Lİste etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Lİste etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Aralık 2018 Salı

2018 YILININ EN ÇOK İLGİ ÇEKEN BLOG İÇERİKLERİ

Bir yılın daha sonuna gelirken, her yıl yaptığım gibi bu yıl da blog’um Kafa Dergi’de sene boyunca en çok ilgi çeken ya da tekrar paylaşmak istediğim içerikleri hatırlatmak istiyorum.

5 Ocak'ta yazdığım, "BENİM GİBİ CAZ SEVERLERE..." başlıklı yazımda, Amerikalı caz sanatçısı Ella Fitzgerald'ın şarkılarından bahsetmiştim.

8 Ocak'ta yayımladığım "YENİ YILDA YENİ DİZİLERDEN HANGİLERİ TUTACAK?"ta, yeni başlayan birkaç dizinin tutup tutmama ihtimali hakkında yazmıştım.


26 Ocak’ta yayımladığım “MÜREKKEP KOKUNU İÇİME ÇEKTİM - 11. BÖLÜM: KALP NARİN BİRYARATIKTIR”, 19 bölümlük bu mini hikaye serimi okuyanların merakla beklediği ve heyecanla karşıladığı bir bölüm olmuştu… Zira 11. bölümde Atlas-Irmak-Cem arasındaki aşk üçgeni akıllara durgunluk verecek bir gelişmeye sahne olmuş, Aslı'nın en yakın arkadaşı Irmak'tan bir anda uzaklaşmasıyla ilgili gerçek açığa çıkmış ve Atlas'ın sezon başından beri sakladığı büyük sır okurların bilgisine sunulmuştu. Kısacası hikayede yepyeni bir dönem başlamıştı. (Serinin büyük finali olan 19. bölümü 8 Eylül'de paylaştığımı da hatırlatayım.)

13 Şubat’ta yazdığım “ÇİZGİ ROMAN OKUR MUSUNUZ?” yazımda, Zagor, Çiko, Dylan Dog, Martin Mystere, Mister No, Julia ve daha nicelerinin kulağını çınlatmış, "Lütfen bu çizgi romanların devri bitmesin!" diye isyan etmiştim.


18 Şubat’taki "TELEVİZYONDA İZLEDİĞİM 7 PROGRAM!" yazımda, Kelime Oyunu’ndan TLC’deki ev-dekorasyon programlarına dek, sizlere dizilerden ve Survivor’dan (!) başka "Aaa, televizyonda böyle bir şey de mi varmış?" dedirtecek program ve kanal önerilerimi sıralamıştım.

1 Mart'taki "YENİ TELEFON & YENİ GÖZLÜK ALDIM!”da, adı üstünde yeni gözlüğüm ve telefonumdan bahsetmiştim.

14 Mart’taki “TRABZON NOTLARI”nda, Trabzon gezimden birkaç izlenim paylaşmıştım.

 

17 Mart'taki “KİTAP PROGRAMIM VE KİTAPLARIMLA İLGİLİ” başlıklı yazımda, kendimi spontane bir şekilde içinde bulduğum kitap programımdan bahsetmiştim. Bu, okuldaki bir projeydi aslında.

26 Mart'taki "YÜRÜYEN KENTLER SERİSİ: "BEN ONA RESMEN AŞIĞIM”da, çok sevdiğim Yürüyen Kentler serisinin Aralık 2018’de sinema filmi olarak vizyona gireceğini nasıl da heyecanla duyurmuştum! Gelin görün ki, o çok hevesle beklediğim sinema filmine şu an içimde bulunduğum yoğunluktan dolayı hala gidemedim ve film bu gidişle vizyondan kalkacak. Of... 

30 Mart’ta yazdığım “KEŞFEDİLMEMİŞ BİR ŞARKICI… BEN BULDUM!” yazımda, şarkıcı Bea Miller hakkında yazmıştım. Şarkılarının gayet güzel olmasına rağmen pek bilinmemesine şaşırmıştım. Youtube’daki en popüler şarkı klipleri yalnızca 2-3 milyon kez "tık"lanmış olmasıysa hayli ilginçti. Ama enteresan bir şekilde muazzam bir hayran kitlesi ve instagram'da daha şimdiden 1,5 milyon takipçisi vardı. Az önce tekrar baktım, hala 1,5 milyon. 

1 Nisan'daki “SONGÜL ÖDEN'LE KARŞILAŞTIM!” yazım, o gün Nişantaşı’nda Songül Öden’le karşılaşmam üzerine yazdığım bir yazı olarak blog tarihindeki yerini aldı…


19 Nisan 2018’de, detaylı müzik yazılarıma bir yenisini ekleyerek, “4 ALBÜM 4 SADE /ŞARKI TAVSİYELERİ” yazımı yazdım. O günlerde yeniden ve iyice bir takılmıştım geçmişten günümüze dek yaptığı albümlere... Smooth caz, soul ve R&B kraliçesinin, yaşayan efsanenin en çok sevdiğim 4 albümünden seçtiğim şarkıları yazmıştım.


3 Mayıs’ta, “TUHAF DERGİ'NİN YENİ SAYISINDA HİKAYEM VAR!” yazım, adı üstünde…Bundan beş yıl önce yazmış olduğum "O Esnada Yaşanan Diğer Şeyler" adlı kısa mı kısa, tuhaf mı tuhaf bir öyküydü bu...


6 Mayıs’ta, “PRAG GEZİ REHBERİ VOL. 1: NE YAPMALI, NERELERE GİTMELİ?” diye, Prag seyahatim dönüşü bir yazı yazmıştım. Caz kulüpleri, bohem yaşam tarzı, Franz Kafka’dan Nazım Hikmet’e, Atatürk’e sayısız ismin hatırası ve kafeleriyle, Avrupa’nın yükselen yıldızı. Caz melodilerinin arka fondan hiç eksik olmadığı bir şehir Prag. Ve bu yazı, hazırladığım Prag gezi rehberi yazı dizisinin sadece ilkiydi!


28 Mayıs’ta, “YASAK ELMA'DAN BİR ISIRIK ALAN BIRAKAMIYOR!” diye yazmıştım.

18 Mayıs’ta, “UFAK TEFEK CİNAYETLER: KİM ÖLECEK?” yazımla tahminleri başlatmıştım! Dizi sezon finali mi yapacak yoksa final mi olacak derken, sezon finali kararı almıştı. Ve o yazımda, “ikinci sezonda reyting listesinde gittikçe diplere düşüp yayından kaldırılma riskine girmektense, bu sezon tadında bitmesi daha iyi olabilirdi” diye yazmıştım… E aynen öyle oldu! Dizi, büyük umutlarla başladığı ikinci sezonuna, yayından kaldırılarak, alelacele yapılmış bir finalle son vermek zorunda kaldı. Ve yine tahmin ettiğim, o yazımda yazdığım gibi, sezon sonunda ölen kişi, bizi pek de şaşırtmayarak ve koca bir sezon boyunca boşuna mı bekledik biz dedirterek Edip Hoca oldu…

23 Mayıs’ta “MAYIS AYINDA HANGİ KİTAPLARI OKUDUM?” diye yazmıştım. 


1 Haziran'da "PRAG GEZİREHBERİ VOL. 3: GÜNÜBİRLİK KARLOVY VARY GEZİSİ" yazımda, Karlovy Vary turumdan notlarımı paylaşmıştım.


7 Temmuz'da, “NEDEN HALA AŞK-I MEMNU İZLİYORUZ? / GERÇEK BAŞROL HİKAYEDİR!” diye, finalinin üstünden kaç yıl geçmiş olursa olsun, hala neden Aşk-ı Memnu izlediğimizi yazmaya çalışmıştım. 


14 Temmuz'da, "1.LİKLE MEZUN OLDUM!" diye yazmıştım. Bölüm 1.si olarak ilk sıradan girdiğim üniversitemi, yine bölüm 1.si olarak yüksek onur derecesiyle tamamladım... Yazarlık, senaristlik, editörlük, dergicilik, gazetecilik, çizerlik, sosyal medyacılık ve televizyonculuk işleriniz itinayla yapılır!

10 Eylül'de geçip giden bir yaz ayını, "YAZ SONU..." diye yazmıştım.

25 Eylül'de "HANGİ DİZİ NASIL BAŞLADI?" diye, yine bir televizyon kritiği yapmıştım. Yeni sezonun başlamasıyla birlikte, dizilerin reyting savaşı da kaldığı yerden devam ediyordu. Yasak Elma'dan Ufak Tefek Cinayetler'e, İstanbullu Gelin'den Bir Zamanlar Çukurova'ya geçtiğimiz sezondan devam edenler ve yeni başlayanları yorumlamıştım. 

7 Kasım'da "PERŞEMBE AKŞAMLARI EKRANDA OLUP BİTENLER" diye, her akşam kanlı reyting savaşlarının yaşandığı ekranlarımızda, perşembe günleri özelinde yazmıştım. 

17 Kasım'da "ÇARPICI VETRAJİK BİR PERİ MASALI: RADYUM KIZLARI..." diye, bir tiyatro oyununu yazmıştım. 

21 Kasım'da "BUGÜN BENİMDOĞUM GÜNÜM!" diye, klasik doğum günü yazımı yazmıştım. 



26 Kasım'da "MÜSLÜM VSBOHEMIAN RHAPSODY: FİLM KARŞILAŞTIRMASI" yapmış; "damardan" girip gözyaşlarını sel eden Müslüm'le, gözyaşının kıyısından kıyısından dolaşan Bohemian Rhapsody'yi karşılaştırmıştım.



17 Aralık'ta, "DERGİ İÇİN İLK RÖPORTAJIMI BENNU YILDIRIMLAR'LA YAPTIM!" yazımla, Glober dergisinde yazı işleri müdürü olarak başladığımı duyurmuş oldum.

Yani yine seyahat, televizyon, kitap yorumları, hikaye serileri, güncel, deneme, sinema ve tiyatro yazıları yazdığım bir yıl oldu 2018. 

Ve sırada 2019 var...

Blog hayatımdaki 10. yılım olmuş olacak 2019...

Bakalım yeni yıl bizlere neler getirecek?

instagram: @ofluoglumert

twitter: @ofluoglumert

facebook: @ofluoglumert

16 Ocak 2018 Salı

2017'NİN OLAY YARATAN 24 BLOG YAZISI

Herkese selam! Biraz geç olacak ama, 2017'nin olay yaratan (elbette kastettiğim şey en çok okunan, yorumlanan ya da ilgi gören anlamında) blog yazılarımı sizler için derledim! Kısa hatırlatmaların ardından linklere de yer verdim, okuyabilirsiniz... Bakalım 2017'de en çok okuduğunuz 24 blog yazım hangileriymiş? 

15 Ocak 2017: İsveç'teki hayatım bakın nasıl başladı 


Erasmus için gittiğim Malmö/İsveç'ten yazdığım ilk yazımda sizlere İstanbul'daki kar fırtınasını aşarak gittiğim İsveç'te gecenin 4'ünde uyandığım ilk sabahtan, kaloriferin neredeyse yanmadığı buz gibi odamdan ve aşırı pahalı İsveç SEK'lerinden bahsetmiştim. Soğuktan çatlayan ellerime de değinmeden geçmemiştim. İsveç'ten yazacağım ilk yazı tabii ki merakla bekleniyordu. Haliyle çok okundu ve ilgi çekti.


5 Şubat 2017: Bisikletle Lund'a gittik, bakın neler oldu 


Şubat'ın ilk günü, -1 derecede, saatte bilmem kaç kilometre esen rüzgara karşı gidiş dönüş 40 kilometre pedal çevirmek deliliğini yaptık arkadaşlarımla. Bu serüveni anlattığım yazı da çok okunanlara ilk sıralardan giriş yaptı.


26 Şubat 2017: Brüksel'de ne yaptım? 


Şubatın sonuna doğru spontane bir şekilde Brüksel'e gittik. Fazlasıyla Tenten, Manneken Pis/İşeyen Çocuk, çikolata, waffle, çizgi roman, French fries, müze ve Euro muhabbeti içeren yazım oldukça ilgi çekti. 


4 Mart 2017: İsveç'te kahvaltılarda ne yiyorum?


İsveç'te kahvaltılarımı nasıl yaptığım çok merak ediliyordu. Ben de yazdım.


15 Mart 2017: İsveç'te bisiklet tamirine 41,50 lira veren Mert'in dramı 

Bu dram da çok okundu. Çünkü 5 liralık bir işlem için tam 100 SEK vermiştim ve üstelik, devamı da gelecekti...


2 Nisan 2017: Bugün olaylarla dolu Katrinetorp Çiftliği'ndeydim!


Dizi çekmek için uygun entrikalı ortamları barındıran çiftliği gezip yazdığım yazı, oldukça beğenilmişti. 


20 Nisan 2017: Çay'a övgü


Çaya olan sevgimi dile getirdiğim yazı çok sevildi ve okundu. Ayrıca çay ve kahve diye okurlar ikiye bölünmedi de değil. 


30 Nisan 2017: İsveç Lund'da Valborg Festivali: Skam'ın gerçek hali!


İsveç'te kutlanan bir öğrenci festivali olan Valborg için tekrar bisikletle Lund'a gittim. Baharı karşılamak için olan bu festival bana "yahu öyle saçmalık olur mu, bahar geleli ohooo, yazı karşılayın bari" dedirtse de, öyle şeyler gördüm ki, sonrasında "Bundan sonra Skam'da izleyeceğim hiçbir şey beni şaşırtamaz!" tepkisini verdim.


4 Mayıs 2017 : Yeni çizgi roman dizisi: Mert'in İsveç Günlüğü - Bölüm 1


İsveç günlerimi çizgi romanlaştırma bahanesiyle yeniden çizgi roman yapmaya başladım! Hiç bilgisayar işi olmadan tamamen elimle çizip ve siyah-beyaz olarak bıraktığımm çizgi romanın ilk bölümü, İsveç'te geçen Ocak-Şubat aylarımı özetliyordu. Eğlenceli bir dille anlattığım için yazı çok okundu ve sevildi. 



21 Mayıs 2017: Stockholm'de muhteşem bir hafta: Neler yaptık?


İsveç'e gitmiş ama daha Stockholm'ü görmemiştim! Malmö'den hızlı trene binip Stockholm'e gittik! Deniz botuyla tura katılınıp Stockholm adacıkları denizden görüldü, Gamla Stan'dan eski çizgi roman kapaklarının teneke afişleri, karakter figürleri ve başka vintage parçalar alındı, Millennium Üçlemesi'nin geçtiği sokaklarda (Bellmansgatan, Götgatan, Hornsgatan, Zinkensdamm) dolaşıldı, Mikael Blomkvist'in evi ziyaret edildi, İsveç'in minimalist ve ferah dekorasyon stilinden ilham alındı, kahve içildi, bol bol fika yapıldı, gezildi, görüldü, yaşandı... Burada anlatıldı: 


28 Mayıs 2017: Bu sezonun "waoooouvw" dedirten yerli dizisi hangisiydi? 

İsveç'e gitmiş ama yerli televizyon ekranından da geri kalmamıştım! Başlığa verdiğim cevapsa herkesi şok etti tabii.



7 Haziran 2017: Malmö'ye, İsveç'e veda... 

İsveç'te Erasmus günlerimin sonuna gelmiştim artık... Ve yazımı şöyle bitirdim: "5 ay boyunca İsveçlilik oynadım. İstediğim tam da buydu zaten. Ben artık müsaade istiyorum, Malmöcüm. Kendine iyi bak. Sana verdiğim sırları da kimselere anlatma." 


15 Haziran 2017: Trabzon'dan sevgiler ve Laz böreğinin sırrı

Trabzon'dan birkaç şey anlattım.


18 Haziran 2017: Babamın muazzam kütüphanesi 



21 Temmuz 2017: Olay yerinden bildiriyorum: Korkunçtu! 

Marmaris'teki 6.3 büyüklüğündeki depremi yaşadım ve o gün anlattım:


2 Ağustos 2017: Şezlonglarda kitapsızım! 

Bu yaz okuyacak kitap bulamadığımdan yakındım. Çünkü her yerde Lise Aşkım, Çok Yakışıklı Çocuk, Karizmatik Çocuk, Hoş Çocuk, Çok Yakışıklı Çocuk II, Önüm Arkam Aşk, Arkam Önüm Aşk, Aşkımızın Meyveleri, Aşk Meyveleri, Çekirdeksiz Aşk gibi adları olan, kapaklarında size doğru agresif bakışlar fırlatan yarı çıplak erkek fotoğraflarının olduğu kitaplar olduğundan bahsettim.


20 Ağustos 2017: İnternete özel yepyeni hikaye serim geliyor! 


Yeni kitabım çıkana kadar sizleri bekletmeyeyim dedim ve internete özel yepyeni bir kurgu yazmaya başladım... Bu hikaye serimi yakında blogda paylaşmaya başlayacağımdan bahsettim ve ilk alıntıyı paylaştım: "Kendini, bir çay fincanına batırılan ve çıkarmaya zamanında yetişilemediği için fazla ıslanmaktan mütevellit çayın içine düşüp onlarca parçaya ayrılan bir bisküvi, kurabiye gibi hissediyordu." Tabii şimdi biliyorsunuz ki, o hikaye serim Mürekkep Kokunu İçime Çektim. 

22 Eylül 2017: Yeni bir macera: Mürekkep Kokunu İçime Çektim


Ve hikayenin adıyla konusunu duyurdum. Hayatının en zor döneminden geçen Irmak'ın, bir gün bir kitap alıp okumaya başlamasıyla her şeyin değişmesini anlatacaktı hikaye. İlk kapak buydu ama sonradan kapak değişti. 



28 Eylül 2017: Bu yazın en iyi albümü Hande Yener'den geldi! Çünkü...


Hande Yener bu yıl çıkardığı yeni albümü Hepsi Hit Vol. 2 ile, 2006'daki Apayrı ruhunu 2017'ye taşımıştı. Beklediğim Hande albümü geldi, sound'lar ve sözler muazzamdı! O nedenle Hande'nin 10 yılda bir gelen ustalık albümlerinden biri olduğunu yazdım. Pop, house, elektro, akustik, slow, vokal... albümü muazzam buldum. 


29 Eylül 2017: Mürekkep Kokunu İçime Çektim - 1. Bölüm


Mürekkep Kokunu İçime Çektim'ilk ilk bölümünü yayımladım. Yaklaşık 6000 kelimelik çok uzun bir bölüm olmasına rağmen okundu, hatta beş ayın en çok okunan yazısı da oldu. Şimdiye dek yayımladığım ilk 10 bölüm, toplamda 10.000 okuyucuya ulaştı! Eğer siz hala başlamadıysanız, geç değil. Irmak ve Atlas'ın romantik ve gizemli dünyasına dahil olabilirsiniz. 


15 Ekim 2017: Pazar gününüzü güzelleştirecek naif, hüzünlü kitap tavsiyeleri.

Bazı kitaplar vardır: Okurken sizi çok etkilerler ve bitirdiğinizde kendinizi darmadağın bir halde bulursunuz. Yazımda, içinizde bir yerlere mutlaka dokunacak kitapları listeledim.


25 Kasım 2017: Trabzon'da doğum günüm bakın nasıl geçti? 


Doğum günüm için spontane bir şekilde gittiğim Trabzon'da yediklerimi yazdım. Yazı çok okundu ve yorumlandı. Mürekkep Kokunu İçime Çektim'in 1. bölümüyle birlikte, 2017'nin en çok okunan ve ilgi gören yazılarından oldu. 


25 Aralık 2017: Hürriyet Seyahat'te Malmö'yü yazdım


Hürriyet'teki ilk yazımda, beş ay boyunca kaldığım Malmö/İsveç'i yazdım. 


27 Aralık 2017: 2018'den bazı isteklerim

2017'nin yavaş yavaş sonuna gelirken, 2018'de olmasını istediğim bazı şeyleri listeledim. Bunlar kişisel dilekler değil de, daha çok popüler kültüre ve yaşama ait bazı genel istekler oldu. 

http://kafadergi.blogspot.com.tr/2017/12/2018den-bazi-isteklerim.html

İşte geçen yılın en çok ilgi gören yazıları bunlardı! Peki sizler onları okuduğunuz ilk günü hatırlıyor musunuz? Ya da okumayıp gözden kaçırdıklarınız olmuş mu? Yazın bana!

Sosyal medya hesaplarım: 

twitter: @ofluoglumert
instagram: @ofluoglumert
facebook: @ofluoglumert 

21 Eylül 2016 Çarşamba

ECE&BURAK AŞIKLARINI KİM CANLANDIRMALI?


Bozbalık Serisi'nin ikinci kitabının ne zaman çıkacağı belirsizliğini koruyadursun, hani olur da, serinin ilk kitabı Ters Düz bir sinema filmi ya da dizi olursa, işte baş karakterler Ece Duman ve Burak Çevik için oyuncu tahminleri. Ece için liste başını Melis Birkan, Aslı Tandoğan ve Begüm Birgören çekiyor. Şükrü Özyıldız, Seçkin Özdemir ve Ekin Mert Daymaz da Burak için en üst sırada. Şu birkaç yıl içinde, yaşları geçmeden elbette (Ece yirmi sekiz yaşında, Burak ondan birkaç yaş büyük). Hoş geçse de doğal görünüşleri ve sağlam oyunculuklarıyla o açıklarını ustalıkla kapatırlar. Peki sizce kim Ece, kim Burak olmalı? Yorumlara yazın!

ECE DUMAN 


Trabzon'un Bozbalık Köyü'nde doğan Ece'nin çocukluğu, annesi onu doğururken öldüğü ve babası başka bir kadınla evlendiği için çok kötü geçmiştir. On yaşına geldiğinde, üvey annesi Münevver'in hamile olduğunu öğrenir ve İstanbul'daki teyzesinin yanına taşınır. Ece şimdi yirmi sekiz yaşında, yakında yeni kitabını çıkaracak olan tanınmış bir yazardır. Eski hayatını tamamen geride bırakmayı başarmış ve hiçbir şeyin bunu bozmasına izin vermez. Ta ki, yıllardan beri hiç iletişim kurmadığı babasının kaybolduğunu öğrenene dek. Artık herkesten, kendisinden bile sakladığı geçmişiyle yüzleşmek zorundadır. On sekiz yıl sonra döndüğü köyünde üvey kardeşleriyle tanışacak, kendini baş etmesi zor bir aşk ikileminin içinde bulacak ve babasına ne olduğunu bulma yolunda adım adım ilerleyecektir. Bu amaçtan hiç vazgeçmeyecektir, ucunda ölüm bile olsa... 

BURAK ÇEVİK 


 Ece'nin çocukluk arkadaşı. Yerel bir gazetede futbol yazıları yazıyor, her yere küçük motosikletiyle gidiyor. Kendini bildiğinden beri Ece'ye aşık. Yıllar sonra Ece köye dönünce bu aşkı yeniden alevleniyor ve içinde ona karşı bir umut ışığı doğuyor. Ne var ki aralarında bir ilişki yaşanması neredeyse imkansız, çünkü Ece'nin Kerem'le evliliğe giden bir ilişkisi var. Ama tüm bunlar, ikili arasında zamanla karşı konulamaz bir çekim başlaması için engel değil. Bozbalık'taki aşk ilişkilerinin kolay olduğunu kim söyledi ki?

Ters Düz'deki tüm karakterler hakkında detaylı oyuncu yakıştırmaları ise şu yazıdaydı! 

Not: Fotoğrafta eliyle size Ters Düz uzatan bir adet Kıvanç Tatlıtuğ görmektesiniz ama onun şu an konuyla alakası yok. :) 




31 Aralık 2013 Salı

2013 KAFA'SINI NASIL BİLİRDİNİZ?

2014'e girmemize çeyrek kala, 2013'le ilgili anıları da taze tutmak gerek. Peki siz Kafa Dergi’nin iyi bir takipçisi olduğunuza emin misiniz? Testi çözerek rüştünüzü ispatlayın! Korkmayın, dört yanlış bir doğruyu götürmüyor... Tam tersine hediye kazanıyorsunuz!




1) Kafa Dergi ile kaçıncı blog yılımı geride bırakmış oldum?
a) 1
b) 2
c) 5
d) 8
2) "Sizin blogunuz hangisi?" adlı yazımda blog dünyasını kaç temel tipe ayırmıştım?
a) 2
b) 4
c) 7
d) 10
3) Ters Düz'de şimdiye kadar kaç bölüm yayımlandı?

a) 3
b) 7
c) 10
d) 12
4) Fırtınaya bir gün kala, güneşli son gününde keşfe çıktığım ve Yorgo'dan size selam getirdiğim hangi yerin gezi yazısını yazarak buradaki ilk büyük gezi yazımı yazmış oldum?
a) Rodos
b) Mikonos
c) Dubrovnik
d) İsveç
5) "Neşeli bir kişiliğin çatı katındaki dünyası!" başlığıyla tanıttığım, Kafa'nın ilk ev-dekorasyon dosyası olan yazıda evinin altını üstüne getirdiğim Nihan Hanım'ın yazısına nasıl bir giriş yapmıştım?
a) Bu evde kaybolmak serbest!
b) O "ev" diyor ama bence bir "müze"de yaşıyor.
c) Binlerce küçük eşyanın arasında yaşayan Nihan Karaali, Kafa Dergi'nin ilk ev ziyareti için evinin kapılarını bana açtı.
d) Fotoğraflara bakıp evdeki eğlenceli detaylarla boğulmaya hazır mısınız?
6) Songül Öden ve Levent Ülgen'in başrollerinde oynadığı "Kafkas Tebeşir Dairesi" oyununun eleştirisini yaparken nasıl bir başlık kullanmıştım?
a) Tebeşir ve daire
b) Tebeşirle yazılan oyun
c) Songül'ün tebeşir dairesi
d) Kafkas'ın tebeşirleri
7) Yazılarımda çokça dilime doladığım İstanbul semti hangisiydi?
a) Erenköy
b) Karaköy
c) Kadıköy
d) Feriköy
8) İlk röportajımı gerçekleştirdiğim kişi hangisiydi?
a) Songül Öden
b) Tayfun Pirselimoğlu
c) Fatih Akın
d) Nuri Bilge Ceylan
9) "Bu kez skandal yok. Yetenek var!" diyerek oyunculuğuna vurgu yaptığım aktris hangisiydi?
a) Marilyn Monroe
b) Audrey Hepburn
c) Elizabeth Taylor
d) Angelina Jolie
10) Ters Düz'de, günün birinde hiç tanımadığı üvey ablası Ece evlerine geldiğinde kendi yerini dolduracağından korkan ve ona düşman kesilen kardeş hangisi?
a) Melek
b) Bora
c) Mehmet
d) Nilgün
11) Hem okunan hem izlenen bir hikaye olan Ters Düz'ün son fragmanında ormanda koşarken vurulduğunu gördüğümüz Ece'nin bir numaralı şüphelileri kimler?
a) Murat veya Mehmet
b) Murat veya Nilgün
c) Nilgün veya Hasan
d) Hasan veya Melek
12) Hangi yazımda gittiğim bir tiyatro oyunu hakkında eleştiri yapmıştım?
a) Yeni dizilerin tahmini ömürleri: Kaç sezon sürebilirler?
b) Barbar mıyız? 13. İstanbul Bienali / Galata # 1
c) Yokuş aşağı hisler bunlar
d) Beykoz'da puslu bir öğle vakti
13) "Miniminnacık bir öykü" olarak bahsettiğim yazım hangisiydi?
a) Magazinin halet-i ruhiyesi
b) Alfred Hitchcock'un 1920'lerinde piyano eşliğinde sessiz sinema
c) O esnada yaşanan diğer şeyler
d) Mavi yazdan sarı sonbahara...

14) Ters Düz'deki kurgu ürünü köyün adı ne?

a) Bozbalık
b) Bozburun
c) Bozalık
d) Bozbaş
15) Sizce ben bu yazıyı kaç saatte hazırlamış olabilirim?
a) Yarım saat
b) Bir saat
c) İki saat
d) Üç saat

15 sorunun en az 12 tanesine doğru yanıt verip 1 saat içinde kafadergi@gmail.com adresine yollayan ilk 1 kişiye Kafa Dergi veya Ters Düz temalı bir tişört hediye!

5 Ağustos 2013 Pazartesi

EN İYİ 7 KOMİK MARİLYN FİLMİ (SAHNELERLE ve REPLİKLERLE)

Kaçınız onun Altın Küre kazandığını biliyor, dürüst olun... Ağustos'un 5'i ünlü yıldız ve benim de gerçekten çok sevdiğim Marilyn Monroe'nun 51. ölüm yıldönümü. O gün geldiğinde herkes hâlâ gizemini koruyan ölümüyle ilgili atıp tutacak, klasik olarak her yıl yapıldığı gibi. Bense onun en popüler komedi filmlerini izleyerek kendi beğenime göre sıraya koydum; filmlerinden en sevdiğim sahneleri, replikleri ve müzikleri listeledim. Yani Marilyn'in belki de unutulan ya da çoğunluğu ilgilendirmeyen oyunculuğunu gündeme getirmek istedim. Marilyn Monroe adı yine karşınızda, ama bir farkla: Bu defa skandal yok. Yetenek var.

 1 - Some Like It Hot (1959)




"Some Like It Hot" Marilyn Monroe'nun benim çok sevdiğim üç filminden biridir. Monroe'ya Tony Curtis ve Jack Lemmon'un eşlik ettiği bu bol kahkaha attıran film, 2000 yılında Amerikan Film Enstitüsü tarafından "Tüm Zamanların En İyi Amerikan Komedi Filmi" seçilmiştir. Monroe da "Komedi veya Müzikalde En İyi Kadın Oyuncu" dalında Altın Küre kazanmıştır. Bu film ülkemizde de "Bazıları Sıcak Sever" olarak en bilinen Marilyn filmidir. Marilyn bu filmde Sugar Kane adında, "ukulele" çalan bir şarkıcıyı canlandırıyor. Filmin konusuna gelince: Joe (Curtis) ve Jerry (Lemmon) iş arayan iki müzisyendir. İkili bir mafya çatışmasına şahit olunca kadın kılığına girip tamamı kızlardan oluşan ve Sugar'ın da aralarında bulunduğu bir orkestraya katılarak onlarla birlikte Florida'ya doğru trenle yola çıkarlar. Artık Josephine ve Daphne olmuşlardır. Sugar Kane onlara aşkla ilgili hayallerini anlattıkça, Joe ona aşık olur. Daphne'ye ise Florida'da gittikleri otelde bir talih kuşu konmuştur: Zengin bir koca! Yukarıya bir fotoğraflarını eklemeden edemedim. Erkek olan Daphne bu gerçeği filmin sonunda kendisine aşık olan adama açıklayınca adam ona "Kimse mükemmel değildir!" der. Trende başını yatağının perdesinden çıkarıp koridora baktığı sahne aklıma ilk gelen sahne oldu. Gözlerinin önüne düşen açık sarı saçları ve rahat hareketleriyse bu filmdeki Marilyn'in en sevimli halleri.

2 - Bus Stop (1956)





"Bus Stop" da Marilyn Monroe'nun benim çok sevdiğim üç filminden ikincisi. Başrolü paylaştığı Don Murray ise yanına en çok yakıştırdığım aktör. Bu hem eğlenceli hem duygusal filmdeki performansıyla Monroe'nun "Komedi veya Müzikalde En İyi Kadın Oyuncu" dalında Altın Küre'ye aday olduğunu da ekleyerek, en iyi sahneden önce filmin konusunu anlatmaya başlayayım. Coşkulu, neşeli, gürültücü, inatçı ve beceriksiz kovboy Bo (Don Murray) bir rodeo'ya katılmak için Arizona'ya gidince orada gözü Hollywood'da olan güzeller güzeli "şantöz" Chérie (Marilyn Monroe) ile tanışır ve ona aşık olur. Chérie de onu hoş bulur, ama bir yakışıklı yüzünden hayallerinden vazgeçmeyi göze alamaz. Türlü komik olaylardan sonra Bo, Chérie'yi bir otobüse zorla bindirerek kaçırır. Otobüs çok şiddetli bir kar fırtınasına yakalanınca yolcular dağın başındaki kulübeye sığınmak zorunda kalır: Burası bir otobüs durağıdır, sıcacık bir dinlenme tesisidir. Bo Chérie'yi kaçırdığı ortaya çıkınca önce otobüs şoföründen karın altında müthiş bir dayak yer (ki bu dosyada eğer Marilyn'in değil de genel olarak oynadığı filmlerin sahnelerini listeliyor olsaydım o sahne de kesinlikle listede yer alırdı), sonra da çevredekiler ondan Chérie'den özür dilemesini isterler. 

Bo: Cherry?
Chérie: Efendim?
Bo: Sana yaptığım şey doğru değildi, sana öyle davranmak... Beni affedebilecek misin?
Chérie: Sanırım hayatımda daha kötü davranışlar da gördüm. Sanırım söylenecek tek söz bu.
Bo: Sana bol şans diliyorum, Cherry.
Chérie: Ben de Bo.
Bo: İşte eşarbın.
Chérie: İşte atkın.

Chérie onu affetmiştir bile, ama yüzüne bakmaya cesaret edemez çünkü onu gördüğü anda onu sevdiğiyle yüzleşecektir. Bu yüzden fotoğraflarda gördüğünüz kendinden geçmiş hareketleri yapar. O kadar tatlıdır ki! Ama duygusal diyalog sizi yanıltmasın, sonunda birlikte bir otobüs yolculuğuna çıkıp aşk yuvalarına gidiyorlar. Bu arada filmde çok kaliteli replikler var. Mesela bir diyaloglarında Chérie, ona ısrarla Cherry diyen Bo'ya her seferinde karşı çıkar ve adını Chérie olarak düzeltir. Bo sonunda, "Tek adın bu mu?" diye sorar ve günümüz genç kızlarının da zor durum için ceplerinde bulundurması gereken şu cevabı alır: "Tek ihtiyacın olan bu!"

3 - Let's Make Love (1960) 

 
"Let's Make Love" favori üç Marilyn filmimin üçüncüsü. O kadar komik bir senaryosu var ki filmin, izlerken her defasında tekrar ve tekrar gülüyorum. Güzel Monroe'ya bu filmde dönemin jönlerinden Yves Montand eşlik ediyor. Ben Montand'ı bu filmde "Mad Men"den tanıdığımız Jon Hamm'e benzetiyorum, sizce de onu andırmıyor mu? Bu eğlenceli filmde Marilyn, Amanda diye bir müzikal oyuncusunu canlandırıyor. Oynadığı orta halli Broadway müzikali aslında taklitler ve taşlamalar içeren bir oyun. Taklidi yapılacak kişilerden biri de Jean-Marc Clement, yani Montand. Ünlü milyarder Clement bu oyundan haberdar olunca sinirlenerek provaları görmeye gidiyor. Gittiğinde karşısında mavi kazağı ve dudak uçuklatan figürleriyle "Boys! My name is Lolita!" diyen ve ardından "My Heart Belongs to Daddy" şarkısını söyleyen bir sarışın görünce haliyle yumuşuyor. Oradakiler onu Clement'a benzetince, zaten Clement olan Clement, Amanda'ya daha yakın olabilmek için kimsecikler bilmeden kendini oynamayı kabul ediyor. Tabii bu sır açığa çıkmaz mı? Marilyn'in cadde boyunca koştuğu sahne halk arasında dolaşmayı bilmeyen milyarder Clement'ı, üstüne bir de sokak çöpçüsünden azar işitince deli ediyor. Amanda'yı, Marilyn'i ve bizleri ise güldürüyor. Filmden seçtiğim eğlenceli bir diyalog:

Amanda: Onu gerçekten salak yerine koyacaklarmış. 
Clement: Kimi?
Amanda: Clement'ı. Benzerliğinize hâlâ şaşıyorum. Tabii sen daha kibarsın.
Clement: Teşekkürler. Neden böyle düşünüyorsun?
Amanda: Onun tek yaptığı spor arabalarla hava atmak. Ya da kızlar tarafından dava edilmek.
Clement: Bu hoşuna gitmiyor mu?
Amanda: Doğru, ama o kadar parayla bu dünyada neler yapabileceğini düşününce... Keşke sen de kumpanyaya katılsaydın. Fransızca öğrenir, seninle pratik yapardım.
Clement: Üniversitede misin?
Amanda: Hayır, gece okulunda. Lise diplomamı alacağım.
Clement: Neden?
Amanda: Cahil olmaktan bıktım. Kimsenin ne dediğini anlamıyorum!
Clement: Shakespeare ve Yunan mitolojisi oynamak...
Amanda: Hayır! Ben en çok böyle müzikalleri severim.

Marilyn'in "Specialization" ve "Let's Make Love" şarkıları da on numara!

4 - Gentlemen Prefer Blondes (1953)




Marilyn'in Lorelei Lee'yi canlandırdığı bu filmde kendisini yine bir şarkıcı olarak izliyoruz. Ona Doroty Shaw rolünde Jane Russell eşlik ediyor. En komik ve eğlenceli sahnelerin gemide geçtiği bu filmde Lorelei, saf ve zengin bir koca adayı bulmuş (Tommy Noonan, zengin aşık Gus Esmond'ı canlandırıyor) ama şimdi de onu elinde tutma derdinde. Bu uğurda yapamayacağı numara yok gibi.

Lorelei: Beni senin gibi erkekler bu hale getirdi. Beni birazcık sevseydin, başıma gelenleri bana karşı kullanmak yerine benim için üzülürdün! Başka kelime etme!
Gus: Bir şey demeyecektim.

İlk fotoğrafta Marilyn'de bir tuhaflık sezdiniz, ama garipliğin ne olduğunu bir türlü bulamıyor musunuz? Ben söyleyeyim: Lorelei bir iş çevirirken bulunmaması gereken bir kamaranın penceresine sıkışıp kalıyor ve yoldan geçen "tehlikeli kişi"ye çaktırmamak adına sanki onun yanında, ayaktaymış gibi bir örtüye sarınıyor. Ama aslında kafasının altında vücudu yok! Ben bu sahneye her seferinde saatlerce gülüyorum. Marilyn'in pembe kıyafeti içinde o meşhur "Diamonds Are a Girl's Best Friend" şarkısını söylediği sahne de tabii ki en iyi sahnelerden. Rihanna'nın "Diamonds"ından önce o vardı, ne sanmıştınız?
5 - The Seven Year Itch (1955)



Marilyn'in filmleri içinde "en güzel jeneriğe sahip film" olarak not düştüğüm "The Seven Year Itch" de "Yaz Bekarı" adıyla "Bazıları Sıcak Sever" gibi ülkemizde en bilinen Marilyn filmlerinden. Monroe "En İyi Yabancı Aktris" olarak BAFTA'ya aday olmuştur. Eşini ve oğlunu yaz için tatile yollayan Richard (Tom Ewell)'ın üst kat komşusunu oynayan Marilyn bu filmde sadece "kız" olarak geçiyor. Üst kattan alt kata bir domates düşürüp durumu komşusuna açıklamak için Richard'ın kapısını çaldığı sahneden şöyle bir diyalog alıntıladım:
Kız: Beni hatırlamadın mı? Yukarıdaki domates!
Richard: Tamam! Hadi ama, içeri gel domates!
Kız: Ölebilirdin! Herhalde ihmalkarlığım olurdu. Belki de bana dava açardın. Sen değil tabii, avukatın. Sen ölmüş olurdun.
Richard: Dava düşmüştür! Ne içmek istersin?

Anlaşılan kızla adamın aklı başka şeylerde. Bu arada metrodan gelen esintinin kaldırımdaki havalandırmadan çıkıp Marilyn'in eteğini kaldırdığı sahne sinema tarihinde Marilyn Monroe'nun simgesi haline gelse de, filmde bu sahne kısa bir anla geçiştirilmiş. Hatta filmde öyle görkemlice açılan bir etek de yok. Bu fotoğraflar sette çekilmiş olabilir. 
6 - How to Marry a Millionaire (1953)


"How to Marry a Millionaire" Monroe'nun başrolü Betty Grable ve Lauren Bacall gibi aktrislerle paylaştığı bir film, yani sade ve sadece Marilyn görüntüsü içermiyor. Ama kesinlikle çok eğlenceli ve başarılı bir film (baştaki anlamsız orkestra sahnesini saymazsak). Üç arkadaşın New York'ta lüks bir çatı katına taşınmalarını ve kendilerine üç erkek bulma çabalarını anlatıyor. Marilyn burada Pola adında sakar, gözlüklü, saf gibi görünen ama aklında yine mücevherler olan bir kadını canlandırıyor. Sağa sola çarpan, gözlüksüz görmeyen ama gözlük takmak istemeyen bir kadın rolünde de harika bir iş çıkarıyor. Pola kızlarla konuşurkenki bir diyalogu not ettim.

Pola: Kiminle olduğumu gördünüz mü?
Kız arkadaşı: Gördüm.
Pola: Neye benziyor?
Kız arkadaşı: Tek gözlü bir adam için çok hoş.
Pola: Tek gözü mü var?
Kız arkadaşı: Neden o şeyi takıyor sandın?
Pola: Biri onu yumrukladı sanmıştım!
Kız arkadaşı: Beraber olduğun kişiyi görene kadar neden gözlük takmıyorsun?
Pola: Gözlüklü kızlar hakkında ne derler bilirsiniz...

Sahi, acaba o dönem New York'unda gözlüklü kızlar için ne deniyordu da senarist böyle bir replik yazmaya karar vermiştir?

7 - There's No Business Like Show Business (1954)



Ethel Merman, Donald O'Connor, Dan Dailey, Mitzi Gaynor ve Johnie Ray gibi isimlerle Marilyn Monroe bu eğlenceli kadronun içinde, bir aile öyküsünde yer alıyor. Bol dans, bol şarkı... Listedeki filmlerin içinde en katıksız müzikal olan film Monroe eksenli olmadığından fotoğraftakiler dışında çarpıcı diyebileceğim bir Marilyn sahnesi de içermiyor. Ama sanırım alttaki görüntü yeterli olacaktır.
Not: Marilyn Monroe'nun yalnız komedi filmlerinde değil gerilim filmlerinde de müthiş bir oyunculuk sergilediğini kanıtlayan "Don't Bother to Knock", yine gerilim ve kara film türünde onu bir numaraya yükselten "Niagara", duygusal bir western filminin altından da başarıyla kalkabileceğini ispatlayan "River of No Return" gibi daha pek çok başarılı filmi var. Ama ben ölüm yıldönümünde onun sadece komedi filmlerine yer vermeyi ve özel hayatından hiç bahsetmemeyi tercih ettim, bu nedenle örneğin tamamlanmamış komedi filmi "Something's Got to Give"i de listeye eklemedim. Bir de yayımlamadan bir gün önce bir aksilik oldu ve dosyam silindi, ben de yedi saatte yeniden yazmak zorunda kaldım. Şimdi biri boynuma sopayla vurmuş gibi hissediyorum, sırtımda karıncalar dolanıyor, gözlerim zaten ekrana bakmaktan kıpkırmızı olmuş; ama başladığım işi bitirmenin mutluluğu içindeyim. Filmleri defalarca izlememe rağmen bu yazım için baştan sona izlemiştim. Monroe'nun kimi filmi renkli kimi filmi siyah beyaz kimi filmi sonradan renklendirilmiş... Bu nedenle fotoğraflar da her telden. Hiç bilgi yanlışı yapmamaya gayret gösterdiğim ve çok emek harcayarak (ikinci kez yazdığım) bu yazımı umarım beğenmişsinizdir. Yakın zamanda başka bir Marilyn lisesinde görüşmek üzere...

Tavsiye: "The Marilyn Collection"ı meraklısıysanız mutlaka alın. Oyuncunun en popüler filmlerini (ama hepsini değil) içeren harika bir film seti.

Edebiyat Dünyasından Son Dedikodular...

Edebiyat dünyasının gündemi bazen en heyecanlı magazin haberlerini aratmıyor. Kitabını yapay zeka ile yazdığı iddia edildiği için prestijli ...