ÇİZGİ ROMAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ÇİZGİ ROMAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Şubat 2018 Salı

ÇİZGİ ROMAN OKUR MUSUNUZ?

Kendi kitaplığımdan 

Ooooof, lütfen bu çizgi romanların devri bitmesin ya!

Zagor, Çiko, Dylan Dog, Martin Mystere, Mister No, Julia ve daha niceleri… 

Ne çok severim… 

Ben çocukken hep çizgi roman yapardım, bir sürü farklı karakterlerim ve dünyalarım vardı, hatta bu yazma işine de aslında resimli öykü ve çizgi roman yaparak başladım. 

Şimdilerde tamamen hikaye ve roman yazarlığına yönelmiş olsam da, yine arada bir çizgi roman yapmıyor değilim. 

Peki siz çizgi roman okur musunuz? 

Belki de yabancısınız onlara. 

Eğer öyleyse doğrudur... 

Zagor'dan bir kare. 

Çünkü bundan on yıl öncesine dek hala iyi durumdaydı çizgi roman sektörü ama dijital gelişmeler ve teknolojiyle birlikte -en azından bizim ülkemizde- artık çok sınırlı bir kitlenin ilgisi, hobisi, merakı dahilinde kaldı. 
Dylan Dog'dan sözsüz bir sayfa 

İşte polisiyeden gizeme, dramdan suça (benim en çok sevdiğim türler de bu real life temelli olanlar) pek çok farklı konuyu işleyen bu Zagor, Dylan Dog falan da aslında en parlak dönemlerini babalarımızın zamanında yaşadılar ama ben hala onları okumayı çok seviyorum. 

Sayıları az da olsa çok sıkı takipçileri olduğu için neyse ki hala kitapçılarda rastlıyoruz her ay yeni sayılarına. Evet, kitapçıda gördüğünüzde “Aman bunlara kim para veriyor?” diyorsanız, itiraf vakti: İşte o benim, o kitapları ben alıyorum! 

Size de, yeni keşifler yapmak için kendinize bir şans tanımanızı tavsiye ediyorum. 

Çünkü tepeden tırnağa bir kitap kurdu olmak bunu gerektirir…

Sosyal medya hesaplarım: 

twitter: @ofluoglumert
instagram: @ofluoglumert
facebook: @ofluoglumert 

24 Mayıs 2017 Çarşamba

İSVEÇ'E GELMİŞKEN ÇİZGİ ROMAN SERGİSİ AÇIVERDİM!


Dedim İsveç'e gelmişken bir çizgi roman sergisi açmadan dönmeyeyim! Şaka şaka, dersimin final projesi. İsveç'teki hayatımı anlattığım Mert'in İsveç Günlüğü'nün 1. bölümünü sizinle şurada paylaşmıştım, çok da güzel yorumlar aldım, herkese çok teşekkürler. İşte çizgi romanımın tamamını fotoğrafta arkamdaki panoda görüyorsunuz. 


Sergi açılışı Malmö Högskola'nın Niagara binasında oldu. Atıştırmalıklar da tam İsveç usulüydü! Burada çok tüketilen lakritz şekerleri ve jelibonlarıyla tam üç çeşit cips vardı. Çizgi romanımda da bahsettiğim gibi, bu İsveçliler sabah kahvaltılarında yulaf ve avokado yiyorlar ama aslında o kadar da sağlıklı beslenmiyorlar, abur cubur yemeye bayılıyorlar ve çok fazla şeker tüketiyorlar. Yani sabahları sebze meyve yiyorsunuz tamam ama, onlar sizi kurtarmaz, n'aber?



Benim kalemimden, klasik Türk kahvaltısı vs İsveç kahvaltısı... 




Daha çok paylaşımım için beni sosyal medyadan da takipte kalmayı unutmayın!



4 Mayıs 2017 Perşembe

YENİ ÇİZGİ ROMAN DİZİSİ: MERT'İN İSVEÇ GÜNLÜĞÜ - BÖLÜM 1


İsveç'teki Erasmus günlerimi anlattığım 4 bölümlük çizgi roman dizim "Mert'in İsveç Günlüğü"nün 1. bölümü işte karşınızda! Ben çocukken hep çizgi roman yapardım, bir sürü farklı karakterlerim ve dünyalarım vardı, hatta bu yazma işine yine 1. sınıfta, yani okuma yazmayı öğrenir öğrenmez resimli hikayeler yaparak başladım. İsveç günlerimi çizgi romanlaştırma bahanesiyle yeniden çizgi roman yapmaya başladığım için mutluyum! Üstelik hiç bilgisayar işi yok, tamamen elimle çizdim ve siyah-beyaz olarak bıraktım. O nedenle bilgisayarda düzeltmediğim bazı hataları mazur görün lütfen. Evet, böyle dizi Netflix'te yok! Ocak-Şubat'ta geçen 1. bölüm 3 sayfadan oluşuyor. Sayfaların üstüne tıklayarak metinleri büyütebilir ve detayları inceleyebilirsiniz. 

Okuduktan sonra yorumlarınızı benimle paylaşmayı unutmayın lütfen! Keyifli okumalar...


Dizide kendim oynadığım (!) için, bakın blogum benimle röportaj yaptı. O soru cevap aşağıda:

Kafa: Mert Bey yeni diziniz hayırlı olsun... Bize biraz diziden bahseder misiniz?
Mert: Çok teşekkürler... Dizimiz 4 bölümlük mini bir dizi. Ocak-Şubat, Mart, Nisan ve Mayıs-Haziran olmak üzere İsveç'teki 4 farklı zaman dilimimde geçen 4 bölümlük bir dizi olacak. 

Kafa: İlk bölümün çekimlerinde zorlandınız mı?
Mert: Evet, Ocak'ta İsveç'e geldiğim ilk haftalar kar yoktu ama hava buz gibiydi. Nehirler, göller donmuştu. Zaten benim ellerim buraya gelir gelmez çatladı, buna dizide de yer verdik. Onun dışında, bulduğumuz bisiklet bana biraz küçük geldi, ama rol gereği sürekli kullanmak zorundayım. Ayrıca yeme-içme de burada büyük gündem, İsveç'in pahalı bir şehir olması da işleri zorlaştırıyor tabii. 

Kafa: Şu anki çekimler nasıl gidiyor?
Mert: Havalar neyse ki biraz ısındı, ama burası hala çok rüzgarlı ve rüzgar çekimleri gerçekten etkiliyor. Uçmamayı başardığımız için kendimizi tebrik etmemiz gerek! Ayrıca bisikletten mi neden bilmiyorum ama son günlerde bacağıma bir uyuşukluk da girince, çekimlere birkaç gün ara vermek zorunda kaldık. Sağ olsunlar, yönetmenimiz ve ekip arkadaşlarımız çok anlayışlılar.

Kafa: İkinci bölüm Mart ayında geçecek... Bize biraz ipucu verebilir misiniz?
Mert: Dediğiniz gibi Mart'ta geçeceği dışında, hiçbir ipucu veremem! Ayrıca biz de senaryoyu son anda gördüğümüz için bir şey söyleyemeyeceğim! 

Kafa: Ama şu an Mayıs, Mart'ı çoktan çekmiş olmalısınız?
Mert: Evet, aynen öyle. Ama şimdilik sürpriz olsun. İlk bölümde Mert'in İsveç'teki ilk iki ayını, hava durumuyla, kaldığı yerle, okuluyla, alışveriş yapmayla ilgili maceralarını gördük. Dizi sonraki bölümlerde de onun hayatını olduğu gibi aktarmaya devam edecek.

Kafa: Peki ikinci bölüm ne zaman gelecek?
Mert: Çok yakında, takipte kalın!

instagram.com/ofluoglumert

twitter.com/ofluoglumert

facebook.com/ofluoglumert

30 Mart 2017 Perşembe

SİZE BİR KÜÇÜK SORUM VAR!


Merhaba! Acaba diyorum, buradaki günlerimi anlatan bir çizgi roman mı yapsam? 🎨 

Ocak’ta İsveç’e geldiğim ilk andan itibaren başıma gelenleri, ne yediğimi, ne yaptığımı, kış boyu donmayıp nasıl hayatta kaldığımı, mizahi bir dille, özet şeklinde? 

Aşk, entrika, sırlar, ilişkiler, yaşam mücadelesi, bildiğin dizi gibi olur işte? 

Blog'da yayımlarım? Bak bence siz bunu bir düşünün! 

Not: Ben düşünmeye başladım bile! 😉



28 Mart 2017 Salı

GÜNDEMİMDEN KISA KISA...

Herkese merhaba! 7'de kalktım. Hemen her sabah 7'de, hatta bazen 6'da kalkıyorum. Ne yapayım, gün aydınlandıktan sonra uyumak bana zaman kaybı gibi geliyor. Uykumu almak şartıyla tabii. Pazar günü burada saatler 1 saat ileri alınınca, Türkiye'yle aramızdaki zaman farkı 2 saatten 1 saate düştü. Şu an burada saat 8, orada 9. Ben bu yazıyı yayımladığımda burada 9, orada 10 olur. Bu sabah knackebröd, ekmek, lingon reçeli, yumurta, salatalık, Bulgar beyaz peyniriyle yaptığım kahvaltımın ardından şu an İngiliz poşet çayımı içmekteyim bu satırları yazarken, öhöm. Dün sabah markete gittim, aslında taze ekmek almak için gitmiştim ama (yine her zamanki gibi) gördüğüm HER ŞEYİ alarak döndüm. Bu Bulgar beyaz peyniri de onlardan biri... SEK kaç oldu demiştiniz? :)


abdülcanbaz osmanlı tokadı ile ilgili görsel sonucu

Hiç 5000 kelimelik essay yazasım yok... Hem de 3 gün içinde... Burada aldığım dersin hocası bazı şeyleri hep son anda duyuruyor, ayrıca notu da gerçekten kötü, zaten derslere de kimse gelmiyor, o nedenle arada kaldım dostlar! Bir önceki essay'i Tenten hakkında yazmıştım, bunu Abdülcanbaz hakkında yazıyorum, bu çizgi romanı bilir misiniz? Hoca tam olarak ne yazmamız, nasıl yazmamız gerektiğini de söylemiyor, o nedenle cidden kararsızım. Essay yerine roman yazsam, blog yazsam olmaz mı? E yazıyorum işte blogumu! 

Saatler de ileri alındı ya, yok, artık hava kararmıyor burada. Dün dikkat ettim, saat 19.45 falan, hala havanın kararmasını bekliyoruz! 20'ye doğru ancak karardı. Yani Nisan'da, Mayıs'ta iyice uzun günler göreceğiz İsveç'te. 

Bugünlerde Isabel Allende-Canavarlar Kenti kitabını okuyorum.

Yazmadan edemeyeceğim... Oysa geçen hafta ne kadar övmüştüm Cesur ve Güzel'i... Cahide'nin hamile olmadığının bu kadar erken açığa çıkması müthiş bir zamansızlık, müthiş bir senaryo hatası... Sezon finalinde bomba etkisi yaratacak böylesine bir olayın sezon ortasında sanki başka hiç yan konu yokmuş gibi, üstelik özensizce geçiştirilmesi, yemekten sonra tatlı beklerken şef garsonun bir anda "Bu akşamlık bu kadar, kapatıyoruz!" demesinden bin beter!

Ya Cry Me a River ne güzel bir caz parçasıdır! Çalanın, söyleyenin eline, ağzına sağlık... Her zaman durur dinlerim...

Birazdan bisikletime atlayıp okula gideceğim. Ders cuma hariç 10'da başlıyor, cuma günü 9'da başlıyor. Burada yağmur çamur demeden insanlar her gün bisikletleriyle gidiyor işlerine, okullarına, tabii ben de. Tabii laf aramızda, bazen bisikletimin yağmurda ıslanan selesine oturmak için fazla şık giyinmiş oluyorum; öyle durumlar için bisikleti üstü kapalı bir yere park etmeyi tercih ediyorum. :) Neyse ki şu günlerde hava hayli güneşli, soğuklar da epey kırıldı, artık buraya da bahar geliyor umarım! 

İsveç'te Erasmus hayatım böyle gidiyor işte... Acaba diyorum, buradaki günlerimi anlatan bir çizgi roman mı yapsam? Blogda yayımlarım?

- - - 

Beni sosyal medyadan takipte kalmayı unutmayın! 24 saat sonra silinen anlık fotoğraflarım için de instagram'ı hayli aktif kullanıyorum:




26 Şubat 2017 Pazar

BRÜKSEL'DE NE YAPTIM? BRÜKSEL GEZİSİ VOL.1

Dikkat: Fazlasıyla Tenten, Manneken Pis/İşeyen Çocuk, çikolata, waffle, çizgi roman, French fries, müze ve Euro muhabbeti içerir!

Brüksel'e gitmek hiç aklımda yokken, bizim Hong Kongluların planına dahil olmamla kendimi Tenten'in ülkesinde bulduğumu biliyorsunuz. Evet, Belçika'dan bildiriyorum! Belçika'nın başkenti olan Brüksel'e, 17 Şubat sabahı Kopenhag'dan gittik, 21'inin akşamı da döndük. 5 gün Brüksel için gerçekten çok fazlaydı, biz biraz fazla kalmış olduk, bence 2-3 gün Brüksel için ideal. Tabii bir gün de Brugge'a gittik. Bu yazımda sizlere Brüksel'de gezilecek yerler, Brüksel'de ne yenirBrüksel'den ne alınırBrüksel'de mutlaka gitmeniz gereken yerler ve müzeleri anlatacağım. İlk kez denediğim Airbnb maceramı ve Brugge gezimi de sonraki yazılarımda detaylıca anlatacağım elbette.

Belçika yolcusu kalmasın! Arkadaşım şak diye çekti bu fotoğrafı ve doğallığa bayıldım, yüzümde resmen güller açmış! Birkaç günlüğüne İsveç SEK'inden kurtuluyorsun Mert, ama biliyorsun, Euro da can yakacak. (Not: Daha havaalanından dışarı adım atar atmaz yaktı bile, hiç merak etmeyin.


Brüksel uçak biletimizi her ne kadar ucuza almış olsak da, 
Malmö'den Kopenhag'a gitmek ve Brüksel Charleroi Havaalanı'ndan Brüksel şehir merkezine gitmek, uçak biletinin neredeyse iki katı fiyatına denk gelmiş oldu. Öncelikle, Malmö'den Kopenhag'a gitmek 89 DKK (yani bizdeki değişen karşılığına göre 45-55 lira arası). Kopenhag'dan Brüksel'e uçuş yaklaşık bir buçuk saat. Brüksel Charleroi Havaalanı'ndan Brüksel Midi'ye gitmek 57 liraya denk geliyor. Gelirken kişi başı 15 Euro verip taksiyle geldik (57 lira), dönüşte de yine kişi başı 14 Euro (53 lira) verip havaalanı otobüsünü kullandık. Ama bitmiyor. Midi de merkezi bir yer değil. Midi'den merkeze gitmek için de 2.10 Euro'luk metro bileti almanız gerekiyor. Bu bilet de 8 lira. Yani uçak bileti hariç, 225 lira gibi de havaalanından şehre-şehirden havaalanına (ve Kopenhag-Malmö arası) gitmek için vermek durumundasınız. Brüksel'de ulaşım nasıl derseniz, böyle işte, pahalı. Hoş İsveç kadar pahalı değil. Ama dediğim gibi, bir yanda SEK, diğer yanda Euro olunca kıyaslama yapmak da zor. Şimdi hiç vakit kaybetmeden madde madde anlatmaya başlıyorum, ki Brüksel'e gitmek için yazımı okuyanlar aradığını bulabilsin: 

Brüksel'de gezilecek yerler 

1 - Grand Place 




Grand Place, Brüksel'in hiç şüphesiz en hareketli meydanı. Başınızı nereye çevirseniz dört bir tarafınızda pek çok tarihi bina göreceksiniz. Aynı zamanda sokakları at üstünde gezmek isterseniz böyle mini bir gezi de yapabilirsiniz. Grand Place birçok kafeye, restorana, hediyelik eşya dükkanına, waffle'cıya da ev sahipliği yapıyor. Biz Şubat'ın ortasında gittiğimizde bile çok kalabalıktı, yazın kim bilir nasıl olur... 

2 - Manneken Pis






Grand Place'tan sadece birkaç sokak ötede yer alan bu küçücük, yalnızca 61 cm olan heykel nasıl da tüm Brüksel'i birbirine katıyor bir bilseniz! İşeyen Çocuk'la selfie çektirmek için Hong Konglusundan Türk'üne, millet birbiriyle nasıl yarış ediyor bu küçücük heykelin önünde, görmeniz lazım! Orijinal İşeyen Çocuk Heykeli küçücük ama şehrin her yerinde kendisine türlü kılıklara girmiş bir şekilde rastlamanız mümkün. Çikolatacılarda işeyen çocuk çikolatalarından tutun işeyen Şirinler'li kartpostallara kadar her yerde var. Hatta, ünlü saat markası Swatch ona özel işeyen çocuklu saat bile yapmış, size o kadarını söyleyeyim. Kendisi benim pazartesi modum olur bundan sonra. 

Peh, yine mi pazartesi? 
3 - Galeries Royales Saint-Hubet

Bizdeki Kapalıçarşı'nın çok çok çok daha küçüğü gibi olan, ama gerçekten tarihi bir binaya sahip bu Brüksel çarşısı oldukça eski ve şık dükkanlara ev sahipliği yapıyor. Çarşı pazar gezmesi, çizgi roman figürleri avı, çikolata tadımı... Çikolata kaplı vitrinler tok karınları bile acıktırır, o yüzden pek fotoğraf koymayacağım. Hayır gözlerimize de yazık, dişlerimize de. 


4 - Atomium 


Şehir merkezine uzakta ve biraz ters bir yerde olan Atomium, şans eseri, bizim kaldığımız eve çok yakındı. İlk başta biraz korkunç bir görüntüsü var, sonra alışıyorsunuz. 

5 - Sablon 


Sablon da yine merkezde, parkları olan bir yer...

6 - La Boutique Tintin

Birazdan içerideki her şeyi alacaktı... 

Şimdi gelelim esas konuya!  
Brüksel'de hiçbir yere gitmesem bile buraya illa gidecektim! La Boutique Tintin'e, yani Tenten Butik'e! Aman aman Tenten meraklısı olmasam da, çizgi roman seven biriyim ve Tenten'i de seviyorum. Gerçi tam bir çizgi roman şehri olan Brüksel'e gelmelerine rağmen Tenten hakkında hiçbir fikirleri olmayan Hong Konglu arkadaşlarım Tenten'i gördüğüm her yerde heyecanlanmamı anlayamadılar. Tenten Butik'te resmen kendimi kaybettim. Bir sürü şey aldım tabii, birazdan oraya da geleceğim. Ama buraya mutlaka gidin. Grand Place yolu üstünde zaten, giderken illa önünden geçiyorsunuz.






7 - Çizgi Roman Müzesi 


Comic Museum Brussels ya da The Belgian Comic Strip Center ya da kısacası Çizgi Roman Müzesi, 7 Euro'ya giriş yapılan (26,50), saat 18'de kapanacak olan ama sonra gidemem diye 17'de gittiğim müze. Biraz alelacele gezmiş oldum ve pek bir şey anlamadım ama gezmesem de aklımda kalacaktı. Tabloda, üçüncü kuşaktan beşinci Mertovski'yi görmektesiniz. Şaka şaka, bizim Tenten'in Kaptan Haddok'u. Belçika çizgi romanları deyince bizim aklımıza hep Tenten geliyor, ama aslında Şirinler, Red Kit, Asteriks de Belçikalı. Daha az bilinenlerden Gaston, Spiru, Corto Maltese de buralı, hatta Corto Maltese grafitilerine de Tenten'inkiler kadar rastlamak mümkün sokaklarda... Brüksel, bir çizgi roman severin kesinlikle gelmesi gereken bir yer. Brüksel'e gelip de çizgi roman kültürünü keşfe çıkmadan olmaz. Ama grupça gezdiğimiz için müzenin ancak günün sonuna kalmış olması gibi, yine aynı sebepten dolayı, gördüğüm pek çok kitapçı ve mağazaya da giremedim. Brüksel'e bir ara tek başıma tekrar mı gitsem, ne dersiniz? 








Müzede de Tenten Butik gibi bir mağaza vardı ve pek çok Tenten figürü satılıyordu. Ama aynı figürler her nedense biraz daha pahalıydı. Ben de bir daha Tenten Butik'e gidemeyebilirim diye alacaklarımı oradan almak istedim. Bu mağaza da müze gibi 18'de kapanacaktı ve işte o yüzden müzeyi yarıda kesip bir heyecanla Tenten figürleri almak üzere mağazaya koştum ve doya doya Tenten alışverişimi yaptım! (Gerçi sonra Tenten Butik'e gittim tekrar, neyse, aldıklarımı yazının sonunda göstereceğim.)

8 - Müzik Enstrümanları Müzesi 

Zurnanın zırt dediği yerde, Müzik Enstrümanları Müzesi'ndeyim...

Doğrusunu söylemek gerekirse, Müzik Enstrümanları Müzesi Çizgi Roman Müzesi'nden çok daha güzeldi. Çünkü Brüksel bir açık hava çizgi roman müzesi gibi zaten, o yüzden ilk müze beni pek tatmin etmedi sanırım. Ama Müzik Enstrümanları Müzesi gerçekten çok büyük ve detaylıydı, tarihten bugüne çok ilginç enstrümanlar vardı
Ne var ki, yine yeterli zamanımız yoktu, havaalanına gitmeden önce yalnızca 40 dakika falan gezebildik müzeyi. Giriş 6 Euro (23 lira) diye sizler için notumu da düştükten sonra, hemen anlatmaya başlayayım. Burada tarihten bugüne bir sürü enstrüman var ve size verilen kulaklıkla hemen hemen hepsinin sesini dinlemeniz mümkün. Vazo ve sünger ikilisinden oluşan bir enstrümandan tutun, deniz kabuğuna kadar ilginç pek çok "enstrüman" vardı. Bass clarinet yine beni etkiledi. Ama bakınmama rağmen fagot göremedim, belki de ben bulamadım vaktimiz az olduğu için. Neyse, buraya mutlaka gidin derim ben. Zaten bana da Çizgi Roman Müzesi'nde konuştuğum 3 Türk kadın "Burası güzel değil, Müzik Enstrümanları Müzesi'ne mutlaka git" demişti. 40 dakikacık da olsa, burayı görme fırsatı bulduğum için şanslıyım. 





Brüksel'de ne yenir, ne yemeli? 

1 - Waffle


Geldik en çok merak edilen konuya! Brüksel'de ne yemeli? 1 numarada tabii ki Waffle var! Peki Brüksel'de waffle'ı nerede yemeli? Biz hemen her gün waffle yedik, hepsi de kendine göre farklı ve güzeldi. Yani kesinlikle şurada yemelisiniz diyemem. Mesela ilk olarak Vitalgaufre Belgian Quality'de yedik. Ben kendinden vanilyalı waffle aldım, yani hiçbir şey ekletmeden, 2.45 Euro.(9,50 lira) Ama aslında 1 Euro'ya sade waffle alabileceğiniz yerler de var. Öyle alanlar da var. Ama ben üstüne bir şeyler ekleterek almayı seviyorum. Mesela bir alttaki fotoğrafta waffle 1 Euro'ydu ama muz, çilek ve Nutella eklettim, 4.50 Euro oldu (17 lira). Brugge'de de krema ve reçelli waffle'ı 3.50'a (13.50) almıştım. Tespit: Brüksel'de waffle'ın tadından çok görünüşü güzel diyebilirim.





2 - French Fries / Patates Kızartması 


Aslında French fries yani patates kızartmasının Brüksel'le özdeşleşmiş olmasını hala anlayabilmiş değilim, çünkü bildiğiniz yağlı, zararlı patates kızartması işte... Tabii ki zararlı her şey gibi lezzetli mi lezzetli, ama klasik kızartma. Fritland'in önünde bir saatten fazla kızartma kuyruğunda bekledik, kesinlikle çılgınlıktı! Daha da çılgın olanı, önümde yaşlı bir teyzenin bile kızartma kuyruğunda olmasıydı.


Eklettiğin her sos 0.80 Euro, evet, mayonez ve ketçap için bile para veriyorsun Brüksel'de. İlk yediğim sade kızartma 3 Euro'ydu. Sonra Dila Chez Papy Resto Snack'e gidip Andalouse soslu yemeden dönmememi söyledi, ondan yedim, orada da 3.20 Euro'ydu mesela. (Andalouse sos hardallı baharatlı gibi değişik bir sos, sevdim, ama meğer daha önce de yemişim.) Belçika'da olmanın zararları... Bol bol waffle, çikolata ve yağlı patates kızartması.


3 - Çikolatalar, bagetler ve diğer şeyler 



Lezzetli bir çorba ve peynirli baget sandviç, 4 Euro... 






Brüksel'den ne alınır?


Maison Dandoy ve Passion Chocolat, çikolatanın yanı sıra bisküvi ve onlar her ne kadar elmalı/zencefilli ekmek dese de bize göre baya kek/pasta olan bu "ekmekler" konusunda da önde gelen çikolata dükkanlarından. Passion Chocolat'tan aldığım bu küçük ekmek sadece 2.95 Euro idi ve tadı inanılmazdı, ama bitti! Ben de Dila'ya tavsiye verdim: "Dila hala nasıl bu elmalı ekmekten hiç yemedin, hemen dene!" 

Aman aman Brüksel'de akşam mı olurmuş... Önümüzde esrarengiz sokak lambaları yanar, ikide bir tramvaylar mı geçermiş... Manzarama çay, peynirli sandviç ve kruvasan kaldırıyorum o halde!



Çikolata, hediyelik eşya kısmını geçtikten sonra, kesinlikle Tenten veya başka bir çizgi roman figürü almalısınız diyorum! Ben irili ufaklı Tenten figürleri, Kastafiore'li magnet, Tenten dosyası, Brugge'da bir tasarım mağazasından gözlük şeklinde metal kitap ayracı aldım. EURO tabii ki can yaktı (sadece ayraç 7.50 Euro, yani 28,50 liraydı öyle söyleyeyim), ama Brüksel'e de kaç kez gidilir ki? İşte Belçika ganimetleri... (Bi' kısmını yedim.) Brüksel'dekitümTentenleritopladım-tabiikikitapayracıdaaldım-gözlükşeklindekibuayracınasılalmazdım

Brüksel şehir merkeziyle ilgili anlatacaklarım bunlar... Ama Brüksel macerası bitti mi? Tabii ki hayır! Daha sizlere ilk Airbnb deneyimimi ve Brugge'u anlatacağım... Takipte kalın! 




Hayal Kurmak, Yürümek, İzlenimler

"Hem bir hayal, dostum, bir umut değildir; onunla yetiniriz; hatta, imkansız olduğuna inandığımızda onu daha güzel buluruz, çünkü o zam...