MALMÖ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
MALMÖ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Aralık 2017 Pazartesi

HÜRRİYET SEYAHAT'E MALMÖ'YÜ YAZDIM!


Herkese merhaba! 

Bildiğiniz gibi geçen dönem İsveç'in üçüncü büyük şehri olan Malmö'de Erasmus'taydım. 

Ama bakmayın İsveç'in üçüncü büyük şehri olduğuna, Malmö aslında modern bir kasaba, öyle ki şehrin tamamını yürüyerek gezmeniz mümkün. Kendisi, hakkında en az şey bilineni ama en çok merak edileni. 

İşte dün, Hürriyet Seyahat'te Malmö'yü yazdım! 

Bu, Hürriyet'teki ilk yazım olmuş oldu... 

Okumak isteyenlere duyurulur... 

Gazetede de, internette de var...



Malmö'yü yazdığım yazılarımın blog'umdaki linki: http://kafadergi.blogspot.com.tr/search/label/MALM%C3%96


Hürriyet Seyahat'te yayımlanan yazım:

İSVEÇ'İN ÜÇÜNCÜ BÜYÜĞÜ 

Modern ve klasiğin buluştuğu bir yer Malmö. Stockholm ve Göteborg’dan sonra İsveç’in en büyük üçüncü şehri… Bakmayın İsveç’in üçüncü büyük şehri olduğuna, burası aslında modern bir kasaba, öyle ki şehrin tamamını yürüyerek gezmeniz mümkün. O zaman buyurun, kenti keşfe çıkalım…

Soğuğu hiç sevmememe, kasvetten ve kapalı havalardan nefret etmeme, on derecede bile üşümeme rağmen, dünyanın en soğuk ve en karanlık ülkesi İsveç’te ne işim vardı? Size şu kadarını söyleyeyim: Ne işim yoktu ki! Başlı başına bir sebep olarak, Stieg Larsson’un Millennium Üçlemesi’ni, sonra Camilla Lackberg’in kitaplarını ve diğer polisiye İsveç polisiyelerini gösterebilirim. İsveç, polisiye edebiyat alanında son on yıldır durdurulamaz bir yükselişte. Tabii ki yüksek yaşam kalitesi, temiz havası, temiz çeşme suyu, doğası, bisiklet dostu olması, herkesin İngilizce bilmesi ve konuşması, şık ve nezih kafeler, restoranlar, minimalist İsveç tasarımları ve Instagram’a şenlik ortamlar da, İsveç’e gelmemin diğer sebepleri arasında… Ayrıca Erasmus, İsveç gibi bir kuzey ülkesine gitmek için harika bir fırsat. Ama İsveç çok pahalı bir yer, baştan söyleyeyim.



İstanbul’dan üç saatlik uçuşla Danimarka’nın Kopenhag Havaalanı’na, oradan da iki ülkeyi birbirine bağlayan Öresund Köprüsü’yle yirmi dakikalık bir yolculuğun ardından İsveç’teki Malmö istasyonunda trenden indiğimde, kendimi İsveçli polisiye yazarı Stieg Larsson’un Ejderha Dövmeli Kız’ındaki karakterlerden biri gibi hissetmeye çoktan başladım. Bir köprüyle ülke değiştirebilmek harika bir şey, bunun bedeliyse 98 Danimarka Kronu (yaklaşık 54 lira).

Ocak ayında Malmö’ye ayak bastığımda hava gerçekten de buz gibi soğuktu ama kar ya da yağmur yoktu. Ülkenin en güneyinde olan Malmö, ılıman bir şehir. Ama kuru bir soğuk ve denizden esen felaket bir rüzgâr var. Bisiklet sürerken çoğu zaman rüzgârdan şikâyetçi olduğumu, bisikletten savrulup denize savrulacakmış gibi hissettiğimi bilirim.



Görmeden dönmeyin

Malmö Devlet Kütüphanesi: Kesinlikle baştan çıkarıcı bir yer. Ömrümde bu kadar muhteşem bir devlet kütüphanesi görmedim. Muazzam büyüklükte. Yerden tavana kadar cam duvarlarıyla kışın en karanlık saatlerinde bile ferah. Masaya oturduğunuzda dışarıdaki kocaman ağaçlar ve göl doğanın içindeymiş hissi uyandırıyor. Aklınıza gelebilecek her dilde kitap var. Türkçe de… Ayrıca kitapların yanı sıra yine çoğu dilde çeşitli gazeteler, dergiler, DVD’ler ve kutu oyunları bulmanız mümkün.


Turning Torso: Dünyanın en karakteristik binalarından bir tanesi. Bu sarmal gökdelen, şehrin hemen her yerinden görülebilen bir simge... Üst katlarda oturanların şahane bir Danimarka manzarası olmalı.

Öresund Köprüsü: İsveç ve Danimarka’yı birbirine bağlayan köprüyü, Bron/Broen dizisi fanları gayet iyi bilir. Ben henüz izlemedim ama dizi Malmö’de çekiliyor.

Malmö Üniversitesi: Üniversite kampüsünün ana binasındaki yine camekân olan kütüphaneye gidip Baltık Denizi’ni ayağınızın altında hissedin.

Science Fiction Bokhandeln: Özellikle bilimkurgu, fantastik ve çizgi roman meraklılarını çıldırtacak çeşitlilikteki ürünleriyle, Malmö’nün açık ara en iyi kitapçısı. 

Ribersborgsstranden: Burası Malmö’nün kilometrelerce uzunluktaki sahil yürüyüş yolu. Upuzun kumsaldaki iskelerlerden birinde kışın çırılçıplak bir şekilde denize girenleri görürseniz sakın şaşırmayın. Çünkü saunadan çıkıp kendini buz gibi denize bırakmak, üstelik bunu çırılçıplak yapmak, İsveç’te bir gelenek... 

Şehrin parkları:
 Pildammsparken, Kungsparken, Folkets Park ve Slottstradgarden… Göller, dereler, ağaçlar, koşanlar huzur verici… 


Malmö Müzesi: Hem müze hem de tarihi bir kale olan bu yapının üst katlarında sizi şömineler ve geyik başlarından oluşan kraliyet odaları bekliyor.


Malmö’de nerede ne yemeli? 

Pronto’da yemek tabağında servis edilen cheesecake’leri... (59 SEK,27 lira)


Malmö’nün en eski ve en şık pastanesi olan Konditori Hollandia’da krema ilaveli elmalı tart ve çilekli pasta (ikisi 104 SEK, yani 48 lira)…


Malmö Saluhall’in içindeki pizzacıda benim önce “o nasıl olur ki”, sonra “of bir daha mı yesem” dediğim, kısacası en orijinal ve en lezzetli şey olan peynirli-limonlu pizzayı (110 SEK, 50 lira)...


Lingonlimpa ekmeğini mutlaka kahvaltılarınızın baş tacı yapın. (Dağ kızılcığı ekmeği. Trabzonlu olmama rağmen ben bile dönerken bavulumda bu ekmeklerden getirdim, düşünün. 6 lira.)


Beni takip etmek için sosyal medya hesaplarım:

instagram.com/ofluoglumert

twitter.com/ofluoglumert 

facebook.com/ofluoglumert

5 Ekim 2017 Perşembe

YAZI KÖŞEME GERİ GÖNDERİN BENİ...


Beni huzur bulduğum yazı köşeme geri gönderin.

Tüm kitap, kağıt ve mürekkep kokularını içime çekmek istiyorum... 

Özledim.

Ocak-Haziran arası Malmö-İsveç yazılarım burada. 

Buralarda da buluşalım: 

30 Mayıs 2017 Salı

İSVEÇ'TEKİLER KÜTÜPHANEYSE BİZDEKİLER NE?

İsveç'te gittiğim her kütüphane kalbimi çalmayı başardı... Üniversite kütüphaneleri güzel, şehir kütüphaneleri ise muazzam güzel... Üniversite kütüphanelerinden başlayacak olursak, zaten bizim üniversitelerimizdekilerin on katı büyüklüğünde falan. Aradığınızı bulamama gibi bir durum söz konusu bile değil. Bizde oturacak yer bulamazsın, buralarda çeşit çeşit okuma alanları, çalışma köşeleri var, istediğin yere otur. Peki ya şehir kütüphaneleri? Ben böyle bir şey görmedim! Malmö Şehir Kütüphanesi'ni mi anlatsam, Stockholm Şehir Kütüphanesi'ni mi... Öyle ferah, öyle davetkar mekanlar ki, her şey öyle en ince ayrıntısına dek düşünülmüş ki, yeter ki gelin, okuyun, okuyun, okuyun diyorlar... İnsanlar da zevkle gidiyor. Hatta buralarda kütüphaneler öyle kalabalık ki, gözlerinize inanamazsınız!

Stockholm Şehir Kütüphanesi'nden geçen gün şu yazımda bahsetmiştim...



Malmö Şehir Kütüphanesi hakkında ilk kez aylar önce şu yazımda konuşmuştum...


Buralarda kütüphane kültürü çok yaygın... Mayfair Hotel Tunneln'nin kütüphane lobisinden şu yazımda bahsetmiştim... Malmö Üniversitesi'nin harika kütüphanesi hakkında daha detaylı yazmak istiyorum, o nedenle onu sonraya saklıyorum... İsveç'te Erasmus yapmak işte böyle bir şey... 


Uzun lafın kısası döndüğümde, ki geri sayım başladı, bizim üniversitelerimizdeki kütüphaneler beni kesinlikle ama kesinlikle tatmin etmeyecek, çünkü İsveç'te çok daha iyisi olduğunu, istersek bizim de bunu yapabileceğimizi bileceğim ama bizdeki kütüphane anlayışı üç kitap+iki bilgisayardan ibaret ne yazık ki. Ne diyeyim, İsveç'ten sevgiler!

Şarkı - "Funk" Jazz

Sosyal medya hesaplarım: 



24 Mayıs 2017 Çarşamba

İSVEÇ'E GELMİŞKEN ÇİZGİ ROMAN SERGİSİ AÇIVERDİM!


Dedim İsveç'e gelmişken bir çizgi roman sergisi açmadan dönmeyeyim! Şaka şaka, dersimin final projesi. İsveç'teki hayatımı anlattığım Mert'in İsveç Günlüğü'nün 1. bölümünü sizinle şurada paylaşmıştım, çok da güzel yorumlar aldım, herkese çok teşekkürler. İşte çizgi romanımın tamamını fotoğrafta arkamdaki panoda görüyorsunuz. 


Sergi açılışı Malmö Högskola'nın Niagara binasında oldu. Atıştırmalıklar da tam İsveç usulüydü! Burada çok tüketilen lakritz şekerleri ve jelibonlarıyla tam üç çeşit cips vardı. Çizgi romanımda da bahsettiğim gibi, bu İsveçliler sabah kahvaltılarında yulaf ve avokado yiyorlar ama aslında o kadar da sağlıklı beslenmiyorlar, abur cubur yemeye bayılıyorlar ve çok fazla şeker tüketiyorlar. Yani sabahları sebze meyve yiyorsunuz tamam ama, onlar sizi kurtarmaz, n'aber?



Benim kalemimden, klasik Türk kahvaltısı vs İsveç kahvaltısı... 




Daha çok paylaşımım için beni sosyal medyadan da takipte kalmayı unutmayın!



17 Mayıs 2017 Çarşamba

MALMÖ'DEN LEZZETLER: LİMONLU PİZZA, ELMALI TART VE DAHASI!

Merhaba! Bu yazımda sizlere Erasmus yaptığım Malmö'de geçen hafta gidip denediğim birkaç kafe hakkında yazacağım. Yani bu bir yemek yazısı olacak. İsveç'te ne yenir, ne tür yiyecekler vardır gibi sorularınızı yanıtlamış olacağım bir başka yazı yani... Malmö'de Mayıs'a hiç yakışmayan buz gibi bir soğuk vardı ve en iyisi iç mekanlarda oturmaktı çünkü. Malmö'den sonra geçen hafta Stockholm'de tatildeydim! Tatilimden yeni döndüm ve şimdi bu yazıyı yazıyorum, sonra da detaylı bir Stockholm yazısı gelecek. 


Önce çok kısaca şu fotoğraftan bahsetmek istiyorum (evet, bu fotoğrafı çekildikten hemen sonra gidip 180 SEK'e kestirdiğim saçlarımı dünkü yazımda anlatmıştım)... Burası Malmö'deki Mayfair Hotel Tunneln'in kütüphane lobisi. Bir sürü eski kitapla dolu, harika bir mekan. "Yalancı ateş"in yandığı şöminesi bile var. Burayı kendime yeni yazı-okuma köşesi yapıyorum! Hele bu üst üste dizilmiş kitaplar şeklindeki orijinal sehpaya bayıldım! Hadi raflardaki en eski kitabı bulma yarışı yapalım! 



Sıcacık, taptaze, nefis İsveç ekmekleri kalp ben! İsveç gerçekten çok çok pahalı bir ülke ve bu ekmekler de en az 6-7 liradan başlıyor ama gerçekten çok lezizler. Favorilerimi hemen üstteki fotoğrafta görebilirsiniz: Taneli, çekirdekli kara lingon ekmeği, çavdar ekmeği, sert ekmek knackebröd (bizde de bilinen wasa'nın orijinali) ve tarçınlı kanelbulle çöreği! Lingon ve yaban mersini reçellerini, balı da unutmayalım! Sizce reçelsiz bir kahvaltı masası olur mu?


Burası Malmö'nün en eski ve en şık pastanesi: Konditori Hollandia. Alışveriş arası, şehrin en şık pastanesinde kahve-pasta molası! Fotoğraftaki cappuccino 39, latte 39, krema ilaveli elmalı tart 52, çilekli pasta 52 SEK. Total 182 SEK, yani 75 lira. 


Burası Malmö Saluhall'in içindeki pizzacı! Son zamanlarda yediğim, önce "o nasıl olur ki", sonra "of bir daha mı yesem" dediğim, kısacası en orijinal ve en lezzetli şeydi: Peynirli-limonlu pizza! Limonlu pizza başta kulağa gerçekten tuhaf geliyor ama harika bir tadı olduğunu söyleyebilirim. Kendisi 110 SEK, yani 45 lira. Ah İsveç. 


Buralarda da bizdeki gibi salata pek yaygın, ama bildiğimiz anlamda değil: Mesela limon ve zeytinyağı asla bulamıyorsunuz, sos olarak kapalı kutular içinde bir şeyler veriyorlar. Neyse ki bir limon dilimi isteyince verdiler. Siyah pirinç, sarı turp, ceviz ve chevre peynirinden oluşan bu salata 75 SEK. 30,50 lira. 


Daha önce de yine gidip size bahsettiğim, Lilla Torg'daki Pronto'nun nefis cheesecake'lerinden biri daha! Yaban mersinli cheesecake, yanında kremasıyla. Buralarda bu krema olayı çok yaygın. Bu cheesecake 79 SEK, 32 lira.


Malmö'den trenle beş dakika mesafedeki Lund'a gidip yaptığımız öğle yürüyüşünden... Hani Lund'a bisikletle de gidip size anlatmıştımHava gerçekten buz gibiydi ve çabucak dönüp Stockholm çantalarını hazırladık! Stockholm macerası da bir sonraki yazıda gelsin o zaman, neler neler anlatacağım sizlere! 

Takipte kalın! 



16 Mayıs 2017 Salı

SONUNDA BU DA OLDU... 180 SEK'E SAÇIMI KESTİRDİM!

Herkese merhaba! Bir süredir yeni yazı yazamadım çünkü Malmö ve Stockholm'de tatildeydim! Beni sosyal medya hesaplarımdan takip edenleriniz görmüştür. Tatilimden yeni döndüm ve şimdi ayağımın tozuyla yazmaya başlıyorum... Önce Malmö, sonra da detaylı bir Stockholm yazısı gelecek, ama şimdi kısaca saç kestirmemden bahsetmek istiyorum. Evet, sonunda bu da oldu! 


78 SEK'e çorba (yazısı), 100 SEK'e bisiklet tamirinden sonra (yazısı), İsveç'te 180 SEK'e saç kestirmedim de demem artık! Yani saç kesimi dediğin nedir, 15-20 lira, ama İsveç'teyseniz 75 lira ödeyebiliyorsunuz bunun için. İsveç gerçekten çok pahalı bir ülke... Eh, çizgi romanımın yeni bölümüne konu olacak bir olay daha çıktı işte. Bu arada ilk bölüme harika yorumlar geldi, geliyor, çok teşekkürler!

Peki yabancı berberin bile beni Kenan İmirzalıoğlu'na benzetmesi... Evet, gözlüksüz beni herkes Kenan İmirzalıoğlu'na benzetiyor. Sonunda gözlükleri attırıp lens attıracaksınız bana! Ama gözlüklerimi seviyorum ben, o yüzden gözlüğe devam. 

Kenan İmirzalıoğlu meselesine gelince... Evet, sanırım benziyoruz. 

Malmö ve Stockholm yazılarım bu yazımın arkasından geliyor, takipte kalın!

instagram.com/ofluoglumert

facebook.com/ofluoglumert

twitter.com/ofluoglumert 

4 Mayıs 2017 Perşembe

YENİ ÇİZGİ ROMAN DİZİSİ: MERT'İN İSVEÇ GÜNLÜĞÜ - BÖLÜM 1


İsveç'teki Erasmus günlerimi anlattığım 4 bölümlük çizgi roman dizim "Mert'in İsveç Günlüğü"nün 1. bölümü işte karşınızda! Ben çocukken hep çizgi roman yapardım, bir sürü farklı karakterlerim ve dünyalarım vardı, hatta bu yazma işine yine 1. sınıfta, yani okuma yazmayı öğrenir öğrenmez resimli hikayeler yaparak başladım. İsveç günlerimi çizgi romanlaştırma bahanesiyle yeniden çizgi roman yapmaya başladığım için mutluyum! Üstelik hiç bilgisayar işi yok, tamamen elimle çizdim ve siyah-beyaz olarak bıraktım. O nedenle bilgisayarda düzeltmediğim bazı hataları mazur görün lütfen. Evet, böyle dizi Netflix'te yok! Ocak-Şubat'ta geçen 1. bölüm 3 sayfadan oluşuyor. Sayfaların üstüne tıklayarak metinleri büyütebilir ve detayları inceleyebilirsiniz. 

Okuduktan sonra yorumlarınızı benimle paylaşmayı unutmayın lütfen! Keyifli okumalar...


Dizide kendim oynadığım (!) için, bakın blogum benimle röportaj yaptı. O soru cevap aşağıda:

Kafa: Mert Bey yeni diziniz hayırlı olsun... Bize biraz diziden bahseder misiniz?
Mert: Çok teşekkürler... Dizimiz 4 bölümlük mini bir dizi. Ocak-Şubat, Mart, Nisan ve Mayıs-Haziran olmak üzere İsveç'teki 4 farklı zaman dilimimde geçen 4 bölümlük bir dizi olacak. 

Kafa: İlk bölümün çekimlerinde zorlandınız mı?
Mert: Evet, Ocak'ta İsveç'e geldiğim ilk haftalar kar yoktu ama hava buz gibiydi. Nehirler, göller donmuştu. Zaten benim ellerim buraya gelir gelmez çatladı, buna dizide de yer verdik. Onun dışında, bulduğumuz bisiklet bana biraz küçük geldi, ama rol gereği sürekli kullanmak zorundayım. Ayrıca yeme-içme de burada büyük gündem, İsveç'in pahalı bir şehir olması da işleri zorlaştırıyor tabii. 

Kafa: Şu anki çekimler nasıl gidiyor?
Mert: Havalar neyse ki biraz ısındı, ama burası hala çok rüzgarlı ve rüzgar çekimleri gerçekten etkiliyor. Uçmamayı başardığımız için kendimizi tebrik etmemiz gerek! Ayrıca bisikletten mi neden bilmiyorum ama son günlerde bacağıma bir uyuşukluk da girince, çekimlere birkaç gün ara vermek zorunda kaldık. Sağ olsunlar, yönetmenimiz ve ekip arkadaşlarımız çok anlayışlılar.

Kafa: İkinci bölüm Mart ayında geçecek... Bize biraz ipucu verebilir misiniz?
Mert: Dediğiniz gibi Mart'ta geçeceği dışında, hiçbir ipucu veremem! Ayrıca biz de senaryoyu son anda gördüğümüz için bir şey söyleyemeyeceğim! 

Kafa: Ama şu an Mayıs, Mart'ı çoktan çekmiş olmalısınız?
Mert: Evet, aynen öyle. Ama şimdilik sürpriz olsun. İlk bölümde Mert'in İsveç'teki ilk iki ayını, hava durumuyla, kaldığı yerle, okuluyla, alışveriş yapmayla ilgili maceralarını gördük. Dizi sonraki bölümlerde de onun hayatını olduğu gibi aktarmaya devam edecek.

Kafa: Peki ikinci bölüm ne zaman gelecek?
Mert: Çok yakında, takipte kalın!

instagram.com/ofluoglumert

twitter.com/ofluoglumert

facebook.com/ofluoglumert

30 Nisan 2017 Pazar

İSVEÇ LUND'DA VALBORG FESTİVALİ: SKAM'IN GERÇEK HALİ!


Bunları döner dönmez ayağımın tozuyla yazıyorum. 

Bugün yine Malmö-Lund arası bisikletle (en az) 50 kilometre pedal çevirdim. Delilik! 

DELİLİK!

Bacaklarım zaten ağrıyordu, rüzgar yine sert esiyordu, ama kışın gittiğimde gördüğüm manzaralar o kadar güzeldi ki, o yolun bir de bahar halini görmezsem aklım kalırdı. Hatırlayacağınız üzere, Şubat'ın ilk günü de Lund'a bisikletle gitmiştik (o meşhur yazımı hala okumadıysanız buraya buyurun); işte bugün de tam üç ay üstüne, Nisan'ın son günü bisikletle Lund yollarındaydım. Hava serindi tabii ama güneşliydi ve ağaçların tepelerinde öten kuşların sesleri yol boyunca radyo gibi bana eşlik etti. Her şey çok pastoraldi ama bir ara kaybolup kendimi ıssız çiftlik yollarında, tarlaların arasında buldum. Zaten Malmö-Lund E22 karayolundaki tır şoförleriyle de kanka olacağım yakında! 


Şubat'ın ilk günü Lund'a ilk kez giderken...

Peki Lund'a niye gittim? 
Valborg Festivali sebebiyle! Valborg nedir? Bu aslında tüm İsveç'te kutlanan bir festival ama en eski öğrenci şehri Lund olduğu için Lund'daki kutlamalar hep daha büyük ve gösterişli oluyor. İsveç'in her yerinden herkes Lund'a gidiyor, o nedenle ben de Lund'a gittim. Valborg baharı karşılamak içinmiş, "yahu öyle saçmalık olur mu, bahar geleli ohooo, yazı karşılayın bari" dedim başta ama aynı zamanda, okulda dersleri biten üniversitelilerin rahatlamak amaçlı yaptıkları büyük bir piknik bu.

Yani sizin anlayacağınız, bu İsveçliler eğlenmek için hiçbir fırsatı kaçırmıyor, iyi de yapıyorlar! 


Patlamış mısır!

30 Nisan sabahı erkenden başlıyor Valborg. 
Ben de sabah 6'da kalktım (zaten erkenciyim, biliyorsunuz), 7.30'da yollara düştüm. Gittiğimde herkes çoktan parkta çimenlere kurulmuştu, yüz binler vardı desem abartmış olmam, İsveç'teki tüm öğrenciler Lund'a gelmiş sanırım ve evet, internette okuduğum gibi kahvaltıda çilek yiyenleri ve her yere kurulan (bazıları üstü açık) seyyar tuvaletleri de gördüm (Ah daha başka öyle şeyler gördüm ki, bundan sonra TV dizisi Skam'da izleyeceğim hiçbir şey beni şaşırtamaz, size o kadarını söyleyeyim)! Kısacası baya çılgın bir kafa bu Valborg. Bu seferlik instastory'e hiçbir şey koymadım, çünkü her şeyi detaylarıyla blog'da bu yazımda anlatmak üzere sakladım. Seyyar tuvaletlerin önündeyse otuz kırk kişilik kuyruklar vardı...


Valborg kahvaltısında çilek yiyen İsveçliler.
Seyyar tuvaletlerin önündeki kuyruk...





E22 karayolundaki tır şoförleriyle kanka olacağım bu gidişle... Bugün epey yoruldum! 50 kilometre bisiklet sürmekten bahsediyoruz! Ama çok da güzeldi...

Ve son olarak, ne diyeyim, Valborg'unuz kutlu olsun! 

Not: Son üç beş gündür sağ bacağımda bir ağrı var. Ağrı bile değil de, bir uyuşukluk, arada bir karıncalanma hissi gibi. Gün içinde yürüyen, bisiklet süren ve bilgisayar başında da çokça oturan biriyim. Bilgisayarı, klavyeyi şu sıralar mouse'suz kullanıyorum, yani elimle, acaba sağ elimde başladı da sonra bacağıma mı indi bu uyuşma hissi? Yoksa huzursuz bacak sendromuna mı yakalandım (yok artık!)? Otururken de, ayaktayken de bazen hissediyorum o yüzden bence bisiklet sürmemle de bir ilgisi yok. Ciddi bir şey yok, sadece merak ettim. Bilen varsa yazarsa çok sevinirim. :) 

29 Nisan 2017 Cumartesi

BİR İSVEÇ KENTİ OLAN HELSİNGBORG'DA NE YAPTIM?



Hani geçenlerde Helsingborg'a gitmiştim, şu yazımda da bahsetmiştim sizlere. Orada iki bile değil, bir buçuk gün geçirdim. Su yeşili rengindeki çatılarla, hoş bir İsveç kentiydi. Bizim İstanbul Boğazı'ndaki Anadolu-Avrupa yakaları gibi, İsveç'le Danimarka da karşılıklı birbirlerine bakıyor. O yüzden Helsinborg'un karşısında Danimarka'nın Helsingor şehri var. Hava kötüydü şansıma... Malmö'ye kırk dakika tren mesafesinde bir şehir burası (gidiş dönüş 198 SEK-81 lira yapıyor). Kasaba bile diyebiliriz aslında, ama Skane bölgesinin Malmö'den sonra ikinci büyük şehri. Planım, perşembe Helsingborg'da gezip o akşam orada kalıp cuma günü bir balıkçı kasabası olan Mölle'ye gitmekti, ama hava, rüzgar ve Paskalya tatili olması sebebiyle otobüs hatlarının seyrekliği el vermedi. Aklımın kaldığını da söyleyemeyeceğim çünkü deniz havasını da orman havasını da Helsingborg'da aldım ve yoruldum. Ormanda kilometrelerce yürüdüm. Ve bakın nasıl bir tabelayla karşılaştım:


Dikkat ördek ailesi çıkabilir! Sonra İsveç neden gelişmiş ülke...



Bu kuşu iyi yakaladım...


Fika zamanı! 

Gördüğünüz gibi hava kapalı ve bulutluydu... Olsun, güzel bir buçuk gün geçirdim orada. Sadece trenler İsveç'te çok pahalı, bunu söylemeden geçemeyeceğim. Oradayken instagram'da instastory'ye de bazı anlık fotoğraflar koymuştum, takip edenleriniz görmüştür... Beni sosyal medyadan da takip etmeyi unutmayın!

instagram.com/ofluoglumert

twitter.com/ofluoglumert

facebook.com/ofluoglumert


Not: Son üç beş gündür sağ bacağımda bir ağrı var. Ağrı bile değil de, bir uyuşukluk, arada bir karıncalanma hissi gibi. Gün içinde yürüyen, bisiklet süren ve bilgisayar başında da çokça oturan biriyim. Bilgisayarı, klavyeyi şu sıralar mouse'suz kullanıyorum, yani elimle, acaba sağ elimde başladı da sonra bacağıma mı indi bu uyuşma hissi? Yoksa huzursuz bacak sendromuna mı yakalandım (yok artık!)? Otururken de, ayaktayken de bazen hissediyorum o yüzden bence bisiklet sürmemle de bir ilgisi yok. Ciddi bir şey yok, sadece merak ettim. Bilen varsa yazarsa çok sevinirim. :) 

25 Nisan 2017 Salı

STOCKHOLM TAVSİYELERİNİZ VAR MI?


Merhaba! Fotoğrafı burada, Malmö'de çektim.

Ah, İskandinavya'nın bu pastel renkli evleri karşısında hayallere dalmamak mümkün mü...

Kim bilir nasıl insanlar yaşıyor içeride? 

Hmm, bir düşünelim. 

Birinci katta bir opera sanatçısı, ikinci katta bir film aktrisi, üçüncü katta bir dedektif romanları yazarı, hemen üstünde de dedektifin ta kendisi oturuyor olabilir mesela? 

Tamam, biraz daha zorlarsak bana da bir daire düşecek bu apartmanda!

Bu arada, yakında Stockholm'e gidiyorum! 

Evet, Ejderha Dövmeli Kız'ın baş karakterleri olan Mikael Blomkvist ve Lisbeth Salander'in memleketi olan Stockholm'e! 

Oraya gitmeden İsveç'ten döneceğimi düşünmüyordunuz herhalde, değil mi? 

Mutlaka gitmem/gezmem gereken yerleri, yemem gereken lezzetleri bana yazın, tavsiyelerinizi bekliyorum!



facebook.com/ofluoglumert 

18 Nisan 2017 Salı

İSVEÇ'TE NORMAL BİR GÜNÜM NASIL GEÇİYOR?

Herkese merhaba! İsveç'te Erasmus hayatım son sürat devam ediyor. Zaman o kadar hızlı geçiyor ki, hiçbir şey anlamadan çoğu bitti azı kaldı! Nisan bile bitti bitecek neredeyse... Bu yazımda sizlere okula gitmediğim veya bir yere gidip gezmediğim, son derece boş, rutin, normal bir günümde odamda neler yaptığımı anlatacağım.

06:30: Günüm başlıyor! Yeryüzündeki her noktada her türlü erkenciyim, huyum kurusun! İsveç'te bile uykucu biri olamadım... Her sabah 06.30-7.00 arası kalkıyorum. Hele havalar gittikçe erken aydınlanmaya başladı, yakında 5'te falan kalkarsam hiç şaşırmayın.

07.30-08.00: Kahvaltı! İsveç çok pahalı bir ülke, normal bir taze ekmek 20 SEK civarı yani 7-8 liraya denk geliyor ama ekmek buradaki kahvaltılarımın olmazsa olmazı. Çünkü hem çok lezzetliler hem de bizdeki ekmekler gibi undan ibaret değiller. Normal bir kahvaltım şöyle bir şeye benziyor:



08.00-11.00: Bu saatlerde genelde odamda oluyorum. Bilgisayar keyfi. Bazen yazı yazıyorum, bazen roman (burada çok yazamıyorum sanırım), bazen internette geziniyorum, dizilerimi izliyorum vs...



11.00-13.00: Bisikletimle dışarı çıkıyorum. Şuraya gideyim diye düşünmeden, bisikletime atlayıp gidiyorum. Malmö İsveç'in üçüncü büyük şehri olmasına rağmen her yer birbirine çok yakın, o nedenle hemen hemen şehirde tur atıp dönmüş oluyorum. Şehir Kütüphanesi ve Triangeln'deki alışveriş merkezine her hafta mutlaka gidiyorum. Harika dekorasyon mağazaları var burada. Market alışverişim varsa yapıyorum, ki burada hemen hemen her gün illa bir markete gitmem gerekiyor!








13.00-15.30: Yine yurtta olduğumu varsayarsak, yazı vs. diyelim. Yoğurt-reçel-müsli yiyor olabilirim.


15.30-17.00: Yemek diyelim. Markette dondurulmuş balıklar da satılıyor; somon, morina balığı gibi...

17.00-23.00: Çok değişebilir ama madem odamdayım dedim, o zaman çay saatimi asla atlamam! Zencefilli İsveç cookie'leri eşliğinde... Veya çikolata topları... Yani bisküvi, tatlı illa yerim çayın yanında! Kitap okurum, müzik dinlerim, yerli-yabancı dizi izlerim. Şimdilerde eski dizilerden olan Umutsuz Ev Kadınları'na taktım. Songül Öden'in Yasemin videoları acayip komik, izleyip izleyip duruyorum. Yeni dizilerden Cesur ve Güzel'i kaçırmıyorum. Hayat Şarkısı, Anne de baktığım dizilerden. 




Ve şu anda kar yağıyor! Bu fotoğrafı bir saat önce, bisiklet sürerken çektim: 


Her şeyin "en"lerini yaşıyorum! İki yıl önce Almanya'nın güneyindeki Waldenburg köyüne gittiğimde son yüzyılın en sıcak yazı yaşanmış, bu rekor günlerce haberlere konu olmuştu (o günlerle ilgili yazılarımı şu linkte bulabilirsiniz). Gerçekten muhteşem bir sıcak vardı. Şimdi İsveç'teyim ve şansıma son yüzyılın en soğuk nisan ayı yaşanıyor! Aslında havalar ısınmıştı ama bir anda tekrar buz gibi soğudu: Şu anda kar yağıyor! Bu gördüğünüz de İsveç'le Danimarka'yı birbirine bağlayan Öresund Köprüsü efendim... Brrr, hadi ben kaçtım! 

Daha fazla fotoğraf ve anlık fotoğraflar için beni instagram başta olmak üzere diğer sosyal medya hesaplarımdan da takip edebilirsiniz! Bloglarınızdan tanıdığım sizleri instagram'da vs. görmek çok güzel. 



Hayal Kurmak, Yürümek, İzlenimler

"Hem bir hayal, dostum, bir umut değildir; onunla yetiniriz; hatta, imkansız olduğuna inandığımızda onu daha güzel buluruz, çünkü o zam...