1 Kasım 2016 Salı

AKREP MİYİM YAY MI?


21 Kasım'da doğdum. (Doğum günüm yaklaşıyor öhöm.)

Akrebin son günü.

22'sinde doğsam Yay olacaktım.

Zaten yükselenim de Yay.

İkisinin özellikleri de bana uyuyor.

Duygusal tarafım, zevklerim, detaycı, ayrıntıcı, dikkatli, gözlemci, enerjik, kararlı, çalışkan olmam, hafızamın kuvvetli olması, yakın çevremdeki dostlarımı iyi seçmem, (evet kulağa acayip klişe ve arabesk gelecek ama) sevdim mi tam sevmem sildim mi tam silmem, bir sırrı sonuna kadar saklamam, gizemli, tehlikeli durumların ilgimi çekmesi, altıncı hissim ve sezgilerimin yüzde doksan dokuz oranında hep çıkması tam bir Akrep olduğumun göstergesi. Hayalperest, yaratıcı, sabırsız, dışa dönük, konuşkan, neşeli, meraklı, kararlıyken bile kararsız, esprili, maceraperest yanlarımsa içimdeki Yay'a işaret ediyor.

Şimdi ben Akrep miyim Yay mıyım? 

Severek aldığım ev-dekorasyon dergilerinden biri olan Maison Française'da okuduğum burçlara göre dekorayson önerileri yazısında, Akrep de Yay da tam olarak beni anlatıyor!

"Bir Akrep, kimseyi kolay kolay kendi kişisel ve özel alanına sokmaz. Siz dramatize etmeyi seven birisiniz, bu nedenle evinizin koyu renklerle dekore edilmiş bir tiyatro sahnesine benzemesi sürpriz olmayacaktır. Antrede dev bir tablo, salonda kadife perdeler, yatak odasında işli saten çarşaflar, banyoda ise mermer lavabo ve duvardan duvara bir ayna, sizi yansıtan seçimlerdir. Baskın desenli bir yastık, zebra baskılı bir halı ya da metal aksamlı bir yemek masası, kısacası pek çok kişi için kullanımı imkansız seçimler sizin tercihiniz olabilir, çünkü bir kimliği ve derin bir felsefesi olan eşyalar size çekici gelir. Renk paletinin koyu, gölgeli ve dumanlı tonları, siyah, mor ve mavinin her tonu tam size göre." 

Aynı yazı Yay için şunları söylüyor: "Sürekli seyahatte olan ve hayal gücüyle beslenen ruhunuzu yansıtan eviniz mümkün olduğu kadar üst katlarda olmalıdır ki gökyüzü ile ilişkiniz kesilmesin. Göçebe kültürlere ilgi duyan yay burcunun evi seyahatlerinde alıp taşıdığı objeler ve ara sokaklarda keşfettiği atölyelerden bulduğu özel parçalarla doludur; tasarım klasikleri arasından seçtiği mobilyaların organik tekstiller, küçük bronz heykeller, cam figürler ve seramik aksesuarlarla tamamlanması kaçınılmazdır. Hepsini nereden ve ne zaman aldığını bilir; özel bir hikayesi varsa hatırlar. Açık renkler, mavi, yeşil, sarı, turuncu, mor ve sütlü kahve renginden oluşan sıcak tonlarda bir palet sizi ifade eder."

Eee, bunların ikisi de bana uyuyor!

Daha karanlık, içsel, duygusal taraflarım Akrep'ken... 

Daha aydınlık, yaratıcı, sanatsal taraflarım Yay... 

Ya siyah ya beyaz olma durumu da vardır bende biraz... Yazı dekorasyondan bahsediyor ya, ben de oradan örnekleyeyim en basitinden: Evim ya zemin katta, ayakları yere basan, bahçeli bir villa olsun; ha yok üstte olacaksa da en üstte olsun, göğe yakın olsun, mümkünse de loft olsun. Neden bilmiyorum ama şu hayatta arada kalmışlıkları, belirsizlikleri hiç sevmiyorum. Yazıda Akrep için bahsedilen "pek çok kişi için kullanımı imkansız seçimler, evin tiyatro sahnesine benzemesi, kimliği ve derin bir felsefesi olan eşyaların çekici gelmesi" AYNI BEN. Yay için bahsedilen "hayal gücüyle beslenen ruh, evin seyahatlerde alınan objeler ve ara sokaklarda keşfedilen yerlerden bulunan özel parçalarla dolu olması, hepsinin nereden aldığının, varsa anısının hatırlanması" da AYNI BEN.

N'apcaz şimdi?

Yay gibi gerilir, Akrep gibi sokarım (hahaha nereden de bulurum bu lafları) diyeyim de bu "fala inanma falsız kalma" muhabbetini burada sonlandırayım en iyisi...

Veee bugün 1 Kasım! Doğum günüme az kaldı! İlk kitabım Ters Düz geçen yıl doğum günümde çıkmıştı, dolayısıyla 21 Kasım hem benim doğum günüm hem de Ters Düz'ün...

Ters Düz 1 yaşına girecek!

Instagram'ınız varsa... instagram.com/ofluoglumert

Twitter'ınız varsa... twitter.com/ofluoglumert

Facebook'unuz varsa... facebook.com/ofluoglumert

31 Ekim 2016 Pazartesi

EKRANDAKİ İZDİVAÇ VE MODA PROGRAMLARINI MASAYA YATIRALIM


Televizyondaki izdivaç, moda ve bilumum ev içinde tıkılıp kalma programlarını hep bir parça gizemli bulmuşumdur. Oraya katılan insanlar aslında kimlerdir, günlük hayatlarında ne işle meşguldürler; bunlar hep büyük bir muamma içinde sunulur.

İzdivaçta sunucu, moda programında jüri hep yarışmacıları azarlar. Yarışmacılar da diğer yarışmacıları azarlar. Ağlamalar, sızlamalar, ağız dalaşları, kavgalar kıyametler... Aslında yazılan bir senaryodur bu, ama seyircinin çoğu bunu bilmez. Bilenler de umursamaz. Dizi gibi, vakit geçirten bir şey vardır televizyonda ve kafasını boşaltmak için izler izleyen.

Zuhal Topal, Esra Erol, Seda Sayan izdivaçları... 16.00-19.00 aralığında ekrandadırlar. Zuhal Topal'ın orkestrası arada caz çalar, bak o iyidir o anlamda. Bu izdivaçlardaki talipler/yarışmacılar kanaldan kanala gezer. Üç gün önce Esra Erol'da olan talip bir bakmışsınız hop Zuhal Topal'da, Seda Sayan'daki yorumcu kadın pat Esra Erol'da. Sanki Kıvanç Tatlıtuğ, Beren Saat gibi peynir ekmek gibi kapışılır bu katılımcılar. Kapanın elinde kalırlar. Onlar da evde oturacaklarına konaklama+öğlen yemeği+sıcak su+wifi, giderler programa, işleri ne?

Bu izdivaçlarla ilgili en sinir olduğum, hadi katılımcıları geçtim, sunucunun bile rejiden gelen talimata göre olayları yönlendirmesi ve bazen ağlamayacak olan yarışmacıyı üstüne gide gide ağlatmaları. Hayat hikayesini de kesin deşerler.

İzdivaçlar tamamen senaryo. Hanife mesela kaç yıldır adeta bir "dizi karakteri" olarak Zuhal Topal'da aşkını arıyor. Sezonlarca Umut diye ayılıp bayıldı, Umut ona hiç pas vermedi, tabii bunlar hep senaryo gereği. Bu sezon Umut hop Esra Erol'a transfer olunca, bir başka "büyük aşk"a yelken açtı Hanife. Kime mi? Yabancı birine değil. Popstar Bayhan'a.

Bu izdivaçlarda ana haber öncesi hep en kıdemli çiftleri çıkarırlar, saat 18.30-19.00 arası. Bu çiftler önce ayrılırlar, sonra barışırlar, sonra kumsalda akşam yemekleri, sonra at binmeler, sonra bir daha ayrılırlar, sonra barışıp Anadolu'nun bir köyündeki ailenin yanına el öpmeye giderler. Bunlar hep taktik, hep prodüksiyon. İzdivaç programına katılıp evlenen biri var mı? Katılan sezonlarca orada kalıyor. Çünkü oradaki 20 kişinin 19'u evlenmeye değil, ünlü olup para kazanmaya gidiyor. Bu programlar öyle bir şey ki, talipler  sosyal medyada bir anda fenomen oluyorlar. Programın sunucusunun diyelim 10 bin takipçisi varken Hanife'nin 400 bin takipçisi var. Sanırım gerçekten katılan insanlar da bu umudun peşinde katılıyor. Yüzde doksan dokuzu cast zaten. Hayır rollerini de çok iyi yapıyorlar.

Biraz da moda programlarından konuşalım... İşte Benim Stilim çoktan unutuldu, yerini Gardırop Savaşları aldı. O, bu moda programları içinde nispeten iyi. Hem müzikleri güzel hem de ortam seviyeli. Yani jürisi çok daha iyi ve hakikaten moda konuşuluyor. Ama bazı sorularım var: O dış ses'e niye ısrarla "dış ses" diyorlar? Dış ses kim, ne?  Ve kalite bu sezon bir tık daha düşmüş Gardırop Savaşları'nda, laf atışmaları yaşanmaya başlanmış. Bir de Aycan, Su ve Gizem ilk sezonda da vardı, bu sezon da yine olmaları bariz bir "sevdiğiniz karakterler geçen sezon finalinde elendiler ama biz onları yine buraya koyduk ki bizi izlemeye devam edin" hamlesi. Neyse, insanlar hiç değilse gardolap ya da gardırob diye bir şey olmadığını öğrenseler bu bile kafidir.

Puanım 3,5'tan 4.

Instagram'ınız varsa... instagram.com/ofluoglumert

Twitter'ınız varsa... twitter.com/ofluoglumert

Facebook'unuz varsa... facebook.com/ofluoglumert

İNCİ EVİNER RETROSPEKTİFİ UZATILDI!


27 Kasım'a dek uzatılan İnci Eviner Retrospektifi'ni yeniden görmeli mi? Yeni cevaplar bulmak için belki. Peki yeniden tedirgin olmayacağımın, huzursuzlukla dolmayacağımın garantisini kim verebilir?

İstanbul Modern, İstanbul gibi bir metropolde insanların sanata rahatlıkla (buradaki rahatlıkla ifadesini müzeye giriş ücretleri hayli uygun olduğu, hatta haftanın bir günü giriş ücretsiz olduğu için kullanıyorum) erişebildiği az sayıdaki müzeden biri ve bizleri düşünce gücümüzü zorlamaya, bakış açımızı değiştirmeye davet eden harika sergilerle buluşturmaya devam ediyor. "İnci Eviner Retrospektifi: İçinde Kim Var?" da, 22 Haziran’da İstanbul Modern’de açılan ve tam da bu tanıma uyan sergilerden… Açıldığı ilk günden beri oldukça ilgi gören “İçinde Kim Var?”, ilk başta 22 Haziran-23 Ekim tarihleri arasında olarak duyurulmuştu. Ancak serginin bitmesine birkaç gün kala, İstanbul Modern’den yeni bir açıklama geldi: Retrospektif 27 Kasım'a dek uzatıldı! Buna, retrospektifi görmek isteyenlerin bulunduğu taleplerin sebep olduğunu düşünecek olursak, bu hayli sevindirici bir haber.

Sergideki eserler klasik bir retrospektifte olması gerektiği gibi kronolojik bir sıra içinde değil, geçmişle şimdiyi iç içe geçiren bir yapıda sunuluyor. İnci Eviner’in üretimde bulunmadığı hemen hiçbir alan yok gibi, ancak çalışmalarının temelini desen oluşturmakta. Kendi resmi internet sitesinde de “iş”lerini desen ve video olmak üzere iki başlık altında topladığını görüyoruz. Ben İnci Eviner adını ilk kez 13. İstanbul Bienali’nde duymuş ve eserlerini ilk kez orada görmüştüm. Ama malum, bienalde o kadar çok eser vardı ki, şu anda hangileri ona ait diye soracak olursanız, cevap veremem.

“İçinde Kim Var?”ın eserleri kronolojik bir sıra içinde sunmadığından yukarıda bahsettim, yani pek de alışılagelmiş retrospektiflerden biri değil bu. Retrospektifi alışılagelmedik kılan bir başka nedense, sergi mekanının da adeta sergideki çalışmalardan biriymiş gibi yorumlanmaya açık olması. Ana mekanın küçük labirent koridorlarını andıracak şekilde bölümlenmesi ve bu sayede, üstünde titizlikle çalışılmış bir sahne dekorunu andırması, yani mekanın sunuluş biçimi benim çok hoşuma gitti. Ziyaretçiler için beklenmedik bir sürpriz olarak farklı bir atmosfer yaratılmak istenmişti ve bu başarılmıştı. Bu anlamda, ziyaretçiyi oradan oraya sürükleyen, hareket etmeye, eserlerle yakın bağlar kurmaya teşvik eden bir mekan oluşturulmuştu.

Sergideki eserlerin hepsi üstlerinde ayrı ayrı incelenmeyi ve konuşulmayı gerektiriyor, ancak sizleri sıkmamak adına, en sevdiğim çalışmalardan bahsetmek istiyorum: Harem, Kırık Manifestolar, Kayıp Don, Başımdaki Yabancı, Çerçevelenmiş Çocukluk.



"Harem" ve "Kırık Manifestolar", iki video çalışması. İkisini de hayli enteresan buldum. "Kırık Manifestolar"ı izlerken bir yandan sebepsiz bir huzursuzlukla doluyor, tedirgin oluyorsunuz; ama öte yandan izlemeye de devam etmek istiyorsunuz. Hayvan postu giymiş kızlar, bacaklar, ateşler tıpkı bir fabrikanın seri üretim bandından geçer gibi önünüzden akıp giderken, öylece durup büyülenmiş gibi bakıyorsunuz. “Acaba sonunda bir şey mi çıkacak?” diye düşünüyorsunuz, ama bir yandan da bu tip çoğu sanat işinde olduğu gibi, büyük ihtimalle çıkmayacağının bilincindesiniz. Bir süre sonra döngü tamamlanıyor, video bitiyor, duruyor ve tekrar başa dönüyor. Siz de hala kulağınızda çınlayan köpek havlamaları, bağırışlar, çeşitli gürültülerle önünden ayrılıyorsunuz.

Ben retrospektife İnci Eviner’in desenlerini, fotoğraflarını ve video çalışmalarını daha çok beğendim. Eviner genelde ciddi, tedirgin edici, hatta kimi zaman ürpertici çalışmalar yapıyor. Hatta yazının başındaki balık kafalı insan fotoğraf(lar)ında, bir parça espri yakaladığını da düşünüyorum.

Retrospektifin adının neden “İçinde Kim Var?” olduğunu uzun uzun düşündüm. “İçeride Kim Var?” ya da “İçimde Kim Var?” değil, “İçinde Kim Var?”. Bu, serginin ziyaretçisi olarak bana yöneltilen bir soruydu. Sanatçının bizi içimizde neler olduğunu düşündürtmeye teşvik ettiği açık ve netti. İnci Eviner görünenin ardındaki görünmeyenin, insan bedeninin, gövdenin, bastırılmış insan duygularının, bilinçaltının peşinde. Bu nedenle serginin adı “İçinde Kim Var?” diye düşünüyorum.


Sergiyi gezdikten sonra kafam karışık bir halde İstanbul Modern’in kapısına çıktığımda, sebepsizce gergin olduğumu hissettim. Eviner’in çalışmaları bende şöyle bir hissiyat uyandırmıştı: Bir gün sıradan bir vatandaş olarak ben bile, hatta en çok da sıradan bir vatandaş olduğum için, kolumu, kafamı, bacağımı, belki gözümü bile onun çalışmalarının içinde bulabilirdim. Belki de retrospektifin uzatılmasını bir fırsat bilerek, yeni cevaplar bulmak amacıyla sergiye yeniden gitmekte yarar var. Ama “Kırık Manifestolar”da önümden akıp giden şeritteki kolları, bacakları, “Çerçevelenmiş Çocukluk”taki Merve’nin pek çok yaşanmışlık barındıran masum suratını gördükçe, yeniden tedirgin olmayacağımın, huzursuzlukla dolmayacağımın garantisini kim verebilir?



Funda Arar'ın eski şarkılarından Skandal'ı koyasım geldi. Sus skandal olmasın.



Yabancı olarak da Lisa Ekdahl'dan Heavenly Shower olsun. 

Instagram'ınız varsa... instagram.com/ofluoglumert

Twitter'ınız varsa... twitter.com/ofluoglumert

Facebook'unuz varsa... facebook.com/ofluoglumert

27 Ekim 2016 Perşembe

PİZZA, DİZİLER, 7-8, BALIK, PEKSİMET

Günaydın! Şimdilik Erasmus işlemlerini bir kenara bırakıp, sizlere başka şeyler anlatayım.


En güzel pizza dışarıda değil, evde yapılandır. Her şeyin en güzeli evdeki mutfaktan çıkar. Şimdi ev yapımı bu nefis pizza beni bekler! 

Bu sezon hangi dizileri izliyorsunuz? Benim izlediğim tek dizi Hayat Şarkısı. Aslında bu sezon güzel diziler var. İçerde mesela. Ama dizilerin süresi o kadar uzun ki, internetten part part izleyebiliyorum. Yine de eğer işim yoksa, televizyondan izlemeyi daha çok seviyorum. Saat sekizi gösterdi mi, alalım önümüze çayımızı kahvemizi, sehpada dursun kek tepsisi, kucaklarda kuruyemiş kaseleri, reklam aralarında dizi kritiği, saat dokuzu geçince meyve servisi, ona doğru eğer midede yer kalmışsa birazcık sütle mısır gevreği, bozmayın keyfimizi!

Sezonun iddialı, başlaması beklenen dizilerinin hepsini perşembe akşamına koymuşlar, dizilere de yazık seyirciye de, nasıl olacak? Vatanım Sensin, Kösem, Cesur ve Güzel... Bakalım perşembe akşamının kazananı hangisi olacak?


Malum, şu sıralar palamut bol. Ben de Beşiktaş'ta öğle arası palamut ızgara yemek için geçenlerde yine gittiğim aynı balıkçının yolunu tuttum. Izgara balığımı yedim. Ama geçenki daha mı lezzetliydi ne? 


Yedi-Sekiz Hasanpaşa Fırını'nı biliyor musunuz? Buradan peksimet aldım, öyle tazeydi ki! 


Nathaniel P.'nin Aşk Maceraları bitti bitecek... 


Çırağan Sarayı... Hey taksi! 

Dün de Beril bize kendi usulüne göre vegan browni kek yapmış! Yumurtasız, sütsüz ve tereyağ yerine sıvıyağlı. Nasıl olmuştur ki acaba derken, yeyince tadının hiç de fena olmadığını gördüm. Tabii ki o yağlı ıslak brownilere göre biraz daha kuruydu, ama yanında frambuazla servis edince gayet hoş oldu.

Bu arada, ben de yakında granola bar yapacağım! İnternetteki tariflere göre, malzemelerini almaya başladım. Bakalım Mert granola barları nasıl yapacak? E yapınca tabii ki burada detaylıca anlatırım! 

Instagram'ınız varsa... instagram.com/ofluoglumert

Twitter'ınız varsa... twitter.com/ofluoglumert

Facebook'unuz varsa... facebook.com/ofluoglumert 

24 Ekim 2016 Pazartesi

GÜNDEMİM: ERASMUS!


Herkese merhaba!

Erasmus'la ilgili henüz o yoğun belge prosedürleri başlamadı. Ama şaka maka Ocak ayında gidiyorum! Nereye gittiğimi HALA söylemedim değil mi? Biraz daha tahmin yapmanızı istiyorum, çünkü şu ana kadar doğru tahmin edebilen çıkmadı! Okuldan kabul mektubu geldiğinde, ki bugün yarın gelecek sanırım, onun fotoğrafıyla birlikte nereye gittiğimi de buradan paylaşırım.

Prosedür gereği gerekli olan belgeler vs. bir yana, orada kalınacak olan yurtların seçimi, uçak bileti falan da ayrı konu... 3 çeşit yurt var ve ben seçimimi yaptım aslında. Tek kişilik odada kalacağım. Ama umarım istediğim gibi bir yurt/oda bana çıkar. Çünkü online yurt başvuruları 1 Kasım'da açılıyormuş. O nedenle 1 Kasım tarihinde ben tüm gün bilgisayar başındayım. Hızlı olan kazansın. (Haftaya salı.)

Bir de uçak bileti durumu var tabii. Yavaş yavaş alsam mı diyorum. Şimdi oradaki okulun dersleri 16 Ocak'ta başlıyor, ama 9 Ocak-16 Ocak arası da bir oryantasyon haftası var. Nedir, işte öğrenci şehri tanısın, onu biraz gezdirelim, yabancılık çekmesin hesabı. Güzel fikir. Kaçar mı? Kaçmaz. Ama bir sorun var ki, bizim buradaki final sınavları 4-17 Ocak tarihleri arası. Hadi hocalarla konuşup onu da hallederim, erken girerim vs. Biletlere bir baktım! 9 Ocak pazartesiyle 10 Ocak salı arasında inanılmaz bir fiyat farkı var! Hele 11 Ocak çarşambadan sonra bilet fiyatları iyice düşüyor. Yaklaşık 150-200 lira fark var. Niye böyle anlamadım. Hayır yani madem erken gitmeye kalkıştım, o zaman tam 9 Ocak günü, oryantasyonun ilk günü gitmek isterim ama o günkü biletler nedense çok pahalı. Daha doğrusu, bir tek 9 Ocak günü biletler pahalı. 10'unda, 11'inde gitsem dediğim gibi 150-200 lira düşüyor fiyatlar. 

Ne dersiniz? Sizce erken gidiyorken başlangıcını kaçırmayıp tam 9'unda gideyim değil mi? (bence de öyle) 

Yazın bana!

Edit: Şaka gibi. Ben bu yazıyı yazıp yayımladıktan birkaç saat sonra okul arrival day'i 10 Ocak olarak değiştirmiş. Sesimi mi duydu, yoksa altıncı hissin bu kadarı mı dersiniz? 


instagram.com/ofluoglumert

twitter.com/ofluoglumert

facebook.com/ofluoglumert 

23 Ekim 2016 Pazar

ALMANYA ANILARI

Bir şey hakkında tazeyken yazmayınca sonradan yazmak için pek hevesli olmuyorsun, olsan da okuyan için pek bir anlam ifade etmiyor. Mesela Almanya'daki iki haftalık gençlik kampım hakkında HALA şöyle esaslı bir yazı yazamadım, bundan sonra da yazmam artık. Ama o kadar güzel fotoğraflarımız var ki! Hoş Hohenlohe Açık Hava Müzesi'nden, Rothenburg'a, müsli alışkanlığından Almanya'yla ilgili 13 şaşırtıcı gözlemime dek aslında istediğim bazı spesifik konular hakkında yazabildim ama yine de sizlere anlatmadığım pek çok şey var. Neyse, bunu Erasmus'ta yapmayacağım. Yani günü gününe yazacağım orada. Yani umarım. 


Sevdiğim çok fotoğraf var, bir tanesi kesinlikle bu. Sanki bir dizinin afişi gibi durmuyor mu? Comedy. Drama. Mystery. Love. Secrets. Coming soon on Netflix. 








7/24 Mert ne yapıyor diye takip etmek isteyenler için: instagram.com/ofluoglumert

Twitter'da twitter.com/ofluoglumert ve facebook'ta facebook.com/ofluoglumertadreslerinden de beni takip edebilirsiniz.

21 Ekim 2016 Cuma

HAFTA SONU KİTAP KEYFİ



Gökdelen gölgelerinin üstümüze düştüğü bu şehirde biraz ot, biraz güneş görünce seviniyoruz.


Neyse ki hafta sonu geldi. Bu hafta sonu koltuğa yayılayım, kitap okuyayım, Millennium serisini yeni baştan mı bitirmeli, Ejderha Dövmeli Kız yine beni sürükler mi, dergi karıştırayım, dekorasyon dergisi olur, moda dergisi olur, eskilerden bir film koyayım, belki Marilyn Monroe'dan Bus Stop ya da Some Like It Hot, belki Alfred Hitchcock'tan şöyle gerilimli bir şeyler, Psycho'nun modern uyarlaması olan Bates Motel'in beşinci sezonu başlamadı daha, dizi demişken millet şarkı dinler, ben dizi müziği dinler dizi müziği mırıldanırım, böyle bir şey olamaz, jenerikler çalsın benim kafamda bayılırım, olmadı jaz blues dinleyip salınayım, gerçek müzik onlar arkadaşlar, tatlı yiyeyim, tatlı yazayım. Bloga yazayım. Roman yazayım. Hikaye yazayım. Senaryo yazayım. Yazılacaklar hiç bitmez.

Sizleri çektiğim birkaç kitap ve ev hali fotoğrafıyla baş başa bırakıyorum. 





7/24 Mert ne yapıyor diye takip etmek isteyenler için: instagram.com/ofluoglumert

Twitter'da twitter.com/ofluoglumert ve facebook'ta facebook.com/ofluoglumert adreslerinden de beni takip edebilirsiniz.

Diziler, Filmler... Ne İzlesek?

The Shards 80'ler modası Instagram üstünden pazarlanırken ve insanlar da gönüllü üreticiler olarak 80'ler fotoğraflarını keyifle pa...