FAST FOOD etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
FAST FOOD etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ekim 2017 Çarşamba

AKARETLER'DE CHARLIE CHAPLIN'İN İŞİ NE?


Bugün şehir koşuşturmacasına kısa bir mola verdim. Hava gerçekten inanılmaz sıcaktı ve sanırım bunlar yazın son günleri... Sonbahar için yeni aldığım spor ayakkabılarım ve kasketimi giymiştim, ama cidden fazla geldi. Güzel havayı görünce, Akaretler'den Nişantaşı'na, oradan Şişli'ye doğru yürümeden duramadım. Ne de olsa sokaklarını adımlamadığınız bir şehirde yaşıyor sayılmazsınız, öyle değil mi?

Ve şu an fotoğrafı koyarken fark ettim, en solda ağaç yaprakları ve gölgelerin arasından Charlie Chaplin bakıyor! Çekerken fark etmemiştim ama şu an dikkatli bakınca gördüm.

Siz de gördünüz mü? 


6 Aralık 2016 Salı

İKİ MEKAN YAZISI VE MACCHIATO VE BOZA


Bu yazımda size İstanbul'dan iki kafe/mekan önerisinde bulunacağım.

Beni tanıyanlar çok iyi bilir, bir kitabevinde saatler geçirebilirim. Hele de o kitabevinde kitap ve derginin yanı sıra çizgi roman da varsa. Hele de o kitabevi aynı zamanda bir kafeyse. Hele de o raflardan birinde kendi yazdığım Ters Düz'e rastlamışsam!



Size tanıtacağım kafelerden ilki Akaretler'deki Minoa Kafe. Aslında burası bir kitabevi-kafe. Karaköy'dekiler kadar olmasa da, şık ve lüks bir yer. Ancak gelin görün ki eleştirmeden duramayacağım. Macchiato'yu küçücük fincanda kibar kibar içmek zorunda kalıyorsunuz. Bir iki yudumda hemen bitiveriyor. Buranın her şeyi çok küçük, ama fiyatlar almış başını gitmiş durumda. O nedenle her ne kadar gerek dekoratif gerek şık olsa da, fiyatlar nedeniyle Minoa Kafe'ye puanım 6/10. 


Şimdi tanıtacağım Bistro Sports Acarkent'e ise ilk kez geçtiğimiz cumartesi günü gittim. İlk görüşte çok beğendim burayı. Gerçekten çok rahat ve şık bir mekan. Karamelli macchiato içtim, inanılmazdı. Minoa'da da aynısından içmiştim ama aradaki farkı görebiliyorsunuz. Sunumda bile görsellik olarak fark var. Yanında küçük bisküvi ikramı var. Buranın elmalı pastası ve pancake'i de nefisti. Puanım 8/10.



İşte böyle... Geldi tarçınlı salep ayları... 

Salep demişken, hiç boza içtiniz mi? Ben ilk kez geçenlerde fırsat bulup içtim. Çok merak ediyordum (aşağıdaki fotoğraftaki boza değil, salep fotoğrafı). Öncelikle, kış aylarında olunca bozayı sıcak içecek sananlar, hayır, bu soğuk bir içecek. Aslında yiyecek bile diyebiliriz çünkü o kadar yoğun/katı ki, ancak kaşıkla yenilebiliyor. Ve tadı sizce de aşureye benzemiyor mu? Ya da tencerenin dibinde soğumuş muhallebiye? Yani hem sevdim hem sevmedim ben bozayı. Keşke sıcak olsaymış. Ve dediğim gibi, aşureye benzettim ben. 

Sizler boza hakkında ne düşünüyorsunuz? Yazdığım kafelere gidenleriniz var mı?


Beni sosyal medyada eklemeyi de unutmayın:


13 Kasım 2016 Pazar

ÇAYSIZ OLMAZ!


"Çay!

Siyahı, beyazı, yeşili, karışığı, açığı, koyusu, sertiyle güzel çay! 

Ruhumu gevşetip kalbimi yumuşattığından,

Düşünemem bir an olsun ayrı kalmayı ben ondan...

Ve ölüm bir gün gelip kapıma dayandığında,

Karşılayacağım onu bir fincan sert, leziz çayımla!
"

🍵🍁


Bugün de böyle... 

Instagram'ınız varsa... instagram.com/ofluoglumert

Twitter'ınız varsa... twitter.com/ofluoglumert

Facebook'unuz varsa... facebook.com/ofluoglumert

7 Kasım 2016 Pazartesi

MERT'İN GRANOLA BAR YAP(AMA)MA MACERASI


Uzun zamandır aklımdaydı evde kendi granola barımı yapmak... Peki sonuç ne oldu dersiniz? Tam 7 yıldır blog yazıyorum, ilk kez bir yemek tarifi yazısı yazdım! Mert, granola bar yap(ama)ma macerasını gururla sunar!

Size bundan tamı tamına bir ay önce yazdığım şu yazımda, yakında evde kendi granola barımı yapacağımı söylemiştim. Sözümü tuttum. Tam bir ay sonra işte granola barımı yaptım! İtiraf edeyim, öyle görünmese de yapması sandığımdan daha zormuş. Daha doğrusu yapmasında bir şey yok da o malzemelerin birbirine yapışmasını tutturmak biraz zor. Önce internette tarif aradım. Granola bar nasıl yapılır? Granola bar tarifleri. Granola bar yapımı. İşte benim malzemelerim: 

- Yulaf (granola barın olmazsa olmazı bu, çünkü granola bar denen şey aslında gofret şeklinde ısırmalık yulaftan ibaret)

- Kuru üzüm

- Kuru kayısı

- Kuru erik

- Başka "kuru"lar (yani kuru olarak ne bulursanız demek istiyorum)

- Portakal kabuğu (hem de harika bir tat ve koku veriyor) 

Badem

- Fındık 

- Bal

- Tarçın

- Şeker

- Tereyağı

Ben granola barımı bunlarla yaptım. 

Şimdi size nasıl yaptığımı da anlatayım. 

İlk olarak büyükçe bir kabın içine iki-üç su bardağı yulafı döktüm. Sonra iki adet portakal kabuğu rendeledim. Kuru üzüm, küçük küçük kestiğim kuru kayısı ve erikleri bir kapta topladım. Fındık ve bademleri de küçük parçalar haline getirip bunların hepsini o kapta karıştırdım. 

Bunun yanı sıra küçük bir cezvede tereyağı eritip sonra bu tereyağını da bu kaba döktüm. Sonra üstüne bal, tarçın ve şeker koyup karıştırdım. Bu karışımı fırında yağlı kağıtla kaplı bir tepsiye boşaltıp fırını da 160 dereceye getirdim.


20 dakika sonra fırından çıkarıp baktım. Sanırım olmuştu ama birbirlerine pek yapışmamıştı. Bir 5 dakika daha fırına koydum. Sonra çıkarıp dilimledim ama dilimlerken dağıldılar! Biraz soğuttuktan sonra daha katılaşıp sıkılaşsalar da, yine de hayal ettiğim o ısırmalık gofret/bar kıvamını pek alamadılar. 

Son derece sağlıklı ve protein ağırlıklı bir atıştırmalık bu. Son zamanlarda kafelerin menülerinde, market raflarında da görmeye başladığımız granola bar işte. Ben gofret gibi değil de ıslak toplar şeklinde olunca aynı yulaf mantığıyla yoğurda karıştırıp reçelle yedim. Aşağıdaki fotoğrafta bu iki farklı yeme şeklini de görebilirsiniz. Sütün içine de atılabilir. Tadı enfes. Sadece görüntüsü biraz eksik kaldı. O da ilk denemem olduğu için tabii ki. 

Kendime haksızlık etmeyeyim yani, gayet güzel oldu granola barım. 


İnanamıyorum, tam 7 yıldır blog yazıyorum, ilk kez bir yemek tarifi yazısı yazdım!

Eee, evde granola bar yapmayı deneyeniniz var mı? Peki bu yazıdan sonra denemeyi düşünür müsünüz? Sizin fikirleriniz neler? 

Instagram'ınız varsa... instagram.com/ofluoglumert

Twitter'ınız varsa... twitter.com/ofluoglumert

Facebook'unuz varsa... facebook.com/ofluoglumert

7 Ekim 2016 Cuma

ZAMAN NE ACIMASIZ!


Herkese merhaba! İstanbul Modern'e gittim, İnci Eviner'in retrospektifi hakkında fotoğraflı bir yazıyı daha sonra yazacağım ama sona ermeden gitmenizi tavsiye ederim. 23 Ekim son gün. 

17 Ekim'de de okul Erasmus hakkında bir bilgilendirme toplantısı yapacakmış (az önce mail attılar).

Nihayet!



Ve... Bu fotoğrafı bundan beş yıl önce çekmişim. Bilgisayarda albüm inceler gibi eski klasörlere bakarken buldum. Duygulanıyor insan. Zaman ne acımasız! 🐤


Fotoğraf #nofilter! Ona göre! Yani renk, ışık vs. uyumu tamamen doğal. Efekt yok! Sevmiyorum zaten efektleri, çektiğim her fotoğraf doğal ama bu fotoğrafta özellikle belirtmek istedim.

Şimdi de yazının yemek yazısı kısmına gelelim...


Ben bu yulaf, meyve ve reçelle yapılan atıştırmalık olayını iyice benimsedim ve artık bu işte gittikçe profesyonelleşmeye de mi başladım ne? Ve şimdi sıkı durun... Yakında evde kendi granola barımı da yapacağım! (Hiçbir fikri olmayanlar internette hemen aratsınlar, pişman olmayacağınız garanti.) Tabii ki yaparken fotoğraf çekip blogumda bir yazı da yazarım!

Ben ilk granola denemem için çok heyecanlıyım. Ya siz?

instagram.com/ofluoglumert

twitter.com/ofluoglumert

facebook.com/ofluoglumert 


27 Eylül 2016 Salı

BU YAZ NASIL GEÇİP GİTTİ?

Acısıyla tatlısıyla bir yazı daha geride bıraktık... Yaz güzel mevsim. Ama her güzel şeyin bir sonu var. İşte bu yazın benim için nasıl geçtiğinin, çektiğim fotoğraflarla kısa bir özeti... Kısa dediğime bakmayın, Haziran'dan Eylül'e nereye gittiğimden nerede ne hissettiğime her şeyi anlattım!



Temmuz'dan başlayalım.

Temmuz'un ilk haftası Antalya Kemer Göynük'teki beş yıldızlı Otium Hotel Life'taydım.

Otelin eğlence ekibi az sayıda kişiden oluşuyordu. Gündüz yoga dersi verenle akşam havuz başında dans eden aynıydı mesela. Yine de hepsi samimi ve güler yüzlüydü. 

Yemekler... Eh, açık büfe işte... Hiç et yoktu. Hep ıvır zıvır şeyler vardı, turistler beşer beşer götürüyordu tabakları. Ama meyve, tatlı çeşidi oldukça boldu. Yemekler de lezzetliydi.

Hiç et yok diye herhalde tepki gelince, bir akşam Türk gecesi yaptılar. Kebaplar, mantılar, aklınıza gelen gelmeyen ne varsa...

Kısacası mide fesadı...

Ve çöpe giden bir sürü yemek... Keşke oteller bir yerlere verseler günün sonunda artan yiyecekleri... Yazık olmasa...


Genelde hep havuza girildi. Böyle güzel bir havuzu vardı. Ben bu fotoğrafı sabah herkes uyuyorken kalkıp çektim tabii.


Deniz biraz dalgalıydı ama Kemer'in denizi açık olduğu için dalga hep olur zaten. Plaj neredeyse boştu, herkes havuz başında olduğundan. Ben birkaç kez denize de girdim. Oteldeki son akşamlardan birinde azıcık yağmur da yağdı, rüzgar esti... 


Akdeniz akşamları bir başka oluyor... 🎈



Akşam güneşi kimeydi?



Bu arada bu fotoğrafı da aradan koyayım, burası Afyon... Afyon'da vişneli ekmek kadayıfı mutlaka yenir!


Ve bu fotoğraf da Trabzon'dan... Doğu Karadeniz, aniden bastıran yaz yağmurlarıyla (ve hemen ardından çıkan güneşleriyle) ünlüdür. Hani bir genel kültür yarışmasında sorulursa diye... 


Derken... geldik Marmaris'e! Her yaz Marmaris, çünkü hep bir başka Marmaris!





Bu fotoğraflar Selimiye'den... Hani evet, son zamanlarda adını Kenan İmirzalıoğlu/Sinem Kobal haberlerinde duyduğunuz Selimiye'den... Selimiye hakkında daha detaylı bir yazıyı şurada yazdığım için bu kısmı kısa tutuyorum. 


life is better with water 💦 diyorum...



Benim için tatil bisikletsiz olmaz. O nedenle her gün bisiklet sürdüm! Ve haliyle bisikletim sık sık bozuldu, lastiğine bir şey oldu orasına burasına derken sürekli bisikletçi arar hale geldim! Tatil beldelerinde bisikletçi bulmak bir dert, çünkü en ufak bir tamirat işinde bile yeni bisiklet parası istiyorlar. Detayları şurada yazmıştım.


Fokur fokur kayna vişne reçeli...🍒 Evde pişiyor hem de mis gibi! Ben özellikle kırmızı renkli reçelleri daha çok seviyorum! Vişne, kızılcık, hamofta, çilek, erik... Ve daha nicesi... Hepsine bayılırım! Reçelsiz bir kahvaltı sofrasını hayal bile edemiyorum!



Kahvaltı demişken... Yaz, uzun ve keyifli kahvaltı sofralarıyla, muhabbetle doluydu... Kızılcık, vişne, çilek reçelleri, ayrıca tabii ki bal da gördüğünüz gibi sofranın başköşelerinde. 


Araya bir kendi fotoğrafımı koyayım. 


Ben tatildeyim, peki ya Ters Düz? Ters Düz tatilde!


Burası Marmaris'te ilk kez bu yaz gittiğim çok hoş bir kafe. Adı sanırım Birinci Peron'du.



Ve günübirlik Datça! Detayları şurada yazmıştım. 


Yaz sıcağında en iyi buz gibi İsveç polisiyesi okunur.☀❄ deyip Camilla Lackberg siparişlerimi verdim. Yabancı'yı bitirip şurada yorumlamıştım. Şimdi Saklı Çocuk'u okuyorum.




Tatilde bol bol kendi kitabımı da yazdım! Hani Ters Düz'ün ikincisini... İkinci kitabı bitirme çalışmaları tüm hızıyla sürüyor... Çok az kaldı!
                             

Yazı çalışmaları sürüyor... Şu renklere bakar mısınız, tablo gibi tablo! 


Yine Selimiye'deyiz. Always happy, positive and energetic.


Selimiye'de sabahları çıkan sıcacık köy bazlaması... Haritaya benziyor. 





Çiftlik Koyu... 



Ve Haziran, Temmuz, Ağustos derken Eylül geldi, tatil yerleri sakinleşti... An itibariyle Marmaris'in koyları da beach'leri de bize kalmıştır! 🐬 Bu fotoğraf Turunç'tan. 


Yaz... bitmesen? 


İçmeler'den denize bakış... 


Bon appetit! 🐝 Joya Del Mar bu yıl çok kalabalıklaşmış ve hizmet kalitesi düşmüş ama yemeklerin lezzeti aynen devam... 



Ve... İşte tatilin belki de son fotoğrafı. Marmaris Marina'dan. Sadece bir hafta öncesinden. Tatilin sonuyla birlikte rüzgarlar gelmişti. 🍃 Mevsim dönüyordu ve biz inatla yalınayak dolaşmaya devam ediyorduk. 👣

Ee, peki sizin yaz tatiliniz nasıl geçti? Anlatın haydi! 

instagram.com/ofluoglumert

twitter.com/ofluoglumert

facebook.com/ofluoglumert 

Hayal Kurmak, Yürümek, İzlenimler

"Hem bir hayal, dostum, bir umut değildir; onunla yetiniriz; hatta, imkansız olduğuna inandığımızda onu daha güzel buluruz, çünkü o zam...