2009'dan beri edebiyat, televizyon, sinema, tiyatro, popüler kültür, seyahat ve günlük hayat yazıları...
18 Haziran 2017 Pazar
BABAMIN MUAZZAM KÜTÜPHANESİ
Her konuda bilgisi ve inanılmaz bir genel kültürü olan canım babamın kadrajlara sığmayan muazzam kütüphanesinin küçük bir kısmı.
twitter.com/ofluoglumert
instagram.com/ofluoglumert
facebook.com/ofluoglumert
17 Haziran 2017 Cumartesi
BU DERGİYİ BENDEN BAŞKA ALAN OLDU MU?
Merak ediyorum bu dergiyi benden başka alan oldu mu...
Yeni Deniz Mecmuası, Kırmızı Kedi Yayınevi'nin hazırladığı, üç ayda bir yayımlanan bir dergi. Fiyatı 15 lira.
Haziran ayı dergilerini almak için gittiğim kitapçıda, ince bir naylonla sarılmış olarak rastladım bu dergiye. Yani sayfalarına göz atma imkanı yoktu. Alıp almamak arasında kaldım, içeriğinden ziyade kapağı ve baskı kalitesi beni etkilemişti. Sonunda aldım ve işte şimdi hakkında yazıyorum.
Kapağında İstanbul plajları tarihi, çizgi roman karakteri Corto Maltese gibi iki konu dikkatimi çekmişti. Ama derginin içinde yazılar kısaydı ve pek tatmin olmadım. Çoğu beklenmedik bir anda, siz daha tadına yeni varmaya başlamışken pat diye bitiyor.
Ama bundan çok şu beni hayal kırıklığına uğrattı: Kapak renkliydi ama içi siyah beyazdı. Çünkü ben içi de renklidir diye düşünmüştüm. Anlayacağınız beyaz kağıda basılı, kitap gibi olan dergilerden biri şu Yeni Deniz Mecmuası.
Deniz kültürüyle ilgili, yarı teknik, yarı tarihi bir dergi bu, kısmen de edebiyat dergisi diyebiliriz çünkü içinde iki de şiir var. Ben genelde ev, dekorasyon, yaşam, televizyon, bilim, seyahat, tarih yani hemen her türden dergileri alırım. Yeni dergilere şans verilmeli tabii ki. Bu, Yeni Deniz Mecmuasının üç aylık yaz sayısı. Ama üç ay sonra, Eylül'de sonbahar sayısını alır mıyım, bilmiyorum.
Siz bu dergiyi gördünüz, duydunuz mu? Benim gibi alanınız oldu mu? Ya da bu yazıdan sonra almayı düşünür müsünüz?
Daha çok paylaşımım için:
instagram.com/ofluoglumert
twitter.com/ofluoglumert
facebook.com/ofluoglumert
Yeni Deniz Mecmuası, Kırmızı Kedi Yayınevi'nin hazırladığı, üç ayda bir yayımlanan bir dergi. Fiyatı 15 lira.
Haziran ayı dergilerini almak için gittiğim kitapçıda, ince bir naylonla sarılmış olarak rastladım bu dergiye. Yani sayfalarına göz atma imkanı yoktu. Alıp almamak arasında kaldım, içeriğinden ziyade kapağı ve baskı kalitesi beni etkilemişti. Sonunda aldım ve işte şimdi hakkında yazıyorum.
Kapağında İstanbul plajları tarihi, çizgi roman karakteri Corto Maltese gibi iki konu dikkatimi çekmişti. Ama derginin içinde yazılar kısaydı ve pek tatmin olmadım. Çoğu beklenmedik bir anda, siz daha tadına yeni varmaya başlamışken pat diye bitiyor.
Ama bundan çok şu beni hayal kırıklığına uğrattı: Kapak renkliydi ama içi siyah beyazdı. Çünkü ben içi de renklidir diye düşünmüştüm. Anlayacağınız beyaz kağıda basılı, kitap gibi olan dergilerden biri şu Yeni Deniz Mecmuası.
Deniz kültürüyle ilgili, yarı teknik, yarı tarihi bir dergi bu, kısmen de edebiyat dergisi diyebiliriz çünkü içinde iki de şiir var. Ben genelde ev, dekorasyon, yaşam, televizyon, bilim, seyahat, tarih yani hemen her türden dergileri alırım. Yeni dergilere şans verilmeli tabii ki. Bu, Yeni Deniz Mecmuasının üç aylık yaz sayısı. Ama üç ay sonra, Eylül'de sonbahar sayısını alır mıyım, bilmiyorum.
Siz bu dergiyi gördünüz, duydunuz mu? Benim gibi alanınız oldu mu? Ya da bu yazıdan sonra almayı düşünür müsünüz?
Daha çok paylaşımım için:
instagram.com/ofluoglumert
twitter.com/ofluoglumert
facebook.com/ofluoglumert
15 Haziran 2017 Perşembe
TRABZON'DAN SEVGİLER VE LAZ BÖREĞİNİN SIRRI
Herkese merhaba!
Bu yazımda Trabzon'la ilgili birkaç şey yazacağım.
Çünkü Trabzon'dayım!
Ters Düz'de, Bozbalık Serisi'nde olayların geçtiği kurgu ürünü Bozbalık Köyü'ne ev sahipliği yapan Trabzon'dan, herkese bol kitap okumalı günler, haftalar öncelikle...
Trabzon'a gelmek için başlı başına bir sebep olarak Trabzon mutfağı yeter de artar bile… İçi sıcak muhallebili Laz böreği, benim yöresel Trabzon yiyecekleri listemde her daim ilk üçte (diğer ikisi kuymak ve hamofta reçeli ama söz konusu Trabzon ve yemek olunca ilk üç seçmek gerçekten zor). Adının aksine son derece ballı/şerbetli bir tatlı olan Laz böreğine Trabzon’un en şık bistrolarında da, en küçük pastanelerinde de rastlamanız mümkün. Trabzon’un Akçaabat köftesi ve Vakfıkebir ekmeğinden sonra gelen üçüncü en ünlü lezzeti o bence. Üstelik kendisinin bir değil tam iki versiyonu var! Fotoğrafta gördüğünüz, yufka ve muhallebiden yapılan gerçek Laz böreği. Ama günümüzde milföy ve kremayla yapılan bir başka Laz böreği çeşidi daha var ki, of o da harika! Kısacası olur da Trabzon’a yolunuz düşerse, hangisi olduğu hiç önemli değil, nefis muhallebili bir Laz böreği yemeden dönmeyin!
Laz böreğini daha önce duymuş muydunuz? Ya da yemiş miydiniz?
Daha çok paylaşımım için beni sosyal medya hesaplarımdan takip etmeyi unutmayın:
7 Haziran 2017 Çarşamba
MALMÖ'YE, İSVEÇ'E VEDA...
İsveç'te Erasmus günlerimin sonuna geldik... Bugün dönüyorum...
Her şeyden önce şunu söylemeliyim ki, buraya gelirken "Orası İsveç, illa hasta olurum" diye bavulumu bir sürü ilaçla doldurmuştum, ama ne oldu biliyor musunuz? Bir tanesini bile kullanmadım. Çünkü 5 ay boyunca tek bir kere bile hasta olmadım. Evet, inanması güç: Dünyanın belki en soğuk ülkesine geldim, göllerin nehirlerin aylarca buz tuttuğunu gördüm ama bir nezle bile olmadan dönüyorum. Bunu da son ana kadar söylemedim ki belki hasta olurum diye ama artık geri dönüş günüm geldi çattı o yüzden şimdi rahatlıkla söylüyorum! Demek ki neymiş, hasta olmak soğuk havayla alakalı değilmiş. Bizi yaşadığımız şehirlerin stresi, binaları, gökdelenleri, AVM'leri hasta ediyormuş. Oysa İsveç'te hayat parklarda, ağaçlar arasında, yeşillikler içinde, güler yüzle geçiyor. İnsanlar sokakta birbirlerini selamlıyor. Hasta da olmuyorlar. | İsveç-Malmö... İyi ki buraya gelmişim. Bilenler bilir, pek çok sebepten ötürü İsveç benim hayalimdi ve burada 5 ay yaşamak gerçekten inanılmazdı. Çok eğlendim! Blog'a İsveç hakkında detaylı onlarca yazı yazdım ama özetlemek gerekirse buranın rüzgarının hiç dinmediğini, sokak hayvanının kedi-köpek değil tavşan olduğunu, koşarken köpek gezdirmenin üstüne bir de bebek arabası sürmenin milli spor olduğunu öğrendim. Binlerce şey denedim ve tecrübe ettim. Gördüm, gözlemledim. Buranın lezzetli ekmeklerine aşık oldum, paralarımı en çok onlara harcadım diyebilirim. Reçellerle, çöreklerle, müslilerle, cookie'lerle kendimi tatlı komalarına soktum. Hep yerel, hep buraya ait tatlar peşinde koştum. İyi ki İsveç'e, iyi ki Malmö'ye gelmişim dedim. | Ve artık bitti. Malum, her güzel şeyin bir sonu var. E olmalı da aslında. Dolu dolu 5 ay geçirdim Malmö'de ve tadı kesinlikle damağımda kalacak, ama artık dönmek için de sabırsızlanıyorum. Çünkü memleketimi özledim. | Fotoğrafsa dünden, İsveç Ulusal Günü'nden! Bu yazıya bu fotoğraf yakışırdı, yakıştı. | Evet Malmö... Sevgili Malmö... Ah her şey çok güzeldi... Şimdi hem hüzünlüyüm hem mutlu... Her şey için teşekkürler... 5 ay boyunca İsveçlilik oynadım. İstediğim tam da buydu zaten. Ben artık müsaade istiyorum, Malmöcüm. Kendine iyi bak. Sana verdiğim sırları da kimselere anlatma. 👋💫
Bugünden daha fazla detay ve story paylaşımlarım için: instagram.com/ofluoglumert
twitter.com/ofluoglumert
facebook.com/ofluoglumert
5 Haziran 2017 Pazartesi
GÖTEBORG'DA YAĞMURLU BİR HAFTA SONU
Herkese merhaba! Hafta sonu Göteborg'daydım. Malmö'den Göteborg'a gittim. İsveç'te Erasmus günlerim artık bitiyor ve gittiğim son yer Göteborg olmuş oldu... Şimdi bu yazıyı Malmö'den yazıyorum, Göteborg'dan bahsetmek için bilgisayarımın karşısındayım!
Göteborg, İsveç'in ikinci büyük şehri. Konum olarak, Stockholm ve Malmö'nün arasında bir yerde bulunuyor (geçenlerde yazdığım Stockholm yazım). Yine tabii ki bir sürü fotoğraf çektim ama bu yazım için şimdi bir tanesini kullanıyorum, o da şehirle ilgili en (belki de tek) sevdiğim şey olan mavi tramvaylar! Şehrin her yerinde bu mavi tramvayları görebilirsiniz ve gerçekten de Göteborg'un simgesi mavi tramvaylar diyebilirim. Bazıları eski, bazıları daha yeni. Bizim İstiklal Caddesi'ndeki tramvay geldi aklıma bu mavi tramvayları gördükçe. Peki Göteborg'da ne yapmalı, nereye gitmeli? Burası İsveç'in ikinci büyük şehri olmasına rağmen, deniz kenarında bir liman ve sanayi şehri olduğundan, turistlere hitap edebilecek pek fazla şeyi yok açıkçası. Göteborg'da taze balıkların satıldığı balık pazarı Feskekorka, şirin evler ve kafelerle dolu Haga, şehre çok değil ama biraz yüksekten bakmak için Skansen Kronan, şehrin parkı Tradgardsföreningen ve Göteborgs Stadmuseum yani Göteborg Şehir Müzesi de Göteborg'a giderseniz/gittiğinizde görmeniz gereken yerlerden. Malmö mü Göteborg mu diyecek olursanız, tabii ki Malmö derim! Bir de Göteborg'da hava kapalı ve yağmurluydu, İsveç'te böyle, bir gün güneşli bir gün yağmurlu olabiliyor. Bu arada her zamanki gibi şehir kütüphanesine de gitmek istedim ama özel bir tatil olduğu için kapalıydı, ancak 300 metrekarelik ve adı da 300 metrekare olan küçük bir şubesi açıktı. İsveç'te gittiğim her kütüphane kalbimi çalmayı başardı, bunu biliyorsunuz, en son yazımda bahsetmiştim. Ama Göteborg Şehir Kütüphanesi'nin ana binası dediğim gibi kapalı olduğundan orayı görme fırsatım olmadı.
Uzun lafın kısası, iki günlük Göteborg tatilim böyleydi... Hadi Göteborg'un simgesi mavi tramvaylara el sallayın!
Beni sosyal medyadan takip etmek için hesaplarım:
30 Mayıs 2017 Salı
İSVEÇ'TEKİLER KÜTÜPHANEYSE BİZDEKİLER NE?
İsveç'te gittiğim her kütüphane kalbimi çalmayı başardı... Üniversite kütüphaneleri güzel, şehir kütüphaneleri ise muazzam güzel... Üniversite kütüphanelerinden başlayacak olursak, zaten bizim üniversitelerimizdekilerin on katı büyüklüğünde falan. Aradığınızı bulamama gibi bir durum söz konusu bile değil. Bizde oturacak yer bulamazsın, buralarda çeşit çeşit okuma alanları, çalışma köşeleri var, istediğin yere otur. Peki ya şehir kütüphaneleri? Ben böyle bir şey görmedim! Malmö Şehir Kütüphanesi'ni mi anlatsam, Stockholm Şehir Kütüphanesi'ni mi... Öyle ferah, öyle davetkar mekanlar ki, her şey öyle en ince ayrıntısına dek düşünülmüş ki, yeter ki gelin, okuyun, okuyun, okuyun diyorlar... İnsanlar da zevkle gidiyor. Hatta buralarda kütüphaneler öyle kalabalık ki, gözlerinize inanamazsınız!
Stockholm Şehir Kütüphanesi'nden geçen gün şu yazımda bahsetmiştim...

Stockholm Şehir Kütüphanesi'nden geçen gün şu yazımda bahsetmiştim...

Malmö Şehir Kütüphanesi hakkında ilk kez aylar önce şu yazımda konuşmuştum...
Buralarda kütüphane kültürü çok yaygın... Mayfair Hotel Tunneln'nin kütüphane lobisinden şu yazımda bahsetmiştim... Malmö Üniversitesi'nin harika kütüphanesi hakkında daha detaylı yazmak istiyorum, o nedenle onu sonraya saklıyorum... İsveç'te Erasmus yapmak işte böyle bir şey...

Uzun lafın kısası döndüğümde, ki geri sayım başladı, bizim üniversitelerimizdeki kütüphaneler beni kesinlikle ama kesinlikle tatmin etmeyecek, çünkü İsveç'te çok daha iyisi olduğunu, istersek bizim de bunu yapabileceğimizi bileceğim ama bizdeki kütüphane anlayışı üç kitap+iki bilgisayardan ibaret ne yazık ki. Ne diyeyim, İsveç'ten sevgiler!
Şarkı - "Funk" Jazz
Sosyal medya hesaplarım:
28 Mayıs 2017 Pazar
BU SEZONUN "WAOOOUVW" DEDİRTEN YERLİ DİZİSİ HANGİSİYDİ?
Cevabı açıklıyorum: Hiçbiri.
Beni bilirsiniz, çok dikkatli bir dizi izleyicisiyimdir. Bu yazımda yabancı dizileri kastettiğimi sanmayın, aksine, esas olarak yerli dizilerden bahsediyorum. Bildiğiniz gibi artık Türk dizilerini tüm dünya seyrediyor. Herkes bizim hikayelerimizin ve formatlarımızın peşinde koşuyor. Peki dizi kaliteleri açısından böyle iyi gelişmeler varken, ne oldu da benim gibi bir televizyon sevdalısı bu sezon hiçbir dizi karşısında şöyle doya doya "waooouvw" diyemedi dersiniz? Ne oldu da bu sezon televizyonu kapatıp kendimi Youtube'da Aşk-ı Memnu, Umutsuz Ev Kadınları, Avrupa Yakası sahneleri izlerken buldum (ki söylemeden geçemeyeceğim, Umutsuz Ev Kadınları gelmiş geçmiş en iyi uyarlama olabilir; cast'ı da Songül Öden, Bennu Yıldırımlar, Ceyda Düvenci, Özge Özder gibi isimlerle adeta yıldızlar geçidiydi. Öden'in Yasemin karakterini hala açıp açıp izliyorum, müthiş!)?
Bu sezon, şu ana kadar 10 ayda tam 35 dizi başlayıp bitti. Daha 4. bölümü yayınlanmadan yayından kaldırılan dizi bile oldu (Altınsoylar)! Artık şöyle bir gerçek var: Reyting azıcık düştü mü, dizi hemen yayından kaldırılıyor! Yani o diziyi izleyen bir seyirci kitlesi varsa bile (ki her zaman her diziyi izleyen bir seyirci kitlesi vardır) hiç önemsenmiyor, çünkü dizi ilk 3'e girememiş oluyor. Bir de diziler hakkında sürekli "bitti mi bitecek mi" haberleri çıkıyor, e seyirci de ister istemez diziden soğuyor, bitecek olan bir şeyi en iyisi baştan hiç izlemeyeyim psikolojisine giriyor.
Diyeceksiniz ki, o kadar dizi var be Mert: Vatanım Sensin, Cesur ve Güzel, Anne, İçerde, Çoban Yıldızı, İstanbullu Gelin... Savaşçı, Söz, Diriliş Ertuğrul, EDHO... Bir kere mafya vs. temalı dizileri hiç izlemiyorum, bunu baştan söyleyeyim. Hepsi sıkıyor beni. Bu sezonun en iyi iki dizisinin İçerde ve Vatanım Sensin olduğu kesin gibi, ama ne yazık ki ikisini de baştan sona izleyemediğim için onları da yazımın dışında tutmam gerek (İçerde final yapıyor).
Şimdi tek tek dizileri saymayacağım/isim vermeyeceğim ama, bu sezon ekranda ya çok kötü diziler vardı ya da iyi diziler. Ama bana soracak olursanız, "çok iyi" bir dizi yoktu. Dediğim gibi, eskiden Aşk-ı Memnu, Yaprak Dökümü, Öyle Bir Geçer Zaman Ki, Muhteşem Yüzyıl vardı, her günün bir dizisi vardı adeta. Ekran başına kilitlenir, izlerdik. Bakın tam 3 yıl önce yine burada, blogumda aynen şöyle yazmıştım:
"Ah, ah, eskiden böyle miydi? 'Perşembe dizim' diyerek sahiplendiğimiz ve uğruna dost meclislerini ektiğimiz dizimiz bir bakmışız hop diye pazartesi gününe, olmadı salıya, oradan pazara alınabilirdi. Şimdi bu heyecanla beklediğimiz bir 'günün dizisi' kaldı mı da, gün ve saat değişikliğine şöyle ağız tadıyla üzülebilelim! Sahiden de, sezon finalini ya da büyük finalini gün sayarak beklediğimiz bir dizi kaldı mı İşimizden, okulumuzdan evimize bir an önce yetişmek için bir sebebimiz vardı: Bugün Aşk-ı Memnu günü derdik, şu gün Yaprak Dökümü günü."
3 yıl önce yazdığım bu cümleleri, bugün de aynen söyleyebilirim... Demek ne olduysa 3 yıl önce olmuş! :) Demek son 3-5 yıldır, öyle büyük heyecanlarla beklediğim(iz) bir dizi kalmamış. Ben öyle izlemeyi seviyorum bir diziyi. İzlerken dizi olduğunu unutup, tamamen o hikayenin içine beni çekmeyi başarmışsa, o diziye başarılı dizi derim ben. Gelin görün ki bu sezon öyle bir dizi yoktu. Dediğim gibi tek tek dizileri saymayacağım/isim vermeyeceğim ama, bu sezon ekranda çok kötü diziler de vardı, iyi diziler de. Ama beni heyecandan uykusuz bırakan, gelecek haftayı iple çektirten bir dizi yoktu; ki eskiden Aşk-ı Memnu, Umutsuz Ev Kadınları, Yaprak Dökümü bunu yapabiliyordu.
Bu sezon hep birbirinin aynısı diziler var ekranda... Belki de bu yüzden istediğim tatta bir dizi bulamadım, çünkü bir kanalda ne varsa diğer kanallar da aynısını taklit edip durdu! Aslında yeni bir şey değil bu, her zamanki gibi!
Bir önceki sezondan devam eden ve yakında final yapacak olan Hayat Şarkısı ve bu sezon büyük umutlarla başlayan ama şu sıralar pek de iyi gitmeyen Cesur ve Güzel... Şimdi, bu yazıyı bundan 7-8 hafta önce yazmış olsaydım, Cesur ve Güzel için bu sezonun "waooouvw" dedirten dizisi deme ihtimalim yüksek olurdu. Hatta bununla ilgili şurada detaylı bir yazı yazmıştım. Ama o tren çoktan kaçtı be Cesur. Yahu geçen haftaki 26. bölümde, 72 saat boyunca evden çıkmayan bir Tahsin Korludağ izledik! Şöminenin başında terden su oldu adam! Yani Cesur ve Güzel'de anlatacak hikaye kalmadı artık, dizi adeta final yapmaya hazırlanır gibi konularını kapatıyor, yavaştan toparlıyor. Cesur ve Sühan'ın aşkı hiç inandırıcı olmadığı gibi, Cahide'nin hamile olmadığının zamansızca açığa çıkması ve Hülya'yla gizli saklı çevirdiği dolapların bir öneminin kalmamasıyla birlikte dizi adeta söndü. Diziyi bir müddet yan karakterlerin hikayeleri kurtarmaya devam etti ama o da önce Fü'nün, sonra Adalet'in ölümüyle son buldu. Şimdilik Şirin, Cahide, Mihriban ve Hülya hala elimizde ama hikayenin içinde amaçsızca gezinen yan karakterler olmaktan öteye gitmiyorlar. Cesur ve Güzel ilk başta entrikalarla dolu bir soap opera olarak yana çıkmıştı ve gerçekten reytinglere ağırlığını koymuştu, çünkü o ilk tanıtım fragmanlarından bize verilen beklenti buydu: Büyük bir köşk, köşkün içinde birbirlerinin arkasından entrika kuran aile üyeleri. Evet, klişe, ama bu hep böyledir ve nitekim başarıyı da yakaladı. Ama son 10 bölümdür sadece kaçma-kovalamacadan ibaret, adeta Arka Sokaklar'a döndü! Scooby Doo gibi her bölüm sonunda bir cinayet çözülür oldu. Bu da haliyle seyirciyi sıkmaya başladı. Bölümler alelacele, duygusuz... Bu dizi nasıl bu hale geldi aklım almıyor. Dizinin reytingleri yine de fena değil, Vatanım Sensin'in ardından en çok izlenen dizi oluyor ama bu gidişle ikinci sezonu göreceği şüpheli. (Dün akşam saatlerinde internete bu sezon final yapacağı yönünde bir haber düştü)
Uzun lafın kısası... Bu sezon ben televizyon dizilerinden aradığımı, istediğimi bulamadım. Her hafta düzenli olarak izlediğim bir dizi olmadı, olamadı. Hayır ekranda şöyle güzel bir yarışma/reality show programı da yok ki izleyelim... Eskiden ne güzel canlı yayınlanan dans yarışmaları, buzda dans falan olurdu, ağzımız açık izlerdik... Sahi, ne oldu da bitti o formatlar? Azra Akın'ın dans performanslarını hatırlayan kaldı mı?
Dizilerin süresi uzadıkça uzamaya ve dön dolaş hep aynı senaristler yazmaya devam ettikçe, önümüzdeki sezonlar da değişen hiçbir şey olmayacaktır... Artık genç, dinamik hikayelerle ekranın tazelenmesi gerek. İyisi mi, ben şuradan bir Umutsuz Ev Kadınları bölümü açıp izleyip azıcık güleyim, eğleneyim. (Bu Yasemin'in nasıl sonradan sinema filmi çekilmez, kesin çekilmeli.)
Peki sizin bu sezon "waooouvw" dediğiniz bir dizi var mıydı? Varsa hangisi(ydi)? Veya benim gibi eskilerden izlediğiniz bir dizi var mı? Cevaplarınızı merakla bekliyorum!
Daha çok içerik için sosyal medya hesaplarım:
instagram.com/ofluoglumert
twitter.com/ofluoglumert
facebook.com/ofluoglumert
Beni bilirsiniz, çok dikkatli bir dizi izleyicisiyimdir. Bu yazımda yabancı dizileri kastettiğimi sanmayın, aksine, esas olarak yerli dizilerden bahsediyorum. Bildiğiniz gibi artık Türk dizilerini tüm dünya seyrediyor. Herkes bizim hikayelerimizin ve formatlarımızın peşinde koşuyor. Peki dizi kaliteleri açısından böyle iyi gelişmeler varken, ne oldu da benim gibi bir televizyon sevdalısı bu sezon hiçbir dizi karşısında şöyle doya doya "waooouvw" diyemedi dersiniz? Ne oldu da bu sezon televizyonu kapatıp kendimi Youtube'da Aşk-ı Memnu, Umutsuz Ev Kadınları, Avrupa Yakası sahneleri izlerken buldum (ki söylemeden geçemeyeceğim, Umutsuz Ev Kadınları gelmiş geçmiş en iyi uyarlama olabilir; cast'ı da Songül Öden, Bennu Yıldırımlar, Ceyda Düvenci, Özge Özder gibi isimlerle adeta yıldızlar geçidiydi. Öden'in Yasemin karakterini hala açıp açıp izliyorum, müthiş!)?
Bu sezon, şu ana kadar 10 ayda tam 35 dizi başlayıp bitti. Daha 4. bölümü yayınlanmadan yayından kaldırılan dizi bile oldu (Altınsoylar)! Artık şöyle bir gerçek var: Reyting azıcık düştü mü, dizi hemen yayından kaldırılıyor! Yani o diziyi izleyen bir seyirci kitlesi varsa bile (ki her zaman her diziyi izleyen bir seyirci kitlesi vardır) hiç önemsenmiyor, çünkü dizi ilk 3'e girememiş oluyor. Bir de diziler hakkında sürekli "bitti mi bitecek mi" haberleri çıkıyor, e seyirci de ister istemez diziden soğuyor, bitecek olan bir şeyi en iyisi baştan hiç izlemeyeyim psikolojisine giriyor.
Diyeceksiniz ki, o kadar dizi var be Mert: Vatanım Sensin, Cesur ve Güzel, Anne, İçerde, Çoban Yıldızı, İstanbullu Gelin... Savaşçı, Söz, Diriliş Ertuğrul, EDHO... Bir kere mafya vs. temalı dizileri hiç izlemiyorum, bunu baştan söyleyeyim. Hepsi sıkıyor beni. Bu sezonun en iyi iki dizisinin İçerde ve Vatanım Sensin olduğu kesin gibi, ama ne yazık ki ikisini de baştan sona izleyemediğim için onları da yazımın dışında tutmam gerek (İçerde final yapıyor).
Şimdi tek tek dizileri saymayacağım/isim vermeyeceğim ama, bu sezon ekranda ya çok kötü diziler vardı ya da iyi diziler. Ama bana soracak olursanız, "çok iyi" bir dizi yoktu. Dediğim gibi, eskiden Aşk-ı Memnu, Yaprak Dökümü, Öyle Bir Geçer Zaman Ki, Muhteşem Yüzyıl vardı, her günün bir dizisi vardı adeta. Ekran başına kilitlenir, izlerdik. Bakın tam 3 yıl önce yine burada, blogumda aynen şöyle yazmıştım:
"Ah, ah, eskiden böyle miydi? 'Perşembe dizim' diyerek sahiplendiğimiz ve uğruna dost meclislerini ektiğimiz dizimiz bir bakmışız hop diye pazartesi gününe, olmadı salıya, oradan pazara alınabilirdi. Şimdi bu heyecanla beklediğimiz bir 'günün dizisi' kaldı mı da, gün ve saat değişikliğine şöyle ağız tadıyla üzülebilelim! Sahiden de, sezon finalini ya da büyük finalini gün sayarak beklediğimiz bir dizi kaldı mı İşimizden, okulumuzdan evimize bir an önce yetişmek için bir sebebimiz vardı: Bugün Aşk-ı Memnu günü derdik, şu gün Yaprak Dökümü günü."
3 yıl önce yazdığım bu cümleleri, bugün de aynen söyleyebilirim... Demek ne olduysa 3 yıl önce olmuş! :) Demek son 3-5 yıldır, öyle büyük heyecanlarla beklediğim(iz) bir dizi kalmamış. Ben öyle izlemeyi seviyorum bir diziyi. İzlerken dizi olduğunu unutup, tamamen o hikayenin içine beni çekmeyi başarmışsa, o diziye başarılı dizi derim ben. Gelin görün ki bu sezon öyle bir dizi yoktu. Dediğim gibi tek tek dizileri saymayacağım/isim vermeyeceğim ama, bu sezon ekranda çok kötü diziler de vardı, iyi diziler de. Ama beni heyecandan uykusuz bırakan, gelecek haftayı iple çektirten bir dizi yoktu; ki eskiden Aşk-ı Memnu, Umutsuz Ev Kadınları, Yaprak Dökümü bunu yapabiliyordu.
Bu sezon hep birbirinin aynısı diziler var ekranda... Belki de bu yüzden istediğim tatta bir dizi bulamadım, çünkü bir kanalda ne varsa diğer kanallar da aynısını taklit edip durdu! Aslında yeni bir şey değil bu, her zamanki gibi!
Bir önceki sezondan devam eden ve yakında final yapacak olan Hayat Şarkısı ve bu sezon büyük umutlarla başlayan ama şu sıralar pek de iyi gitmeyen Cesur ve Güzel... Şimdi, bu yazıyı bundan 7-8 hafta önce yazmış olsaydım, Cesur ve Güzel için bu sezonun "waooouvw" dedirten dizisi deme ihtimalim yüksek olurdu. Hatta bununla ilgili şurada detaylı bir yazı yazmıştım. Ama o tren çoktan kaçtı be Cesur. Yahu geçen haftaki 26. bölümde, 72 saat boyunca evden çıkmayan bir Tahsin Korludağ izledik! Şöminenin başında terden su oldu adam! Yani Cesur ve Güzel'de anlatacak hikaye kalmadı artık, dizi adeta final yapmaya hazırlanır gibi konularını kapatıyor, yavaştan toparlıyor. Cesur ve Sühan'ın aşkı hiç inandırıcı olmadığı gibi, Cahide'nin hamile olmadığının zamansızca açığa çıkması ve Hülya'yla gizli saklı çevirdiği dolapların bir öneminin kalmamasıyla birlikte dizi adeta söndü. Diziyi bir müddet yan karakterlerin hikayeleri kurtarmaya devam etti ama o da önce Fü'nün, sonra Adalet'in ölümüyle son buldu. Şimdilik Şirin, Cahide, Mihriban ve Hülya hala elimizde ama hikayenin içinde amaçsızca gezinen yan karakterler olmaktan öteye gitmiyorlar. Cesur ve Güzel ilk başta entrikalarla dolu bir soap opera olarak yana çıkmıştı ve gerçekten reytinglere ağırlığını koymuştu, çünkü o ilk tanıtım fragmanlarından bize verilen beklenti buydu: Büyük bir köşk, köşkün içinde birbirlerinin arkasından entrika kuran aile üyeleri. Evet, klişe, ama bu hep böyledir ve nitekim başarıyı da yakaladı. Ama son 10 bölümdür sadece kaçma-kovalamacadan ibaret, adeta Arka Sokaklar'a döndü! Scooby Doo gibi her bölüm sonunda bir cinayet çözülür oldu. Bu da haliyle seyirciyi sıkmaya başladı. Bölümler alelacele, duygusuz... Bu dizi nasıl bu hale geldi aklım almıyor. Dizinin reytingleri yine de fena değil, Vatanım Sensin'in ardından en çok izlenen dizi oluyor ama bu gidişle ikinci sezonu göreceği şüpheli. (Dün akşam saatlerinde internete bu sezon final yapacağı yönünde bir haber düştü)
Umutsuz Ev Kadınları gelmiş geçmiş en iyi uyarlama olabilir; cast'ı da Songül Öden, Bennu Yıldırımlar, Ceyda Düvenci, Özge Özder gibi isimlerle adeta yıldızlar geçidiydi. Öden'in Yasemin karakterini hala açıp açıp izliyorum, müthiş!
Uzun lafın kısası... Bu sezon ben televizyon dizilerinden aradığımı, istediğimi bulamadım. Her hafta düzenli olarak izlediğim bir dizi olmadı, olamadı. Hayır ekranda şöyle güzel bir yarışma/reality show programı da yok ki izleyelim... Eskiden ne güzel canlı yayınlanan dans yarışmaları, buzda dans falan olurdu, ağzımız açık izlerdik... Sahi, ne oldu da bitti o formatlar? Azra Akın'ın dans performanslarını hatırlayan kaldı mı?
Dizilerin süresi uzadıkça uzamaya ve dön dolaş hep aynı senaristler yazmaya devam ettikçe, önümüzdeki sezonlar da değişen hiçbir şey olmayacaktır... Artık genç, dinamik hikayelerle ekranın tazelenmesi gerek. İyisi mi, ben şuradan bir Umutsuz Ev Kadınları bölümü açıp izleyip azıcık güleyim, eğleneyim. (Bu Yasemin'in nasıl sonradan sinema filmi çekilmez, kesin çekilmeli.)
Peki sizin bu sezon "waooouvw" dediğiniz bir dizi var mıydı? Varsa hangisi(ydi)? Veya benim gibi eskilerden izlediğiniz bir dizi var mı? Cevaplarınızı merakla bekliyorum!
Daha çok içerik için sosyal medya hesaplarım:
instagram.com/ofluoglumert
twitter.com/ofluoglumert
facebook.com/ofluoglumert
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Edebiyat Dünyasından Son Dedikodular...
Edebiyat dünyasının gündemi bazen en heyecanlı magazin haberlerini aratmıyor. Kitabını yapay zeka ile yazdığı iddia edildiği için prestijli ...
-
12. bölüm 11. bölüm 10. bölüm 9. bölüm 8. bölüm 7. bölüm 6. bölüm 5. bölüm 4. bölüm 3. bölüm 2. bölüm 1. bölüm 13. BÖLÜM ...
-
Her sezon iddialı projelerle evlerimize konuk olan Bennu Yıldırımlar’la, "Buluşma Yeri" adlı oyununun bu sezonki son gösterimin...
-
Bu yazı blog taslaklarında tam bir yıldır bekliyor. Elbette yarım bir şekilde, tamamlanmayı bekliyor. Ben güya bir yıl önce, 2015 yazınd...








