorlar. Bu yüzden hangi konuda konuştuklarını da hiç umursamıyorlar. Yirmi dakika boyunca burnunda çıkan bir sivilceyi de anlatabilir, sevgilisiyle kavga edip ayrıldığını da, sonraki haftaki videosunda sevgilisiyle barıştığını da... Ağzına bisküvileri doldurup yayın yapan da var... Çünkü onu anlatırken giydiği şey sponsor, içtiği şey sponsor, yediği şey sponsor... 



Şimdi bir de bu youtuber'lar arası sevgililik modası çıktı... İki ünlü youtuber veya ünlü bir youtuber'ın kız/erkek arkadaşı da sonradan ünlü olarak birlikte videolar çekmeye başlıyorlar. Sponsor oldukları etkinliklere ayrı ayrı değil "çift" olarak gidiyorlar. Teenage'ler, hatta dediğim gibi 20'lik genç yetişkinler arasında garip bir sektöre dönüştü bu. Herkes youtuber olup para kazanma peşinde... Bir ben mi heves etmiyorum bu işe? Anlamıyorum ki... Bir de neredeyse çocuk yaştaki kızlar öyle bir makyaj yapıyor ki 20 yaşındaki kız 60 yaşındaki teyzeye dönüşüyor bir anda.  Hayır bundan 5 10 yıl sonra kendi videolarını izlediklerinde ne hissedecekler? Artık her yerde var bu youtuber'lardan. Hele bizim okulda metrekareye beş vlogger beş yutıbır üç makyajır beş stilistır düşüyor. İşin garibi, gerçekte öyle sizin videolarda izlediğiniz hallerinden eser yok. Bu nedenle videolarda son derece inşa edilmiş bir yapmacıklık denizinde yüzüyorlar...

Ekim ayı hepimize güzel gelsin! 

instagram.com/ofluoglumert

twitter.com/ofluoglumert

facebook.com/ofluoglumert 

Edebiyat Dünyasından Son Dedikodular...

Edebiyat dünyasının gündemi bazen en heyecanlı magazin haberlerini aratmıyor. Kitabını yapay zeka ile yazdığı iddia edildiği için prestijli ...