2009'dan beri edebiyat, televizyon, sinema, tiyatro, popüler kültür, seyahat ve günlük hayat yazıları...
15 Mart 2022 Salı
2023'ÜN HİT DİZİSİ
3 Mart 2022 Perşembe
MASKE ZORUNLULUĞU NEDEN KALKTI?
Evet, hepimiz çok sıkıldık, bunaldık, darlanduk...
İki yıldır devam eden, canımızdan bezdiren bir salgının içindeyiz.
Uzmanlar sık sık aşılama, maske ve mesafe konusunda açıklamalarda bulunmaya devam ederken, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, koronada alınan yeni kararları açıkladı. Buna göre maske ve HES kodu zorunluluğu kalktı.
"Artık açık havada maske kullanmak zorunda değiliz. Kapalı ortamda havalandırma yeterliyse ve mesafe varsa maske takmak artık şart değil. Yeni dönemde HES kodu uygulaması kaldırıldı. Hiçbir kurum ve kuruluşta HES kodu kontrolü yapılamayacak."
Açık havada maske takmamak evet, tamam, mantıklı, ama kapalı mekanlar için "havalandırma yeterliyse" ifadesi son derece muğlak.
"Havalandırmanın yeterliliğini" kim denetleyecek? Bu demektir ki, artık maske takmayan birini gördüğümüzde "lütfen maskenizi takar mısınız" desek bile (ki zaten gözümüzün ortasına bir yumruk yemek istemediğimiz için toplum içinde etliye sütlüye karışmamaya çalıştığımızdan böyle bir şey demiyorduk), artık o kişi bizi "takmayacak".
Ama bana soracak olursanız, böyle tehlikeli bir açıklamaya hiç gerek yoktu.
Maske takmayan zaten takmıyordu.
Maske takıyorken 300 olan vefat sayısı şimdi insanlar maskelerini takmayınca 1000'i bulmasa iyidir. Çok tehlikeli!
Peki siz, artık maske takmak zorunlu değil diye maske takmayacak mısınız?
Maske zorunluluğu kalktı diye maske takmaktan vazgeçecek misiniz?
Bunu instagram'da da anket olarak sordum, an itibariyle katılımcıların %95'i hayır dedi. Yani bilinçli insanlar maskelerini takmaya devam edecek. Siz de ankete katılıp fikrinizi belirtebilirsiniz.
Kitapyurdu Mert Ofluoğlu kitapları
Bir sonraki yazım "Kitap sektörü iflas mı ediyor?"da görüşmek üzere!
14 Şubat 2022 Pazartesi
LOKUM'A MERHABA DEYİN!
Malum bugün Sevgililer Günü, o nedenle ben de size sevgilimi göstermek istiyorum.
Daha sadece iki ay önce yumurtadan çıkıp dünyaya gözlerini açmış olan bu bebek sultan papağanının babası olmaktan çok mutluyum.
Aslında henüz yalnızca üç haftadır benimle olmasına rağmen şimdiden birbirimize fazlasıyla alıştık. Evinde daha önce kedi ya da köpek beslememiş biri olarak bir kuş edinmek “Acaba yapabilir miyim?” diye uzun süre enine boyuna düşünüp sonunda kararımı verdiğim bir adımdı. Neticede o da bir can, hem de şu kadarcık. Kendisi tanıdığım birçok insandan daha karakterli, dost canlısı ve dürüst.
Bebek kuşların cinsiyeti erişkinliğe girmeye başladıkları beş-altı aya kadar belli olmazmış. O nedenle kendisinin dişi mi yoksa erkek mi olduğunu henüz bilmiyorum, açıkçası çok da umurumda değil. Yine de isim koyma aşamasında ilk başta Meraklı gibi bir şey düşündüm, çünkü onu eve ilk getirdiğimde kafasını kutusundan sabırsızca bir çıkarışı var ki, hiç unutmayacağım. Ama sonra dedim ki durun, bir eve iki Meraklı (ya da Geveze) fazla olur. Arkadaşlarım beni “bir yazara yakışacak” daha havalı isimler koymam konusunda sıkıştırıp durdu, o da nasıl bir şeyse. Kısa bir an için aklımdan Marilyn/Merlin koymak geçti; böylece yazılışları farklı olsa da okunuşları aynı olan bu iki isim, sultan papağanımın dişi olması durumunda adını Marilyn Monroe’dan, erkek olması durumunda da Büyücü Merlin’den alır diye düşündüm ve insanlara “Vay canına, işte bu gerçekten bir yazara yakışacak kadar yaratıcı!” dedirtmeyi başardıktan sonra, durun yahu şaka yaptım diyerek gerçek adını açıkladım: Lokum. Çünkü gerçekten Lokum. Aşşşşşırı şirin, sevimli ve tatlı olduğu için onu hep Lokum diye sevdiğimi fark edince, dedim Lokum olsun.
Doğmamış çocuğuna instagram açan ünlüfenomeninfluenceronparmağındaonmarifetanneblogger’lar gibi olmayayım diye ona henüz “Lokum the Kuş” gibi bir hesap açmadım ama benim de ne yapacağım belli olmaz hani. Uzun lafın kısası artık kendisi kitaplarımla dolu evimin ikinci sahibi, benim Lokum Kuş’um.
Evde sultan papağanı bakmakla ilgili kendi üç
haftalık tecrübelerime dayanarak birkaç şey söylemek istiyorum:
* Bir kere genelde muhabbet kuşu mu yoksa sultan
papağanı mı ikileminde oluyor insanlar; ikisi de kuş olsa da netice itibariyle
biri kuş, biri papağan. Sultan papağanı bakmak muhabbet kuşu bakmaya göre daha
zor olabilir. Çünkü sultan papağanları gerçekten bir köpek gibi ilgi istiyor,
yalnız kaldığında strese giriyor, mutsuz oluyor. Muhabbet kuşu bakmak bu
anlamda bir tık daha kolay olabilir. Ben de önceleri hep muhabbet kuşu
istiyordum ama sonra sultan papağanlarını görünce fikrim değişti.
* Benim kuşu aldığım bilgili abi bana bir sürü şey
söyledi ve bir sürü şey de sattı: Kalamar kemiğinden gaga taşına, enerji
bloğundan dal darıya, ballı sarı kuş yeminden kuş krakerlerine kadar bir sürü
şeyimiz oldu. Ama aslında sultan papağanları için en önemlisi kalamar kemiği,
gaga taşı, normal yemi, yem kabı, suluğu ve tüneği. Diğer o ekstra yiyeceklerle
pek ilgilenmiyor. En azından şimdilik.
* Sultan papağanınız eve ilk geldiğinde onu bir hafta, hatta on gün hiç dışarı salmamanız gerekiyor. Kuşum kafeste sıkılır diye düşünmeyin zira bunu onun iyiliği için yapıyorsunuz. Çünkü nasıl bir ortama geldiğini bilmediği için, öncelikle kafesinin içinden evi gözlemleyip uçabileceği alanların haritasını çıkarması gerekiyor. Aksi halde duvarlara çarpıp ölebilir bile. Yani bu son derece hassas bir konu.
* Ben Lokum’un evimdeki tam bir haftası dolduğunda
kafesinin kapısını açtım. Dışarı çıkmaya tereddütlü ve ürkek görünüyordu ama
sonra bir adım, iki adım derken dışarı çıktı ve salonda fır fır uçmaya başladı. Gitti perdelere tutundu, sonra yere indi,
sonra küçük bir dışkı bıraktı. Ama bunlar gerçekten önemli şeyler değil,
seven katlanıyor. Bir de sonuçta ıslak mendille filan çok rahat silebileceğiniz
şeyler. Yoksa ben biraz temiz ve titizimdir. Ama dediğim gibi, seven
katlanıyor. Bir sultan papağanı aldığınızda kafesinin yanı sıra onu uçurduğunuz
ortamın da temizliğine dikkat etmeniz gerek.
* Lokum hem hareketli bir papağan hem de henüz bebek olduğu için, kendi
yemlerinden veya kafesine astığım dal darısından yerken kafesten dışarıya,
yerlere, halıya ister istemez küçük susamlar, çekirdekler, tozlar fırlıyor.
Bunun maalesef ki bir çözümü yok. Yani kafesin çevresini de temiz tutmanız
gerekiyor. Bunun şöyle bir kısmi çözümü var, o da kafese alttan geçireceğiniz
ince bir tül. Ama o bile Lokum’u kesmiyor. Yerler hep susam!
* Kuşlar yükseği sever. Kafesi bir sehpanın üstüne
koymanız, kuşun sizinle göz hizasında olabilmesi açısından da önemli. Ayrıca
kafesin içinde de kuşlar yüksekte vakit geçiriyor. Yani kafesin zeminine
indiğini ben çok nadir gördüm, genelde hasta olduklarında ya da yemsiz
kaldıklarında yere dökülen yemleri aramak için böyle yapıyorlar. Lokum da
sürekli tüneğinde ya da gaga taşının üstünde oturuyor, Örümcek Adam gibi
tellere tutuna tutuna geziyor filan. Bazen saatlerce aynı yerde oturuyor. Orada sıkılmıyor
mu acaba diye üzülmüyor değilim. Ama sonra ıslıklar çalıyor ve keyfinin gayet
yerinde olduğunu anlıyorum.
* Lokum’u gerçekten hala çözmeye çalışıyorum. Mesela bazen ben yanındayken çok ötmüyor ama sonra ben yazı yazmak üzere odama gittiğimde başlıyor ortalığı yıkmaya! Ötüyor da ötüyor! Nereye gittin, diyor yani bana, beni çağırıyor. Böyle komik ve tatlı bir sultan papağanı kendisi. Sonra yanına gidiyorum, susuyor. Sonra odama gidiyorum, yine ötüyor. Sabahtan öğlene kadar genelde en hareketli olduğu ve ıslık çaldığı zaman dilimi. Mesela ben elimi yıkarken su sesi duyduğunda da sürekli ötüyor. O su sesiyle şakıması arasında bir bağlantı var. Ritmik ve melodik şeylere karşı çok hassaslar. Kuşunuza bol bol şarkı açın.
* “Kuş uykusu” dedikleri şey kesinlikle doğruymuş, bunu bizzat tecrübe ederek öğrendim. Lokum’u uyurken çok nadir görüyorum. Çünkü ne zaman ben parmak ucunda bile olsa
salona gitsem, gözleri anında açılıyor ya da zaten açık oluyor. Hakikaten çok sessiz bir ortamda uyuyorlar.
Bir de sanırım kuşlar gözleri açık uyuyor. Bunun sebebi, ortam güvenli mi diye
içgüdüsel bir tetikte olma hali. Akşamları gözleri açık uyuyor, sonra herhalde
ben uyurken o da tamamen uyuyordur. Bazen de kafasını kanatlarının altına
yumuşturarak uyuduğu bir şekil var ki, orada tam bal, tam Lokum! Gözlerini
kapalı gördüğüm uyku biçimleri de var yani.
* Ve henüz hiç banyo yaptırmadım. Kış olduğu için hasta olur diye yaptırmak doğru olmuyormuş. Havalar ısınınca bakalım neler olacak?
Hepinizi öpüyoruz. (Ve daha birlikte zaman geçireli bir ay bile olmadan telefonumu bin tane fotoğrafıyla doldurduğumu düşünürsek vay geldi kameramın başına.)
Beni instagram'ımdan takip ediyorsanız, hikayelerimde Lokum'u da bundan sonra bol bol görebilirsiniz!
Kitapyurdu Mert Ofluoğlu kitapları
28 Ocak 2022 Cuma
SULTAN PAPAĞANIM OLDU!
Artık bir sultan papağanı babasıyım, hem de daha sadece iki aylık...
Uzun zamandır bir kuş almayı/edinmeyi düşünüyordum, uzun uzun araştırmalarım ve en sağlıklı şekilde nereden alabilirim diye araştırma sürecim sonunda, sultan papağanı aldım...
Kuş ve papağan gibi hayvanlar kedi/köpek gibi olmadıkları için onları sokaktan ya da barınaktan sahiplenemiyorsunuz. Mecburen bir yerden almak zorundasınız. Ben, kuş açısından en sağlıklı yöntem olarak, Beşiktaş'taki bir kuşçu (petshop demek istemiyorum çünkü gerçekten kuş meraklısı ve sevdalısı bir insan) aracılığıyla, kuşun yetiştiricisinden aldım...
Tabii parayla...
Tabii bir kafes...
Ve kalamar kemiği, gaga taşı, enerji taşı, yemlik, suluk gibi gibi şeyler...
Artık http://instagram.com/ofluoglumert 'ten maceralarımızı an be an paylaşırım.
Ama ilk günden hayvancağızı evde bırakıp işe gelmek zorunda kaldım, aklım onda.
Acaba bensiz ne yapıyor?
30 Aralık 2021 Perşembe
PERA PALACE'TA BEŞ ÇAYI: HOŞ GELDİN 2022!
Peki hep duyduğumuz bu Pera Palace'ın tarihçesi nedir? Dünyaca ünlü Orient Express, 1888 yılında Paris-İstanbul seferini yapmaya başladığında, trendeki yolcuların İstanbul’da konaklayabilecekleri yüksek standartlara sahip lüks bir otel bulunmuyordu. Bunun üzerine 1892 yılında yapımına başlanan Pera Palace Hotel, 1895’te düzenlenen açılış balosuyla birlikte ilk misafirlerini ağırlamaya başladı. O günden bugüne bu büyük otel kimleri ağırlamadı ki? Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere İsmet İnönü'den Kral VIII. Edward'a, Kraliçe II. Elizabeth'ten Greta Garbo'ya, Ernest Hemingway'den Jacqueline Kennedy'ye, Agatha Christie'den Alfred Hitchcock'a pek çok ünlü ve tarihi ismin kaldığı bir otel burası.
98 yaşındaki piyanist İlham Gencer'in şen şakrak enerjisi, pembe ceketi ve melodileri eşliğinde sunulan akşamüstü çayı ve ikramlık lezzetler, Pera Palace'ta haftanın her günü saat 15-18 arasında Kubbeli Salon’da konuklarını bekliyor. Açık büfe, bu fotoğraflarda gördüğünüz yiyeceklerden ibaret. Açıkçası koskoca Pera Palace'ın çay saati büfesinde daha çeşitli ve orijinal lezzetler olabilirdi. Yani simit içinde kaşar peyniri de ne? Tabii hakkını yemeyelim, güzel kişler ve çörekler de vardı. Benim gittiğim geçen hafta 195 lira olan çay saatinin bugün itibariyle 290 lira olması şokunu atlatarak, satırlarıma devam ediyorum.
Ben de yeni kitabım Uçurum Zamanı'nın tanıtımı için zamanında Agatha Christie'nin yaptığı gibi otele girdiğimde kaybolsam mı diye düşündüm, ama şöyle ağız tadıyla "sırra kadem basmanın" bile neredeyse imkansız olduğu günümüz sosyal medya dünyasında kayboluşum istenen etkiyi yaratmayabilir diye vazgeçtim. Hem kaybolmak da ne ki, hep birlikte var olalım, çok olalım. 2022 dilerim hepimiz için önce sevdiklerimizle birlikte bol sağlıklı, sonra doludizgin aşklı, ama ayaklarımızın yere bastığı, yine de hayaller kurmaktan hiç vazgeçmediğimiz şahane bir yıl olur. Herkes kendi hayat kitabının baş karakteri, bunu asla unutmayın!
27 Aralık 2021 Pazartesi
BİR TİYATRO: TİMSAH ATEŞİ - BİR FİLM: THE FRENCH DISPATCH
2021'in son hafta sonunu, kültür sanat etkinliklerinden uzak kalmamak için, koronavirüse rağmen kapalı mekanlarda -tabii çift maskeyle- geçirdim. Düşünüyorum da, bizim ülkemizde başlı başına kendine ait ayrı bir mekanda-binada olan tiyatro ve sinema sayımız çok ama çok az. Bir oyun veya film izlemek için illa bir alışveriş merkezinin içine girmek mi gerekiyor? Cumartesi akşamı izlediğim Timsah Ateşi oyunu Zorlu PSM'de, pazar akşamı izlediğim The French Dispatch de Altunizade'deki Capitol AVM'deydi. Capitol'ü pek seviyorum, şirin ve derli toplu bir yer. Dolayısıyla oraya hiçbir itirazım yok. Ama Zorlu Center o kadar kalabalıktı ki, resmen havaalanı gibiydi! Yemek alanında oturacak yer bile yoktu, öyle bir kalabalık...
BİR TİYATRO: TİMSAH ATEŞİ
Cumartesi akşamı Zorlu PSM'de en ön sıradan izlediğim Timsah Ateşi'nde Funda Eryiğit, Hazar Ergüçlü ve Kubilay Tunçer oynuyor. 1989 yılında Kuzey İrlanda'da geçen hikaye, işlemediği bir suç yüzünden sekiz yıl hapis yatan asi bir kız olan Fianna (Hazar Ergüçlü), dindar ablası Alannah (Funda Eryiğit) ve yatalak babalarının (Kubilay Tunçer) evlerinde geçen olayları, kara-komedi tarzında anlatıyor. Oyunda +16 yaş sınırı var, zira biraz kanlı bir oyun.
Oyuncuların performansı (özellikle de Funda Eryiğit'in) ve sahne dekoru şahaneydi (bu tip oyunlarda kurulan o kutu gibi evlerde yaşama isteği...) lakin oyunun metni beni pek tatmin etmedi. Daha alt metinli, görünenin ötesinde alt anlamların kastedildiği, yoğun bir oyun beklerdim. Ama beklentim pek karşılanmadı. Biraz da gereksiz fazla uzundu. Timsah Ateşi'ne notum, 6/10.
BİR SİNEMA: THE FRENCH DISPATCH
Dün Capitol AVM'deki Spectrum'da izlediğim The French Dispatch, Wes Anderson imzası taşıyor. 20. yüzyılda hayali bir Fransız kasabasında geçen film, bölgenin popüler dergisi The French Dispatch'te yayımlanan farklı farklı hikayeleri ele alıyor. Film, derginin genel yayın yönetmeninin ölümü ile başlıyor. Dergi ekibi bir araya gelerek, anma niteliğindeki sayıda yer vermek üzere üç yazı seçiyor. Bu üç yazı için; çifte cinayet nedeniyle müebbet hapis cezasına çarptırılan bir sanatçı, 68’in öğrenci protestoları ve bir şef tarafından çözülen kayıp vakası seçiliyor. Birbirinden bağımsız skeçler gibi, film içinde üç farklı kısa film izliyorsunuz. Filmdeki siyah-beyaz ve animasyon olan sahneler de çok güzel. Şahsen ben film sırasında aklımda bazı düşünceler olduğu için filme çok odaklanamasam da (itiraf), harika bir film, sahneler, müzikler, oyunculuklar ve tabii senaryo mükemmel. Ama ikinci bir kez daha izlemem gerek.
Filmin oyuncu kadrosunda kimler yok ki? Tilda Swinton, Bill Murray, Willem Dafoe, Jason Schwartzman, Bob Balaban, Anjelica Huston, Owen Wilson, Adrien Brody, Benicio Del Toro, Frances McDormand, Saoirse Ronan, Léa Seydoux, Timothée Chalamet, Mathieu Amalric... Call Me By Your Name ile şöhret kazanan Timothée Chalamet, yine geçtiğimiz haftalarda benim de seyrettiğim Dune ile oyunculuğunu farklı bir yere taşımıştı. The French Dispatch'te de izliyoruz genç oyuncuyu. Hatta Netflix'te yayınlanan Don't Look Up'ta da var, henüz izlemedim, son aylarda Netflix'i pek açmıyorum. Filmin müziklerinde bugüne kadar 11 kez Oscar’a aday olan Fransız besteci Alexandre Desplat'in imzası var. The French Dispatch'e puanım, 8/10.
Veee, haftaya bugün 2022 mi gelmiş olacak yani? Hayır, buna hazır değilim.
8 Aralık 2021 Çarşamba
YENİ KİTABIM UÇURUM ZAMANI'NA İLK OKUR YAZILARI SİZLERDEN GELDİ!
Yeni kitabım Uçurum Zamanı'na dair kitap yorumu olarak yazılmış ilk yazılar, siz sevgili blog okurlarımdan geldi. Ben de mutlulukla paylaşayım.
İlk yazı Okuma Günlüğüm blog'undan gelmiş. "Ece bu romanda bir taraftan Bozbalık'ta kardeşleri ile kurduğu yeni yaşamına alışmaya çalışıyor, bir taraftan gizemli mesajların sırrını araştırıyor, bir taraftan da kalbindeki gerçek aşkı arıyor. ... Mert Ofluoğlu yine Trabzon'un eşsiz güzelliğini, yaşam tarzını, kendine özgü tatlarını arka plana yerleştirip okuruna her sayfasını merakla çevirttiği heyecanlı ama aynı zamanda psikolojik yönü de olan harika bir romana imza atmış. ... 400 sayfaya yakın roman su gibi akıyor."
Diziler, Filmler... Ne İzlesek?
The Shards 80'ler modası Instagram üstünden pazarlanırken ve insanlar da gönüllü üreticiler olarak 80'ler fotoğraflarını keyifle pa...
-
12. bölüm 11. bölüm 10. bölüm 9. bölüm 8. bölüm 7. bölüm 6. bölüm 5. bölüm 4. bölüm 3. bölüm 2. bölüm 1. bölüm 13. BÖLÜM ...
-
Geriye dönüp çocukluğumda okuduğum kitaplara baktığımda, kütüphanemin en özel köşesinde duran seri hiç şüphesiz T alihsiz Serüvenler Diz...
-
Her sezon iddialı projelerle evlerimize konuk olan Bennu Yıldırımlar’la, "Buluşma Yeri" adlı oyununun bu sezonki son gösterimin...


